PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
SELİM GÜRBÜZER
Kim derdi ki bir gün gelip Fatih Sultan Mehmed’in
talimatı doğrultusunda Karamanlı bir ailenin İstanbul’a yerleşmesiyle birlikte
o aile içerisinden denizcilik ve haritacılıkta ün salmış bir oğul dünyaya
gelecek. Tahmin etmişsinizdir o oğlu, asıl adı Ahmet Muhyiddin Piri Bey olan
Piri Reis’den başkası değil elbet. Her ne kadar soy kökü kara ikliminden gelen bir
aileye dayansa da kendisi deniz iklimi Gelibolu’da doğması hasebiyle çocuk
yaşta denizciliğe merak salacaktır. Nitekim denizcilikte ilk on dört yılını amcasının
gemisinde geçirmek suretiyle hem kaptanlık maharetini konuşturacak hem de
denizcilik tarihine ışık tutacak ‘Kitab-ı Bahriye’ eseriyle dikkat çekecektir.
Elbette
ki tarih boyunca bize sadece Piri Reis ışık olmuş değil, daha pek çok pirlerde ışık kaynağıdırlar. Ama
gel gör ki, Osmanlıyı 600 yıl ayakta tutan pirlerimizin bilgi birikiminden bihaber
haldeyiz. Kaldı ki Osmanlı da başlı başına bir ışıktır. Nasıl ışık olmasın ki, bugün yaşadığımız küreselleşme ve globalleşme dalgasının
temelinde bile Osmanlının Nizam-ı âlem stratejisinden mülhem esinlenme söz
konusudur, maalesef bundan da bihaberiz. Öyle anlaşılıyor ki; küreselleşme denen
hadise yeni keşfedilmiş değil, ta öteden beri bize özgü patenttir. Kim ne derse
desin Osmanlının üç kıtada at koşturması asla iş olsun babından bir koşuşturma
değildi, bilakis Nizam-ı âlem uğruna bir
koşuşturmaydı. Hem de bu öyle bir koşuşturmaydı ki, günümüz küreselleşme dalgasına
bir şekilde etki yapmışta. Tabii günümüz küreselleşme hadisesi farklı dalga
boyunda tezahür etmiştir. Nasıl mı? İşte küresel baronların (küresel güçler) tüm insanlığı iliklerine kadar sömürmeye
yönelik uygulamaları bunun bariz göstergesidir. Oysa Osmanlıda tam manasıyla
adalet perspektifi doğrultusunda âleme çeki düzen verme şeklinde bir
küreselleşme vardı. İyi ki cihana adaletiyle hükmeden Osmanlımız vardı, bu
sayede Nizam-ı âlem davasının sınırların ötesine nizam götürme bir ülkü olduğunu
idrak etmiş olduk. Zaten değil midir ki bu
ülkü; Piri Reis’i önce korsanlıkta
pişirmiş sonrasında ise amiralliğe (kaptan-ı deryalığı) giden yolda Atlantis
ötesine kanatlandırmıştır.
Evet, Nizam-ı âlem ülküsü sayesinde
nice bilge pirlerimiz bulundukları dönemlerde adeta kendinden geçip ötelere
kanat çırparaktan medeniyet hamlesini gerçekleştirmişlerdir. Peki ya bizler? Maalesef
aynı ceddin nesli olmamıza rağmen ne böylesi ülkünün varlığından ne de Piri Reis’in
dünya haritasından haberdar olduk. Tabii Osmanlı göz ardı edilirse haberdar
olmamamız gayet tabiidir. Bakın tarihimize
ve ecdadımıza o kadar hor bakar hale gelmişiz ki, bize ait her ne keşif varsa neredeyse tüm
bunları uzaylılar yaptı diyecek hale gelmişiz. Ne diyelim işte görüyorsunuz ahvali
durumumuz üç aşağı beş yukarı bu halde. Her
neyse asıl gelelim şu harita meselesine. Hani ikide bir Kristof Kolomb’un güya
kendisi çizip de bir türlü bulunamayan haritalarından söz edilir ya hep, oysa asıl sözü edilmesi gereken haritanın iz düşümlerini
Piri Reis’in 1513 tarih itibariyle çizdiği o Amerika kıtasını gösterir
haritasında aradığımızı bulabilirdik pekâlâ.
Dolayısıyla Kristof Kolomb’a atfen söylenilen haritalar bulunsa ne
bulunmasa ne, sonuçta Piri Reis haritalarına geçte olsa ulaşıldı ya, bu yetmez
mi? Malum buna Piri Reise ait parçalanmış
halde bulunan haritalar da dâhildir. Piri Reis haritaları eksik ya da tam parça, sonuçta bulunan parçalarla eksik kalan
kısımları tamamlanmış şekilde önümüzde duruyor ya. Kaldı ki bu haritalar ortaya çıkmasa ne olurdu
ki, bikere Piri Reis Kitabı Bahriye
eserinde: amcası Kemal Reis ile bir deniz savaşında esir aldıkları bir denizcinin
Kristof Kolomb ile okyanus seyahatine üç kez katıldığını ve bu denizciden bir
harita edindikleri bilgisinin tüyosunu çok önceden vermiş bile. Böylece Piri
Reis’in hatıralarından hareketle amcasının esir aldığı kölesi Rodrigo ile
birlikte Antilya denilen bugünkü Amerika kıtasına gittiğinin sonucuna çok
rahatlıkla varabiliyoruz. Sakın ola ki,
kölenin kılavuzluğu da neymiş diye meseleyi hafife alıp sulandırma gafletine
düşmeyelim. Unutmayalım ki kendisi Kristof Kolomb’la üç kez buralara seyahat
etmiş bir köledir. Yani, sıradan bir köle değil o. Nitekim bir tarihçi bu bilginin doğruluğunu
teyit edecek ipuçlarını verirken; Kristof
Kolomb’un asıl buralara geliş gayesinin Hıristiyanlığı yaymak için toplayacağı
altınlarla haçlı seferlerine finansman sağlamak olduğunu belirtmiştir. Gerçektende Kristof Kolomb’un ayak bastığı
toprakların yeni bir kıta olduğunu bilmediği o kadar net açık kendini belli
eder ki, kıtaya ilk ayak bastığında buraların Hint adaları olduğunu zannına
kapılmıştır, neyse ki kılavuzu
Rodrigo’nun yönlendirmesiyle Amerika olduğunu fark edince öyle haritası çıkarılır
buraların.
Evet, böylesi köleye can kurban, hem usta bir tayfa, hem de iyi bir gözlemci.
Bundan daha da o’nu ilginç kılan yanı o sıralar Müslüman olduğunu sadece Christopher
Columbus (Kristof Kolomb) biliyor
olmasıdır. Nasıl mı? İşte Kristof Kolomb’un kendi el yazmasıyla yazılmış
Amerika seyahati notları Paris’te “Biplouthegue Nationele”de yani Fransız
kütüphanesinde muhafaza altına alınmış eseri bunun bariz delili zaten. Malumunuz Fransız amirallerinden Dr. Charcot,
1928’de yayınladığı “Colomb Vu Par Un Marin-Bir Denizci Tarafından Kristof
Kolomb Hakkında Görüşler” adlı eserinde, Kolomb’un kitabından şu satırları
naklediyor: “Rodrigo sıradan bir tayfa değildi. Osmanlı Deniz Kuvvetlerine
mensuptu. Dinini gizlemek zorundaydı. O’nun
Müslüman olduğunu benden başka bilen yoktu. Geceleri pek az uyur, devamlı
harita üzerinde çalışır ve hesaplar yapardı. Bu haritanın ve tuttuğu notların
birer kopyasını çıkardım. Doğrusu keşfin şerefini bir Müslüman’a kaptırmamak
için açıklamadım…”
Elbette ki kıtanın keşfi çok
mühim hadisedir, ama daha mühim olan yine Dr. Charcot’un “Colomb Vu Par Un
Marin” adlı eserinde “Amerika’nın keşfi Kolomb’a ait değil Müslüman denizcilere
aittir” şeklinde dile getirdiği hadisedir. Dr. Charcot sadece Kolomb’un
kitabından aktarmalar yapmakla yetinmeyip işin hakkaniyetini de asıl sahiplerine
teslim ederekten tarihe çok büyük not düşmüş olur. İyi ki de not düşmüş, bu sayede
kıtanın keşfinde asıl Osmanlı deniz kuvvetlerinden Rodrigo’nun yönlendirmesinin
çok büyük rolü olduğu gerçeğini zihinlere düşürmüş olur.
Hele bir kıtaya ayak basılmaya
görülsün, gerisi zincirlemesine gelecektir elbet. Nitekim Kristof Kolomb’dan
sonra kıtaya dört kez ayak basıp adından söz ettiren sıradaki isim Amerigo
Vespucci olacaktır. Vespucci kıtaya ilk
adım attığında gördüğü manzaranın büyüsüne kapılıp buraya Yenidünya anlamına
gelen Mundus Novus demekten kendini alamaz da. Keza Alman haritacı
Martin Waldsee Müller’de büyük bir vefa örneği gösterip buraya Vespucci’nin
adını verecektir, yani ismiyle müsemma Amerigo… Ancak yerliler bu ismi bir
türlü kabullenip içine sindiremeyecektir.
Zira Amerikan ihtilalcılar bu hususta kendi ülkelerini Birleşmiş
Müstemlekeler (UNİTED COLONİES) olarak isimlendirmişlerdi. Tabii sonradan karşıt grupların ‘Kuzey
Amerika Birleşik Devletleri’ tanımlamaları daha ağır basmış olacak ki, Thomas
Paine bu tanımlamadan hareketle bu ifadenin baş kısmında ‘Kuzey’ kelimesini çıkarıp
sadece ABD adını zihinlere yerleştirecektir. Dedik ya zincirlemesine buralara ayak
basma böyle bir şeydir, bir bakmışsın Columbus’un Antilya’sı, Vespucci’nin
Mundus Novus’u, Martin Waldsee Müller'in
Amerika'sı derken en nihayet Thomas Paine en son mührünü vurup ABD ismi
kalıcılık kazanır.
Tabii ki zincirlemesine keşfedilen bu kıta
hangi isimle anılırsa anılsın, bizim açımızdan Piri Reisi anmak daha bir önem kazanır.
Çünkü o rüzgâra göğsünü gere gere mavi sulara kendini adamış deniz feneridir. O
halde bize de “vira vira bismillah” deyip adını mavi sulara yazmak düşer.
Yukarıda da belirttik ya, Piri Reis önceleri korsanlık yaparmış. Nitekim
‘Kitab-ı Bahriye’ adlı eserinde
bahsettiği üzere korsanlık sayesinde; Kristof Kolomb’la seyahat eden esir
aldıkları bir denizci vesilesiyle buralarla alakalı haritayı ele geçirdiğini, ele
geçen bu haritanın yanı sıra daha pek çok haritadan yararlanarak bir dünya
haritası çizdiğini beyan edecektir. Yine Piri Reisin hatıralarından anlaşıldığı
üzere bu gün ABD olarak adından bahsettiğimiz kıta aslında o gün Antilya imiş.
Öyle ya Piri Reis bu kıtayı ismiyle
cismiyle keşfeder de Osmanlı’da kendisini keşfetmez mi? Hem de nasıl, Osmanlı Padişahı II. Bayezid’in
dikkatine mucip olarak keşfedilir. Derhal payitahta davet edilir edilmez
kendisinden istifade edilir de. Derken bu davet üzere korsanlığı bırakıp
Osmanlı’nın hizmetine amade olur. Keza amcası Kemal Reis’de Yavuz Sultan Selim döneminin
gözde bilge âlimiydi. Fakat Kemal Reis vefat ettiğinde bu kez kendisi devreye
girecektir. Yani 1513 yılında Avrupa ve Afrika’nın batı kıyı şeridini ve Güney
Amerika’nın doğu şeridini gösteren dünya haritasını Yavuz Sultan Selim’e sunmakla
amcasının yokluğunu aratmayarak devreye girer. Tarihin ivmesi 1526 yılını
gösterdiğinde Kitab-ı Bahriye adlı eserini Kanuni Sultan Süleyman’a takdim
edecektir. İki yıl sonrasında ise yeni bilgilerle, yani Kuzey Amerika’nın
yerini belirleyecek şekilde yeniden derlemiş olduğu dünya haritasının
ikincisini Kanuni Sultan Süleyman’a takdim eder. Böylece çok büyük takdir toplar. Elbette ki; takdire
şayanlığı terfi etmesine yetecektir. Malumunuz Piri Reis'in Osmanlı
donanmasında terfi ettiği en son görev Mısır kaptanlığı olmuştur. Belki de idam
edilmeseydi daha da terfi edecekti. Zira bir sefer esnasında kuşatmayı
kaldırmak, donanmayı bırakmak hasebiyle yargılanacaktır. Her ne kadar kendisi
bakımsız donanmayla denize açılmanın sakıncalarından bahsederekten savunma
yapsa da bu yaptığı savunma idam edilme hükmünü kaldırmaya yetmeyecektir.
Şu bir
gerçek Piri Reis’imizin bu şekilde dünyadan göç etmesine gönlümüz razı olmasa
da, sonuçta ardından şu fani dünyanın
haritasını miras bıraktı ya, bu bizim için kıymet değer göçtür diyebiliriz. Hele
Osmanlının bakiyesi üzerine kurulu Türkiye Cumhuriyetine geçişte gün yüzüne çıkan
o müthiş haritasıyla gerçek kıymetini daha da idrak edip gönül tahtımızda hep
anarız da.
Malumunuz 1929 tarihi itibariyle
Topkapı Sarayı müze haline getirilirken, restorasyon çalışmaları esnasında Milli
Müzeler Müdürü Halil Ethem (Eldem)’in bir an gözü Topkapı Sarayı arşivinde deve
derisine işlenmiş tomar evraka ilişir. Bir de ne görsün sağ yanı kopmuş halde bir
harita. Oysa bu bir Piri Reis haritasıdır. Hayretler içerisinde seyre
dalacaktır Tabii seyre daldıkça iyiden iyiye incelemeye koyulur, ama işin
içinden çıkamaz. Olsun paha biçilmez bu kıymetli eser bir şekilde Türk
Denizciliğinde uzman olan Alman Bilim adamı Paul Kahle’ye gösterilip teşhis edilmesiyle
birlikte kendini ele verecektir. Şöyle
ki; ilk Piri Reis haritasının kayıp parçalarının aranmasına hız verildiğinde,
bu kez ceylan derisine işlenmiş ikinci bir harita daha bulunur. Böylece ceylan
derisi haritanın birinci haritayla karşılaştırılması yapıldığında birincisinin güncelleştirmiş
hali olduğu anlaşılır. Dahası bu ikinci bulunanın günümüz verilerine daha bir uyumluluk
gösteren bir harita olduğu ortaya çıkar. Şimdi gel de bu haritalar karşısında hayretler
içerisinde kalma, ne mümkün. Düşünsenize
ele geçen Piri Reis haritaların bugünkü verilerle neredeyse birebir örtüştüğü
gibi bilhassa Amerika’nın doğu kıyılarının tam isabetli diyebileceğimiz çizimi
söz konusu. Tabii bitmedi dahası var;
haritada Kristof Kolomb’un ayak bastığı toprakların profili çıkarıldığı
gibi birde kenar notu diyebileceğimiz haşiyeler döşenmiş bile. Bakın Piri Reis kenar notların birinde ne
diyor: Bunu Kemal Reis’in birader zadesi diye meşhur, Hacı Mehmedin oğlu fakir
piri 919 (1513) Muharremülharamında Gelibolu’da yazdı, Allah ikisini de
affetsin.”
Hele Piri Reis haritaları temaşa
edilmeye görülsün sanki karşımızda harita değil, devasa bir ansiklopedi var sanırsın.
Düşünsenize kıtada canlı cansız her ne varsa hayvanlardan tutunda orada yetişen
bitki türlerine ait birtakım donatımlarda yer verilmiştir. Bilhassa haritada
Amerika’nın hem kuzey hem güneyini içini kapsayacak şekilde dizayn edilişi de ihmal
edilmemiştir. Hatta harita içeriğinde
Antarktika kıtası ve üzerindeki dağlara da yer verildiği söylenmekte.
Velhasıl, harita üzerinde kim ne beyanda
bulunulursa bulunsun, sonuçta bizim açımızdan Piri Reis’le okyanus ötesine
açılmak çok daha mühim hadisedir. Çünkü bizi asıl cezbeden Piri Reis
pusulasıyla Nizam-ı âleme yelken açma sevdasıdır.
Vesselam.
http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1634/piri-reis-ve-dunya-haritasi.html

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder