NEVRUZ VE HIDRELLEZ
SELİM GÜRBÜZER
Baharın müjdecisi diye yâd edilen
Nevruz’un bir kültür kodu olduğunu bizatihi Asyatik kaynaklar doğrulamakta. Peki,
baharın müjdecisi Nevruz olur da, yazın müjdecisi olmaz mı? Hiç kuşkusuz yazın müjdecisi
de Hıdrellez’dir.
Bakın, Evliyaullah ne diyor; “Her geceyi
Kadir bil, her kulu Hızır bil.” Evet, bu anlam yüklü veciz söz meramımızı
anlatmaya yeter artar bile. Nasıl
yetmesin ki, Hızır darda kalanların
imdadına yetişen baş tacımızdır. Bu yüzden
Hızır’ı ‘Hızır Baba’ olarak biliriz
hep. Hele Hıdrellez günleri geldiğinde izini süreriz de. Malumunuz karada darda
kalan insanın en sıkıntılı anında yardımına koşup himaye etmeyi esirgemeyen
Hızır (a.s.) ile denizlerde yardım eli uzatan İlyas (a.s.)’ın kucaklaşıp buluştuğu güne ‘Hıdrellez’ denmekte.
İşte bu büyük buluşma ‘yaz’ mevsimi olarak anlam kazanır da. Nasıl ki, Nevruz
baharın müjdeleyen bir muştusuysa Hıdrellez de yaz mevsiminin muştusudur. Dolayısıyla
Türk dünyasında her iki muştuda geniş kabul görmüş kültür kodumuzdur. Nitekim
Prof.Dr. Orhan Türkdoğan’ın Nevruz’u ‘eski bir kültür kodu’ olarak tanımlaması yerinde bir tespittir.
Gerçektende
Nevruz ve Hıdrellez kültürümüzün en önemli Asyatik özelliğe sahip iki temel sacayağıdır.
Nevruz İslâm öncesi Türk kültüründe varlığını hissettirirken Hıdrellez de İslâm’la
mecz olmuş Türklükte ağırlığını hissettirmiştir. Her iki kültür kodunun öncesi
veya sonrası fark etmez sonuçta bu kültür kodlarının Türk kültürü kombinezonu içerisinde
yer alması ve günümüze kadar varlıklarını sürdürebilir olması çok mühim
hadisedir elbet. Hakeza Nevruz ve Hıdrellez sanki birbirinin ikiz kültür kodu
gibi İslâm’la şereflenen kavimlerde değişik veçheye bürünüp yeni misyon yüklenmesi
ise bir bambaşka önem arz eden husustur. Nasıl mı? Bikere Nevruz, İslâm öncesi bir kısım kavimlerde
“Yeni Gün”(YENİ KÜN) olarak kutsiyet kazanırken İslam
dairesine giren bir kısım kavimlerde ise Hz. Ali’nin doğum günü olarak yâd
edilir. Her ne kadar Arap ülkelerinde
Nevruz ve Hıdrellez kutlamalarına pek rastlanmasa da İran ve İslâm’la hemhal olmuş
Türklükte Nevruz ve Hıdrellez bir başka anlam yüklenerek kutlanır. Dahası M.Ö.1500–2000
yıllarında Türk coğrafyalarında yılbaşı olarak kutlanan Nevruz, İslâm dairesinin
etki alanına girdiğinde “Sultan”
kimliği ile kendini hissettirecektir. Böylece Sultan Nevruz Hz. Ali’nin
(k.v.)’in kutlu doğumunu hatırlatırcasına Türk’ün ruhuna kana kan, cana can katar
da. Nitekim bundan 30–40 sene öncesinde
Malatya’da Sultan-Nevruz geleneğinin hayatiyet kazanması bunun en bariz
göstergesidir.
Elbette ki İslam öncesi manada Asyatik
kökenli Nevruz’un uzaktan yakından dinimizle alakası yoktur, bu bir kültür
kodudur sadece. Ama Hıdrellez öyle
değil, İslam’la alakalıdır. Hıdrellez şenlikleri Asyatik kaynaktan beslense de Hızır
kavramı başlı başına kendi öz kodunda dini ritüel içermekte. Böylece Alevi-Bektaşi
kültür sahasında tüm ağırlığıyla kendini hissettiren bir değer olarak karşımıza
çıkar. Bu yüzden Hıdrellez’e sadece iklim değişikliği gözüyle bakamayız, tıpkı Nevruz gibi ‘Yeni Gün’ meşalesine benzer bir yaklaşımla ‘Yeniden Diriliş’
meşalesi olarak da yad edilebiliriz pekala.
Zira ilkbaharın sonunda toprak, nebatat, hayvanat, insanat hep birlikte dirilişe
geçerek yaz mevsimini muştular. Bu aynı zamanda nasıl ki yaratılış sırrı gereği
ilkbahar yaza, yaz sonbahara, sonbahar kışa dönüşüyorsa, çocukluk gençliğe,
gençlik ihtiyara, ihtiyarlıkta ölüme dönüşüp ahrette dirileceğimizin teyididir.
Şu da var ki; Nevruz’un
(Yeni Gün) sırf İran’a has bir kültür
kodu olduğunu söylemek büyük yanılgı olur. Öyle olsaydı 21 Mart günü geldiğinde Türk
dünyasında Nevruz’un çeşitli etkinliklerle kutlandığına şahit olmazdık. Kaşgarlı Mahmut’un ‘Nevruz’a Divan-ı Lûgati’t Türk’te
zikretmesi kuvvetle muhtemeldir ki, İran
Şehname’sini de etkilemiş olabileceğine işarettir. Aynı şeyi tersinden
düşündüğümüzde Nevruz kavramının Fars kökenli bir kavram olması hasebiyle tarihte
kültür yakınlaşmalarının getirdiği bir netice olarak bizim etkin sahamızı da
girmiş olabilir. Ancak Fars kökenli diye Nevruza sahip çıkmamak da doğru bir
yaklaşım olmaz, İran’dan da etkilenmiş
olsak kültür zenginliğimiz olarak bağrımıza basmamız gerekir. Sonuçta ortak
kültür kodu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Madem öyle Nevruz’u tek başına ne
Şii bayramı, ne tek başına İran Şahı
Cemşid’in Azerbaycan’da taht kurduğu gün, ne de tek başına Türklerin yılbaşı başlangıcı,
yani on iki hayvanlı takvim ve Sultan Melikşah döneminin Celali takviminde yer
alan 21 Martı yılbaşı olarak okuyabiliriz. Bunların tamamını kucaklayan bir
kültür kodudur. İşte bu yüzden Nevruza diğer
kültür kodlarının bakış açılarına da müdahil olmaksızın ortak değer olarak
bakmak en doğrusu.
Öyle
anlaşılıyor ki Nevruz hem bir kültür kodu, hem yeni bir güne başlangıç, hem de arınma sembolümüzdür. Hele ki, Ergenekon Destanî ve İran’ın Şehname’si
arasında ki paralelliğe baktığımızda asyatik kaynaklı kültür alışverişlerindeki
geçişlerin varlığını rahatlıkla görebiliriz. Nasıl mı? İşte Ergenekon’un
esaretten hürriyete çıkış abidesinde geçen demir dövme figürü, Şehname’de zikredilen
demirci Kawa’nın yaktığı Nevruz ateşinin özgürlük meşalesinde geçen
temalarla örtüşebiliyor. Yani; Ergenekon’da hürriyet meşalesi rehberi Gökböri
(Bozkurt) olurken, Şehname’de bir
bakıyorsun özgürlük meşalesi demirci Kawa olmakta. İşte Ergenekon’da dört
yüzyıl yaşayan Türk’ler söz konusu bu efsanevi rehber eşliğinde özgürlük uğruna
demir dağları ateşleyip (eritip) öyle
düzlüğe çıkmışlardır. Besbelli ki her iki destanda da ortak payda özgürlük ateşidir.
Bu yüzden Ergenekon destanında geçen ‘Demirci’ ile Şehname’deki ‘Kawa’ hürriyete giden yolun diriliş
meşalesi rehberleri olarak karşımıza çıkmakta dersek yeridir. Besbelli ki
özgürlük ateşi her iki kültür kodun da arınma manasına yeni bir güne geçişi muştular.
Ama öyle günler gelmiş ki, Bolşevik
ihtilaliyle birlikte 70 yıl komünizmin esareti altında yaşayan Kazaklar,
Kırgızlar, Azeriler, Özbekler, Tatarlar, Türkmenler vs. yeni gün muştumuz
Nevruz’u doya doya kutlayamamışlardır, sadece bu süreçte gönül dünyalarında ukde
olarak yaşamışlardır. Neyse ki komünizmin Sovyetler Birliğinde çökmesiyle birlikte
Nevruz ateşi yeniden alev alıp Asyatik kültür olarak sahne alabilmiştir. İyi ki
de almış, Kırgızlar için Manas artık bundan böyle bir destan olmanın ötesinde bambaşka
duygu seli halini alan abide olur. İşte bu duygu seli dilden dile, gönülden
gönüle yayıldıkça Hızır’ın (a.s.) bitkilere bereket verdiği düşüncesi zihinlere
kazınır bile. Öyle ki, onun bastığı topraklarda baharla birlikte bereket geleceğine
olan inanç daha da kavileşir. Hakeza İlyas
(a.s.) içinde aynı inanış hâkimdir. Yani, bu yüce Peygamberin bastığı her karış
toprakta insanların etinden sütünden ve tiftiğinden yararlandığı hayvanların çoğalmasında
bereket kaynağı olduğuna inanılır.
Peki ya
Türkiye? Malum Türkiye’de bir
zamanlar ‘Nevruz’ ne, ne değildir pek bilinmediği içindir, hain PKK
terör örgütü boşluktan istifade her yıl Nevruz günü geldiğinde bu kültür
kodumuzu kendi siyasi emellerine alet edecek noktaya getirebilmiştir. Tabii genç nesillere bu kültür kodumuzu vakti
zamanında bir eğitim program dâhilinde verilmezse olacağı buydu, bu yüzden
bugün olmuş hala milletçe Nevruz’un keyfini çıkaramıyoruz. Boşa dememişler
tabiat boşluğu sevmez diye, maalesef yıllarca ihmal ettiğimiz alanı birileri kendi
siyasi emellerince kullanabilmiştir. Şimdi daha yeni yeni aklımızı başımıza aldıkta
artık devlet millet dayanışmasıyla birlikte kutlanır hale gelebildik. Olsun
geçte olsa kültür hazinelerimizin kıymetinin farkına varmamız önemli bir
hadisedir. Bakın bir ünlü İranlı tarihçi ne diyor; “Selçukluların bayrakları da sarı-yeşil ve kırmızı olmak üzere üç
renkten ibaretti.” diyor. Evet, buradan
şu noktaya gelmek istiyoruz: Devletimiz geçmişte PKK’nın elinde koz olarak tuttuğu
istismara yönelik propaganda malzemelerini akıl dolusu kültürel politikalarla
elinden alması gerekirken seyirci kalıp Selçuklu kilimini kaptırmışız da. Ne zaman ki kültür zenginliklerimizin bir
başkalarınca bize koz olarak kullanıldığını fark ettik, işte o zaman devlet
olarak harekete geçip daha yeni Nevruza sahip çıkar olduk.
Türk dünyasında
kutlanan sadece Nevruz mu? Hiç kuşkusuz Hıdrellez de Nevruz gibi baş tacı kültür
kodumuzdur. Hıdrellez’in daha çok
Anadolu ve Balkan Türk coğrafyasında çok yaygın kutlanması bir yana İslam’ın
Hızır (a.s.)’ın darda kalanların imdadına yetişen bir zat tanımlamasıyla
birlikte Asyatik kültür kodunun şimdi bir başka mecrada önemini daha da
artırmıştır. Üstelik Hızır (a.s.), Alevi-Bektaşi
kültür cem halkasında da yer almaktadır.
Söz konusu bu kültür kodunun daha da derinliklerine inildiğinde Hacegân
Pir’lerinin Alevi-Bektaşi kültürüne ilham
kaynağı olduğu görülür. Bu demektir ki; Hızır (a.s.) sadece sıkıntıya
düşenlerin yardımına koşan remz olmanın ötesinde Hacegân silsilesinin
şeceresinde yer alan pek çok Gönül Sultanlarının da nisbet kaynağıdır. Bu
yüzden gerek Mevlevilik olsun gerek Bektaşilik olsun pek çok tarikatın nisbeti Yusuf-i
Hemedânî’ye dayanmaktadır. Bakmayın siz öyle tarikatların isminin farklı
olmasına, köklerine indiğimizde Mevleviliğin ve Bektaşiliğin bir nisbeti de Yusuf-i
Hemedânî’ye uzanmakta. Belli ki bu iş Hacegan
mutfağında pişirilip nisbet öyle pay edilmiştir. Kaynağın başında Hâce Yusuf-i Hemedânî (k.s) olunca
ister istemez Nakşibendî tarikatının Asya’ya, Anadolu’ya ve Balkanlara nasıl
dalga dalga yayıldığı şimdi daha iyi anlıyoruz. Çünkü halifelerinden biri Piri-
Türkistan’dır. Yani Hâce Yusuf-i Hemedânî (k.s)’ın nisbetini Türk-i Cumhuriyetlere yayan
kol başıdır. Bir diğer ismiyle Hoca Ahmed Yesevi’dir. Bu yüzden o’nu anarken manevi Başbuğumuz. Piri
Türkistan olarak yâd ederiz hep
Evet, Pir-i
Türkistan-ı Ahmed Yesevi (k.s), Türk dünyasının manevi Başbuğ Velisidir Zaten Mevleviliğin
ve Bektaşiliğin Yesevi pınarından beslenmesi, Hıdrellez kültür kodunun da
buradan neşet bulduğunun delilidir. Madem
öyle bize düşen başta Hâce Yusuf-i Hemedânî Hz.leri olmak üzere o’nun
yetiştirdiği talebelerinden Ahmed Yesevi ve Abdulhâlik-ı Gücdevânî’yi Hıdrellez
bağlamında kutlanacak şenliklerde nefesini hissettirmektir. İslâm
öncesi “Yeni Gün”(YENİ KÜN) olarak yâd edilen Nevruz
artık gelinen noktada hele şükür Hz. Ali’nin doğum günü olarak karşılık bulabiliyor.
Keza Hıdrellez’de öyledir. Nasıl karşılık bulmasın ki, Hacegan silsilesinin
kahır ekseriyeti Ehlibeyt neslinden gelen Gönül Sultanlarıyla donatılmış
şeceredir. Düşünsenize Pir-i Türkistan-ı Ahmed Yesevi’nin feyiz aldığı kol’un Yusuf-i Hemedânî’den iki kola
ayrılır. Birinci kolda günümüz Gönül Sultanlarından Gavs-ı Sani’ye uzanan
halkada yer alan Abdûhâlik-ı Gücdûvanî (k.s)’ın nisbeti vardır. İkinci kolunda
ise Bektaşi-Alevi kültür sahasının kaynağını teşkil eden Pir-i Türkistan Ahmed Yesevi’nin
Orta Asya’ya, oradan Anadolu, Balkanlar ve tüm dünyaya dalga dalga yayılan
feyiz ve bereket ışığı vardır. Mesela Birinci kolda ki nisbette Abdülhâlik-ı Gücdevânî’nin hayatına
baktığımızda hafi zikir talimatını bizatihi Hızır (a.s.)’dan aldığını görürüz..
İşte bu inceliği anlayabildiysek
Hıdrellezi de anlamışız demektir. O halde
Hızır (a.s)’ın verdiği talimatın gereği adabı usulünce Hıdrellez şenliklerini kutlamak
gerekir.
Hıdrellez kültür kodumuza tasavvufi bir bakış
getirmemize katılırsınız ya da katılmazsınız ama şu da var ki yazın başlangıcı denilince
ilk zihnimize takılan ismin ‘Hızır Baba’ olduğu gerçeğini değiştiremeyecektir.
Düşünsenize ismi bizi bu kadar heyecanlandırıyorsa hakikatine vakıf olsak kim bilir
ne halde oluruz. Madem Hızır anılınca heyecan duyuyoruz, o halde daha ne
duruyoruz gelin bu heyecanı ilkbahar muştusunu Sultan Nevruzca, yaz muştusunu da Hızır Babaca kutlayıp yâd edelim. Yâd edelim ki her
iki kültür kodumuzda bereket ve diriliş kaynağımız olsun. Yeter ki niyet
hayır akıbet hayrolsun, inşallah her
gördüğümüzü Hızır bilen, her geceyi de Kadir bilen bir anlayışla Hıdrellez günümüz
mübarek olur. O günde Hızır Baba’nın yakacağı
aşk ateşiyle günahlardan tövbe edip (arınıp)
sabaha uyandığımızda yeniden diriliş muştumuz olacağı muhakkak. Unutmayalım ki
böylesi günlerde çıkaracağımız en büyük ders bu dünyaya gönül yıkmaya değil
gönül yapmak için geldiğimiz idrak etmek olmalıdır. Gönülleri fethedelim ki madden
ve manen arınmış olalım. Ki; kültür
kodlarımız topyekûn dirilişimiz için vardır. İşte bu yüzdendir ki, böyle günleri vesile
edinerek her bahar başlangıcı ve her yaz başlangıcı geldiğinde ruh dünyamızda
bir takım dalgalanmalar eşliğinde coşkunluğumuzu bu şenliklerle taçlandırırız.
Nasıl taçlandırmayalım ki, bakın Hızır
ve İlyas (a.s.)’ın buluştukları an bizi kendimizden alıp kendimize
getirebiliyor. Botanikçilerimiz bitki âlemini, zoologlarımız hayvan âlemini
analizini yapmaya çalışa dursun, biz bu arada sübjektif bir bakış açısıyla
Hızır (a.s.)’ı bitkilerin fotosentez kaynağı, İlyas (a.s.)’ı da insanların
beslediği hayvanatın bereket kaynağı olarak inansak ne kaybederiz ki. Bilakis
çok şey kazanırız. İyi düşünelim ki iyi olalım.
Zira bizim kültür kodlarımız her şeyi güzel görmeyi düstur
edinmiştir, bize de böyle düşünmek yaraşır
zaten. Sakın ola ki berekette nedir es geçmeyin, bakın köpek nesli bir doğumda bir sürü enik
doğurduğu halde koyunun bir doğuruşundaki bereketten mahrumdur. İşte bu
duygular eşliğinde her yıl Anadolu’nun birçok yöresinde kutlanan Hıdrellez bu
açıdan baktığımızda bereketlenmemize vesile gündür. İcabında bu da yetmez
Hıdrellez günü geldiğinde kırlara çıkıp, şenlikler düzenleyerek kendi iç dünyamızda
her dem yeniden canlanır canlar misali kendimizi diriliş gününe hazırlarız da.
.
Allah’a
çok şükürler olsun ki yaşadığımız coğrafya bize İlyas (a.s) ve Hızır babamızı
hatırlatacak kültür kodlarını sunmakta. İşte Allah’ın izniyle Hızır (a.s.) bitkilere fotosentez kaynağı ab-ı hayat kaynağı
olmak için, İlyas (a.s.)’da hayvanların
kuzulamasına bereket kaynağı olmak için vardır. Şimdi gel de Hıdrellez
şenliklerde şenlenme, ne mümkün. Şenlenelim
ki, genç neslimiz Noel Baba masallarıyla oyalanmasın. Aksi halde yabancı kültürün
esiri olmuş yitik nesli karşımızda buluruz. En iyisi mi haramiler genç
kuşakları boyunduruk altına almadan her doğan çocuğu en dar anımızda yardımımıza koşan Hızır Baba masallarıyla
büyütelim. Buna mecburuz da.
Öyle ya, Hıristiyan Avrupa’nın Noel
babası var, neden bizim bir ‘Hızır
Babamız’ olmasın ki. Ya da kendimiz
olmak varken başkası olmak niye? O halde
Devlet toplum kaynaşmasıyla Hızır Baba’mızı Hıdrellez şenliklerinde hakkiyle
genç nesillere tanıtmalı.
Tanıtalım
ki yarınlarımız aydınlık olsun.
Vesselam.
http://www.enpolitik.com/haber/138410/baharin-mujdecisidir-nevruz.html

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder