MUTE GAZVESİ VE HALİD B.
VELİD
SELİM GÜRBÜZER
Allah Resulü (s.a.v), Haris b. Umeyr’i
öldüren Gassan Emiri Şurahbil’e gereken dersi vermek üzere ordunun başına
geçecek emir için ashabına şu duyuruda bulunur:
-Ey ashabım! Biliniz ki Mute seferi için
başınıza Zeyd bin Harise’yi emir olarak tayin ediyorum.
Evet, bu duyuru yapıldı yapılmasına ama bu
arada Cafer b. Ebî Talip’in her haliyle üzgün olduğu gözlerden kaçmaz da. Nitekim
dayanamayıp memnuniyetsizliğini şöyle dile getirir:
-Ya Resulullah! Doğrusu Zeyd’i emir yapacağınızı hiç düşünmemiştim.
Allah’ın Habibi (s.a.v) bunun üzerine
şöyle beyan buyurur;
-Ey Cafer b. Ebî Talip! Şunu iyi bilesin
ki; kimin hakkında neyin doğru, neyin yanlış
olduğunu Allah bilir. Sen gönlünü ferah
tut, niyet hayır akıbet hayır olur elbet.
Derken Resulullah (s.a.v), Mute gazası için gerekli hazırlıklara hız verdikten
sonra ashabına sefer öncesi şu uyarılarda bulunur:
-Ey ashabım! Olur ya, şayet savaş anında
başınızdaki Zeyd şehit düşerse onun yerine komutan olarak Cafer geçiversin. Şayet Cafer’de şehit düşerse yerine komutan
olarak Abdullah b. Revaha geçsin. Abdullah’da şehit düşerse bu durumda kendi
aranızda istişare ederek hakkında karar kılacağınız ismi başınıza emir tayin ediniz.
Böylece Ashab-ı kiram, Allah Resulünün uyarılarını
dikkate alarak yola revan olup kendilerinden sayıca kat be kat üstün 150 bin
kişilik orduyla gaza etmek üzere karşı karşıya gelmiş olur. Kıyasıya başlayan
savaşın daha başlangıcında Zeyd b. Harise düşman cephesinden atılan mızrakla
can evinden vurulup toprağın bağrına şehit düşüverir. Böylece bu durumda sancağı
Cafer b. Ebî Talip devr alır. Fakat o da bir süre sonra aldığı kılıç darbesiyle
şehit düştüğünde bu kez sancağı Abdullah b. Revaha devr alır. Ardından yine çok
bir zaman geçmeden o da şehadete erdiğinde bu kez yere düşmekte olan sancağı
Sabit b. Ekrem eline alıp etrafındaki arkadaşlarına başa geçecek ismi
belirlemek için şöyle istişare eder:
-Ey arkadaşlar sorarım
sizlere, Halid’i komutan olarak kabul
ediyor musunuz?
Arkadaşları cevaben hep bir ağızdan:
-Evet, kabul ediyoruz derler.
Böylece Allah Resulünün sefer öncesi verdiği
talimatlar bir bir yerine getirilmiş olarak maksat hâsıl olur da. Hem kaldı ki, Allah Resulü (s.a.v) verdiği talimatıyla istişare ediniz buyurur da
maksat hâsıl olmaz mı? Elbette ki hâsıl olur. Nitekim istişarenin gücü öyle
etkisini gösterir ki ardı ardına üç komutanını kaybeden bir ordu savaştan zaferle
çıkar bile. Gerçekten de bir ordu düşünün ki, kıyasıya geçen savaşta ardı
ardına şehit düşen komutanlarını kaybettiği halde bir bakıyorsun savaşı lehine
çevirip İslam tarihinin altın sayfalarına Mute zaferi olarak adını yazdırabiliyorlar.
Nasıl mı? Malumunuz bir zamanlar Halid
b. Velid müşrik saflarında cenk ederken Uhud’da Müslümanların galibiyetiyle
sonuçlanacak savaşın seyrini bir anda Uhud’un arka tarafını dolanmak suretiyle aleyhimize
dönüştüren düşmanımız olarak karşımıza çıkmıştı. Gün gelir, Halid b. Velid İslam’la
şereflenip Mute’de Müslümanların safında yer aldığında bu kez savaşın
müşriklerin aleyhine çevirecek bir iman abidesi kahraman olarak karşılarına
çıkar. Öyle ki savaş anında en son şehit düşen arkadaşından sancağı devr aldığında
ince kıvrak zekâsını kullanıp stratejik bir taktikle ordunun sağ tarafının
arkasında kalanları sol tarafın önüne, ordunun sol tarafının arkasında kalanları
ise sağ tarafın önüne çekmek suretiyle bir anda savaşın seyrini Müslümanların
lehine çevirecektir. Böylelikle Allah Resulü onun hakkında “Ey Halid! Sen Allah’ın Seyfullah’ısın (kılıcısın) ” diye beyan buyurduğu övgü dolu sözleri yerini bulmuş olur. Bundan daha da öte Allah Resulünün savaş
öncesi yaptığı telkinler doğrultusunda sefer eyleyen bir ordu düşünün ki cenk
esnasında ardı ardına komutanlarını kaybetse bile son nefesini verene kadar inancını
yitirmediği müddetçe nice zorlukların ve olumsuzlukların üstesinden gelinerekten
zafere dönüşebileceğinin mesajı ümmetince idrak edilmiş olur da.
Nitekim Mute’de onca gayretin ve hele
bilhassa Halid b. Velid (r.a)’ın akıl dolusu
savaş stratejisinin semeresi olarak müşriklerin hevesi bir anda kursaklarında
kalmaya ziyadesiyle yetmiştir. Zaferi kazanan sahabe gazilerimizin hevesini
kıran durum ise Medine'ye dönüşlerinde halkın içerisinde bazılarının yerden
avuçladıkları toprağı üzerlerine saçıp savuraraktan serpmiş olmalarıdır. Ne
diyelim, zaferin sevincini hazmedememek denen hasetlik bu ya, Mute gazilerinin
üzerlerine toprak saçmaları sanki yetmezmiş gibi birde bunun üstüne üstük onları
savaş suçlusu itham edercesine:
-“Sizi
gidi kaçaklar sizi” türünden hiçte
hoş olmayan küçük düşürücü sözlerle Medine sınırında karşılayacaklardır. Hiç
kuşkusuz hak etmedikleri böylesi bir karşılayış yorgun düşmüş gazilerin bir
anda morallerini fena halde bozacaktır. Hani atalarımız “Yavuz hırsız ev
sahibini batırırmış” diye söyledikleri veciz bir söz vardır ya, aynen öylede Mute savaşının zaferle
neticeleneceğini hiç hesaba katmadıklarından olsa gerek zaferin başkahramanı
Halid b. Velid (r.anh) bile bu türden
bir karşılamaya maruz kalabiliyor. Neyse ki Resul-i Ekrem (s.a.v) derhal olaya müdahil olup:
-Hayır, onlar kaçak değil, bilakis onlar düşmana karşı cansiperane
mücadele veren can yiğitlerimdir demek suretiyle gazilerin altüst olan moralleri
yeniden yerine gelmiş olur.
Öyle ya, şayet durum vaziyet dedikleri
gibi olsaydı Allah Resulü (s.a.v) böyle bir ordunun o güzide komutanını
Allah’ın kılıcı anlamına gelen ‘Seyfullah’
unvanıyla över miydi?
Hatta bu arada kılıca anlam yükleyen
kılıç sahibinin cenk meydanında gösterdiği mücadeleye şahit olan gazilerden
biri komutanına bağlılığını ahaliye şöyle haykırır da:
-Ey Ahali! Hiç kimse durduk yere kendi
kendine onun hakkında suizanda bulunmasın. Şayet sizler O’nun aslanlar gibi cenk
meydanını altını üstüne çevirdiğini görseydiniz bunları söylemekten imtina edip
hicap duyardınız.
Anlaşılan o ki, Medine’ye sağ salim
dönüşte gazileri yorgun düşüren asıl neden unsur Mute savaşı değilmiş. Meğer asıl onları yorgun düşüren asıl neden unsur
hak etmedikleri bu tür muameleyle karşılanmış olmalarıdır
Hakeza
Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) bizatihi hanımı Ümmü Seleme vasıtasıyla bir
ziyaretçi kadının kocası evden dışarı çıktığında savaş kaçakları suçlamasına
maruz kaldığına üzülüp dert yandığını öğrendiğinde hemen olaya müdahil olup bir
münadi vasıtasıyla şu talimatı verir:
-Ey Medine halkı duyduk duymadık
demeyin! Şundan haberdar olunuz ki Resulullah (s.a.v) Mute gazilerine kaçak denilmesini men
etmiştir. Hiç kimse kalkıp da onlara bühtanda bulunup rahatsız etmesin.
Derken görevli münadi, Allah Resulünün söylediği talimat doğrultusunda
Medine sokaklarında durum vaziyeti duyurması sayesinde Mute gazileri derin bir
nefes alıp, böylece yorgun düşen bedenlerin acısı dinmiş olur.
Vesselam.