MAYMUN ATA HAYALİ
SELİM GÜRBÜZER
Nasıl ki evrimcilerin çizdikleri resimler ve yaptıkları
maketlerle kurgulanmış bir hayal dünyaları varsa, elbette ki yaratılış mucizesine
inanmış bizlerinde kendimize özgü bir hayal dünyamız vardır. Nitekim bizlere
habire ata olarak gösterilen herhangi bir maymuna;
-“Al şu kalemi eline al, 12 harften
ibaret ‘evrim teorisi’ ibareli iki
kelimelik bir cümle yaz teklifinde bulunduğumuzu varsayalım.
Bu durumda bir maymunun 29 harflik
alfabede 12 harfi yan yana getirme ihtimalinin 29 rakamını 12 defa çarpma sonucunda
ortaya çıkacak sayının arkasına 17 adet sıfır koymak anlamına gelen bir teklif
olur ki, bu tamamen maymuna ayakkabıyı ters giydirmek türünden bir iş buyurması
olacaktır. Nitekim bir maymunun 15 milyar sene içerisinde aralıksız bir şekilde
klavye tuşlarına basaraktan 12 harflik evrim teorisi cümlesini yazmasının milyonda
bir ihtimal dâhilinde bile gerçekleşmeyeceği besbellidir. Hatta bu noktada
evrimcilerin şu çok güvendiği ayıklayıcı didikleyici ve seçiciliği ile meşhur seleksiyonu
bile maymunun yanına yardımcı takviye kuvvet olarak vermiş olsak da sonuç yine değişmeyecektir.
Tabii evrimcilerde gayet çok iyi biliyorlar ki şu koskoca dünyada 1 milyon
civarında hayvan ve 300 bin kadar bitki türünün kapladığı bir alanda tüm pirinç
taşlarını ayıklayıverecek güç ne seleksiyon da var, ne mutasyonda ne şunda ne
bunda var. Hadi doğal seleksiyona bu işi yıkmaktan vazgeçtik diyelim, peki ya şimdiye
kadar bulunan fosillerin ortaya koyduğu her türün kendi neslinden türediğini doğrulayan
fosil kayıt delillere ne demeli? Belli
ki ortaya konan fosil kayıtlarına baktığımızda bu noktada da evrimcilerin durumu
hiçte iç açıcı parlak gözükmüyor. Kelimenin tam anlamıyla fosil kayıtlarına
bakıldığında canlıların birbirlerinden türeyip büyük bir zaman diliminde bir
diğerine dönüştüğünü gösteren en ufak bir delil ortada gözükmemekte. Zaten ortaya delil de koyamazlar. Çünkü Yüce
Allah (c.c) Kur’an’da; “(Ey kâfirler,
müşrikler, dinsizler ve Darwinistler, söyleyin!) Yaratmak bakımından siz mi daha zorsunuz, yoksa gök mü? (Baknız, Allah) Onu bina edip (böyle
mükemmel ve muhteşem yaratmıştır)”
(Nazi’ât suresi, 27. Ayet) diye beyan buyurarak yaratılan her şeyin en güzel surette
yaratıldığına işaret etmektedir. İşte bu nedenledir ki yaratılış mucizesine
inanmış bizler, her geçen gün adım adım
tarihin çöplüğüne gömülmekte olan evrim teorisinin bir daha karşımıza çıkıp
bizi içi boş safsatalarla oyalamamasını hayal ediyorum.
Evet,
bir hayalim var;
Ne
yazık ki, evrimciler sineklerin saniyede
500 kez kanat çırpma yeteneğinin yanı sıra kanatlarını eşzamanlı çırpma
maharetiyle dengesini sağladığı bu mucizevi hadiseyi de görmezden gelebiliyorlar.
Hadi mucizeye inançları olmamaları hasebiyle görmezden gelmelerini bir derece
anlayabiliyoruz, peki ya onu uçamayan sürüngen varı bir yaratıktan evrimleşerek
uçacak hale gelir şeklinde göstermeye çalışmalarına ne demeli. İşte bu tür
zırva tevillerle evrimcilerin insanlığın aklıyla alay edercesine yaptıkları
algı operasyonlarından dolayı doğrusu öfkelenmemek elde değil. İşte bu noktada öfkemin
dinmesi adına tüm sineklerin kendilerini sürüngenlerle kıyaslayaraktan hafife alan
tüm evrimcilerin üzerlerine üşüşerekten sinek ısırması diyebileceğimiz bir
ısırmayla ısırmalarını hayal ediyorum.
Bir
hayalim var;
Malum evrimciler maymundan insana yarı
geçiş formda bir yaratık olabileceğini fosillerle ispatlayamayacaklarını fark
ettiklerinde bu kez ellerine aldığı fırçalarla hayali resimler çizmek ya da
hayali heykeltıraş maketler yapmak suretiyle işi kotaracaklarını
sanmışlardır. Onlar var güçleriyle işi
kotaracaklarını sana dursunlar, umarız bu arada ressamların ve heykeltıraş
erbabının da mesleklerini kötü yönden kullanan bu evrimci hayalperestler
hakkında dava açmalarını hayal ediyorum. Buna mecburlar da. Çünkü hem
aldanmayanlardan hem de aldatanlardan olmamak için onların yakasına yapışıp davacı
olmayı gerektirir.
Bir
hayalim var;
Hani
evrimciler tarafından orangutan çenesiyle insan kafatasını bir araya getirilerekten
maymun ila insan arası bir varlık süsü verilip adına Piltdown adamı dedikleri
bir adam vardı ya, biliniz ki o adam artık
müzede ziyaretçilere açık bir şekilde sergilenmez oldu. Dolayısıyla bu durumda
duyguları rencide olan ziyaretçilerin ordan burdan toplama fosiller olduğunun foyası
çıkmasıyla birlikte 40 yıl boyunca British Museum’de sergilenen Piltdown adamının
bir anda ortadan kaybolup sırra kadem basması olayı karşısında bu işe alet olan
müze yetkililerinden davacı olup duygu sömürüsüne uğramaları hasebiyle manevi
tazminat almalarını hayal ediyorum.
Bir hayalim var;
Tarihler 1904 yılını gösterdiğinde
evrimci Samuel Verner insana en yakın ara geçiş formu diye Kongo’da yakaladığı
Ota Benga’yı dünya gündemine taşımakla insanlığın bu olaya kanıp yutacağını
sanıyordu. Oysa gerçekler bir bir ortaya çıkmaya başlayınca bu olayı baştan
beri takip eden insanların artık ‘Allah’ım bu tip gözü dönmüş evrimcilerin
şerrinden bizleri koru’ der hale
gelip ‘galiba bunlar çıldırmış olmalılar’ şeklinde içten içe hayıflananlar bile
oluyordu. Hem niye insanlar eseflenip hayıflanmasın ki, bu gözü dönmüş evrimci
müsvedde kılıklı tayfanın önce yakalayıp sonra kafese tıkayarak New York’un
ünlü Bronx hayvanat bahçesinde ‘işte
atanız’ diye sergiledikleri ara form dedikleri o yaratık, meğerse evli ve
iki çocuk sahibi Ota Benga isimli
insandan başkası değilmiş. Öyle ki adamcağız kendisine yapılan bu kötü muamele karşısında
ardından çocuğu ve eşini bırakacak şekilde intihar etmek zorunda kalmıştır. Ne diyelim, işte sizlerde görüyorsunuz ya, elbette ki “kimsenin ettiği yanına kâr kalmaz”
atasözünün düsturunca intihar eden bu zavallı adamın şahsında tüm insanlığın
onurunu ayaklar altına alan böylesi gözü dönmüş had hudut bilmez tüm fanatik evrimci
tayfalardan hesap sorulup haddini bildirilmesini hayal ediyorum.
Bir
hayalim var;
Tarih boyunca takriben 6000’i aşkın
maymun türünün yaşadığı dünyamızda neredeyse kala kala 120 tür maymun türünün var
olduğu gözüküyor. Üstelik şu an kala kalan, yani yaşmakta olan mevcut maymun türlerinin
tamamına yakını da nesli tükenmiş durumda. Olsun nesli tükenmek üzere olsalar
da bu demek değildir ki; her şey geçmişte kaldı, dolayısıyla onurlarının
iadesine gerek yoktur. Bilakis ibretlik ders olsun diye geçmişten bugüne tüm
maymun türlerinin evrimciler üzerinde kalan hakları alınmalı ki, hak hukuk
adalet yerini bulsun, böylece bir daha böyle işlerle kalkışılmasın. Hele ki
ortada tüm maymunları, eşrefi mahlûkat insanın atası olarak ilan etmek denen hazin
bir manzara varken bu olayın üstü asla kapatılmamalıdır. Dolayısıyla geçmişten
bugüne tüm maymunların her ne kadar nesli tükenecek hale gelseler de bari hiç
olmazsa bu dünyada yarım kalan hak hukuk davalarını tamamlamak adına ruz-i
mahşerde:
-“Kıyamet
gününde boynuzsuz olan koyunun boynuzsuz olan koyunun bile kendisine vuran
boynuzlu koyundan hakkı alınır” Peygamber kavlince evrimcilerin yakasına yapışıp
hayvan hak ve hukuki kuralları gereği mizan terazisinin kurulup haklarına kavuşacağı
günde cezalandırılmalarını hayal ediyorum. Nitekim biz biliyoruz ki; hayvan
hayvanlığıyla şeref bulmakta, insansa
insanlığıyla şeref bulmakta.
Bir
hayalim var;
Malum tüm beşeriyet ben-i âdem olarak iki
ayaklı ve dik olarak yaratıldığı halde, evrimciler tarafından habire tüm
beşeriyet insan dışı bir kalıba sokulmak istenmekte. Dahası insanoğlunu hem eğik
vaziyette koşan aynı zamanda zıplayan dört ayaklı maymunların bulunduğu kategoriye
dâhil etmek istiyorlar hem de kendi kafalarınca oluşturdukları:
-Australopithecines
(kendisine güney maymunu anlamında
hominin gözüyle bakılan en eski Australopithecuslar),
-Homo
habilis,
-Homo
erectus,
-Homo sapiens (modern insan) bir soyağacına dâhil etmek
istiyorlar.
İşte kendilerince oluşturdukları bu soy ağacıyla
akıllarınca homo olarak adlandırdıkları insanoğlunu ilk başta
Australopithecuslar’dan bir sonrakilerine basamak basamak güya atası olduğu izlenimini
vererekten en nihayetinde modern insana terfi etmiş şeklinde göstermekteler.
Yetmedi birde üstüne üstük kalkmışlar gelmiş geçmiş tüm insanlığın bu soyağacına
sadakat gösterip bağlılıklarını göstermelerini arzulamaktalar. Oysa sadakatle
bağlı kalmamızı arzuladıkları homo soy ağacının ilki olan Australopithecus,
aslında nesli tükenmiş dik yürüyemeyen maymunundan başkası değildir. Şimdi ortada böylesi bir gerçeklik durum
varken bizlerden sadakat ve bağlılık göstermelerini beklemeleri elbette ki
abesle iştigal bir durum olur. Tabii evrimcilerin handikapları sadece bunla sınırlı
değil, bir zamanlar ara form olarak öve öve anlatıp bitiremedikleri Ramapithecus
da maymunun tâ kendisi bir yaratıktır. Tabii sonradan bu yaratığın maymun
olduğu anlaşılınca apar topar insan soy ağacı serisinden çıkarmak zorunda kalmaları
da bir başka handikap olarak karşımıza çıkmış durumda. Kaldı ki kendi kafalarınca oluşturdukları
insan soy ağacı serisinin diğer basamaktakilerinde bir kısmının yeryüzünün
farklı yerlerinde modern insanla beraber aynı devirlerde yaşamış canlı türleri
olduğu, bir kısmının maymun türleri
olduğu, bir kısmının ise değişik türden insan ırkından türler olduğu
anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu noktada ümit ediyorum ki, tüm insanlığın bir an evvel gözünü dört açıp
bu denli insanın şeref ve haysiyetiyle oynayan evrimcilerin yüzüne karşı “Bırakın
maymun maymunluğu ile kalsın, insanda insanlığı ile kalsın” tepkisini
ortaya koyup haykırmalarını hayal ediyorum. Bu arada yaratılış mucizesine
inanmış müminlerinde boş durmayıp yüzlerine karşı “Soyunu inkâr edenin soysuz, dinini inkâr edenin dinsizdir” atasözünü suratlarına çarpıp haykırmaların
hayal ediyorum.
Bir
hayalim var;
Atalarımız ne de güzel ifade etmişler;
zorla güzellik olmaz diye. Biyoloji literatüründe
insan ve insan grubu ‘homo’ kavramıyla
ifade edilirken müminler olarak bizler ise daha çok ‘ben-i âdem’ ibaresiyle
ifade ederiz. Her neyse homo ya da insan hiç fark etmez. Fark eden sadece
evrimcilerin insanı insanlıktan çıkararaktan hayvan kategorisine dâhil edip
maymun olarak görmeleri, yaratılış
mucizesine inananların ise tam aksine insanı ben-i âdem kategorisine dâhil edip
eşrefi mahlûkat olarak görmeleridir.
Ne diyelim evrimciler bikere insanı insanlıktan
çıkarmaya kafaya koymuşlar ya, acaba Australopithecus’un soy ağacının üçüncü
basamağında yer alan Homo erectusu geçiş formu takdim etsek mi etmesek mi diye
bir ara kara kara düşünmüşler de. Ama gel gör ki Homo erectus’un bugünkü insandan
hiçbir farkı olmadığı ortaya çıkmıştır. Derken kara kara düşünmekten çıkmanın bir
formülünü bu kez soyu tükenmiş arkaik türü insan benzeri ata dedikleri Homo
habilis’i ara form olarak ilan etmekte karar kıldıklarını görüyoruz. Onlar
karar kılıp bir formül bulduk diye avunadursunlar, oysaki bu arada onların heveslerini
boşa çıkartacak Tim White adında bir araştırmacı, 1984 yılında ‘OH62’ olarak kodladığı iskelet ve kafatası
bulduğunda bu türün homo sınıfından (insan sınıfından) değil, tam aksine Australopithecus
kategorisinde bir maymun olduğu anlaşılmıştır. İşte tam da bu noktada Homo
habilis’in yerinden doğrulup kendisini zorla insan yapmak isteyen evrimcilerin
başlarına günümüzde yaşayan maymunların derisinden geçirerekten maymun
siluetine dönüştürmesini temenni ediyorum. Hiçte fena olmaz elbet. Hem ne de olsa evrimciler koro halde ikide
bir ‘maymun atam, maymun atam’ sloganlarıyla etrafta habire dolaşıp
duruyorlar, hiç olmazsa başlarına geçirilecek olan maymun derisiyle birlikte böylece
sokaklarda avaz avaz slogan ataraktan dolaşmaya gerek kalmaksızın asıl kimliklerine
kavuşmuş olacaklardır. Madem öyle, bende
kendi adıma onların sokaklarda dolaşmak yerine hayvanat bahçesinde başlarına
geçirilmiş maymun derisi siluetiyle görücüye çıkmalarını çok hayal ediyorum. Dilerim
maymun nesli tükenmeden bu hayalim tez bir zamanda gerçeklemiş olur da.
Bir
hayalim var;
Malum, yüzsüz insanlar her devrin maskara tipleri
olarak karşımıza çıkmaktalar. Baksanıza bir zamanlar Kenya’daki Rudolf nehri
civarında bulunan fosil yaratığa büyük şaşaalarla Homo Rudolfensis adı verilmesi
maskaralıklarına maskaralık katmalarına ziyadesiyle kat be kat yetmiştir. Öyle ki Richard Leakey tarafından sergilenen
bu fosil yaratık antropoloji tarihinin en büyük buluşu olarak takdim edilmişti.
Neyse ki insan yüzü anatomisi üzerinde çalışmalar yapan Prof. Tim Bromage
bilgisayar simülasyon yöntemiyle şu gerçeği ifşa eder: “KNM-ER 1470’in
rekonstüksiyonu yapılırken, yüz, aynı günümüz insanlarında olduğu gibi,
kafatasına neredeyse tam paralel bir biçimde inşa edilmişti. Oysa yaptığımız
incelemeler, yüzün kafatasına daha eğimli bir biçimde inşa edilmiş olmasını
gerektirmektedir. Bu ise Australopithecus’da gördüğümüz maymunsu yüz özelliğini
meydana getirir.”
Hakeza
C. Lorin Brace de azı dişlerin kapladığı alandan hareketle Australopithecus’un yüz
ve dişleriyle birebir örtüştüğünü yüzsüz maskara tiplere duyurmuş oldu. İşte bu ve buna benzer hamlelerle Homo habilis
ve Homo rudolfensis gibi türlerin ara form olmadığı, tamamen maymun oldukları
noktasında bir kez daha evrimci yüzsüzlerin yüzüne karşıda söylenip böylece bu
dünyaya geldiklerine geleceklerine bin pişman olacak derecede ifşa edilmelerini
hayal ediyorum.
Bir
hayalim var;
Malumunuz, Evrimciler bir yerlerde
çağdaşlıktan dem vurulduğunda bu hususta üstlerine hiçbir zaman toz
kondurmazlar. Ancak bu nasıl çağdaşlıklarına toz kondurmamaksa bir bakıyorsun
bilgi çağına gelmiş insanı köken olarak “Homo
erectus, Homo sapiens archaic, Neandertal adamı ve Cro-magnon adamı” şeklinde sıraladıkları
ara formlardan türedi şeklinde çağdışılık gösterimlerden hiçbir beis
duymuyorlar. Oysa çağdışılık düşlerinde ara form olarak düşledikleri ‘adam’ tiplemeleri
çağımızda ki insan ırklarının mevcut üye bireylerinden başkası değildir. Nitekim
Homo erectus’a baktığımızda günümüz insanıyla hemen hemen aynı birey üyesi
olduğunu görürüz. Kaldı ki Erectus dik yürüyen insan anlamında bir isimlemedir.
Böyle isimlendirilmesi de son derece isabetli olmuştur. Çünkü Kenya’da ki
Turkana Gölü civarında bulunan Narikotome homo erectus (Turkana çocuğu) fosilinin
12 yaşında bir çocuğa ait fosil olduğunun belirlenmesiyle birlikte günümüz insanıyla
arasında hiçbir fark olmadığı ortaya çıkmıştır. Hatta Prof William Laughlin;
Eskimolar ve Aleut Adaları insanları üzerinde incelemeler yaptığında neredeyse Homo
Erectus’la benzer bireyler olduklarını gözlemlemiştir. Kaldı ki Homo Erectus’ta
kendi içerisinde çeşitlilik arz etmekte. Dolayısıyla buradan hareketle tüm
insanlığın ırk ırk, soy soy çeşitlilik
arz etmesi birbirinden türeme ayrılık göstergesi değil bilakis kendi yaratılış
kodları içinde çeşitliliğinin göstergesi bir zenginliktir bu. Madem yaratılış
kodlarımız çeşitlilik arz etmekte, o halde Homo yaftasıyla insan soy ağacının
kollarında dal budak salmış tüm insanlık ırk halkalarının dik duruş sergileyerekten;
“Hepimiz insanız ve hepimiz aynı ortak ebeveynimiz
Adem ve Havva’dan doğarak yeryüzüne aynı anda ortaya çıktık” diye haykırmalarını hayal ediyorum.
Bir hayalim var;
Ah Evrimciler Ah! Bu ayaklar nasıl ayak,
hadi yorgana sığdı diyelim, peki ya mezara nasıl sığacak doğrusu çok merak
ediyorum. Evrimcilerin şimdiye kadar insanlığın onurunu ayaklar altına
alaraktan yaptıkları yetmezmiş gibi birde üstüne üstük bilimi de kendi çirkin emelleri
doğrultusunda kullanmalarına ne demeli. Baksanıza Homo serisindeki tüm üyeler
yeryüzüne aynı anda çıkmış olmalarına rağmen önümüze koydukları tüm homo üyelerin
atasının güya maymun olduğunu dillendirmekle düpedüz bilim cinayeti işlemekteler.
Oysaki ortaya attıkları hayali insan atalarına baktığımızda, mesela bunlar içerisinden değim yerindeyse Neanderthal
adamına bu hususlarda artık kendisine gına gelmiş olsa gerek ki, evrimcilerin yüzlerine karşı kendi hal
lisanıyla;
- “Artık
bırakın yakamı, benim sizlerden tek farkım sadece asimilasyona uğramış birey olmamdır,
sonuçta bende sizin gibi dik yürüyen bir insanım” demekten kendini alamaz
da.
Yine değim yerindeyse bunlar içerisinden
mesela Homo Sapiens Archais ise kendi hal lisanıyla evrimcilerin karşısına
çıkıp adeta sitem edercesine;
-“Dört
dörtlük adamlığımdan şüphe ediyorsanız beni bende arama, beni Avustralyalı
Aborjin yerlileri veya Macaristan ve İtalya’nın bir kısım köylerinde ararsanız halen
orda adam gibi adam olarak yaşadığımı anlarsınız” diye haykırmaktadır. Nitekim
insaf sahibi bilim adamlarından bazıları yaptıkları araştırmalarıyla bahsi
geçen ülkelerin o bölgelerini yerinde incelemelerde bulunup bu haykırışı teyit
etmişler de.
Yine mesela bunlar içerisinden mesela
Homo heilderbergensis ırkından olanlar da evrimcilerden dert yanarcasına onları
tarihe havale edip bundan 740 bin yıl önce yaşayan ve kendisini günümüz
Avrupalı insanına benzeyen bir ırk türü olduğunu görmelerini dilemişlerdir.
Yine bunlar içerisinden mesela Cro-mangon
da Evrimcilerin yüzüne karşı kendi hal lisanıyla;
-“Bendeniz
Afrika ve tropik iklim insanlarına benzemenin yanı sıra aynı zamanda kardeşim Neanderthal
adamı ile birlikte günümüzde pek çok ırkların mayasını oluşturan fertleriz” tarzında çok ince bir gönderme yaparaktan akl-ı
selim olmalarını dilemiştir. Nitekim üzerinden çok bir zaman dilimi geçmeden
Cro-mangon adamının da Afrika kıtasının farklı bölgelerinde yaşayan Afrika
ırkından bir insan olduğu belirlenmiştir.
İşte yukarda madde madde doğaçlama
yapraktan sıraladığımız Homo-insan soy ağacının kollarında dal budak salmış
halde konumlanmış değişik isimler altında değişik ırklara mensup birkaç adamın hal
lisanıyla meramlarına kulak verdiğimizde gerçekten de kendileriyle maymunlar arasında
doldurulamayacak derecede çok büyük boşluğun varlığı gayet net bir şekilde
ortada zaten. Dolayısıyla homo üyelerini maymunla ilişkilendirilerek kronolojik
sıralama çaba içerisine girmek boşa kürek çekmekten öte bir anlam ifade
etmeyecektir. Hem kaldı ki Paleontolojik
kayıtları bir milyon öncesinde günümüz insanıyla ayırt edilemeyecek derecede
aynı olan Homo sapiens insanının bir arada yaşadığını tespit etmişlerdir. Hele
hele İspanyol bir Paleoantropolog, kendi ülkesinde Atapuerca civarında 800 bin yıl
öncesine ait Gran Dolina mağarasında 11 yaşındaki çocuğa ait bulduğu fosille kendilerini
evrim bilim adamları olarak tanıtanların beklentilerini bir anda boşa çıkartmaya
ziyadesiyle yetmiştir. Öyle ki
evrimciler bu fosilin günümüz insanıyla tıpa tıp aynı olup kesinlikle ilkel bir
yaratıkla yakından uzaktan hiçbir alakası olmadığını görünce adeta şaşkın
ördeğe dönmüşlerdir. Bizim açımızdan ise
hiç kuşkusuz 800 bin yıl öncesi böylesi modern bir yüzle karşılaşmakla
yaratılış mucizesini doğrulayan bir duygu seli olmuştur. Hakeza gerek
günümüzden 2, 3 milyon öncesi bir başka modern insana (Homo sapiens) ait bulunan çene kemiği olsun, gerek günümüzden yine 3,6 milyon öncesi
modern insana ait ayak izleriyle örtüşen bir başka fosil olsun hiç fark etmez
her ikisi içinde aynı duygu selini yaşamamıza ziyadesiyle yetmiştir diyebiliriz
pekâlâ.
Evet, şu bir gerçek, insan iki ayağı
üzerine dik yürüyen bir varlıktır, ayı ve maymun türü hayvanlar ise malum eğik
ve dört ayak üzerine yürüyen canlı varlıklardır. Dolayısıyla evrimciler açısından
bu durum çok büyük çelişkiyi gözler önüne sermektedir. Öyle ya, şayet ortada
gerçekten evrimleşme denen bir hadise vuku bulmuş olsaydı bugün insanlar iki ayaklı
olmak yerine tam aksine dört ayaklı olmaları gerekirdi. Üstelik maymunlar dört
ayaklı halleriyle istedikleri hareketleri çok rahatlıkla yapabilmekteler. Yani bu demektir ki iki ayaklı olma hali
herhangi bir maymuna asla avantaj sağlamamakta. Ne diyelim, sizlerde görüyorsunuz ya, bu noktadan sonra
evrimcilerin yüzüne karşı “Ah Evrimciler Ah! Bu ayaklar nasıl ayak,
hadi yorgana sığdı diyelim peki mezara nasıl sığacak” tarzında sitemimi arz etmek düşer bize
Hadi ayakların dörtlü oluşunu
görmezlikten gelip sitemimizden vazgeçtik diyelim, peki ya insanın başparmağıyla
çatal kaşığından tutunda silahına kadar değişik türden araç ve gereçleri
tutmakta ki yeteneğinin ve donanımının hayvanlarda olmayışına ne demeli. Her ne
kadar tüfek icat edildi mertlik bozulsa da, sonuçta tüfeği en etkin bir şekilde
kavrayacak babayiğit varlık olarak yine insan gözükmekte. Her neyse evrimciler
insanı maymunlaştırma hayalinin peşinden koşa dursunlar, şu bir gerçek ata
gördükleri maymun adamların başparmağı ile bir tüfeği bile tutmaktan aciz hayvanlar
olarak karşımıza çıkmaları, Yüce Allah’ın insanoğluna has kıldığı başparmak
mucizesi gerçeğini değiştirmeyecektir.
Evet, maymunun başparmağı bizimki
gibi asla aktif rol oynayan bir başparmak değildir, sadece yaşayışına uygun
biçimde yaratılmış bir başparmaktır bu. Düşünsenize başparmak olayında bile maymundan
farklıyız. O halde sormak gerekir başparmak evrim hadisesinin neresinde yer
almakta?
İşte daha ne diyelim bu ve buna benzer
sorular eşliğinde günümüz insanından hiçte farkı olmayan homo (insan) sınıfına dâhil
tüm üyelerin (ırkların), kendilerine adamlık taslayan evrimcilerin Hasan
Sağındık’ın seslendirdiği aşağıdaki klipi şu şekilde uyarlayarak koro halinde yüzlerine
karşı söylemelerini hayal ediyorum:
ADAMLAR (Maymun
adamlar)
Müzik: Hasan
Sağındık
Yorum: Selim
Gürbüzer
(adamlar-“adamlar”_1998)
Maymun adamlar bilirim sönük
Maymun adamlar bilirim çürük
Maymun adamlar bilirim rozetleri
Yüreklerinden büyük
Maymun adamlar bilirim yamuk
Maymun adamlar bilirim maskara
Maymun adamlar bilirim ki elleri
Eldivenlerinden kara
Ah Darwin Ah! bu ayaklar nasıl ayak
Hadi yorgana sığdı diyelim mezara nasıl sığacak
“İçi boş bir evrim masalları
Binaenaleyh okullarımızda çocukların
Başında habire boza pişirdik
Fosilleri ortaya çıkarmak farz değildir
Nitekim hayali maymun atası resimler yapmak lazım
İnsanlık, vicdan, insan hakları boş ver ağam boş ver bunları
Çağdaşlığın ölçüsü maymun olmak yani
Bol maymunlu programlar
Maymundan da aşağı sözde bilim adamları
Tükür ağam tükür. Sözde bilim dünyasında bütün soytarılar”
Maymun adamlar bilirim coşkun
Maymun adamlar bilirim durgun
Maymun adamlar bilirim adları
Boylarından uzun
Maymun adamlar bilirim iri
Maymun adamlar bilirim ufak
Maymun adamlar bilirim ki
Sözleri eserlerinden parlak
Ah Darwin Ah şakirtler!
Bu ayaklar nasıl ayak
Yorgana sığdı diyelim mezara nasıl sığacak
“Oportünist ve pragmatist yaklaşımlar
Ali babanın çiftliğine dönen maymun yaratıkları
Maymun çiftliğin malı deniz, yemeyen…
Cici maymun, tombul maymun, seni yerim maymun
Benim maymununum işini bilir
Önce öv sonra maymununu maymunluktan çıkar
Ve gümlet
Gerçek bilime rot balans ayarı,
Darwin geldi ey öğrenciler
Bu yapılan sapına kadar bilimi katletmek,
Bırakın ağam bu ayakları
Bırakın insan insanlığıyla övünsün
Maymunda maymunluğuyla kalsın…
Nitekim Yüce Allah (c.c); “Kalpleri vardır bununla kavrayıp
anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır işitmezler. Bunlar
hayvanlar gibidir, hatta daha
aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır” (Araf, 179) diye beyan buyurmakla
tüm hakikati ortaya koymakta zaten.
Bir
hayalim var;
Alman
bilim adamlarının mayıs böceğinin adeta gaz tabancalı diyebileceğimiz donanıma
haiz olduğunu ortaya koyan keşfi sayesinde, kendisi bir böcekte olsa kendi kaderine baş
başa bırakılmayıp savunmasız olamayacağını idrak etmiş olduk. Öyle ki mayıs böceğinin (topçu böceğinin) olası tehlikelere karnındaki iki ayrı kese haznesinde
stok edilen yakıcı ve sıcak gaza dönüşebilir özellikte ki hidrojen peroksitle (oksijenli suyla) birlikte benzole benzer
bir hidrokinon maddesinin üçüncü bir
odada su ve katalitik enzimlerle girdiği kimyevi reaksiyon sayesinde neler
yapabileceğini herkese gösterebiliyor. Ve böylece bu iki maddenin reaksiyona
girmesi neticesinde oluşan sıcaklık, karışımı suyun kaynama noktasına yükselterekten
sıvıyı püskürttürmesini sağlayan hidrojen gaz basıncını üretmesiyle birlikte
çok rahatlıkla kendini düşmanlarından koruyabiliyor. Nitekim düşmanının saldırısına
maruz kaldığını fark ettiği anda bu iki maddeyi yakıt tankına boşaltıp hemen
yanı başında bir başka kesede bulunan peroksidaz enzimi katalizörlüğünde
albümin salgılar da. Derken katalizör
etki yapan bu enzim etkisi hidrojen peroksidin hidrokinonla (hidrokarbonla) karışım hale gelmesini
tetikleyip beraberinde büyük kimyevi tahribat etkisi oluşturan 100 santigrat
derecelik kaynar kinon gazı püskürterekten düşmanlarını bertaraf etmiş olur. İşte Yüce Allah tarafından böylesi gaz
tabancalı püskürtücü savunma sistemiyle donatılmış mayıs böceğinin evrimci
tezleri çürüten bu haliyle sadece kendisini savunmak için değil, yaratılış
mucizesine şeksiz şüphesiz inanmış insanlara etrafına üşüşen evrimcilerin
saldırılarına karşı da, yani bizim içinde biran evvel göz yaşartıcı gaz
bombasını kullanaraktan püskürtülmelerini hayal ediyorum. Derken bu sayede yalanlardan
dolanlardan kurtulmuş olup, maymun maymunluğuyla, insan da insanlığıyla huzur
bulup evrimcilerin şerrinden kurtulmuş olacaktır.
Vesselam.
https://www.enpolitik.com/yazar/selim-gurbuzer/maymun-ata-hayali-6138-kose-yazisi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder