9 Şubat 2018 Cuma

VAKTAKİ BİR ZAMAN PAPA 16. BENEDİKTUS’UN BİZİ DÜŞÜNDÜREN ZİYARETİ


             PAPA 16. BENEDİKTUS’UN BİZİ DÜŞÜNDÜREN ZİYARETİ

                                                                                                           SELİM GÜRBÜZER


          Slavlar hakkında hem siyasi teşkilat hem de devlet kurma yönünden yeteneksiz ırk dersek yeridir. Esclave (slav) köle demektir zaten. Düşünebiliyormusunuz Slavlar adına uygun davranıp tarihin belli dönemlerinde Türk ve Cermen idaresi altında yaşayarak ancak varlıklarını koruyabilmişlerdir. Yinede devletsiz himaye altında yaşamalarına rağmen ileriki dönemlerde coğrafyanın getirdiği bir takım avantajları kullanaraktan iyi bir konuma gelebilmişlerdir. Bilhassa Rus Prenslerinin Bizans’tan hem Ortodoks Hıristiyanlığını, hem kültür yazıtlarını kapmaları hem de bu arada Altınordu Hanlığının parçalanmasıyla birlikte kuvvet kazanacaklardır.  Hele bir kuvvet kazanmaya görsünler hemen doğu ve güneye doğru yelken açaraktan eski Türk ülkelerini istila edecek fırsatını yakalarlar bile. Derken bizim açımızdan Moskof çizmesi altında yaşamanın getirdiği sancılarla baş başa kalma bir durum ortaya çıkar.  Hatta bu arada Slavlaşan bir kısım Türkler, Balkanlarda Bulgar devleti kurar kurmasına da bu da bir başka yeni sıkıntılara kapı aralayacaktır. 
          Hele ki Çarlık Rusyası gücüne güç kattıkça Çarlarda o ölçüde sıcak denizlere inme ülküsü şuuru ile hareket edeceklerdir. İcabında ülküleriyle de yetinmezler kendilerini Moskof Patriğinin eliyle taçlandırırlarda. Böylece giydikleri tacın İsa’nın tacı olduğunu,  dolayısıyla İsa’nın temsilcisi olduklarını ilan etmekte beis görmeyeceklerdir. Tabii hal vaziyet böyle olunca,  Moskof Patriğinin’de canına minnet Hıristiyanlığa öncülük etmenin Çarların hakkı olduğu savını devamlı işleyecekdir.  
            Ne diyelim işte görüyorsunuz Patrik, cihan hâkimiyeti yolunda Çar'ları Hıristiyan âleme böyle takdim ederken bizde maalesef Lozan koridorlarında boza pişirip misakı milli sınırları içerisinde kalmayı zafer olarak addetmişiz. Yetmedi hilafetin ilgası kararını alaraktan İstanbul’un artık İslam âlemine yönelik birleştirici dini merkez özelliğini kendi elimizle boğmuş oluruz. Yetmedi Ortodoks patrikhanesinin statü kazanmasına ses çıkarmayıp gönüllerini hoş tutmuşuz da Bu durumda bağımsızlığına kavuşan tüm Ortodoks milletler Fener Rum Patrikhanesinden ayrılıp milli Patrikhanelerini kurar hale gelmişlerdir. Şimdi gel de tüm bu olup bitenler karşısında eseflenme.  Düşünsenize bir zamanlar Katolik baskılar karşısında soluğu Osmanlı şemsiyesi altında alıp dini ayinlerini özgürce yapar hale gelen Ortodokslar, bir bakıyorsun Osmanlı hasta yatağına düştüğünde ahde vefasızlık bir tutum içerisine girebiliyorlar Kaldı ki onlar Alman Protestanlarını bağrımıza basıp kucaklayışımızı da unutmuş gözüküyorlar.  
            Aslında Hıristiyan Papalık başlangıçta maddeperest Roma’ya karşı dini hassasiyetle kurulmuş müesseseydi. Ne zamann ki kilise otoritesine güvenerekten dünyevi olan her şeye müdahale eder hale gelir işte o zaman toplumun tüm kesimlerin tepkisini çekeceklerdir. Zira kilisenin bu tutumu Avrupa’nın sefalet bataklığı içerisine düşmesine yol açan bir durumdu. Öyle ki Avrupa o yıllarda kilisenin bu tutumu yüzünden karanlık ortaçağını yaşayacaktır. Bilim hak getire,  bilimden söz eden derhal giyotine kurban giderdi.  Tabii Giyotine kurban verilenler çoğaldıkça o ölçüde de yeni arayışlarda beraberinde gelecektir. Neyse ki batı daha öncesinde bize karşı düzenlediği Haçlı seferlerle cephede İslam medeniyetiyle yüzleşme imkânı bulmuşlardı. Böylece bizden aldığı aşılar ortaçağ karanlığından çıkmalarına yetecektir. Derken kilise ile olan çatışmadan akıl galip çıkıp Rönesans doğacaktır. Ancak Avrupa bu kez pozitif aklın esiri olacaktır.  Yani ruh köklerinden yoksunluk batı insanını ruhi bunalıma sürükleyecektir.  İşte bu noktada ruhi bunalıma düşmüş batı toplumu şimdilerde kurtuluşu yeniden Papalık müessesinde görecektir.  Öyle ki Papalığa sadece dini lider sıfatı gözüyle değil aynı zamanda devlet başkanı bir merci gözüyle bakılır artık. Nitekim bu durumu İstanbul Fener Rum Patriğinin Papayı davet ettiği yıllarda tüm çıplaklığıyla gördük bile. Zaten o günleri yaşayanlar çok iyi bildiği gibi görünürde nazik davetmiş gibi gözüken hadise Türk kamuoyu nezdinde kuşku uyandıran hadise olarak karşılık bulacaktır. Bu durumda elbette ki Türk Dışişlerimiz kamuoyunun bu endişelerini dikkate alamazlıktan gelemezdi. Öyle ya bizim devlet anlayışımız gereği devlet başkanı sıfatı taşıyan bir kişi ancak devlet düzeyinde çağrılmasını gerektirirdi. Dolayısıyla böyle bir durumda sessiz kalmak Fener patriğinin ekümenik iddialarını onaylamak anlamına gelirdi ki,  Allah’tan Hariciyemiz kamuoyunun hassasiyetine ters bir tutum içerisine girmedi. Hiç kuşkusuz böyle durumlarda kılı kırk yarıp kırk düşünmek zorundaydık.  Olayı bütünüyle baktığımızda ise bu meselede kim bilir belki de Patrikhane konumuna güç katmak amacıyla Papayı davet etmiş olabileceği gibi bir taşta iki kuş vurmanın hesabıyla Ortodoks ve Katolik âleminin birlikteliğine yönelik bir amaçta gütmüş olabilir. İşte bu yüzden her ihtimali düşünerek hareket etmeye mecburuz da. Hele ki günümüzde kim dost kim düşman belli değil artık. Tarihten bugüne baktığımızda sureti haktan görünüp de bizi arkadan hançerleyenlerin haddi hesabı yoktur dersek haddimizi aşmış sayılmayız. Şimdi gel de tüm bu yaşananlardan sonra Papanın gelişinden kuşkulanma. Kaldı ki bizi asıl düşündüren bir başka husus ise Papa 16. Benediktus’un Türkiye ziyaretinin evvelinde Batı ve İslam dünyası arasında mevcut husumetin zirveye ulaştığı noktada gerçekleşmiş olmasıydı. Zaten Time dergisinin bu meseleyi kapak konusu yapması endişe etmekte haklılığımızı ortaya koyuyordu da.  Nitekim Papanın daha önce İslam Dinine yönelik sarf ettiği sözlerin hesaba kattığımızda,  o malum derginin Papa 16. Benedictus’un ilk kez Müslüman ülkeye gittiği algısını ballandıra ballandıra habire zihinlere işlemesi ve dünya gündemine taşıması bize pek de hayra alamet bir ziyaret gözükmemesi normal bir durumdur.  Kaldı ki Avrupa’da bile Papa’nın daha öncesinden İslam karşıtı dile getirdiği sözler tasvip görmezken biz nasıl olurda ansızın böyle bir ziyaret kararı karşısında endişe duymayalım ki.  Derken bu endişeler eşliğinde yediden yetmişe hemen herkes artık bu ziyaretin İslam âleminde nasıl karşılanacağı merak konusu olur da. Malum bu endişelerin bir öncesi var birde sonrası var. Öncesinde Salman Rüşdü’nin Şeytan ayetleri kitabı skandalı var, sonrasında ise Danimarka krizi patlak vermişti ki doğrudan Peygamberimizi hedef alan bir çirkin hadiseydi.   İşte Danimarka krizinin gerginliği daha henüz soğumamışken birde bunun üstüne kendisinin papalığa gelmesi endişelerimizi daha da artıracaktır.  Hele ki Peygamberimize yönelik hakaret içeren cümleleri de düşündüğümüzde öyle yenilir yutulur cinsten unutulacak sıradan hadiseler değildi elbet. Hiç kuşkusuz böyle portre çizmiş bir insanın Papalık rütbesiyle topraklarımıza adım atıyor olacak olması Müslümanlarca hoş karşılanmasını beklemek hayal olurdu.  
           Artık olan olmuştu bikere, bu noktadan sonra iç ve dış kamuoyu Papanın Türkiye’ye ziyaretine çevirmişti ki;  o yıllarda bir de baktık ki tüm beklentilerin aksine sanki eski papa gitmiş, yerini başka bir papa almıştı. Yani bu kez bambaşka bir portreyle karşılaştık.  Değim yerindeyse her bakımdan kemale ermiş, sempatik tavırlara bürünmüş yeni bir Vatikan lideri vardı karşımızda.  Tabii,  bu gördüklerimiz bir oyun mu yoksa geçmişte sarf ettiği sözlerinden pişmanlık duyup özür dileme görüntüsü mü veriyor pek bilinmez ama iç ve dış kamuoyunu şaşırtan vaka olduğu muhakkak.   
        Öyle ya,  bayram değil seyran değil,  Vatikan ne oldu da 180 derecelik ani bir dönüşle, ülkemize yaptığı ziyaretle Müslümanlarla Hıristiyanların sıcak temas içerisine girercesine göz kırpabiliyor, doğrusu şaşmamak elde değildi. Hiç kuşkusuz Sultanahmet camisinde Papanın saygı duruşu bir tutum sergilemesi de bizi şaşırtacak cinsten bir hadisedir. Görünen manzaranın arka planını bilmesek de sonuçta daha öncesinden kamuoyunda birikmiş olumsuz havanın dağılmasına yeten örnek bir tutum diyebiliriz. Ama yine de ihtiyatı elden bırakmamak gerekti.  Zira o yıllarda zihinler hala pek berrak sayılmazdı.  Nasıl berrak olsun ki, bikere Papanın yanında en yakın danışmanlarından biri vardı ki,  o isim Ortadoğu ilişkileriyle alakadar Henry Kissinger'den başkası değildi elbet. Ki,  bu adam bir zamanlar Nazi soykırımından kaçmış Musevi bir ailenin çocuğudur. Tabii Papanın bir diğer başka danışmanı daha vardı ki, o da medeniyetler çatışması teziyle isim yapmış şu meşhur Bernard Levis'ti elbet.  İşte tüm bu örnekler hala ortada orta da dururken Papa hakkında nasıl ihtiyatlı olabilirdik ki.  Malum, nice Papalar, nice Hıristiyan misyonerler bizim olan diyarlardan gelip geçmişler ve bu geçişlerin çoğu da beli bir planın yürürlüğe konuluşu geçişlerdi. Bize ait olan topraklarda önce ellerinde İncil sonra tüfeklerle geldikleri bir sır değil artık. Ardından bıraktıkları içi boş kilise taş bir kule ve bronzla yaptıkları karalama kampanyalarda işin cabasıydı elbet. Öyle anlaşılıyor ki yaptıkları tahribatların izleri öyle kolay kolay silinecek gibi gözükmüyor.  Hele bir de buna içimizde yıllar boyu batının Truva atı olarak sızmış FETÖ ihanet çetesinin Papa ile kol kola girip dinler arası diyalog çağrısıyla altımızı oyan planın 15 Temmuz darbe girişimiyle ayyuka çıkması o çağrıların ne demek olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.
            Evet,  her ne kadar Papa o yıllarda Ortodoks ve Katolik dünyası arasında konsensüs sağlanmasına hizmet olsun diye topraklarımıza ayak basmış olsa da,  halk değimiyle ağzıyla kuş tutsa bile sırf geçmişte İslam âlemine yönelik sarf ettiği o çirkin sözlerden dolayı yaptığı bu ziyaret Müslümanlara pek inandırıcı gelmeyecektir. Bize sadece tarihler 2013’ü gösterdiğinde Papa’nın görevinden istifa etmesi inandırıcı gelecektir. Çünkü kendi içinde patlak veren bir hadisedir bu.  Umarız bundan sonraki adımlarda bu kez oyun kuran biz oluruz. Nitekim bugünlerde Fırat Kalkan ve Zeytin Dalı harekâtımızla ezanlarımız, salalarımız Suriye’de, Şam’da,  Bağdat’ta,   yankılanıp batı dünyasını tedirgin etmiş durumda.  Varsın birazda onlar bizden endeşelene dursunlar. Kaygı duysunlar ki,  bizimle oyun oynanamayacağını bilsinler. 
          Velhasıl;  onların bir hesabı varsa,  Yüce Allah’ında Müslümanların lehine değişmez hesabı vardır. 

         
Vesselam. 
http://www.bayburtpostasi.com.tr/vaktaki-bir-zaman-papa-16-benediktus-un-bizi-dusunduren-ziyareti-makale,7531.html 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder