MİMARİ İSKELET YAPIMIZ
SELİM GÜRBÜZER
Her yaptığımız binaların dışı güzel
olsa bile şayet iskelet kısmı mühendislik hesapların dışında rastgele inşa edilmişse
en düşük deprem sarsıntısında o binanın yıkılacağı muhakkak. Belli ki Yüce
Yaratıcı canlıları yaratırken kendisine biçilen ömür sürecinde tıpkı bir balık
kılçığında olduğu gibi mimari bir iskelet bir sistemle donatarak dış ve iç
tesirlere karşı korunaklı kılmıştır. Bu açıdan bakıldığında canlılık mühendislik
hesapların ötesini de aşan mimari bir sanattır diyebiliriz elbet. Zira toplamda
206 kemikten ibaret iskelet sistemimizin statik hesabının ilk kıkırdak ayağı 35-37
günlük ceninken belirmeye başlayıp 45-47 güne gelindiğinde ise kıkırdağın
kemiğe dönüştüğü gözlemlenmiştir. Yani embriyo döneminde iç iskelet sadece
kıkırdak dokudan ibaretken sonradan kemiğe dönüşmekte. Tabii burada sonradan
kemikleşme dönüşümünden maksat anne karnında toplam 9 aylık geçireceğimiz
süreçte kısmi kemikleşme anlamında esnek yapıda kıkırdak doku olup, bu süreçte
bebeğin neredeyse vücudunun tamamına yakını kıkırdak yapıda olması
gerektiğidir. Şayet iskelet sisteminin tümü kemik olsaydı ceninin dokuz ay sonrasında
doğumu zor olacaktı. Dolayısıyla bebeğin
dar alanda elastiki ve yumuşacık bir kıkırdağımsı bir iskelet sistemiyle
manevra yapması gerekir ki anne karnından dünyaya adım atışında kazasız belasız
geçiş yapabilsin. Öylede olur zaten. Derken doğumun yaklaştığının belirtisi
doğum sancıları ilk elden rahim kaslarının kasılmasının habercisi olduğunun bir
işareti olup bu kasılmalar sayesinde her zorluğun ardında ferahlık vardır sözü
yerini bulup dokuz aylık süreç mutlu sonla tamamlanmış olur da.
İskelet sisteminin vücutta başlıca üç
görev için var olduğu sezilip bunlar:
-Vücuda
dayanaklık sağlayıp organları korumak,
-Vücut içerisinde sinir ve kas
sistemlerin irtibatını sağlamak,
-Vücut hareketleri için manivela
vazifesi görmektir.
İskelet sisteminin en önemli sacayağını
teşkil eden manivela özellikteki kıkırdak doku esnek bir yapıda olup üzerine 70
kg’lık bir yük binse bile eklemler arasına yerleştirilen yağlar sayesinde
kemikler aşınmayıp esnek bir şekilde hareket edilebilecek şekilde dizayn
edilmiştir. Hakeza kabuksuz sümüklü böcek ve balıklardan özellikle yunus
balıkların vücut yüzeylerinin yağlı olması da onları muhtemel aşınmalara karşı korunaklı
kılmakta. Nitekim midye ve benzeri kabuklu hayvanlara baktığımızda bu iş için kabukların
belli aralıklarla açılıp kapanmasını sağlayan otomatik kasların varlığını
görürüz. Ama gel gör ki Charles Darwin midyedeki bu otomatik açılıp kapanan
kapıları tesadüfi bir eser olarak görmekte. Oysaki basit bir menteşe yapımında
bile işin içine bir usta eli girmeden kendi kendine açılıp kapanan menteşe
yapımı asla söz konusu değildir.
Anlaşılan iskelet sistemine tesadüfen
kemik yığınlarından oluşmuş bir yapıdır deyip es geçmek pek mümkün gözükmüyor,
bilakis yığın sandığımız iskelet yapı emir almış, emrin gereğini yapan bir şahika
mimari eser olarak karşımıza çıkmakta. Örnek mi? İşte en basitinden elimizi
oluşturan kemik sistemi olmasaydı birçok işlerimizi yapamayacaktık. Üstelik
elimiz sağlı sollu da inşa edilmiş, yani bir elin nesi var iki elin sesi var
misali çift mimari sanat olarak karşımıza çıkmakta. Dolayısıyla böylesi bir mimari
sanat karşısında Allah’a ne kadar şükretsek azdır. Düşünsenize dünya hayatımız
sona erse de kıyametin ardından kemikler yine bizim için 'yıkılmadık ayaktayız'
dercesine dirilmemize vesile olacak bir şahika eser olarak karşımıza çıkacaktır.
Nitekim Resulullah (s.a.v)'in komşusu
Adiyy b. Rebia ahiretle ilgili nüzul olan ayetlerden etkilenmiş olsa gerek ki
iskelet yapımızı oluşturan kemikleri sorgulamaya başlayıp şöyle der:
- Anlat bakalım öldükten sonra dirilmek
nasılmış?
Peygamberimiz (s.a.v) bu soru karşısında gayet sakin bir şekilde
ahireti anlatıverir, o da dinlemesine dinledi ama itiraz babından şöyle der:
- Ya Muhammed! Sözünü ettiğin Rabbin
şu birbirinden ayrılmış kemikleri bir araya getirip diriltecek öyle mi?
Resulullah (s.a.v) ikna olamayacağını
anlayınca oradan ayrılmak zorunda kalır. Zira ne söylese ciddiye almayıp itiraz
ediyordu. Derken bu arada kıyame suresi nazil olur:
-İnsan
zannetmesin ki biz onun kemiklerini toplayıp bir araya getiremeyiz. Doğrusu biz onun parmak
uçlarını bile tesviye etmeye hazırız.. Dönüp dolaşıp varılacak, durulacak yer
Rabbinedir… (Kıyame, 1-15)
Yine bir gün Ubeyy b. Halef elindeki
birkaç kemiği Resulullah (s.a.v)’e göstererek:
-Peki,
bunları kim diriltecek?
Resulullah
(s.a.v) bu durum karşısında:
-O’nu yaratan diriltecek elbet ve hayat
verecek, seni de cehenneme tıkayacak deyip oradan ayrılıverir. (Bkz. Ahmet
Lütfi Kazancı Saadet devrinden 2. Cilt, Aydınlıklara doğru eserin sahife 221'de
geçiyor. Semerkant yayınevi-2001)
Bu arada Cibril Emin Yasin suresini vahy
etti:
İnsan görmedi mi ki biz onu tek bir damladan yarattık.. Çürümüş
kemiklere kim hayat verecek dedi… O Allah ki size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı
da siz şimdi onları yakıp duruyorsunuz. Allah’ın emri bir şeyin olmasını
dilediği zaman ona sadece ‘ol’ dediği zaman, o oluverir. Dönüş ancak O’na’dır
(Yasin.77-83).
Ubeyy b. Halef (Ümeyye) nüzul olan ayet
karşışında bu kez:
-Bir atım var, onu özel olarak besliyorum,
bunu bilmiş ol ki seninle mücadeleye kararlıyım ve seni öldüreceğim der.
Allah Resulü bu tehdit edici sözlere rağmen
hiçbir şekilde yine metanetini bozmadan:
-Aksine
ben seni öldürürüm ya Übeyy, diye cevap verir.
Gerçekten de ileri ki yıllarda bir
savaşta bu söz yerini bulup, Yüce Allah (c.c) Habibini yalancı çıkarmaz da.
Malumunuz namazın ardından 33 kere Subhanallah,
33 kere Elhamdülillah ve 33 kere Allah adını zikretmekle tespihimizi 99’a
tamamlarız. O halde 33 rakamına sadece
rakam olarak bakmayalım, bu arada
iskelet sisteminin ana kolonunu oluşturan omurganın 33 omur kemik tespih
tanelerinden meydana geldiğini düşünüp tefekkür etmekte fayda vardır elbet. Nitekim
33 omur tespih kemik tanelerinin en üsteki “Servikal vertebra (boyun omuru)” denen 7 omur kemik taneleri olarak adından söz
ettirip kendisini oluşturan omur kemikleri ise baş kısmın kendi ekseni
etrafında 180 derece dönmesine imkân verecek şekilde dizayn edilerek
dizilmişlerdir. Öyle ki tespih taneleri misali böylesi bir dizilim sayesinde
bütün vücudumuzu döndürmek gibi bir zahmete katlanmaksızın sadece baş
eksenimizi çevirmemiz kâfi gelebiliyor. Birde bu dizilim şeklini manevi tespih
tanelerinin dışında dünya işlerimiz yönünden düşündüğümüzde belli ki insanoğlu
keşfettiği buldozer ve kepçe gibi makineleri omurga yapımızdan ilham alaraktan
manevra kabiliyeti gösterecek şekilde yapmış gözüküyor. Böylece bu sayede
inşaat sektöründe kullanılan tüm teknolojik donanımlar insan vücudunun bir
kopyası dünyevi nimetler ve dünyevi keşifler olarak karşımıza çıkmış olur.
Peki; kaburga kemikleri neyin nesidir
derseniz, bunlarda malum kafes görevi
yapmakta. Öyle ki; kafes kemikleri üsteki 7 omurun altındaki 12 sırt omuruna
bağlanmış haldedir, ancak hareket kabiliyetine sahip değillerdir. Malum
genellikle çift kanatlı kümes hayvanları canlılar kafes sayesinde kendilerini
emniyete almaktalar. Aynen öyle de bizlerde organlarımızı omurgamıza bağlı kafes
tarzı kaburga kemikleriyle korumaya almış oluruz. İyi ki de kaburga kemiklerimiz var, bu sayede iç organlarımız üzerinde bir
emniyet supabı koruyucu kafesimiz olur. Öyle ya şayet bu söz konusu koruyucu kafesimiz
olmasaydı herhangi sert bir darbe karşısında iskelet yapımız çöküp enkaz yığını
haline dönüşmesi an meselesi olacaktı.
Bel kemiğimiz malum lomber vertebra denen
alttaki 5 omurdan müteşekkildir. Sonraki bel omuru sağrı ise dört omur kuyruk
sokumundan müteşekkildir. Kuyruk sokumu
kemiği evrimcilerin iddia ettikleri gibi kuyruğun kullanılmayan izleri değil, tam aksine bazı kalça kemiklerin kaslarına
tutunma noktasıdır. Zaten kuyruk sokumu olmaksızın rahat oturmak mümkün
değildir.
Omurganın en önemli görevi omuriliği
korunaklı kılmaktır. Korunması da gerekir. Çünkü sinir sistemimizin en önemli
organı hüviyetindedir omurilik. Öyle ki üç tabaka zarla kaplı ve en dışta
omurga yapısıyla emniyetli bir şekilde muhafaza içine alınmıştır. Ayrıca bu
tabakaların arasını dolduran sıvı, omuriliği dışarıdan gelebilecek olası darbelere
karşı korur da. Nitekim her adım atışımızda omurlar birbiri üstünde herhangi
bir aşınmaya meydan vermeksizin manevra sergileyerek hareket etmemizi sağlarlar.
Üstelik hareket esnasında sürtünmeye karşı her bir omur arasına disk şeklinde
dayanıklı kıkırdaklar yerleştirilmiş olup bu diskler amortisör görevi yapmakta da.
Yetmedi aşınmalara karşı sırf bu işler
için salgı sistemi de devreye girmekte. Şayet tüm bu donanımlardan yoksun
olunmuş olsaydık en ufak darbede sinir sistemimizin bir anda felce uğraması
kaçınılmaz olacaktı. Hemen her vücut aygıtımızın en ince detayına kadar planlı
bir şekilde donatıldığı o kadar net kendini belli ediyor ki bir bakıyorsun
uyluk kemiği dikey vaziyette 1 ton ağırlığı kaldırabilecek güçte olup her adım atışımızda
vücudumuzun üç misli ağırlığı taşıma kabiliyeti gösterebiliyor. Yine bir
bakıyorsun istirahate çekilip oturduğumuzda her iki uyluk kalça kemiğimiz bize
sızı vermesin diye de kalça kemiklerimizin kaba ve etli butlu şekilde donatılmış
olduklarını görüyoruz. Yetmedi kemiklerin bu şekilde desteklenip dayanıklı bir
şekilde donatılmalarının yanı sıra elastikiyet özelliğine haiz bir şekilde de
donatıldıklarını görmekteyiz. Şayet kemiklerin bir kısmı elastikiyet kabiliyetinden
yoksun olsaydı dışardan gelebilecek herhangi bir darbeye karşı savunmasız bir
şekilde mukavemet direncimiz kırılmış olacaktı. Belli ki dış tesirlere karşı
kemiklere elastikiyet özelliği verilmesi yaratılışımızın ilk başlangıcında
hakkımızda takdir edilmiş en ince detay planının varlığını bize göstermektedir.
Bilindiği üzere kıkırdak doku esnek bir
yapıda olup kondroit denen hücreler, özelleşmiş hücreler arası kondrin madde ve
kollajen veya elastik liflerden biçimlenmiş bir yapıdır. Kemik dokusu ise
osteosit denen hücreler ile sert ve geçirimsiz olan osein denen ara maddeden
oluşan bir yapıdır. Nitekim osein kalsiyum fosfat, kalsiyum karbonat, magnezyum
fosfat ve kalsiyum florid gibi maddeler bakımdan zengin ürünler içermesi
hasebiyle vücudumuzun en sert ve dayanıklı yapısını oluştururlar.
Bu arada iskelet sistemimizi genel
olarak kemikler ve eklemlerimiz oluşturup bu yapıya eklemlenmiş olarak baş,
omuz, el, kol, bacak ve ayak kemiklerinin kesiştiği mafsalların yanı sıra vücut
içerisinde sinir ve kas sistemiyle de doğrudan irtibatlanması söz konusudur. Örnek mi? İşte tek bir elimizle ilintili 27
adet kemik ve her kemiği sarıp sarmalayan 19 kasın varlığı bunun en bariz
örneğini teşkil eder. Malumunuz
vücudumuzda düz ve çizgili (iskelet kas)
ve kalp kası olmak üzere üç çeşit kas vardır. Düz kaslara yemek borusu
kası, mide ve bağırsak kası, mesane çevresi ve rahim gibi kaslar örnek teşkil
ederken, çizgili kaslara ise kalp ve
kemiklere kirişlerle bağlı olan kaslar örnek teşkil eder. Aynı zamanda kasları
kemik yapımızın estetik donanımı olarak da niteleyebiliriz. Hatta kasların
bünyesinde var olan kimyevi enerji mekanik enerjiye dönüşerek yüzmeden tutunda
futbol oynamaya kadar hemen her alanda kendini iyiden iyiye hissettirebiliyor. Ama
gel gör ki bu sayede güç gösterisi için pazılarımızı hareket ettirir ettirmemizden
sevinç duyarız da asıl bu sevinci bize yaşatan ve gücü veren külli irade-i
kuvvetten bihaber davranmaktayız, oysaki bu durumun bilincinde olsak maddi
gücümüze manevi güçte katmış olacağız demektir.
Velhasıl-ı kelam öyle anlaşılıyor ki
iskelet sistemi sadece insanoğlunun mimari yapısını değil tüm biyolojik canlı
âlemin mimari yapısını da oluşturmakta. Nitekim omurgasız sölentereler ve
solucanların vücudunda belli bir basınçta tutulan sıvı bir mimari iskelet sistemi
olarak görev ifa ederken, yumuşakçalar
ve eklembacaklılarda da malum kalsiyum karbonat, keratin ve kitin birikimiyle oluşan
dış iskelet (ekzoiskelet) bir mimari yapı olarak görev ifa etmekte. Bu arada
süngerlerde, derisi dikenlilerde ve omurgalı hayvanlarda ise kaslarla doğrudan
bağlantılı iç iskelet (endoiskelet) bir mimari yapı olarak bu görevi ifa eder.
Hakeza kıkırdaksı balıklarda, iç iskelet sadece kıkırdak doku bu görevi üstlenirken
kemikli balıklar ve diğer omurgalı canlılarda da hem kıkırdak hem de kemik
dokudan oluşan yapılar bu görevi üstlenmiş olurlar.
Vesselam.
https://www.kitapyurdu.com/kitap/gunes-dogudan-dogar/636405.html&filter_name=selim+g%C3%BCrb%C3%BCzer




