ÖLÜM KATILIĞI
SELİM GÜRBÜZER
Sonsuzluk tutkusu anne karnında başladığı
şundan besbelli ki anne adet kanından kesilebiliyor. Ve böylece adet kanı dışa değil bu kez içe
akıp bebeğe gıda olmak için vardır. Şayet aksi bir durum olsaydı anne karnında bebek
tıpkı kurumuş meşe ağacı gibi kuruyup gelişemeyecekti. Hakeza anne rahmine
düşen bir bebek şayet kendisine tanınan dokuz aylık bir konaklama süreç yerine kalıcı
olarak konaklayıvermiş olsaydı hiç kuşkusuz kendisiyle birlikte annesinin de
ölümüne sebep olacaktı. Bu demektir ki dokuz aylık süreç rast gele belirlenmiş
bir zaman dilimi değildir, bilakis kökü kalu belaya dayanan yeni bir hayata göz
kırpmanın hazırlığı bir süreçtir. Öyle ki anne karnındaki bu süreç Kur’an’da
zikrolunan “toprak (gametogenez), nutfe
(fertilizasyon-döllenme), âlaka
(yarıklama), mudga (gastrolasyon) ve
rahimde organların oluşması
(organogenez)” safhaları olarak
sıralanıp en nihayetinde dünya hayatına adım atmak şeklinde vuku bulur. Hakeza
dünya hayatı da çocukluk, gençlik ve ihtiyarlık şeklinde safha safha gelişim
kaydedip en nihayetinde ahirete göz açmak manasına ölüm vuku bulur. Şu da bir
gerçek; ölüm korkusu tüm insanlığın ortak korkusudur, amma velakin elden ne gelir ki, bikere her nefis
ölümü tadacak hükmü bunu gerektirir çünkü. Öyle ya, madem doğmak var, o halde
Kur’an’da zikrolunan “Sizi topraktan
yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya
döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız” (Taha, 55) diye beyan
buyurulan ölüm hükmü de vuku bulmalı ki Hayy’dan geldik Hu’ya gideriz manasına
gerçek hayat sahibi Yüce Allah’ın azameti ve kudreti idrak edilebilsin. Gönül ister ki ölmeden önce ölünüz bilinciyle
hayatımıza çeki düzen vermiş olsak da istikamet üzere bu dünyadan göç etmiş
olsak. Nitekim ölüm öncesi sıratı
müstakim üzere yaşanılacak olan bir hayat süreci ölümü korku olmaktan çıkarıp
ölen kişi üzerinde vuslat düğün gecesi ölüm sevinci olarak tecelli ettirir de. Yeter
ki yaratılış gayesine uygun yaşansın bak o zaman ölüm korkusu yerine
Mevlana’nın tarif ettiği şekliyle düğün gecesine dönüşen kar beyaz gelinlik bir
sevinç ölümün vuku bulması an meselesidir diyebiliriz pekâlâ. Ölüme birde
biyolojik açıdan baktığımızda rigor mortis gerçeği ile karşılaşırız. Madem öyle,
Tıbbi açıdan rigor mortis neymiş bir görelim.
Malumunuz iç ve dış dünyamızın iletişimi sinir
sistemi aracılığıyla yürütülmekte olup bu sistemin merkezi beyindir.
Dolayısıyla beyin merkezi fonksiyon yönünden diğer organlara göre daha
imtiyazlı konumdadır. Öyle ki, Yüce Allah (c.c) tarafından vücuda giren
gıdalardan sadece saf oksijen ve en taze glikozla hem beslenmeye hem de
korunmaya alınmış nevi şahsına münhasır tek organdır diyebiliriz de. Nitekim glikozdan
ve oksijenden mahrum kalan bir sinir sistemi ister istemez ilk evvela beyin
ölümünü gerçekleşip böylece beyin sapı denilen soğancık bölgesinden talamus’a kadar
uzanan merkezi yapının yanı sıra beyin sapı ağı denilen nöron ağıyla olan
irtibatlar da bir anda kesilivermiş olur.
Derken dış dünyadan gelen sinyaller bir taraftan beyin kabuğundaki özel
merkezlere taşınamazken diğer yandan da ağ cisim ve korteksle (beyin kabuğunun) olan irtibatlar da sona
erer. Bir başka ifadeyle iletişim kanallarının kesintiye uğramasıyla birlikte
beş duyu organımızla alınan tüm bilgiler kortekse ulaşabilmekte, ancak bu bilgiler
hasta tarafından algılanamayacaktır. Bu durumda hasta bilincini yitirmiş bir vaziyette,
etrafında olup bitenlerden haberdar olmaksızın
gerçek ölüm nüksedene kadar koma halde
kalacaktır. Ta ki gerçek ölüm vuku bulur
bu kez işin rengi büsbütün değişip kaskatı kesilmek gerçeği ile
yüzleşilecektir. Şöyle ki; insan vücudu ölümden yedi veya on saat sonra
şiddetli bir kasılma durumuna geçer ki bu durum Tıpta ‘Rigor Mortis’ kavramıyla
ifade edilir. Yani Rigor Mortis
kavramından maksat ölümün vuku bulmasıyla birlikte parlaklaşmış halini kaybedip
opaklaşmış (katılaşmış) hale dönüşmesidir. Öyle ki ölümden sonra kaslar belli
bir tertip üzere kademe kademe katılığa uğrayıp ilk olarak kalp diyagramı,
sonra yüz ve ense kasları, daha sonra ise alt ve üst taraf kasları ve en nihayetinde
karın kasları katılaşır.
Peki, ceset kas katı kesildikten sonraki
ölen kişinin hali nice olur derseniz, olacak olan besbellidir, bu kez ölüm
katılığı 15–20 saat sonra yavaş yavaş kompozisyonunu değiştirerek çözülmeye
başlar. Nasıl ki ölüm katılığı belli bir tertip üzere kademe kademe vuku
buluyorsa bunun tam tersi olarak katılığın çözülmesi de aynen belli bir tertip
üzere kademe kademe gerçekleşir ki, işte böylesi bir çözünme süreci Tıpta ‘Nisten serisi’ kavramıyla ifade
edilir. Nitekim ölüm şeklinin ne zaman
ve nasıl olduğu vs. gibi hususlar Nisten serisi bağlamında otopsisi yapılarak
belirlenip raporlandırılmış olur da. Tabiî ki burada belirlenen tanı maktulün
ölüm sebebinin teşhisidir, ruhi yönü ise
bilim dünyasının hiçbir zaman erişemeyeceği bir sır olarak kalacaktır. Öyle ya
son nefeste vazifeli melek devreye girdiğine göre bu boyut tamamen Tıbbın
alanının dışında inançla boyutuyla alakalı bir durum olması hasebiyle bunu gözlemleyecek
ne bir ölçüm aleti keşfedilebilir, ne de bu durumu gözlemleyecek bir cihaz var
edilebilir. Dolayısıyla rigor mortis hadisesine metafizik boyutuyla değil de
dünya gözüyle baktığımızda biz sadece kalp kasının gevşeme sırasında kan alarak
kasılma durumuna hazırlık yaptığı ve böylece kasılmayla birlikte kasların
glikojen tükettiğini gözlemlemiş oluruz. Öyle anlaşılıyor ki kalp ve solunum
kasları bu glikojen depoları sayesinde bir ömür boyu çalışır halde işlerlik
kazanmışlar, ta ki sekerat anı yaklaşıp elden ayaktan düşer hale gelinir işte o
zaman önce kol kasları, sonra yüz, daha
sonra ayak ve karın kasları aktif halden pasif konumuna geçmekte olduğu
görülür. Hayvanlarda malum bud kasları daha
aktif haldedir hep. Onun için et kalitesi en düşük olan kısım olarak addedilir.
Bir hayvan avcı tarafından uzun müddet
kovalandıktan sonra vurulursa hemen katılaşır. Fakat deney hayvanları bundan
istisnadır hemen katılaşmaz. Bu yüzden fare, kobay, tavşan gibi deney
hayvanları bilimsel çalışmalar için daha çok tercih sebebidir. Nitekim bu
hayvanların ölüm sonrası kas içerisine yerleştirilmiş uyarıcı elektro şok ve
benzeri aletlerle üzerlerinde yapılan denemelerde en ufak uyartı da bile sinir
uçlarının tepki verdikleri gözlemlenmiştir. Tabii söz konusu deney hayvanı
değil de insan olduğun da ise ölüm sonrası elektro şokla uzun süre uyarılsa da kaskatı
kesilen kasların tepki vermeyeceği görülecektir. Buradan hareketle ölüm
sırasında maktulün cinayetle mi öldürülmüş, zehirlenerek mi ölmüş, uykuda kendi
kendine mi ölmüş, kalp krizinden mi
ölmüş, intihar ederek mi ölmüş vs. gibi
ölüm nedenini bulmaya yönelik soruların cevabı yapılacak olan otopsiyle belirlenecek
bir durumdur. Dahası Adli Tıp’ın konusuna giren bu durum otopsi sonrası gerek
toksikoloji, gerek patolojik, gerekse
DNA analiz vs. çalışmalarıyla da aydınlanacak bir husustur bu.
Bilindiği üzere insan ölüm öncesi yediği potansiyel
enerjik içeren gıdaları her nefeste aldığı soluduğu oksijenle yakmak suretiyle
kimyasal enerjiye dönüştürüp bu sayede hayatını ancak iri ve diri
tutabiliyordu. Derken hayat enerjisi
diyebileceğimiz bu adenozin trifosfat (ATP) molekülleri eşliğinde vücudumuzun
tüm organları hayat bulup böylece bir ömür boyu işlerlik kazanmış olurlar. Ta
ki ne zaman ecel kapıyı çalar, işte o gün vücut kimyası entropisinin artış kayd
etmesiyle birlikte hayat enerjisinde geri tepme denen ölümün habercisi birtakım
maraz durumlar nüksedecektir. Negatif
geri tepme de malum Tıp dilinde daha çok hayata tutunmanın denge durumunu ifade
eden bir kavramdır. Hele bir insanın hayat
dengesi sarsılmaya bir görsün o an artık geri dönüşü olmayan bir sürecin
içerisinde kendisini bulması an meselesidir diyebiliriz. Bu bazen maksimum bazende sıfır noktasında
negatif tepme denge ayarından hızla uzaklaşmayla kendini gösterip sistemin tüm
bilgi ağlarına olan giriş (input) ve
çıkışların alarm vermesiyle hayatı sonlanmış olur. Tıpkı bu elektrik kontağının
kesilmesi hadisesinde olduğu gibi pozitif geri tepme (ölümle) diyebileceğimiz nefesin kesilmesi şeklinde vuku
bulan hayata veda ediş anıdır bu. Öyle
ki ölümü müteakip kaslarda anaerobik metabolik olaylar alarm vermesiyle
birlikte ATP depoları hızla tükenmeye yüz tutup böylece oksijenden mahrum kalan
dokularda entropinin artmasına yol açan hazin bir sonun ardından katılaşma
hadisesi baş gösterir de. Değim yerindeyse ATP gibi hayat kaynağı birçok enerji
ocaklarının tütmemesiyle birlikte önce tedrici olarak ölüm katılığı (Rigor
motris) vuku bulmakta akabinde mikrobik kokuşmaya paralel olarak yine tedrici
olarak katılığın çözülmesi eşliğinde kas proteinlerinin bozunumu denen çürüme olayı
vuku bulmakta. Dahası topraktan geldik toprağa
dönüşümüz vuku bulmuş olur.
Velhasıl-ı kelam, her nefis ölümü
tadacaktır, bundan asla kaçış yoktur, zira Baki olan sadece Allah’tır.
Vesselam.
https://www.kitapyurdu.com/kitap/olurum-turkiyem/645701.html&filter_name=selim+g%C3%BCrb%C3%BCzer

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder