VEDA
SOHBETİ
DÜNYA İLE MAĞRUR OLMAYALIM
Araştırmacı Yazar: Selim Gürbüzer
Seyda Hz.lerinin vuslat vakti yaklaşmıştı
ki, artık Afyon’a dinlenmek için geldiklerinde sıkça sohbet eder olmuştu. Bizlerde o sıralarda genç yaşlarda Afyon’da
ziyaretine gittiğimizde hele o avluda ağaca yaşlanıp sofileri nazar edişi var
ya hiç unutamayacağımız anılar arasında yer alır. Seyda Hz.leri sofileri çok
seviyordu, öyle ki son veda konuşmasında sofilerin incinmesin diye ayakta çok
beklediniz inşallah cumaya evde olacağız sözleri sofilere olan sevgisinin bir
göstergesidir. Evet, o sofilerden ayrıldı ama Sevgililer sevgilisine kavuştu,
bize ise ardından bol bol Fatihalar göndermek düşer. İşte Sultan Seyyid
Muhammed Raşit Hazretleri (k.s.)'nin 10.10.1993 pazar günü Afyon'daki
ikametgâhında Menzil'e gitmeden önce yapmış olduğu oğlu Seyyid Fevzeddin
Erol’un çevirisinde yer alan o müthiş veda sohbeti:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allah (c.c.) bizlere üç büyük nimet
bahşetmiştir. Bu nimetlere çok şükür etmemiz lazımdır. Bu nimetlerden, oruç
tutmak, zekât vermek, sadaka vermek, namaz kılmak vs. Allah’ın (c.c.) bize bahşettiği en büyük nimetlerdendir.
O nimetlerden birincisi ve en önemlisi:
Allah (c.c.) bizi Müslüman olarak yaratmıştır. Bizim de bu nimete karşılık
Allah’a (c.c.) çok ibadet etmemiz lazım.
Bu ibadetlere karşılık Allah (c.c.) Müslümanlara cenneti ve içindeki çeşitli
nimetleri hazırlamıştır ve ebedi olarak orada kalacaklardır. Ona göre
ibadetleri arttırmamız lazım gelir.
Allah (c.c.) isteseydi bizi Müslüman değil
de kâfir olarak da yaratabilirdi. Zira Allah (c.c) kâfirler için ebedi cehennem
ateşi ve azabı hazırlamıştır.
İnsan bir düşünecek olursa, bir mum
alevine bile parmağını tutsa ateşinin acısına dayanamaz. İnsan bilerek bir
ateşin bile parmağını tutamazken nasıl olur da ebedi ateş olan cehennemlik
amelleri işler, günahlardan kaçınmaz ve ibadet yapamaz? Bunu düşünerek
ibadetleri arttırmalıyız. Allah (c.c.) bütün dünyanın servetini bize vermiş
olsaydı Müslüman olabilmenin bedelini gene de karşılayamazdık.
Allah’ın (c.c.) bize sunduğu ikinci büyük
nimet: Allah’ın (c.c.) bizleri en son ve
en büyük Peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmeti olarak yaratmış olmasıdır. Nasıl ki Hz.
Muhammed (s.a.v.) peygamberlerin en efdali ve üstünü ise Hz.Muhammed (s.a.v.)'in
ümmeti de ümmetlerin en üstünü olarak dünyaya gelmişlerdir.
Hz. Musa (a.s.), Levh-i Mahfuz'a baktığı zaman orada Hz.Muhammed (s.a.v.)'in
öyle hasletlerini, büyüklüğünü, faziletini görmüş ki: "Ya Rabbi, keşke
beni de Hz.Muhammed (s.a.v.)'in ümmeti olarak yaratsaydın, başka bir şey
istemezdim" buyurmuştur.
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular:
"Benim ümmetimin evliyaları, Ben-i İsrail'in peygamberleri gibidir.(Bu, büyüklük bakımından değil hidayet
bakımındandır.)" Eskiden gönderilen peygamberlerin bir kısmı yalnız
kendisini irşat etmiş, bir kısmı yalnız kendi aile fertlerini, bir kısmı kendi
içinde bulunduğu kabilesini, bir kısmı da yalnız bulunduğu köyü irşat
edebilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ümmetinin evliyaları Mürşid-i Kamiller
ise daha fazla irşatta bulunarak daha çok kimselerin (insanların) hidayete ermelerine vesile olmuşlardır.
Allah (c.c.) Hz. Muhammed (s.a.v.)'in
ümmetini son ümmet olarak yaratmış, bizleri de ümmetin en son kısımlarında
yaratmıştır. Diğer ümmetler binlerce sene toprak altında (kabirde) yattıkları ve günahkâr olanların kabir azabı çektikleri
halde, bu son ümmet az bir süre toprak altında yatacaktır ve (günahkârlar için de) azapları da çok
kısa olacaktır. Kabir azabı da çok kısa bir zaman sürecektir.
Rabbül Âlemin'in nasip ettiği üçüncü
büyük nimet ise Nakşibendî Tarikatıdır. Ebubekir Sıddık (r.a.) ümmetin efdali
olduğu gibi, onun tarikatı da diğer tarikatların efdalidir.
Hz. Muhammed (s.a.v.) Miraç'a çıktığı
zaman, Allah (c.c.) Peygamberimiz (s.a.v.) ve ümmeti için her gün 25 vakit
namazı farz olarak kılmalarını emrediyor. Miraç'tan dönüşte Peygamber (s.a.v.)
gökte Hz. Musa (a.s.)'in ruhaniyeti ile görüşüyor. Hz. Musa (a.s.) 25 vakit
namazın çok olduğunu, ahir zaman ümmetine ağır geleceğini, Allah'tan
azaltılması için niyazda bulunmasını, peygamberimize söylüyor. Resulullah (s.a.v.)’de
tekrar Allah (c.c.)'ın huzuruna varıp, 25 vakit namazın ağır gelebileceğini,
vakitleri biraz azaltması için niyazda bulunuyor. Allah (c.c.) 5 vakit
azaltarak farz namazlarını 20 vakte indiriyor. Resulullah (s.a.v.) geriye
dönerken tekrar Hz. Musa (a.s.) ile karşılaşıyor. Hz. Musa (a.s.) yine çok
olduğunu, ümmetinin buna takat getirmeyeceğini söylüyor ve azaltılması için
tekrar Allah (c.c.)'ın huzuruna gitmesini söylüyor. Bu gidip gelmeler neticesinde
5 vakit namaz Muhammed (s.a.v.) ümmeti üzerine farz kılınıyor.
Peygamberimiz
(s.a.v.) Hz. Musa (a.s.)'ın bizzat kendisi ile değil, ervahıyla görüşmüştür.
Tabii ki Allah (c.c.)'ın dostları ölmez, yalnızca nakil olur, yer değiştirir.
O'nların himmeti, yardımı her zaman vardır.
Hz.
Musa (a.s.) Hz. Muhammed (s.a.v.)'ın ümmetinin fazilet ve büyüklüğünü, Allah (c.c.)'ın
yanındaki değerini Levh-i Mahfuzda gördükten sonra: "Ya Rabbi, Hz.Muhammed
(s.a.v.)'ın ümmeti olamadım, ümmetini bari görenlerden olsaydım" diye arzu
ediyor. O arada İmam-ı Gazali (r.a.)'ın ruhaniyeti oraya geliyor ve Musa (a.s.)
ile görüşüyorlar.
Musa (a.s.):
—Sen kimsin diye sorunca, İmam-ı Gazali:
—Muhammed
oğlu Hamid oğlu İmam-ı Gazali'yim diye cevap veriyor.
Bu cevap üzerine Hz. Musa (a.s.):
—Künyeni neden bu kadar uzun okudun? Yalnızca
İmam-ı Gazali deseydin yetmezmiydi diyor.
İmam-ı Gazali (r.a.)'de cevap olarak diyor ki:
—Allah (c.c.) Hazretleri, kelam konuşmaya
gittiğin zaman sana kim olduğunu sorduğunda sen kendini tanıtırken,
"Elinde bastonu, sırtında kepeneği olan çoban Musayım diye künyeni neden
uzun kullandın, sadece Musa deseydiniz yetmez miydi? diye sorusuna soru ile
cevap veriyor.
Hz.Musa (a.s.) ise:
—Sen Allah(c.c.)'ın büyük peygamberlerindensin.
Yani Kelimullahsın. Kitap gönderilenlerdensin. Onun için seninle daha fazla
konuşabilme şerefine kavuşmak için künyemi uzattım diyor.
İmam-ı Gazali (r.a.) zamanının en büyük
âlimi idi. Ama önceleri tasavvufu sevmeyen münkir bir âlimdi. İmam-ı Gazali (r.a.)'ın
kardeşi ise tasavvuf ehli veli bir zat idi. İmam-ı Gazali (r.a.)'e ilminden
dolayı her müşkülü olan fetva almaya geldiği halde, kardeşi tam tersi arkasında
bile namaz kılmıyordu.
İmam-ı Gazali (r.a.) arkasında namaz
kılmadığı için kardeşini annesine şikâyet eder. Annesi bu durumda diğer oğluna camiye,
cemaate gitmesi için ısrar etti. Gayesi İmam-ı Gazali (r.a.)'ın gönlünü
almaktı.
Gazali'nin kardeşi annesine:
—Anne, onun arkasında benim namazım
olmaz, dedi.
Bunun üzerine annesi daha fazla ısrar etti:
"-Bak oğlum, o senin büyüğün, sen
cahilsin, ağabeyin âlim kişidir, herkes ona geliyor, müşkülünü halledip
gidiyor, herkesin namazı kabul oluyor da seninki neden kabul olmasın? Mutlaka
gidip arkasında namaz kılacaksın" diye çok ısrar edince sonunda camiye
gidiyor.
O gün İmam-ı Gazali’ye (r.a.) namazdan
önce bir kişi geliyor ve hayız (kadınlık
hali) hakkında bir sual soruyor.
İmam-ı Gazali de;
"-Namazdan sonra gel,
cevabını vereyim" diyor.
Namaza başlayınca İmam-ı Gazali devamlı
olarak hayız ile ilgili suali düşünüyor ve namazın tamamını huşu içinde
geçirmeyip cevap hazırlamakla geçiriyor. Bu arada İmam-ı Gazali'nin kardeşi ise
devamlı tekbir alıp yeniliyor, bir türlü namaza devam edemiyor (Namazda olduğunu hatırlaması için),
sonunda namazı bozuyor ve tekrar kılıyor.
İmam-ı
Gazali kardeşinin ikide bir tekbir almasına ve namazı bozup, tekrar yalnız
olarak kalmasına çok üzülüyor ve annesine yeniden şikâyette bulunuyor.
Annesi: "Oğlum, neden ağabeyinin namazına
müdahale ettin, cemaatin içinde mahçup duruma düşürecek hareket yaptın, hani
bana söz vermiştin, namazı kılıp gelecektin" deyince, İmam-ı Gazali
(r.a.)'ın kardeşi annesine:
— Anne bir insan boğazına kadar kana bulanırsa
onun arkasında kılınan namaz kabul olur mu diye soruyor ve " isterseniz bu
soruyu birde ağabeyime sorsan fenamı olur" diyor.
Tabii annesi, İmam- Gazali’ye bu soruyu
aynen aktarıyor.
İmam-ı Gazali (r.a.), namazdaki durumunu
hatırlıyor, namazı hayızla uğraşmaktan tam olarak kıldırmadığını ve kardeşinin
de keşif sahibi olduğu için haline vakıf olduğunu anlıyor. Gerçekleri görüyor
ve daha önce inkâr ettiği tasavvuf ve tarikat yoluna giriyor, gerçekleri
gördüğü ve âlim de olduğu için çalışarak kısa zamanda Gavs oluyor (yani zamanın Gavs'ı oluyor).
İşte bu nimete layık olmak için çok
çalışalım. Hz. Muhammed (s.a.v.)'e layık olmak için çalışalım.
Çünkü padişah ne kadar büyük olursa,
hizmetçisi de o kadar büyüktür.
Bakın Hasan-ı Basri (r.a.) çarşıya çıkmış,
bir dükkâna oturmuş. Bakmış ki bir adam çarşıda elini kolunu sallaya sallaya
gururlu bir şekilde durmadan geziniyor. Hasan-ı Basri (r.a.) soruyor:
"-Bu kimdir bu kadar gururlu ellerini
kollarını sallaya sallaya yürüyor?"
Orada bulunanlar:
—Bu şahıs padişahın hizmetçisidir, onun
için böyle yürüyor, diyorlar.
Bunun üzerine Hasan-ı Basri (r.a.):
—Ben de Sultanlar Sultanı Allah (c.c.)'ın
kuluyum. Ben neden bu adamdan daha iyi yürümeyeyim, dedi ve çarşının içinde
ellerini kollarını sallaya sallaya bir müddet geziniverir.
Dolayısıyla bizim de çok çalışmamız, çok
ibadet etmemiz lazım.
Allah (c.c.): "İnsanları ve cinleri
bana ibadet etsin diye yarattım" buyuruyor. O'na layık olalım. Allah (c.c.):
"Benim bildirdiğim hayırları yapın" diyor. Allah (c.c.)'ın azabı
gelmeden güzel amel yapın, onun için acele edin.
Dünyada yapılan günahların azabı, cezası,
suali ahirettedir. Ölmeden önce iyi amelde acele edin.
Bir
insan tek başına, yalnızken, günah işleme fırsatı olduğu halde Allahtan (c.c.)
korkarak o günahı işlemezse, Allah (c.c.) çok büyük ecir ve sevap yazıyor. O
davranış (günahtan kaçış) onun için
en hayırlı iştir. Bu durum imanın kemale erdiğinin alametidir.
Kalabalıktan çekinerek günah işlemeyen
kimseye sevap yoktur ama yalnızken ve elinden geldiği halde, yapabilecek
durumdayken günahı işlemeyene çok sevap vardır.
Bütün insanlar, kıyamet günü hesapları
görüldükten sonra bir kısmı cennete, bir kısmı cehenneme gitmek üzere
ayrılırlar. Daha sonra herkes ayrıldıkları yerlerine gitmeden önce anne, baba,
oğul, kız hepsi birbirlerine sarılıp, vedalaşıp ayrılmaları 500 sene sürüyor.
Vedalaşma bitince melekler geliyor ve "Vedalaşma sona erdi artık yeter,
ayrılın" diyecekler ve herkes (anne,
baba, çocuklar) hakettikleri yerlere (cennetine
veya cehennemine) gönderilecektir. Cehenneme gidenlere Allah (c.c.):
—Ey
insanlar, ben size şeytana ibadet etmeyin, bana ibadet edin, bu gerçek yoldur
diye bildirdim, diyecektir.
Allah
(c.c.):
—Bugün ağzınıza kilit vuracağım, ellerinizi, ayaklarınızı teker teker
konuşturacağım. Nitekim orada hiçbir şey gizli kalmayacak. Allah (c.c.) her
yaptığınızı bilir. Allah (c.c.)'ın fazlı, ihsanı çoktur.
İnsanın omuzlarında iki melek vardır:
İşlenen bir günahı, tövbe edebilir diye sağdaki melek soldaki günah yazan
meleğe 24 saat yazdırmıyor, 24 saatten sonra tövbe etmezse bir günah yazılıyor.
Sevap meleği ise, her sevap ve iyilik için 10 ile 70 katı sevap yazıyor,
beklemeden hemen yazıyor. Bundan büyük nimet var mı?
Allah (c.c.) kulunu affetmek için ufak
bir bahane arıyor.
Allah (c.c.) öyle istiyor. O halde biz de
gayret edelim.
Dünya ile mağrur olmayalım,
kandırılmayalım.
Sofiler ayakta çok beklediler. Onun için
sohbetime burada son veriyorum. Cuma'ya
kadar inşallah eve gideceğim. Allah hepimizi affetsin."
Kaynak:Alperen Dergisi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder