İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI SATUK BUĞRAHAN
SELİM GÜRBÜZER
İlk Müslüman Türk hükümdarı Satuk
Buğra Han’dır. Asıl adı Bezir Arslan Han’dır. Tarihler 829 yılını gösterdiğinde
Karahanlı Türk Hükümdarının oğlu olarak dünyaya gelir. Yani babası Tengri Kadir
Buğra Han’dır. Nesebi Türk bin Yafes
bin Nuh’a dayanır. Babası Buhara’ya yaptığı bir seferde vefat ettiğinde amcası
Oğulcak Kadir Han’la evlenen annesinin himayesinde büyüyecektir.
Hazır Oğulcak
Kadir ismini anmışken Samanoğullarından bahsetmemek olmaz. Samanoğulları Horasan ve Maveraünnehir civarında
kurulan bir devlettir. Hükümdarı İsmail bin Ahmed’dir. Ancak hükümdarlığı el bebek gül bebek geçmez, kardeşleriyle giriştiği taht kavgaları bayağı
canına tak ettirip çareyi Kaşgar civarında Oğulcak’ın himayesi altına girmekte
bulur. Hatta bu arada Oğulcak Kadir Artuc nahiyesinin idaresini de o’na verir. İyi ki vermiş, zira Satuk Buğra Han’ın sık sık uğradığı yerlerden
bir yerdir. Bu demektir ki Müslüman olmasına vesile olacak o büyük buluşma
burada gerçekleşecektir. Nasıl mı? Bir gün yine buraya yolu düştüğünde ticaret
kafileleri arasında dolaşıp dururken bir anda gözü Müslümanların eğilip kalkmalarına
dikkat kesilecektir, hoşuna gider ama
bir türlü bu eğilip kakmalarına anlam veremez. Merak edip;
—Bu yaptığınız hareketler
nedir diye sorar.
Nasir bin
Ahmed cevaben:
—
Bu günde beş vakit kıldığımız namazdır der.
Tabii Nasir
bin Ahmed verdiği bu cevapla da yetinmez,
akabinde İslam dini ile alakalı pek çok mevzuları da ayrıntılı bir
şekilde izah ettiğinde Satuk Buğra Han’ın gönlünde iman nuru parlamaya başlar
ve oracıkta on iki yaşında Müslümanlıkla şereflenir.
İbn’ül Esir’den aktarılan bir rivayete
göre de; Satuk Buğra Han’ın Müslüman
oluşu rüyasında gökten inen bir zatın Türkçe lisanla: “Müslüman ol ki, dünya
ve ahrette selamete eresin” çağrısı üzerine gerçekleştiğidir.
Tabii rivayetler bunlarla sınırlı değil
dahası var: Satuk Buğra Han’ın bizatihi
rüyasında Resulullah’ın (s.a.v) talimatıyla Müslüman olduğu yönünde rivayetlerde
vardır.. Şöyle ki; Türkistan’da büyük bir iştiyakla okunan Satuk Buğra Han
tezkiresinde geçen menkıbede şöyle rivayet edilir:
“Allah Resulü Miraca çıktığı gece
Peygamberler arasında tanımadığı bir kimseyi görmüş ve Cebrail’e o’nun hangi
Peygamber olduğunu sormuş. Cibril Emin de o’nun Peygamber değil 333 yıl sonra yani Miladi 944 yılında Türkistan’ı dinine sokacak Satuk
Buğra Han’ın ruhu olduğu..”
İşte Hz. Peygamber (s.a.v)’ın Satuk
Buğra Han hakkında dile getirdiği bu sözler karşısında Ashab-ı kiram Allah Resulünden
o’nu görmeyi dileyecektir. İşte bu dilek üzerine o an başlarında Türk külahı ve
silahlı kırk atlının Allah Resulünün meclisini selamlayıp öyle teşrif ederler. Allah
Resulü ashabına yönelip; işte Buğra Han’ın
ervahı şu, yanındakiler de
arkadaşlarının ervahıdır der. Hatta bu arada
Türk Han’ın hidayetine vesile olmuş Samani Ebu Nasr’ın ervahı da bildirilir.
Bir başka menâkıb’de geçen rivayete göre
de;
Ebu Nasr Türkler arasında İslam’ı yaymak
maksadıyla ticarete başladığında, bir gün rüyasında Peygamberimiz (s,a,v)’in
kendisine:
— Ey Ebu Nasr! Tez elden Türkistan yolunu tut! Orada Tekin
Satuk Buğra Han seni bekliyor der. Tabii
emir büyük yerden olunca böyle rüyaya can kurban, derhal 330 kişilik kervanla yola çıkar bile.
Böylece Fergana’nın başşehri Andican’da kendisini adeta bekliyor halde on iki
yaşında ki gencecik Buğra Hanla göz göze geldiklerinde Müslüman olmasına vesile
olur. Hatta Satuk Buğra Han’ın yakın akrabasından
elli kişi de kelime-i tevhid getirip tabi olacaklardır. Bu arada Satuk Buğra Han
amcası Oğulcak’tan Müslüman olduğunu tedbir maksadıyla gizli tutmayı ihmal
etmez de. Ancak nereye kadar gizleyebilirdi ki, amcası git gide durum
vaziyetten şüphelenir hale geldiğinde adamlarını peşine takacaktır. Neyse ki sıkı takiplerle Satuk Buğra Han’ın
abdest alıp namaz kıldığı kendisine bildirildiğinde yeğeni hakkında hemen hüküm
vermekte acele etmez. Bizatihi olayı yerinde yeğenini sınayarak kesin hükmünü
verecektir. İşte bu maksatla ilk iş
yeğenini put haneyi tamir etmekle görevlendirmek olur. Tamda yeğeninin bam teline basacak sınamadır
bu. Zira Satuk Buğra Han’ın değil put hanede iş yapması, adını bile duymaya tahammülü yoktu. Zaten
düşündükçe de için içini yer, o an
derdini Nasir bin Ahmed aklına gelip anlatma ihtiyacı hisseder. Nasir bin Ahmed’e
konuyu açtığında şöyle teselli eder:
—Merak etmeyesin oğul, şimdi burası
put hane olarak yapılır, bir gün gelir sen orayı cami’ye çevirirsin.
Satuk Buğra Han bu altın sözler
karşısında derin nefes alıp rahatlar.
Böylece denilenleri yapmaya çalışır da.
Her neyse gel zaman git zaman derken
Abdülkerim Satuk Buğra Han artık 25 yaşına ayak bastığı çağdadır. Ve bu yaşta İslami ilimleri hıfzetmiş toy bir
delikanlı olarak Müslüman olduğunu gizlemeye gerek duymaksızın bu uğurda
amcasıyla mücadeleye kararlılığını ortaya koymaktan yüksünmeyecektir. Kaşgar hükümdarı
amca Harun Buğra Han bu kararlılık karşısında derhal hareket geçip yeğeninin
tekrar eski dinine dönmesi için çaba sarf edecektir. Ancak boşa bir çaba, bu kez ecel yakasına yapışacaktır.
Böylece muradına eremeden göç eylediğinde Satuk Buğrahan’a hükümdarlık yolu
açılır da. Ve hükümdar olur olmaz
etrafında 300 kadar süvarilik güç edinecektir. İlerleyen zamanlarda bu sayı 1000’i
bulduğunda fethettikleri topraklarda Atbaşı olur da. Atbaşıyken de 300 kişilik ilave
daha kuvvet edinip bu kez Kaşgar’ı fethedecektir. Bu fetih aynı zamanda Oğulcak Kadir Han’ı öldürüp
saltanatına son vermesini de beraberinde getirir. Böylece Kaşgar halkına da İslam’ın
kapıları açılmış olur. Hiç kuşkusuz bunda üst üste kazandığı zaferlerle
İslam’ın kapılarını Türk’e açan ilk Hükümdar Satuk Buğra Hah’ın katkısı çok
büyüktür. Nitekim Kaşgarlı Mahmud’un bu meyanda zikrettiği “Allah’ın; Benim Türk adını verdiğim
ve şarkta yerleştirdiğim bir ordum vardır. Bir kavme gazaplandığım zaman onları
o kavim üzerine saldırırım (hâkim kılarım)” Kutsi hadis anlam kazanır da. (Bkz. Divanı
Lügat’üt Türk 1, S. 294).
Evet, Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın ilk Müslüman
Türk Hakanı olarak Türk’ü İslam’la buluşturmasında ki etkisi bir
bambaşkadır. Öyle ki; bu etki İslam’ı
kabul eden ilk Türk boylarından Karahanlı ve İdil Türklerini de kamçılayıp
İslam’ın bayraktarlığına soyunmalarına vesile olacaktır. Böylece bu etkin gaza
ruhu sayesinde her Türk reayası Hakanına İslam’a hizmet ettikçe sahip çıkıp bu
uğurda can vermeyi göze alırda. Bu öyle
bir etkilemedir ki bunda en büyük pay sahibi Satuk Buğra Han yaşı 96’ya vardığında
bile adalet kılıcı tüm ülke halkların Müslüman olması için işlemekten geri
durmayacaktır, bu sayede batıda Amuderya
boylarından tutunda, güneyde Kış Kezek ve kuzeyde Karakuruma kadar her kim varsa
Müslümanlıkla şereflenir de. İşte bunca
seferlerin muvacehesinde hastalığın pençesine düştüğünde Kaşgar’a dönmek
zorunda kalır. Şimdi ahrete göç
zamanıdır. Artuç’da Meşhed denilen yerde
gözü arkada kalmayacak şekilde nur içinde kabrinde rahat uyur da.
SELÇUKLU’NUN DOĞUŞU
İslam’la şereflenmek bambaşka bir duygu
selidir. Hele şereflenmeye gör, bir bakıyorsun Karahanlı Türkleri
Türkistan’da, Gazneli Türkleri Hindistan’da, Oğuz ve Selçuklu Türkleri
Anadolu’da, Osmanlı’da üç kıtada
cihangir devlet olarak adından söz ettirebiliyor. Düşünsenize başlangıçta Söğütte iki yüz bin
Türkmen çadırı otağı halde iken ilerisinde bir bakıyorsun cihana hükmeden
Osmanlı doğa gelmekte. Bunda hiç şüphesiz Karahanlıların Müslümanlıkla şereflenmelerinin
katkısı çok büyüktür. Nitekim Tarihi kaynaklar da Karahanlılar’ın asli unsuru
olarak bilinen Karlukların Satuk Buğra Han’ın çekim alanına girmesinden
tutunda, M.960/ H.349 yılında iki yüz
bin çadırdan oluşan Türkmen obalarının göçebe topluluklar halde İslam dinine
dâhil oluşları da öyledir. İşte bu ve
benzer bir dizi hadiseler Oğuz neslinin Maveraünnehir bölgesini yurt edindikten
sonra Mekke’de doğan İslam güneşinin üzerlerine sirayet etmesiyle birlikte
Türkistan’da bahar havası esecektir.
Üstelik Türkistan’da esen bu bahar havası civar illerdeki Türkmen
obalarını da etkileyip Türk’ün o büyük buluşması bir hayal değil gerçek olur
da. Derken bu büyük buluşmayla birlikte
yeryüzü sathı öyle bir zaman gelir ki,
İslam’la hemhal olan Türklere dar gelir de. Bu demektir ki Ergenekon’da
çıkışımız boşa değilmiş. Ve bu çıkışımız destanlarımızda şöyle dile
getirilir:
Türk’ün önünde beliren Bozkurt hareket edince:
—Göç ediniz, istikamet ileri der.
Türklerinde
canına minnet zaten, bozkurt ilerledikçe ilerler, durduğunda durup otağını kurmak için
konaklar. Nasıl olsa maksat hâsıl olmuştu,
bozkurt bir daha görülmemek üzere sırra kadem basar da.
Zaten bir
noktadan sonra Türkler rehbere ihtiyaç duymaz,
kendi öngörüleriyle hareket edecektir. Hedef belirledikleri ülkelere üç
koldan yayılırlar da. Öyle ki; Hindistan’a gidenler putperest topluluk halde
yaşarken, kuzeye gidenler Rumların
Kumania (Kıpçak-ili, Cemub Rusya ülkesi)
adını alarak Hıristiyanlaşırlar, batı
tarafına giden Ya’i Selçuk Oğuzları da Arap fütuhatının etkisi altına girip
İslam’la şereflenmekle Halifelik Araplardan olmak kaydıyla Müslüman
toplulukların idaresini üstleneceklerdir.
Evet, Türk’ün eline İslam kılıcı geçince
tarihin ivmesi bir başka eksene kayar.
Kayması da gaye tabii durum, çünkü o yıllarda Araplar ve Berberiler yükselişin
rehavetine kendilerini kaptırdıklarında gevşeyeceklerdir, daha yeni Müslümanlıkla şereflenmiş Karahanlılar
ise doğuda fetih hareketine girişip tüm derdi davası cihat olur. Gaznelilerde fetih harekâtını Hindistan
seferiyle sınırlı tutacaktır. Peki ya
Büveyhîler? Onlarda Abbasilerle mücadele içerisine girip etkisi zayıfta olsa
Şii devleti kurmakla yetinecektir. Malum, diğer küçük devletlerde birbirlerinin
kuyusunu kazımakla meşgul olduklarından hiçbirinin İslamın hamiliğine katkı oluşturacak
devlet olamayacaktır. Neyse ki Türklerin İslam’la şereflenmesi bir anda
umutları yeşertip nihayet Selçukluların hâkimiyetiyle birlikte bu buhranlı
devre sona ermiş olur.
Velhasıl; Satuk Buğra Han’ın açtığı
diriliş sancağı Selçukluya sıçramış, Selçukludan da Osmanlıya geçip cihanşümul
olmuşuz.
Vesselam.
http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/918/ilk-musluman-turk-hakani-satuk-bugra-han.html

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder