3 Mart 2017 Cuma

İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI SATUK BUĞRAHAN



                         İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI   SATUK BUĞRAHAN

SELİM GÜRBÜZER

                       İlk Müslüman Türk hükümdarı Satuk Buğra Han’dır. Asıl adı Bezir Arslan Han’dır. Tarihler 829 yılını gösterdiğinde Karahanlı Türk Hükümdarının oğlu olarak dünyaya gelir. Yani babası Tengri Kadir Buğra Han’dır.   Nesebi Türk bin Yafes bin Nuh’a dayanır. Babası Buhara’ya yaptığı bir seferde vefat ettiğinde amcası Oğulcak Kadir Han’la evlenen annesinin himayesinde büyüyecektir.
      Hazır Oğulcak Kadir ismini anmışken Samanoğullarından bahsetmemek olmaz.  Samanoğulları Horasan ve Maveraünnehir civarında kurulan bir devlettir. Hükümdarı İsmail bin Ahmed’dir.  Ancak hükümdarlığı el bebek gül bebek geçmez,  kardeşleriyle giriştiği taht kavgaları bayağı canına tak ettirip çareyi Kaşgar civarında Oğulcak’ın himayesi altına girmekte bulur. Hatta bu arada Oğulcak Kadir Artuc nahiyesinin idaresini de o’na verir.  İyi ki vermiş,  zira Satuk Buğra Han’ın sık sık uğradığı yerlerden bir yerdir. Bu demektir ki Müslüman olmasına vesile olacak o büyük buluşma burada gerçekleşecektir. Nasıl mı? Bir gün yine buraya yolu düştüğünde ticaret kafileleri arasında dolaşıp dururken bir anda gözü Müslümanların eğilip kalkmalarına dikkat kesilecektir,  hoşuna gider ama bir türlü bu eğilip kakmalarına anlam veremez. Merak edip; 
         —Bu yaptığınız hareketler nedir diye sorar.
        Nasir bin Ahmed cevaben:      
    Bu günde beş vakit kıldığımız namazdır der.
        Tabii Nasir bin Ahmed verdiği bu cevapla da yetinmez,  akabinde İslam dini ile alakalı pek çok mevzuları da ayrıntılı bir şekilde izah ettiğinde Satuk Buğra Han’ın gönlünde iman nuru parlamaya başlar ve oracıkta on iki yaşında Müslümanlıkla şereflenir.    
        İbn’ül Esir’den aktarılan bir rivayete göre de;  Satuk Buğra Han’ın Müslüman oluşu rüyasında gökten inen bir zatın Türkçe lisanla: “Müslüman ol ki, dünya ve ahrette selamete eresin” çağrısı üzerine gerçekleştiğidir.  
           Tabii rivayetler bunlarla sınırlı değil dahası var:  Satuk Buğra Han’ın bizatihi rüyasında Resulullah’ın (s.a.v) talimatıyla Müslüman olduğu yönünde rivayetlerde vardır.. Şöyle ki; Türkistan’da büyük bir iştiyakla okunan Satuk Buğra Han tezkiresinde geçen menkıbede şöyle rivayet edilir:
       “Allah Resulü Miraca çıktığı gece Peygamberler arasında tanımadığı bir kimseyi görmüş ve Cebrail’e o’nun hangi Peygamber olduğunu sormuş. Cibril Emin de o’nun Peygamber değil  333 yıl sonra yani Miladi  944 yılında Türkistan’ı dinine sokacak Satuk Buğra Han’ın ruhu olduğu..”
         İşte Hz. Peygamber (s.a.v)’ın Satuk Buğra Han hakkında dile getirdiği bu sözler karşısında Ashab-ı kiram Allah Resulünden o’nu görmeyi dileyecektir. İşte bu dilek üzerine o an başlarında Türk külahı ve silahlı kırk atlının Allah Resulünün meclisini selamlayıp öyle teşrif ederler. Allah Resulü ashabına yönelip;  işte Buğra Han’ın ervahı şu,  yanındakiler de arkadaşlarının ervahıdır der.  Hatta bu arada Türk Han’ın hidayetine vesile olmuş Samani Ebu Nasr’ın ervahı da bildirilir.
      Bir başka menâkıb’de geçen rivayete göre de;
     Ebu Nasr Türkler arasında İslam’ı yaymak maksadıyla ticarete başladığında, bir gün rüyasında Peygamberimiz (s,a,v)’in kendisine:
        — Ey Ebu Nasr!  Tez elden Türkistan yolunu tut! Orada Tekin Satuk Buğra Han seni bekliyor der.  Tabii emir büyük yerden olunca böyle rüyaya can kurban,  derhal 330 kişilik kervanla yola çıkar bile. Böylece Fergana’nın başşehri Andican’da kendisini adeta bekliyor halde on iki yaşında ki gencecik Buğra Hanla göz göze geldiklerinde Müslüman olmasına vesile olur.  Hatta Satuk Buğra Han’ın yakın akrabasından elli kişi de kelime-i tevhid getirip tabi olacaklardır. Bu arada Satuk Buğra Han amcası Oğulcak’tan Müslüman olduğunu tedbir maksadıyla gizli tutmayı ihmal etmez de. Ancak nereye kadar gizleyebilirdi ki, amcası git gide durum vaziyetten şüphelenir hale geldiğinde adamlarını peşine takacaktır.  Neyse ki sıkı takiplerle Satuk Buğra Han’ın abdest alıp namaz kıldığı kendisine bildirildiğinde yeğeni hakkında hemen hüküm vermekte acele etmez. Bizatihi olayı yerinde yeğenini sınayarak kesin hükmünü verecektir.  İşte bu maksatla ilk iş yeğenini put haneyi tamir etmekle görevlendirmek olur.  Tamda yeğeninin bam teline basacak sınamadır bu. Zira Satuk Buğra Han’ın değil put hanede iş yapması,  adını bile duymaya tahammülü yoktu. Zaten düşündükçe de için içini yer,  o an derdini Nasir bin Ahmed aklına gelip anlatma ihtiyacı hisseder. Nasir bin Ahmed’e konuyu açtığında şöyle teselli eder:
         —Merak etmeyesin oğul, şimdi burası put hane olarak yapılır, bir gün gelir sen orayı cami’ye çevirirsin. 
         Satuk Buğra Han bu altın sözler karşısında derin nefes alıp rahatlar.  Böylece denilenleri yapmaya çalışır da.
          Her neyse gel zaman git zaman derken Abdülkerim Satuk Buğra Han artık 25 yaşına ayak bastığı çağdadır.  Ve bu yaşta İslami ilimleri hıfzetmiş toy bir delikanlı olarak Müslüman olduğunu gizlemeye gerek duymaksızın bu uğurda amcasıyla mücadeleye kararlılığını ortaya koymaktan yüksünmeyecektir. Kaşgar hükümdarı amca Harun Buğra Han bu kararlılık karşısında derhal hareket geçip yeğeninin tekrar eski dinine dönmesi için çaba sarf edecektir.  Ancak boşa bir çaba, bu kez ecel yakasına yapışacaktır. Böylece muradına eremeden göç eylediğinde Satuk Buğrahan’a hükümdarlık yolu açılır da.  Ve hükümdar olur olmaz etrafında 300 kadar süvarilik güç edinecektir. İlerleyen zamanlarda bu sayı 1000’i bulduğunda fethettikleri topraklarda Atbaşı olur da. Atbaşıyken de 300 kişilik ilave daha kuvvet edinip bu kez Kaşgar’ı fethedecektir.  Bu fetih aynı zamanda Oğulcak Kadir Han’ı öldürüp saltanatına son vermesini de beraberinde getirir. Böylece Kaşgar halkına da İslam’ın kapıları açılmış olur. Hiç kuşkusuz bunda üst üste kazandığı zaferlerle İslam’ın kapılarını Türk’e açan ilk Hükümdar Satuk Buğra Hah’ın katkısı çok büyüktür. Nitekim Kaşgarlı Mahmud’un bu meyanda zikrettiği  “Allah’ın; Benim Türk adını verdiğim ve şarkta yerleştirdiğim bir ordum vardır. Bir kavme gazaplandığım zaman onları o kavim üzerine saldırırım (hâkim kılarım)”   Kutsi hadis anlam kazanır da.  (Bkz. Divanı Lügat’üt Türk 1, S. 294).
       Evet, Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın ilk Müslüman Türk Hakanı olarak Türk’ü İslam’la buluşturmasında ki etkisi bir bambaşkadır.  Öyle ki; bu etki İslam’ı kabul eden ilk Türk boylarından Karahanlı ve İdil Türklerini de kamçılayıp İslam’ın bayraktarlığına soyunmalarına vesile olacaktır. Böylece bu etkin gaza ruhu sayesinde her Türk reayası Hakanına İslam’a hizmet ettikçe sahip çıkıp bu uğurda can vermeyi göze alırda.  Bu öyle bir etkilemedir ki bunda en büyük pay sahibi Satuk Buğra Han yaşı 96’ya vardığında bile adalet kılıcı tüm ülke halkların Müslüman olması için işlemekten geri durmayacaktır,  bu sayede batıda Amuderya boylarından tutunda, güneyde Kış Kezek ve kuzeyde Karakuruma kadar her kim varsa Müslümanlıkla şereflenir de.  İşte bunca seferlerin muvacehesinde hastalığın pençesine düştüğünde Kaşgar’a dönmek zorunda kalır.  Şimdi ahrete göç zamanıdır.  Artuç’da Meşhed denilen yerde gözü arkada kalmayacak şekilde nur içinde kabrinde rahat uyur da.

           SELÇUKLU’NUN DOĞUŞU


      İslam’la şereflenmek bambaşka bir duygu selidir.   Hele şereflenmeye gör,  bir bakıyorsun Karahanlı Türkleri Türkistan’da, Gazneli Türkleri Hindistan’da, Oğuz ve Selçuklu Türkleri Anadolu’da,  Osmanlı’da üç kıtada cihangir devlet olarak adından söz ettirebiliyor.  Düşünsenize başlangıçta Söğütte iki yüz bin Türkmen çadırı otağı halde iken ilerisinde bir bakıyorsun cihana hükmeden Osmanlı doğa gelmekte. Bunda hiç şüphesiz Karahanlıların Müslümanlıkla şereflenmelerinin katkısı çok büyüktür. Nitekim Tarihi kaynaklar da Karahanlılar’ın asli unsuru olarak bilinen Karlukların Satuk Buğra Han’ın çekim alanına girmesinden tutunda,   M.960/ H.349 yılında iki yüz bin çadırdan oluşan Türkmen obalarının göçebe topluluklar halde İslam dinine dâhil oluşları da öyledir.   İşte bu ve benzer bir dizi hadiseler Oğuz neslinin Maveraünnehir bölgesini yurt edindikten sonra Mekke’de doğan İslam güneşinin üzerlerine sirayet etmesiyle birlikte Türkistan’da bahar havası esecektir.   Üstelik Türkistan’da esen bu bahar havası civar illerdeki Türkmen obalarını da etkileyip Türk’ün o büyük buluşması bir hayal değil gerçek olur da.  Derken bu büyük buluşmayla birlikte yeryüzü sathı öyle bir zaman gelir ki,   İslam’la hemhal olan Türklere dar gelir de. Bu demektir ki Ergenekon’da çıkışımız boşa değilmiş. Ve bu çıkışımız destanlarımızda şöyle dile getirilir: 
      Türk’ün önünde beliren Bozkurt hareket edince:
        —Göç ediniz, istikamet ileri der. 
       Türklerinde canına minnet zaten, bozkurt ilerledikçe ilerler,  durduğunda durup otağını kurmak için konaklar. Nasıl olsa maksat hâsıl olmuştu,   bozkurt bir daha görülmemek üzere sırra kadem basar da.   
      Zaten bir noktadan sonra Türkler rehbere ihtiyaç duymaz,  kendi öngörüleriyle hareket edecektir. Hedef belirledikleri ülkelere üç koldan yayılırlar da. Öyle ki; Hindistan’a gidenler putperest topluluk halde yaşarken,  kuzeye gidenler Rumların Kumania (Kıpçak-ili, Cemub Rusya ülkesi) adını alarak Hıristiyanlaşırlar,  batı tarafına giden Ya’i Selçuk Oğuzları da Arap fütuhatının etkisi altına girip İslam’la şereflenmekle Halifelik Araplardan olmak kaydıyla Müslüman toplulukların idaresini üstleneceklerdir.
        Evet, Türk’ün eline İslam kılıcı geçince tarihin ivmesi bir başka eksene kayar.   Kayması da gaye tabii durum, çünkü o yıllarda Araplar ve Berberiler yükselişin rehavetine kendilerini kaptırdıklarında gevşeyeceklerdir,  daha yeni Müslümanlıkla şereflenmiş Karahanlılar ise doğuda fetih hareketine girişip tüm derdi davası cihat olur.  Gaznelilerde fetih harekâtını Hindistan seferiyle sınırlı tutacaktır.  Peki ya Büveyhîler? Onlarda Abbasilerle mücadele içerisine girip etkisi zayıfta olsa Şii devleti kurmakla yetinecektir. Malum, diğer küçük devletlerde birbirlerinin kuyusunu kazımakla meşgul olduklarından hiçbirinin İslamın hamiliğine katkı oluşturacak devlet olamayacaktır. Neyse ki Türklerin İslam’la şereflenmesi bir anda umutları yeşertip nihayet Selçukluların hâkimiyetiyle birlikte bu buhranlı devre sona ermiş olur.
           Velhasıl; Satuk Buğra Han’ın açtığı diriliş sancağı Selçukluya sıçramış, Selçukludan da Osmanlıya geçip cihanşümul olmuşuz.
              Vesselam.    
            
http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/918/ilk-musluman-turk-hakani-satuk-bugra-han.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder