HALLÜSİNOJENLER
SELİM GÜRBÜZER
Hallüsinojen
bizatihi obje olarak var olmayan ancak kişi tarafından algılandığı düşünülen objelerin,
örneğin bastonu yılan gibi görmek gibi bir durumun ortaya çıkmasını sağlayan nesne
demektir. Malum halüsinasyon görenlere yönelik tedavi maksatlı hallüsinojen
etken maddeler herhangi bir tavsiye ve kontrol dışı kullanıldıklarında kişide geçici
bilinç kaybı ve zihni bozukluk oluşturabiliyor. Bunlardan birkaçını sıralayacak
olursak, en göze çarpan hülüsinojen maddeler şunlardır:
LSD (Liserjik asit dietilamid)
LSD;
uyuşturucu ve uyku ilaçları kategorisine giren bir üründür. Hatta LSD
gerek kromozom, gerek beyin fonksiyonu, gerek sinir sistemi, gerekse doku
üzerinde uyuşturucu fizyolojik ve psikolojik tesir bırakan bir maddedir.
Özellikle 7 günlük gebe bir fareye % 5
(0,05) ila 1,0 mg arası bir dozda LSD verildiğinde bir takım embriyo
bozuklukları görülebiliyor. Nitekim embriyonun kuyruk ucunda göz teşekkülü, ön
ayağı ucunda ise ağız gibi oluşumların nüksetmesi bunun tipik bir örneğini
teşkil eder. Ancak 300 mg civarı bir dozda verilen LSD’nin 14 - 15 günlük gebe
fareler üzerinde zararlı etkisi görülmemiştir. Her şeye rağmen yine de LSD'nin
beyin fonksiyonlarını ve duyu merkezlerini olumsuz yönde etkilediği bilinen bir
gerçekliktir.
Bu
arada serotonin ve noroepinefrin (adrenal) asetilkoline benzer görev yaparken,
LSD daha çok orta beyin ve beyin kökündeki duyuları heyecana çevirmekte etken
maddelerdir. Hatta insanı tahrik eden bir madde salgılayıp serotonin ve noroepinefrin
gibi sinir uçlarının bağlantı noktalarında gelen mesajların alınmasını bloke
eder.
Meskalin
Güney ve orta Amerika kaktüslerinden
elde edilen hallüsinojenik bir alkoloid bir maddedir.
Marijuana (Esrar)
Lophophora williamsi (peyote) bitkisinden Cannabis sativa (Hint keneviri)/Cannabis
indica türlerin yaprak ve çiçeklerinden elde edilip, narkotik ve kuvvetli
kokulu sarhoş edici özellik içeren bir maddedir. Aslında şu da bir gerçek yerde
biten bir bitki hem şifa kaynağı hem de zehir içerebiliyor. Dolayısıyla zehir olandan değil şifa olandan
nimetlenmek gerekir. Nitekim kuru
üzümden her gün 20 adet yediğimizde yorgunluğumuzun giderilmesinden tutunda
sinirlerin kuvvetlenmesine ve öfkemizin dindirilmesine kadar vücudumuzda pek
çok birikmiş negatif enerjimizden eser kalmayacaktır.
Amfetamin
Meskalinden 18 defa daha aktif trimetilamin
bileşiğinden elde edilir. Bu tür maddelerin tipik özelliği zihni allak bullak
etmesidir. Aynı zamanda insanı renkli hayal alemlere daldırıp ütopik bir duruma
(hayale) sebep olmasıdır. Öyle ki; 1896 yılında Güney Amerika’da meskalinden
bir grup insana uygulanmış, derken o söz konusu bir grup insan tozpembe
hayaller uğruna her biri bir taraflara kendilerini atmışlardır. Peki, o
insanları uçsuz bucaksız hayallere sürüklediler de ne oldu en nihayetinde bu
ilacı kullananlarda aptallık, aksırma, hantallık ve yüz çehrelerinde aguduk
buguduk birtakım değişmelerin nüksettiği gözlemlenmiştir.
Alkol
Aslında alkolün kaynağı da bitkidir. Öyle ki bu kaynaktan pek çok alkol çeşidi
üretilebiliyor. Madem öyle bunlardan bir
kaçına kısaca değinebiliriz:
Metil
Alkol
Metil alkol; alkoller arasında en ileri
derecede zehirli olanıdır. Öyle ki insana büyük dozlar halinde verildiğinde
optik sinirler üzerinde kalıcı körlükler bırakabiliyor. Vücuda sirayet
ettiğinde öncelikle metil alkol formaldehide çevrilir. Sonra formaldehit formik
aside dönüşür ve en nihayetinde formik asit ise üre tarafından absorbe edilir. Ancak
şu da var ki formik asit formaldehit kadar toksik değildir. Üstelik üre
tarafından elimine edilebiliyor da. Hatta etken seyrine göre bu durum metil alkol
→ formaldehit→ formik asit→ üre şeklinde formüle edilir de.
Etil alkol
Sindirim yoluyla alındığında toksik etkisi diğer alkoller kadar
olup, fakat bağırsak tarafından kolayca emile edilebilen bir alkol türüdür.
Ancak ilk dakikada emilimin %58 kadarı
kana geçtiği için kan susuzluğu, eritrositlerin yapışması veya koagülasyonu
gibi geçici birtakım zararlı etkiler bırakabiliyor. Hatta bu arada beyine kan
ulaşması yavaşlayacağından değim yerindeyse otonom sinir sisteminin tersyüz
çalışmasına neden olacaktır. Zira alkolün ilk birinci saatte %88’i, ikinci saatte ise %99'u kadarı kana
geçmektedir. Etil alkol özellikle karaciğer üzerinde olağan üstü bir faaliyete girip
sırasıyla Asetik asit + CO2 +
H2O’ya okside olmaktadır. Şurası muhakkak alkol alan insanlarda
asetaldehit mevcudiyetinden dolayı kusma, görme bulanıklığı, yalpalama gibi arazlar
görülebilmekte. Bununla beraber alkolün vücut metabolizması üzerinde
oluşturduğu birtakım kimyasal reaksiyonların ne şekilde cereyan ettiği hususu hala
tam manasıyla aydınlatılmış değildir. Özellikle bu hususta çalışan araştırmacılar
kronik alkolikleri tedavi etmek için hastalara verilen antabus ilacın
asetaldehitten sonraki basamakları nasıl bloke ettiği konusunda bayağı kafa
yormaktadırlar. Yani antabusun alkolün etkisini nasıl inhibe ettiğini
incelemektedirler. Bu incelemeler sonucunda karaciğer içerisinde yer alan
toksik maddelerin başta alkol olmak üzere birçok sıvıları detoks edici (toksik
madde giderici) özelliğe haiz etken unsurlar olduğu belirlenmiştir. Bu yüzden
elimine şeklinde vuku bulan bu tür kimyasal reaksiyonlu dönüşümlere detoksifikasyon
denilmektedir. Neyse ki bir noktada vücut metabolizması da boş durmayıp bu arada
çok düşük dozlarda alınan toksik maddeleri etkisiz hale getirerek en basit
yoldan dışarı atabiliyor. Fakat sık sık alkol alındığı zaman alkolün geçtiği
kanallarda bir takım kalıcı hasarlar bırakmasıyla birlikte tedavisi zor duruma
yol açabiliyor.
Ezcümle anlaşılan o ki; birçok
usullerle çeşitli toksik maddeler (içki vs.)
küçük dozlar halinde vücutta detoksifiye edilebiliyor. Fakat vücut toksik
maddeleri doğrudan dışarı atmayı (eksprasyon) çok az tercih etmektedir. Daha
çok vücudun ürettiği bir takım özel enzimlerle toksik maddeleri etkileyip, böylece
alınan kimyasal maddeler üzerinde değişiklik yaparak depolamayı yeğlerler.
Mesela fenol, tahliye edilmek suretiyle fenol sülfata çevrilip sonrasında dışarı
atılır. Böylece fenol sülfat, fenol glukuronik asite çevrilmekle fenol bertaraf
edilmiş olur.
Meseleye birde dini yönden baktığımızda
Peygamberimiz (s.a.v)’inde beyan buyurduğu veçhiyle alkol bütün kötülüklerin
anasıdır. Hakeza Allah dostu Gönül Sultanları da alkol bataklığında yüzen
insanları topluma kazandırmak için tüm gayretlerini esirgememektedirler.
Nitekim bu konuda Namık Kemal Zeybek Adıyaman Kâhta İlçesinde kaymakamlık
yaparken gördüğü bir hatırayı şöyle anlatır:
“Bendeniz 1974 yılında Seyda Hz.lerinin
oturduğu Menzil Köyü’nün bağlı olduğu Kâhta’da kaymakamlık yaptım.
Babamdan
ve babamın kütüphanesinden aldığım bilgi birikimi ile tasavvuf hakkında biraz
bilgim vardı. Hz. Mevlana’nın kitaplarını, Muhyiddin Arabî’nin kitaplarını ve
bulduğum diğer kitapları elimden geldiği kadar okumaya çalışıyordum. Ama şöyle
düşünüyordum:
“Bu büyüklerimiz tasavvuf tarihi içerisinde görev yapmıştır ama, bu
asırda yoktur onlar gibi... Yani bu yüzyılda bir Mevlana, bir Yunus Emre, bir
İmam-ı Rabban-i, bir Şah-ı Nakşibend-i, bir Abdülkadir Geylani gibi tasavvufi
anlamda bir mürşid artık mümkün değildir” diye. Ne zamana kadar?
Kâhta’da Seyda Hz.lerini tanıyıncaya kadar, bu kanaatim devam etti. Kâhta’ya
kaymakam olarak geldikten sonra tabii olarak Menzil köyünde oturan Seyda
Hz.lerini çokça duyar oldum. Aleyhinde konuşanlar oluyordu, lehinde konuşanlar
oluyordu. Kendisine bağlı insanlar yanıma geliyordu. Kendisine şiddetle karşı
olanlar da yanıma gelip anlatıyorlardı. Tabii bir nokta vardı, kendisine bağlı
olan insanlar Seyda’ya bağlı olan insanlar ve aynı zamanda vatana millete,
vatanın birlik ve bütünlüğüne, ahlaki değerlere bağlı insanlardı. Buna mukabil
vatanın birliğine, milli ve manevi değerlere husumet içinde olan insanlar da
onun aleyhinde konuşuyorlardı. Bu benim için bir ölçü oldu. Fakat hepte o
yılların biriktirdiği artık bu asırda böyle şeyler yoktur düşüncesinden doğrusu
kendisiyle tanışmak istemiyordum. Köye bir kaymakam olarak gittiğim zaman okula
gidiyordum. Hemen okula yakın bir evi vardı. Takriben bir ay sonra benim
zihnimde bir mesele anlatıldı. Mesela, şu yakın vilayetlerden bir şeyh demiş ki
(Gavs Hz.lerine demiş.):
“Gelsin ateş üzerinde duralım bakalım, kim daha çok durabilecek.”
Bunun üzerine Gavs Hz.leri
de demiş ki:
“Ben ateşten korkuyorum, ateşten korkmasam
zaten bu işlerle uğraşmam.”
Bu söz bana çok latif geldi
ve bir tanışmak istedim. Gittim, gidiş o gidiş... Yani kendisini tanıdıktan
sonra (Seyda Hz.lerini tanıdıktan sonra) kafamda birçok sırlar çözüldü. Tabii
birçok sırlarda oluştu, sonra o sırlar çözüldü.
İşin ilginç yanı Seyda
Hz.lerinin etrafında yüzlerce, binlerce belki de milyonları aşan insan var ama,
kendisi çok fazla konuşmuyor, insanlara hitab ederek kazanmak diye bir şey
yoktur. Sohbetleri vardı. Benim hayatımda bir olayla kıyasladım bu hali.
Kaymakam olduğum yıllarda, her bulunduğum yerde, elimden geldiğince içkiyle,
kumarla ve topluma zararlı olan kötü alışkanlıklarla mücadele ediyordum. Hatta
bu yüzden Dünya Yeşilaycılardan bir
madalya aldım Türkiye’de... Gün içinde içki çok fazla tüketiliyor ve halkı
muzdarip ediyordu. Doktoru, müftüyü ve diğer halka hitap edebilecek kişileri
topladım. Ben konuşuyordum ve içkinin zararlarını anlatıyordum, doktor, avukat anlatıyor
her yönden içkinin insanlara ne kadar zararlı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.
Böyle bir toplantı yaptım. Toplantı bittikten sonra, lokantaya misafirlerim
vardı yemeğe gittim, baktım en önde oturan ve ben ne dersem başını doğru doğru
diye sallayan bir muhtar rakı
içiyor. Şimdi bu bir unutmadığım olay. Çok uzun uzun saatlerce anlattım: İçki zararlı, sağlığına zarar verir, ailene,
kesene ve topluma zarar verir falan... Güzelde nutuklar söylüyorduk, tasdik
ediliyordu, başlar da sallanıyordu ama, sonunda o muhtarı içki içerken gördük,
rakıyı koymuş içiyordu.
Bir başka olay daha
gördüm Menzil’de. Seyda Hz.lerinin yanına gelen birçok alkolik, içki içen
demiyorum alkolik... Yani alkol hastalığına yakalanmış da bundan kurtulamayan
insan onun çok küçük bir telkiniyle “bir
tövbe” bir de “içme senden Allah
razı olsun” sözüyle birdenbire içkiden kurtuluyor, hali değişiyor ve yüzü
değişiyor. Yani bir insanda iki tane rengin olduğunu ben gördüm. Dün gelmiş
yüzü simsiyah, bugün tövbesini almış ertesi gün, güzelleşmeye başlamış ve bir
müddet sonra bakıyorum bu insan bambaşka bir insan olmuş. Seyda Hz.lerinin
yanında çok söz söylemeye yahut onun söz söylemesine gerek kalmıyordu. Sadece
onun yanında oturmak insana öyle huzur veriyordu ki, o anda sanki çok uzun vaizler
dinlemiş, çok kitaplar okumuşçasına insanın içinin yumuşadığını, içinin
insanlara sevgiyle dolduğunu, insan içinin hoşgörüyle
dolduğunu ve insanın İslâm’a doğru yöneldiğini hissediyordu.
Bir defa tanımayanların
peşin hükümleri var. Türkiye’de tasavvuf nedir? Mutasavvıflar kimlerdir?
Tarihte ne yapmışlardır? Bugün ne yapmaktadırlar? Bunlar yeteri kadar
bilinmediği için, bir kara propagandanın tesiriyle ne yazık ki peşin hükümle
iyi bakılmıyor. Ama ben şunu gördüm; Kâhta’ya gittiğim zaman benim de görevim
bulunduğum yerdeki insanlarla ilgili rapor yazmaktır. Eski raporlara baktım,
yani benden önceki kaymakamların tamamı Seyda Hz.leri ve Menzille ilgili müspet
rapor yazmıştır. Burası ve buradaki insanlar siyasetle uğraşmazlar, devletin ve milletin birliğine bağlıdırlar.
Şunu da ilave etmeliyim ki:
Gavs Hz.lerinin o köye yerleşmesi, Seyda
Hz.lerinin o köyde bulunması ve sonra dergahın orda da devam etmesi, anlayanlar
için devletimiz ve milletimiz bakımından büyük bir nimettir . Seyda Hz.lerinin
bağlıları ve öğrencileri arasında hem doğudan, hem kuzeyden , hem batıdan ve
Türkiye’nin her yerinden gelen insanlar var. Orda ideal kardeşlik bilinci ve
kardeşlik hali gerçekleşir. Menzil’de devlete ve millete sadık , işini iyi
yapan insanlar ortaya çıkar. Doktorsa daha başarılı , daha diyergam, daha
başkalarını düşünen , daha iyi bakan doktor haline gelir. Tasavvufun maksadı da
zaten budur. Bütün insanlara , herkese hoşlukla bakmaktır. Fakat ne yazık ki
zaman zaman anlamaz insanlarda o bölgede görev yaptılar ve bir dönem hem de
Seyda Hz.lerinin orada bulunmasının gerekli olduğu dönemde bir takım anlamaz, bilmez sığ görüşlü
insanlar, onun bulunduğu yerden koparılmasına ve Çanakkale’de oturmasına sebep
oldular. O bir tarihi yanlıştı, sonra o yanlış anlaşıldı ve kaldırıldı.”
Evet, içki kullanmak yanlış,
içkiyi terkettirmeye vesile olan Gönül Sultanlarını incitmekte bir bambaşka
yanlış uygulama olsa gerektir.
Sigara ve Sağlık
Tütün tüm dünyada 16. yüzyıldan
buyana kullanıla gelmiş bir maddedir. Avrupa'ya tütünün girişi I. Dünya Harbinde, Türkiye’ye ise savaş sonunda girmiştir.
Nitekim 1945’te yaşlı kesim Türkiye’de gelecek kuşağa çok kötü örnek olmuştur. Ki;
akciğer kanseri, müzminleşmiş solunum yolu hastalıkları, metabolizma
bozuklukları ve tedavi edici ilaçların vücutta etkisini gösterememesi gibi
farmakolojik noksanlıklar daha çok sigara kaynaklı kötü sonuçlardır. Maalesef tüm
dünya bunca uğraşa rağmen sigara içmenin önüne geçmeyi başaramamıştır. Dolayısıyla
bugün gelinen noktada radikal ve keskin bir şekilde sigara karşıtlığı üzerine
kurulu metotlar uygulamalar ortaya koymak yerine sigara içme usulünü değiştirmek
veya tedrici bırakma seansları uygulama metotlarını ortaya koymak daha akıllıca
bir yöntem ve yol izlemek olsa gerektir.
İstatistik verilere göre sigara
tüketimi arttıkça akciğer kanseri artmaktadır. Zira 1976 yılında Amerika’da
yapılan bir çalışmayla hastane kayıtları incelendiğinde akciğer kanserinden
ameliyat olanların neredeyse tamamı sigara içenlerin olduğu tespit edilmiştir.
Sigara dumanı kalıntı halinde burun boşluğunda, gırtlakta, soluk borusunda
kanserlere sebep olmuştur. Sigaranın sebep olduğu yaygın hastalıklar özellikle akciğer, ağız ve yutak, gırtlak ve pankreas
gibi organlarda kanseri tetikleyen bir illet olarak sahne
almaktadır. Yine sigara içenlerde kalp ve dolaşım hastalıkları, koroner kalp
hastalığı, hipertansiyon ve birtakım şoklar daha fazladır. Keza akciğerde anfizem
olarak tanınan solunum yetersizliği sigara içenlerde bir hayli çoktur. Hatta
gastrit ülseri, duodenum ülseri, karaciğer sirozu da buna dâhildir. Bu arada sigara
içmenin zararı kadınlardan çok erkekler üzerinde daha etkili olduğu
varsayılmakla birlikte, mesela erkeklerde amfizem ve karaciğer sirozu ve
akciğer solunum yetersizliği kadınlara göre çok daha azdır. Anlaşılan ister erkek olsun ister kadın fark
etmez, sonuçta sigara kullanmak her halükarda risk teşkil etmektedir. O halde
sigara illetini içmemek en doğru akıllıca yol olsa gerektir. Yetmedi sigara içilen ortamlardan bile uzak
kalmakta fayda vardır. Zira sigara dumanı sigara içenler üzerinde yaptığı etki
kadar sigara içmeyenler üzerinde de aynı etkiye sahiptir.
Sigarayı bırakan insanlar da şu
durumlar göze çarpar;
-Yediği gıdanın gerçek tadını fark
etmesi.
-Koku duyusu gelişir.
-Sindirim kabiliyeti artar.
-Kilo alır.
Sigarayı bırakmanın sevinci bir
bambaşka duygudur. Şimdilik sadece sigarayı bırakmakla kilo alınması şikâyet
söz konusudur. Olsun tek dert kilo almaksa çaresi var elbet. Şöyle ki; sigaranın verdiği zararı aerobik uygulamalarla
telafi etmekle mümkün değilken, kilo almayı birtakım idmanlarla bertaraf
edilebilmektedir.
Mental
Bozukluklar
Çeşitli mental hastalıkları sinir
sisteminin bozuk olmasından kaynaklanmaktadır. Mesela diyabet gibi metabolik
hastalıklar sinir sistemi ile yakından ilgilidir. Doktorlar bu tip hastaları
sükûnete davet edip uzun süre dinlenmelerini tavsiye ederler. Ayrıca sinir
sistemini teskin edici ve çevre ile ilgisini çok alt düzeye indirici ilaçlar
verilir. Bunlardan belki de en mühim olanı mental bozuklukların insan davranışı
üzerinde yaptığı dengesizlik, düzensiz
görünüm ve birtakım arızı hasarlar içerisinde yaşadığı cemiyetin toplumdan dışlamaksızın
ikna edici hoşgörü anlayışıyla bir anda bertaraf edilebilir olmasıdır. Yeter ki
toplum insancıl merhamet kolların açıversin bak o zaman ortada ruhsal problem
kalır mı? Nitekim kucaklayıcı sevgi ve
merhametle kötü huyların tedavi edilebildiği örnekler vardır. Şöyle ki; yardım
duygusu, hastayla dost ve arkadaş olma, hastaya beşer şaşar düşüncesine dayalı
yaklaşım tarzı sergilemek gibi tavırlar birçok anormal diyebileceğimiz psikopat
insanı iyileştirdiği artık bir sır değil. Bu yüzden gelişmişlik düzeyi ileri
memleketlerde 300 mevcutlu iş yerinden okuldan vb. kuruluşlarda bir
psikoterapisin (psikologun) görevlendirilmesi istenir. Tüm bu önlemler
alınmadığı takdirde gençlik çağında verilen aşırı sorumluluklar ruhi bunalım
veya mental bozukluklara yol açmaktadır. Hatta bu tür gençlerle ilgilenilmediğinde
kendilerini toplumdan soyutlayıp akabinde hem mental bozukluklara yakalanıyorlar
hem de birtakım fiziki hastalığın pençesine düşebiliyorlar.
Mental bozuklukların diğer
sebeplerinden biri de çevre güzelliğinin ve tabiat bozukluklarının insan
doğasıyla (seciyesi) uyum sağlamamasıdır. Bu gerçeklerden hareketle koruyucu
sağlık hizmetleri ve çevre korunmasına yönelik düzenleme yapan kuruluşlarda
mental bozukluğu olan birçok insanın işçi olarak çalıştırılmış
(görevlendirilmiş) ve bunun sonucunda hastaların tabiatta uzun süre baş başa
meşgul edilmelerinden olsa gerek 210 kişiden sadece 8 kişi hariç diğerleri sağlıklı
veya dengeli bir duruma kavuştuğu gözlemlenmiştir. Mesela İsviçre ve İngiltere’de mental
bozuklukları olanların iş gücünden faydalanmak,
insanlara muhtaç durumdan kurtarma, sosyal ve ekonomik durumlarını
düzeltmeye yönelik kanunlar yer alıp uygulanır da. Elbette ki kanunların gayesi
insan mutlu çevreyi insanın yaşaması için en uygun bir şekilde muhafaza ve
geliştirmek olmalıdır. Bunun için ileri memleketlerde bu işler için sivil
toplum dernekler hızla yaygınlaşmıştır diyebiliriz. Hatta son zamanlarda bizim
ülkemizde de bu yönde ciddi adımlar atıldığı da bir gerçeklik durumdur.
1-Neurosis (Nevroz) Bozukluklar
Neurosis mental bozuklukların en
yaygınıdır. Bu hastalığın en karakteristik özelliği konuşma bozukluğunun yanı
sıra (ataksi) hastanın ne söylediğini bilemiyor olmasıdır. Bazı hastalarda ise her
türlü nevrotik bozukluğun mevcut olabileceği belirlenmiştir. Amerikalılar bu
tip hastaları akut kompartman sendromu olarak tanımlarlar. İşte bu tip sendrom hastayı son derece duyarlı
yapar. Bir şeye dokunduktan sonra hemen elleri yıkama hastalığı baş
göstermektedir ki bu durum insanı zamanla şizofrenliğe kadar sürükleyebiliyor.
Nevroz bozuklukların da kendi içinde
çeşitli tipleri vardır:
Obsesyonlar
Şaşkın bir insanın (kompartman-şaşkın)
davranışlarına benzer tavır sergilerler. Hatta birçok şeyi abartarak başkasına
takdim ederler. Ayrıca bunlar tipik koleksiyon meraklılarıdır.
Fobik bozukluk
Bunlar akut ataksa
hastalarıdır. Mesela günlük hayatta sık
sık karşılaşabileceği insan ilişkilerine karşı sosyal fobiktirler. Mesela buna
selam vermeme gibi durumlar tipik misal gösterilebilir. Bunlar daha çok özel
ilgi bekleyen tip özelliği sergilerler. Hatta özel besin isterler, özel yer isterler. Ayrıca yapmak zorunda
olduğu işler karşısında hemen paniğe kapılırlar. Yani hayvanlara karşı fobik
olan bir kişinin sinek karşısında yılan görmüşçesine ürkmesi gibi bir tavır
takınırlar.
Hipokondriyak hastalık
Bunlar bir olay karşısında aşırı
derecede etkilenmeleri sonucunda kendini olayın içinde bulan tiplerdir. Mesela hipokondriyak bir hasta sıtmaya
yakalanan bir kişiyi gördüğünde sanki kendisi sıtmaya yakalanmış gibi bir hale
girmektedir. Kelimenin tam anlamıyla bunlar hastalık hastası tiplerdir.
Nörasteni
Hipokondryiakın bir çeşidi sinirsel
yorgunluktur. Bunlar için hastalığın adını
duymak bile yetiyor. Tıpkı sıtmada olduğu gibi tavır içerisine bürünür. Gerek
hipokondriyak tip, gerekse nörasteni tipler yalnızlıktan, reddedilmişlikten ve
yetersiz oluşlarından şikâyetçidirler.
Nörastemi aynı zamanda nevrozun bir başka psikosomatik düzensizlik
durumudur. Dolayısıyla bu tip insanlar ülsere karşı yakalanma riski taşırlar
hep. Nörastenin bir diğer çeşidi ise çevresinde olup bitenlere kayıtsız kalıp
bihaber olmalarıdır. Nitekim kendini bekleyen tehlikelere karşı duyarsız
olmaları ya da çok aç olduğu durumlarda kendisine uzatılan besini vermekten
sevinç duyan insanların hislerine alakasız olmaları bunun en tipik
misalidir.
2-Psikoz Bozukluklar
Bunları neurosislerden ayırt etmek
güçtür. Psikozlar genellikle başkalarını kendinde büyüterek örnek aldığı
kişinin hal ve hareketlerini kendinde tatbik etmeye çalışır. Yaptığından emin
olmayan devamlı hazır bekleyen karaktere sahiptirler. Bu tip hastalarda
şizofreni (gerçeklere kayıtsızlık, içe kapanma, zihin bölünmesi), paranoid kişilik
bozukluğu (başkalarına karşı güven duymamaları, aşırı kuşkuculuk), ruhi
depresyon ve bir takım patolojik arızalar gibi çeşitleri vardır.
Şizofreni hastalık
Mental hastalıkların en yaygın
olanıdır. Şizofren hastalar çok heyecanlı olup hemen tahrik edilebilir
tiplerdir. Öyle ki; kimi kendisinden alay edilmesinden hoşlanır. Kimi başkaları
kendisiyle eğlenip gülerken kendisinin eğlendiğini zanneder. Kimi gezip tozduğu
yerlerde gündüzün rüya görüyormuş gibi hisse kapılır. Kimileri ise özlediğini
elde edemeyince dolaşmayı sever. Mesela kendisi ticaretçi ise tüccarın yanında
dolaşmayı yeğler.
Depresyon
Bunlar hafta içerisinde kendileri için belirledikleri
bir günü ya uğurlu ya da uğursuz sayan tiplerdir. Bazıları ayın belli bir gününde etyemezler.
Bazıları kendinden çok küçük yaştakilerle veya çocuklarla arkadaşlık eder.
Bazıları çok övünmeyi sever. Bazıları ise kendi yaptığını başkası yapmış gibi
zanneder.
Diğer kişisel patolojik bozukluklar
Eksojenik
tip depresyonlar aniden gelip, kaybolan ruhi düzensizliklerdir. Mesela sara
nöbeti bunun tipik misalidir. Diğer patolojik bozuklukların bir kısmı ise
kalıtsal olarak karşımıza çıkmaktadır.
Mental Bozuklukların Tedavisi
Mental bozuklukların tipine ve
derecesine bağlı olarak Tıbbi tedavi usulleri değişkenlik göstermektedir.
Çoğunlukla tedaviden önce psiko analiz yapmak gerekir. Bu tip hastaları
gruplayıp kendileri ile baş başa bırakmak (deli deli bir araya gelmesi gibi) en
doğru yöntem olsa gerektir. Bu uygulama aynı zamanda halk dilinde “Deli deliyi görünce sazını saklarmış”
sözünün teyididir. Hatta bu yöntem uygulandığında ikili arkadaş grupları
oluşturularak grubun başına içlerinden en akıllısı seçilir. Gerekirse gruplar
birbirinden ayrılmasın diye bağlanıp aralarında sıcak sempati geliştirilebilmektedir.
Böylece bu tipler yalnızlık hissinden kurtarılmış olurlar. Şayet böyle
yapılmazsa psikoz bir kişi, kendisini tedavi etmeye gelen doktoru bu kez kendisi
tedavi etmeye kalkışmakta.
a-Şok Tedavisi
Elektrikle uyarılma tedavisi olup,
mental bozukluğun seviyesine uygun düşecek doz uygulanır. Şayet yanlış uygulanabilecek
bir şok tedavi uygulamaya kalkışılırsa mental bozuklukları gideriyim derken bir
takım vahim sonuçlara neden olunabilir. Dolayısıyla şok tedavisi işin uzmanları
tarafından uygulanmalı. Zaten uzmanınca
uygulandığında en dikkate değer tedavi elbette şok yöntemi olacaktır.
b-Kemoterapik Tedavi (ilaç tedavisi)
Yaygınlaşan tedavi usulü olup ancak
ilaçların yan tesirleri artmaktadır. Onun için ilaç kullanmaya meyilli
hastaları kemoterapiye almalıdır. Fakat mental bozukluklarda ilaç hastayı
tahrik edebiliyor.
c-Test
uygulamaları
Kemoterapinin bir çeşit şekli olup beyin
bozukluklarını daha açık ortaya çıkaran bir tür uygulamalardır. Fakat bunlar
mental bozukluk dışındaki hastalıklara uygulamamak gerekir.
d-Grup tedavisi
İnsan gücüne dayalı bir tedavidir.
Burada çeşitli gruplar, duygu, deneme grupları, konuşma grupları, iş grupları
ve uyku grupları vs. oluşturulur. Böylece oluşturulan gruplar sayesinde kişiye
has bozukluklar bu yolla giderilebiliyor.
Böylece hastanın ruh dünyası üzerinde olumlu yönde etki yapmaktadır. Özellikle
bu yöntemin ana ekseni doktorlar olup bu gruplara katılmakla adeta hepimiz
insanız mesajı verilmiş olunur. Bunun sonucu olarak hastalar ana şefkatine
benzer bir sıcaklığı ruh dünyasında hissetmiş olurlar.
e-Çapraz etki analizi (Cross impact
analysis)
Çapraz etki analiz daha ziyade ağır hüküm giymiş
mahkûmlar arasında görülen hafıza kayıplarının giderilmesinde kullanıldığı gibi
kişilerin hangi meslek gruplarına karşı kabiliyetli olduğunu ortaya çıkarmak ya
da okuma yazma bilmeyenlerin hangi kur kademelerinde öğrenebileceklerini belirlemek
için kullanılan bir metottur. Keza toplu yeme esnasında herkes hünerini
toplulukta göstermesi de bir tür çapraz analiz yöntemi sayılmaktadır.
Çapraz etki analiz sayesinde zekâ
gerililiğinden tutunda konuşma kaybına uğramış birçok hastanın kendi soyundan
olmayan hastalarla bir araya getirilerek kısa zamanda tedavi edildiği
gözlenmiştir. Nitekim bu yönde 8 Amerikan hastası dörtlü gruplara ayrılarak
grubun birisi Amerika'da, diğeri İran hastanesinde tedavi edilmeye gönderilmiş.
Gerçekten de ikinci grup 2 sene içerisinde,
Amerika'da kalan grup ise ancak 6 senede tedavi edilebilmiştir.
Çapraz
etki analizin diğer bir şekli ise tıpkı evlat edinen ailelerde ki gibi hastayı
kendi evi dışında başkalarının evinde değişik insanlarla uzun süre bir arada
tutmaya yönelik bir uygulamadır.
Ayrıca yukarıda tedavi metotların dışında manevi moral motivasyonu
güçlendirecek ilahi müzik ve bir takım manevi tedavi yöntemleri de vardır. Her ne kadar insanın ruh dünyasına önem
vermeyen Allah’ı inkâr edenler manevi yönden tedavi edici metotlara da inkâr
gözüyle baksalar da bikere insanın yaratılışında ruh üflenme gerçeği
vardır. Zira bu ruh üflenmesi sayesinde akıl ve şuur melekesi kazanılmıştır. O
halde Kur’an’ın mana ve ruhunu yabana atmamak gerekir. Kur’an hem ışık kaynağımız, hem de tilavetiyle
ruhumuzu terennüm eden rehber kutsal kitabımızdır.
Vesselam.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder