KROMOZOM DÜNYASI
SELİM GÜRBÜZER
Hücrenin temel yapıtaşlarını oluşturan kromozomlar
genetik özelliklerini nesiller boyu dölden döle beraberinde taşır hep. Şöyle ki canlının temellerini ovaryum denen
yumurta hücresi ile spermatozoon denen erkek üreme hücresinin bir araya gelip diploit
(2n) zigot oluşturmasıyla atılmakta. Temeli
atılan zigotla birlikte dokuları ve organları oluşturacak olan milyonlarca hücre
toplulukları bu kez birbiri ardı sıra bölünmeler eşliğinde embriyolojik bir
yapı ortaya çıkarır. Düşünsenize böylesi bir yapı içerisinde milyonlar
rakamlarla ifade edilecek sayıda hücre oluşumları milim sapmaksızın adrese teslim
bir şekilde kendisinin konumlayacağı mekânlarda doku ve organ oluşumunu
gerçekleştirebiliyorlar. Nitekim embriyo oluşumunun ardından fetüs safhasına geçişle
birlikte canlı oluşumunun tüm uzuvları tamamlanmış olur.
İşte görüyorsunuz insanoğlu anne rahminde
hücre safhasından embriyolojik safhaya, embriyolojik safhasından fetüs ve cenin
safhasına geçişler yaptığında tüm bunlardan hiçbir şekilde haberdar olmaksızın dokuz
aylık bir sürecin sonunda kendini dünyaya atıvermiş olmakta. Ta ki insanoğlu dünyaya
adım atıp sonrasında akil baliğ olur, işte o zaman ya birilerinin anlatımıyla
ya da embriyoloji kitaplarında ne olup bittiğini öğrenmek suretiyle ancak anne
karnında ki geçirmiş olduğu safhalardan haberdar olabiliyor. Merak bu ya, hele birde insanoğlu embriyolojik safhanın
başlangıcı olan hücre âleminin temellerini oluşturan kromozom dünyasının
derinliklerine dalıp izini iz sürdükçe vücut azalarının nasıl meydana
geldiğinden de haberdar olmuş olur. Madem
işin içinde kendi vücut azalarımızı tanıyıp durum vaziyetten haberdar olmak var, o halde daha ne duruyoruz derhal hücre
âleminde olan biteni daha iyi kavramak açısından anatomik kaynak taramalara hız
verip kromozom dünyasına atacağımız ilk adımda ilk önce hücrenin bölünme
safhalarından başlayaraktan kromozom dünyasının izini sürmek gerektir. Hiç
kuşkusuz kromozom dünyasının izini sürerken de bizim kendi vücut yapımızı kavramamız
açısından metafaz ve anafaz safhaları bu iş için en ideal safhalar olacaktır. Nitekim bu söz konusu safhaların izini
sürdüğümüzde adeta bir binayı oluşturan kiriş ve kolonlar gibi birbirlerine
kenetlenmiş V şeklinde ki kromozomlarla karşılaşmamız an meselesidir
diyebiliriz. Derken V şeklindeki
kromozomları birbirine bağlayan sentromer (kinetokor) denen çekme kancasına
benzer yuvarlağımsı yapılarla birlikte vücut binasının inşa edildiğini görürüz.
Öyle ki söz konusu inşa yapısı 1 ya da 2 boğumlu kollarıyla kendini gösterip
bunlardan birincisi primer boğum olarak
adından söz ettirirken, diğeri de sekonder
boğum olarak adından söz ettirir. Malumunuz primer boğum hemen hemen tüm
kromozomlarda çengel kolon görevi ifa ederken sekonder boğumda bazı kromozomlarda
uca yakın kısımlarında çengel kolon görevi ifa etmiş olur. Böylece kromozom
morfolojisi bir noktada sekonder boğumların uzun veya kısa oluşuna göre anlam
kazanmış olur. Hatta bu anlam bütünlüğü içerisinde kromozomların yuvarlak halka
şeklindeki bölümleri biyoloji literatüründe uydu yapılar olarak tanımlanırken kromozomların içinde kendine yer
edinecek kadar kısalmış ve dahi kalınlaşmış kromatin ipliksi yapılarda kromonema
olarak tanımlanır. Bu arada kromozomun
birer kromonema içeren yarımları ise kromatid olarak ad alır. Malum iki kromatitin bir araya gelmesiyle de
kromozom oluşur.
Aslında
kromozomlar bünyesinde barındırdığı sentromerin aldığı pozisyona göre de kategorize
edilmekte. Şöyle ki sentromeri ortada olan kromozomlara ‘metasentrik’ denirken, sentromeri bir uca yakın olan kromozomlara
da ‘submetasentrik’
denir. Ve sentromerleri tümüyle bir uçta
bulunanlara ise ‘akrosentrik’ (telosentrik) denip böylece kromozomlar sentromerin
bulunduğu pozisyona göre bu isimlerle de kategorize edilmiş olurlar. Bu şekilde
kategorize edildikleri şundan besbellidir ki mesela kromozomlar metafaz
safhasında çekirdek zarının erimesinin akabinde bir yıldız doğmuş gibisine bir sentromer
yıldız oluşumuyla birlikte iğ ipliklerine takılıp kutuplarda sentromer
sayesinde kollarını açmış iki kromatid kardeş hücre şeklinde, yani 23 kromozom
olacak şekilde kutuplara doğru çekilmiş halde pozisyon almış olurlar.
İnsan vücudu yukarıda bahsettiğimiz
üzere başlangıçta esasen sperm hücresiyle yumurta hücresinin birleşiminden
meydana gelen tek bir zigot hücreden halk olmuştur. Ki; 13 yaşına gelen genç
bir kızın yumurtaları yumurta kanallarından ilerleyerekten uterusa doğru geçiş
yapar. Hakeza ergenlik yaşına ayak basmış bir erkeğin testisleri (erkek organ) de tıpkı kız çocuğunun
yumurtalıklarında olduğu gibi benzer işlev görüp sperma üretmek için seferber
olur. Malumunuz döllenme olayı evlenecek çiftlerin izdivacıyla gerçekleştiğinde
döllenen dişi yumurta hücresi döl yatağına (rahim duvarına) yapışıp
burada embriyonik gelişim safhalarına geçiş yapılır. Böylece zigotun kendi
içinde birbiri ardınca bölünmeler eşliğinde embriyolojik gelişimini tamamlayıp doğacak
olan nur topu bebeğin taslağı hükmünde fetüs safhasına geçiş yapılır. Düşünsenize
nerden nereye diyebileceğimiz noktada, ana rahminde yaklaşık 4 ila 6 milimetre
uzunluğunda bir aylık embriyon safhasındaki bir canlı taslağı uzuvlarına
kavuşmuş halde fetüs safhasına geçiş yapıp 9 aylık sürecin sonunda dünyaya nur
topu bebek olarak gelivermiş olmakta. Öyle
ki anne karnında iken embriyo göbek bağı kanalıyla tüm ihtiyaçları giderilecek
şekilde muhafaza altına alınıp doğuma ramak kala diyeceğimiz noktada çocuğun
vücudu 1 ila 2 trilyon arası hücreye ulaşacak seviyelerde tamamlanmış olur. Derken doğum sonrasında da hücre faaliyetleri
hız kesmeyip dünyada yaşadığı sürece beden hücreleri sürekli olarak kendi
kendini yenileyip gelişimini devam ettirir de. Nitekim göbek bağı kesilen bir bebeğin
artık embriyon ve fetüs safhalarındaki geçirdiği hayat serüveniyle ilişkisi
kesilip bu kez konuk olacağı dünyada hem ruhen hem de bedenen ilişkisini devam
ettirecek yeni bir gelişim evresi devreye girecektir. Öyle ki Kur’an’ın tâ günümüz
1400 yıl öncesinden müjdelediği insanın bir damla sudan yaratılış mucizesi dünyada
son nefesine kadar içeceği ab-ı hayat su ile müsemma bir mucizevi bir hayatla
buluşmuş olunur.
Hücre
bölünmesi bilindiği üzere mitoz ve mayoz bölünme başlıkları altında iki
kategoride cereyan eder. Mitoz esasen bölünen hücrenin yaklaşık 20 ila 30 çeşit
atom kullanımı sonucu aynı özellikte iki kardeş hücre verme olayıdır. İşte bu tariften de anlaşıldığı üzere
enteresan bir durumla karşı karşıya olduğumuzu fark ederiz. Düşünebiliyor musunuz mitoz bölünmeyle hem
hücre bölünme safhaları gerçekleşir hem de kendisiyle aynı birebir iki hücre
üretimi gerçekleşmiş olur. Üstelik iki hücre oluşumu başlangıçtaki 46
kromozomluk sayısını koruyacak şekilde konumlanarak çoğalıp yoluna devam
edecektir.
Peki, mayoz
bölünme nasıl gerçekleşir? Malum bu bölünme şekli eşeysel yolla çoğalan
canlıların somatik hücrelerin bünyesinde değil, gamet hücreleri içerisinde
gerçekleşen bir üreme biçimidir. Dahası mitoz bölünme şeklinden en belirgin
farkı başlangıçtaki 46 kromozomlu ana hücreden meydana gelen iki yavru hücrenin
23 kromozoma indirgendiği bir bölünmenin vuku bulmasıdır. Derken böylesi bir
bölünme sayesinde iki yavru hücrenin birleşmesiyle oluşan zigottan insan
soyunun devamı gerçekleşir. Öyle ki homolog (eş) kromozomların aynı
lokuslarında sperm ve yumurtadaki genler karşılıklı olarak kendine eş seçip
böylece döllenmiş yumurtadan 2n kromozomlu zigot oluşumu vuku bulur. Hatta mayoz
bölünmeden beklenen maksat hâsıl olup bu arada yarı anneden yarı babadan gelen
allel genlerin vücut bulup bu arada doğacak olan çocuğun cinsini belirleyen cinsiyet
geni denen amelogenin geni de sahne almış olur. Nasıl mı? Mesela, eğer yumurtadan gelen X kromozomu
spermanın X kromozomu ile birleşirse doğacak bebek kız olacak demektir, yok
eğer X kromozomu erkeğin Y kromozomu ile birleşirse doğacak olan bebek erkek
olacak demektir. Ayrıca bilimsel çalışmalar sonucu asit ortamda X, bazik
ortamda ise Y kromozom ihtiva eden spermaların daha aktif olduğu
belirlenmiştir. Zaten ilahi irade ve yaratıcı güç doğacak çocuğun hangi cinsten
olmasını murad etmişse o ortamın şartları da beraberinde yaratılmış
olmakta. Bu durumda ortam şartlarının tamamlanmasıyla birlikte
doğacak olan çocuğun cinsiyet ayırımı yapmaksızın 9 aylık sürecin akabinde
ister kız ister erkek doğmuş olsun hiç fark etmez, bu noktada Allah’a hamd edip
amenna ve saddakna demek düşer bize. Hem
nasıl tasdik etmeyelim ki, sağlıklı doğduğumuza şükretmek yetmez mi? Düşünsenize ortada doğum öncesi anne karnında
öyle mükemmel matematik program işlemekte ki dünyaya sağ salim gelebiliyoruz.
Ortada böyle mükemmel program olmasa hak getire, kim bilir halimiz nice
olurdu, hatta halimizin nice olmasına
bile fırsat kalmadan hiç şüphesiz insan ortada ne insan nesli kalırdı ne de yaratık.
Gerçekten de insan nesli yaratılışından kıyamete dek öyle mükemmel programlanmış
ki; insanın yaratılış fıtratı gereği zaten programsızlığı kabul etmez de. Ki; insanın azalarını oluşturan tüm hücrelerin
şifre kodları nesilden nesile muhafaza edilerek devam ettiriliyor. Nitekim bu
süreci mayoz bölünmenin safhalarına tek tek baktığımızda net bir şekilde görmek
pekâlâ mümkün. Madem öyle bu söz konusu
safhalar neymiş bir izleyip görelim:
1-)
Profaz: Bu safha en uzun safhalardan olup kat ettiği safhalar şu isimler eşliğinde
anlam kazanır;
- Leptoten:
Bu safhada kromozomlar çok ince ve narin
iplikçikler halinde olup belli belirsiz yapıdadırlar. Daha çok cisimcikler
olarak kendilerini gösterirler.
- Zigoten:
Bu safhada erkek ve dişiden gelen eş
kromozom çiftlerinin belirginleşmesi yönünde eğilim gösterirler. Hatta her
kromozom çiftinden dört kromatid belirip dörtlü yapı halde birbirlerine
tutunurlar.
-Pakiten:
Bu safhada eş kromozomların çiftleşme
süreçleri tamamlanır. Safhanın tamamlanması akabinde ise eş kromozomlar
uzunlamasına ortadan ayrılıp her eş kromozomdan dört kromatit teşekkül etmiş
olur. Böylece oluşan kromatitler kendilerine yeni bir yurt edinerek konumlanmış
olurlar.
- Diploten:
Bu safhada çiftleşmiş kromozomlar
birbirinden ayrılarak karşılıklı gen değişiminde bulunacakları noktada
birbirlerine bağlanırlar.
2-)Metafaz I: Bu
safhada kromozomlar hücrenin ekvator kısmında dizilim gösterirler. Derken bu
dizilimde her bir eş kromozom çifti metafaz safhasında sentromer vasıtasıyla iğ
ipliklerine takılıp bu sayede kutuplara doğru çekilişi gerçekleşir.
3-)Anafaz:
Bu safhada kutuplara çekilen kromozomlar
üzerinde adeta fay yarıklarını andırır kırılmalar başlar, ama ayrılan
kromozomlar ilk yapılarını muhafaza edemezler. Çünkü buluşma noktalarında
kromozom parçaları değişimi gerçekleşip meydana gelen gamet hücrelerinin her
birinden ise yeni hücre oluşumları teşekkül etmiş olur.
4-)Telofaz I ve sonraki
II. Mayoz bölünme Safhası:
Kromozomların karşılıklı kutuplarda
zirve yaptığı safhadır. Nitekim Telofaz I safhasının I. Mayoz aşama süreci
tamamlanır tamamlanmaz hemen akabinde ortaya yepyeni iki yavru hücre teşekkülü
meydan gelmiş olur.
II. Mayoz aşamasında ise malum kısa
süren bir profaz safhasıyla start alıp devamında Metafaz II’ye geçiş yapılır.
Geçiş yapılan bu safhanın ekvator kısmında dizilen her bir kromozomun
sentromerleriyle birlikte bölününce devamı aşamada bu kez adına eş yavru
kromozomlar denen kromatitleri oluştururlar. Böylece oluşan kromatitler
karşılıklı kutuplara çekildiğinde önce anafaz II safhasına sonrasında da
telofaz safhasına geçiş yapılır. Derken mayoz yapılanmasıyla başlayan normal sayıda
kromozomlu eşeysel hücre oluşumunun yarı sayısı kadar kromozomlu bir
yapılanmaya evrilip 4 yeni hücre oluşumu vuku bulmuş olur. Bir başka ifadeyle
II. Mayozun sonunda her cinse ait cinsiyet ana hücrelerinden erkek için 4 adet spermatid oluşurken, dişi içinde ovumla birlikte ikinci kutup cisimciği taslağı meydana gelmiş olur. Taslak
hücrelerin olgunlaşıp gelişecekleri yer hiç kuşkusuz cinsiyet organları
olup, sperm veya yumurta birikimi ait
oldukları haznelerde veya kanallarda depolanırlar. Şöyle ki; erkekte
spermatogonium (meni) seminifer
tüpler içerisinde birikirken, dişi de ise oogonium (yumurta ana hücresi) dişinin yumurtalıklarında birikim gerçekleşir.
Ta ki erkek ve dişi bireylerin bir araya geleceği vuslat gününe kadar bu iki
hücreden sadır olacak çocuğun program kodları yaklaşık 20 ila 25 yıl
ebeveynlerin vücudunda beklemeye alınırlar. İşte özetle sunmaya çalıştığımız bu
söz konusu eşey hücrelerinin ait oldukları bireylerin üreme organlarında geçirmiş
oldukları bölünme ve çoğalma evreleri aynı zamanda tasavvufi hayatta da aşama
aşama gerçekleşen “Hamdım-yandım-piştim”
evrelerini bize hatırlatan bir durumdur bu.
Genellikle her nükleolusta bu özel
bölgeye sahip iki kromozom vardır. Bir başka ifadeyle insan genomunda
kromozomlar çift halde bulunurlar. Dolayısıyla hâlihazırda mevcut kromozom
serisinden bir başka seride kromozom meydana gelebilmesi için yoğun bir
faaliyete gerek vardır. Ki; hücre
içerisinde dur durak bilmeyen kromozom faaliyetleri her an her salise işlemekte
zaten. Derken bu yoğun ve hummalı çalışmaların neticesinde tek yumurta ikizleri
hariç tıpa tıp birbirlerine benzemeyen tipte,
kendine özgü parmak izi ve kendine özgü DNA profili mührü ile anne
karnından dünyaya nur topu bir bebek doğuvermiş olur. İşte böylesi kutlu doğuma
mührünü vuran hücre çekirdeğinde bulunan cisimcik veya çekirdekçik anlamında bu
tip kromozomlara “nükleolar kromozom”
denmektedir. Şayet döllenmiş bir yumurta normal bölünmenin aksine erken bir
evrede yarım bölünmeyle gelişme kayd edip tek bir yumurtaya dönüşürse doğacak
çocuklar biliniz ki dış görünüş itibariyle birbirine benzer “tek yumurta ikizler” olacak demektir. Yok,
eğer ikizler ayrı ayrı yumurtalardan embriyolojik gelişimini tamamlarsa doğacak
olan çocuklar biliniz ki dış görünüş itibariyle çokta birbirine tıpa tıp
benzemeyen “çift yumurta ikizler” olacak
demektir. Böylece her iki durumda da
ortak payda doğmuş olduklarında hayata merhaba diyecek olmalarıdır.
İlginçtir kromozom
içerisinde yer alan genler değişik kombinasyonlarla, değişik atraksiyonlarda
bulunaraktan yer değiştirebiliyor da. Tabiî ki bu tip kombinasyon ve atraksiyonlar
aynı zamanda değişik tipte karakterlerin ortaya çıkması demektir. Aslında bu tip
atraksiyonlara nadirde rastlansa sonuçta nükseden atraksiyonlar genetik
olabileceği gibi dış kaynaklı atraksiyonlar şeklinde de olabiliyor. Hatta kromozomlar çeşitli kimyasal maddeler,
X ve ultraviyole ışınları gibi bir takım dış kaynaklı etken unsurlara maruz
bırakıldığında kromozomlar üzerindeki allel genlerin enine kopmasına neden
olabildiği gibi kromozom üzerinde kopan parçaların yerine bir başka kopmuş kromozom
parçalarının yapışması da söz konusu olabiliyor. Dikkat edin kopmuş olan yere yapışır dedik, bu
demektir ki kromozomun sağlam olan kısmına veya ucuna yapışmaz manasına yapışma
hadisesidir bu. Zira ökaryotik linear kromozomların uçlarında bulunan, aynı zamanda
herhangi bir gen kodlamayan özelleşmiş heterokromatin yapılar denen
telomerlerin bir takım polarite oluşumlara karşı adeta kendi önlemini alaraktan
kromozomların rastgele çift zincir DNA kırılmalarından ve nükleolitik
parçalanmalarından koruyabiliyor. Yetmedi icabında istenmeyen kromozom
uçlarının birleşmesinden diyebileceğimiz kromozom parçalarının yapışmasını
engelleyici tavırda sergileyebilmekteler. Ancak şu da var ki gelip geçici türden
arızi kopmalara bağlı olarak, yani genler üzerinde istisnai diyebileceğimiz türden
değişikliklerin olması da söz konusu olabilmektedir ki, bu durum biyoloji bilim
dalında mutasyon hadisesi olarak
karşılık bulur. Hiç kuşkusuz istisnai
türden değişiklikler orijinalliğin dışında yeni bir yaratık ya da yeni bir tür
orta koyamayacaktır. Fakat bu konuda gel
gör ki bir takım dogma kafalar bu gerçeği ters yüz edip bugün olmuş gelinen
noktada çeşitli kimyasal maddelerin, X ve ultraviyole ışınları gibi dış
kaynaklı faktörler nedeniyle kromozomlar üzerinde mutagenik oluşumları
tetiklediği bir takım sonradan nüksetmiş değişiklikleri evrime delil olarak
sunmanın peşindedirler halen. Oysaki burada söz konusu değişiklik bir
karakteristik değişiklik olmayıp, tam aksine genetik karttaki bir noktayı
bertaraf etme operasyonudur. Nitekim bu tür arızi değişiklerin bugüne kadar bir
canlıdan başka bir canlıya dönüşüm şeklinde bir vaka tezahür etmemiştir.
Maalesef bu gerçeklere rağmen göz göre göre aklını evrimle bozmuş bu zavallılar
akşam yatıp sabah uyandıklarında huylu huyundan vazgeçmez misali hep kendi
bildiklerini okumaya devam etmekle kafa dağıtmaktalar.
İcabında hücre içerisinde çok büyük
yapıda, hem nükleusun hem de hücrenin büyümesine neden olan devasa nitelikte
kromozomlar da görülebiliyor. Ki, bu tip
kromozomlar biyoloji bilim dalında “dev kromozomlar”
olarak karşılık bulup aynı zamanda bu tip kromozomlar politen kromozom ve lamba
fırçası kromozomlar olarak da 2 başlık altında kategorize edilirler:
- Lamba fırçası şeklindeki dev
kromozomlar politen kromozomlara nispeten daha uzun olup, en çok omurgalı ve
omurgasız hayvanlarda daha henüz döllenecek duruma gelmemiş dişi gamet
hücrelerin oositlerinde veya mayoz bölünmenin diploten safhasında
görülürler. Aynı zamanda lamba fırçası
dev kromozomlar 4 kromatid ve bir nükleotid eksen üzerine konumlanıp, diploten safhası sonrası küçülme eğilimi
gösterirler.
-Politen kromozomlar daha çok çift kanatlılar
denen böcek takımından diptera adlı
sinek larvalarının trake, tükürük ve yağ hücrelerinde bulunurlar. Bu tip
kromozomların büyüklüğü normal somatik hücrelerden daha iri olduğu
gözlemlenmiştir. Nasıl mı? Mesela meyve
sineği veya sirke sineği olarak bilinen drosophila melanogaster böceğinde
politen haldeki dördüncü kromozomu normal haldeki aynı kromozomdan 100 kat daha
büyüktür. Dolayısıyla bu manada politen çok iplikli anlamına gelip, laboratuvar
analiz çalışmaları sonucu politenlerin çok sayıda iplikten meydana geldiği
belirlenmiştir. Aynı zamanda bu ipliklerin kromozom zincirini oluşturan
nükleotidler olduğu tespit edilmiştir. Hakeza mayoz bölünmenin profaz safhasında
görülen gen bölgeleri üzerinde düğüm benzeri oluşumlar da nükleotid oluşturmak
için vardırlar. İyi ki de varlar, bu sayede genlerin kromozom zinciri üzerinde
konumlandığını fark edivermiş olduk.
Şurası muhakkak hücre bölünmesi olmaksızın
veya çekirdek zarı erimeksizin de normal şartlarda bir hücrenin kromozomunda kaba
ve şekilsiz bir granül materyal içeren kromatin iplikleri yapıda kromonemalar
bile ardı sıra bölünmeler geçirebiliyor. Dolayısıyla kromonemaların (kromatin iplikleri) uzunlamasına bu
şekilde ardı sıra defalarca bölünebilme kabiliyeti gösterebilme hadisesi “endomitoz” olarak karşılık bulmuş olur. Derken endomitoz hadisesiyle birlikte meydana
gelen iplikler birbirlerinden ayrılmayıp birlikte bantlar oluştururlar da. Malum
bant oluşumlarda çeşit çeşittir, nitekim iki bant arasında kalan kısımlar “interbant” diye addedilirken, hâlihazırdaki
kromozoma eşit çapta veya yuvarlakça görünümde olan cisimcik tarzı uydu
bantlarda “satellit” olarak addedilir. Ve bu cisimcik tarzı uydu bantlar flament
denilen iplikle kromozoma bağlanıp, böylece sekonder boğum kromozom
kalınlığında satellit ihtiva eden bu tip kromozomlar “sat kromozomlar” olarak isimlendirilirken,
kromozomun uç kısımları da “telomer kromozom” olarak isimlendirilir.
Belki aklımızdan şu geçebilir; kromozom
dünyasında isimlendirme şart mıdır, şart olmasa da adını koymalı ki en azından
herhangi bireye ait gerek kromozom sayısı hakkında, gerek şekli ve büyüklüğü
hakkında tüm detaylarıyla birlikte karyotipi ortaya konulabilsin. Nitekim her
bireyin karyotipini belirlemeye yönelik çalışmalarda mesela o bireyin
kromozomlarının metafaz ve anafaz safhasında iken sıcak su, asit buharı,
alkolik çözelti ve potasyum siyanür gibi maddelerle muamele edildiğinde,
kromozom yapısının spiral şeklinde olduğu görülecektir. İşte böylesine büyük
veya küçük spiral görünümlü yapılar kromozom zinciri biçiminde sahne aldıklarında
karyotipi belirlenip sayılarla rakamlarla ya da pik görüntülerle isimlendirilmiş
olur da. Nitekim karyotipin belirlenmesinde
her bir pikin döngü sayısı çok önemli işaret taşları olup isimlendirmede mesela
bir pik görüntüsünde büyük spirallerin dönüm sayısı 10–30 arası aralık bandında
bir değerle isimlendirme yapılırken küçük spirallerin döngü (kıvrım sayımı) sayısı da büyük
spirallere nispeten daha fazlaca olacaktır.
Hele bilhassa kimliklendirmeye yönelik çalışmalarda
gen bölgelerinin isimlendirilmesi çok daha önem arz etmektedir. Hiç kuşkusuz bu isimlendirmenin asıl işaret
taşları yukarıda da belirttiğimiz üzere bir kromozom içerisinde birbiri ardınca
dizilim gösteren genlerden başkası değildir elbet. Ne diyelim, işte yukarıda anlatılanlardan da fark
etmişsinizdir ya, ister kimliklendirme
çalışmalarında ister dişi birey olsun, ister erkek birey olsun hiç fark etmez
sonuçta tüm hücrelere damgasını vuran asıl ana etken unsur genlerdir. Bir başka
ifadeyle canlının tüm özelliklerine büyük ölçüde katkı yapan ana unsur gen
olmaktadır. Öyle ki; genler tüm
canlıların karakteristik özelliklerini bünyesinde barındıran tek soyağacı
kütüğüdür. Öyle ki böylesi soyağacı kütüğü içerisine bir bireye ait kodlanmış
tüm bilgiler DNA belleğinde kayıt altına alınaraktan saklı tutulmasaydı ne çocuğun
annesi ve babasının kim olduğunu belirlenebilirdi ne de çoğun karakteristik özellikleri
ortaya konulabilirdi. Belli ki gen âlemine
yön veren İlahi güç böyle murad etmektedir.
İşte İlahi kaynaklı bu muradın gereği olarak kromozomlar protein
yapısında genetik bilgileri depolarında saklı tutarlar da. Hatta sadece
depolarda değil daha garantili bir yöntemle tüm genetik bilgiler lüzumu halinde
kullanılmak üzere DNA veri tabanında kayıt altına alınır. Mesela tek bir sinir
hücresi nörona takriben 50 bin sayfalık devasa bir külliyat sığdırılmış durumda
olmanın yanı sıra hemen her bilgi veri tabanında saklı tutulabiliyor da. Belli
ki sinir hücreleri bu amaç doğrultusunda tüm üniteleri binlerce giriş çıkış
kabloları ile donatılmıştır. Bu arada
belirtmekte fayda var; bu tip kayıt işlemleri tek bir kromozom için sınırlı
kalmayıp, diğer kromozomları da kapsayacak kapasitede bilgi ağı donanımı söz
konusudur. Öyle ya, mademki vücudumuzdaki tüm hücrelerimizde kodlu olan
kromozom sayısı 10.000 gen sayıda kapasiteyle donatılmış, o halde sadece tek bir kromozom için bilgi
bellek sayısının yapılacak olan bir hesaplama neticesinde 10.000x10.000 =
1.000.000.000 (1 milyar) gibi bir
rakamı bulacak demektir.
Velhasıl-ı
kelam; hücre âlem içerisinde anlaşılan o ki, bilgi enformasyonda en büyük pay
sahibi kromozom dünyasına ve kromozom dünyasının başkanlığını yapan DNA’ya ait şeref
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Vesselam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder