ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN YOL ARKADAŞI AHMET ER’İN GÖNÜL
DÜNYASI
http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2249/ahmet-er-agabeyimizin-gonul-dunyasi.html
SELİM GÜRBÜZER
Her ne kadar Manisa Şehzadeler şehri olarak
anılsa da, son dönem nesil olarak bizim açımızdan Manisa denince daha çok ister
istemez Ahmet Er, Selçuk Duracık ve Halil Esendağ gelmekte. Bu nedenle bilhassa
ülkü erlerini bağrında taşıması hasebiyle Manisa’ya bir başka gözle bakarız
hep. Hiç unutmam bir gün Bayburt Şehit
Osman tepesinde mahalle arkadaşım Nevzat Köse ile hasbıhal ederken bana Kenan
Evren döneminde İzmir’de askerlik yaptığı günlerden de bahseder. O günlerde
askerlik vazifesi gereği İzmir’den Buca Cezaevine gidiş gelişlerinde en son
Halil Esendağ ve Selçuk Duracık’ın idam edilişiyle birlikte toprağa verilişinde
güvenlik görevlisi olarak mezarı başında bulunduğunda Manisa’nın üzerine adeta matem
havası çöktüğünü anlatmaktan kendini alamaz da. Böylece bu anlatılanlardan
hareketle Manisa’nın tüm ülkü camiasının nezdinde bir bambaşka duygu yüklü bir
şehir olduğunu bir kez daha idrak etmiş oldum. Dahası Manisa, Şehzadeler şehri
olmanın ötesinde ölüme şerbet diyen bir şehirdir dersek yeridir. Nasıl mı? Halil Esendağ ve Selçuk Duracık’ın idam sehpasında şahadet şerbeti içmesine ramak
kala arkadaşlarına ve ailelerine yazdıkları Yusufiye mektuplar bunun bariz
delilleri zaten. İlginçtir infaz anına saatler kala bu iki ülkü şehidinin
ülküdaşlarına ithafen yazdığı mektupta Saadat-ı Kiram ve Gönüller Sultanı Seyda
(k.s)’a selam göndermeleri de son derece manidar bir duygu selidir. Bakın o mektupta ne diyorlar:
“Ol deyince bütün âlemleri
olduran, her şeyin sahibi mutlak hakimi Cenab-ı Rabbül alemine sonsuz hamda ve
sena olsun. Selatü selam, âlemlere rahmet olarak gönderilen Cenab-ı Allah’ın en
sevdiği kulu ve Resul’ü ümmeti olarak şereflendirdiğimiz “O” en güzele Hz.
Muhammed (s.a.v) efendimize, sevgili ailen, ashabına, Saadet-i Kiram ve Gönüller
Sultanı Seyda (K.S) Hazretlerine cümle Evliyaya ve mü’minlere olsun
inşallah.
Esselamün Aleyküm ve
Rahmetullahi ve beakatühü, Pek muhterem.. abi ve dünya ukba kardeşlerimiz,
gönüller dostu sevgi, hürmet ve hasretle kucaklaşır muhabbetle büyüklerimizin
ellerinden, küçüklerimizin gözlerinden öper aciz şahsımız ve ehl-i İslam hayır dualarınıza
Cenab-ı Rabbül Âleminden niyaz ederim.
Muhterem abilerimiz ve
gardaşlarımız…
Bu aciz satırları yazmamızın gayesi sizle
gönüllerde helalleşmek içindir. Cümleniz hakkınızı helal edin hayır ve
dualarınızı eksik etmeyin. Bizlerin varsa cümlenize hakkımız helal olsun.
Rabbül Âlemin takdiri böyleymiş. Elhamdülillah biz acizlere takdiri ilahisine
rıza göstermeyi nasip etsin, Rabbül Âlemin inşallah.
Bir haberde şöyle
buyuruluyor: Ölüler için yapılan dualar nurdan tabaklarla onlara takdim olunur (Hadis-i
Şerif).
Ölüye kendisinin üzerine yas tutması sebebiyle kabirde azab olunur.
(Hadis-i Şerif)
İman sahibi Mevla’mıza kavuşuncaya kadar
rahata eremez.
Esselamün Aleyküm ve
Rahmetullahi ve Berekatühü. Haziran 1983” (Bkz. Remzi Çayır, Onlar Diridirler,
Alperen Yayınevi -1987, Sayfa:97)
Peki ya, Alparslan Türkeş’in yol arkadaşı Ahmet Er Ağabeyimizin Manisa
açısından önemi nedir derseniz, malumunuz bu değerli ağabeyimizin vefatının
hemen ardından EnPolitik ve Bayburt Postasında yayınlanan “Bir Gönül Adamı Ahmet Er” makalemize
bakıldığında (http://www.bayburtpostasi.com.tr/bir-gonul-adami-ahmet-er-makale,7450.html)
önemi net bir şekilde görülecektir. Tabii Ahmet Er’in hatıraları bu makaleyle sınırlı
değil, dahası da vardı elbet. Madem dahası
var, o halde Horasani Gönül ağabeyimizin Kamer Vakfı Bülteninde ve Gündüz
Gazetesinde yayınlanan iki önemli hatırasını atlamak olmazdı. Nasıl ki, Selçuk
Duracık ve Halil Esendağ yazdığı mektuplarında Seyda Hz.lerini anmadan
geçememişlerse, Ahmet Er Ağabeyimizde hatıralarına Seyda Hz.lerini katmadan
geçememiştir. Öyle ki bu hatıra, hatıra
olmanın ötesinde tarihe not düşülecek derecede öneme haiz tarihi bir vesika
dersek yeridir. Madem öyle Ahmet Er Ağabeyimiz, Gönül Sultanını anlatırken bu tarihi vesikaya bir
bakıp kendi gönül dünyasına nasıl ışık olduğunu bir görelim:
“Yılını tam hatırlamıyorum. Bir gün manada bir büyük zat
atının arkasına beni bindirdi. At havada uçuyordu ve mevcut atlardan farklı bir
yapıya sahipti. Büyük zatın elinde kırbaç olarak büyük bir çınar ağacı vardı.
Havada bir müddet seyrettikten sonra yere indik. Atı başıboş bıraktık. Derken
yanımızda yardımcısı zuhur etti. Yardımcıya sordum. Bu at başıboş bırakılırsa
kaçmaz mı dedim. Cevap verdi. O da bizim gibi tayyi mekândır... Yan yana
yürüyoruz. Kendilerine sordum. Türk milletinin kurtuluşunu müjdeleyebilir
miyiz? Cevap verdi. Bu arada tahta bir direğin dibine oturduk. Bana üç sual
sordu. Bunlardan bir tanesi şuydu.. ''Maksadın
nedir?..'' Türk İslâm Medeniyetini zamanımızda yeniden inşa etmektir.
Cevabı beğendi ve başını eğerek tasdik etti. Bu manadan bir müddet sonra
Menzil'e gittim. Seyda (k.s) Hazretleri ile ilk defa tanışıyordum. Mana
âleminde atın arkasına beni bindiren O idi. Soru soran da O idi. Tanışmamız
böyle oldu. Bilahare zaman zaman yanlarına uğradım. Vefatından bir hafta önce
de Afyon'da görüştük. Sohbetinden aldığım ilginç satırlar şunlardı.
''Biz Hıristiyan âleminden korktuğumuz kadar Allah'tan korksaydık bu
milletimize yeterdi''. Vefatından sonra da Seyyid Abdulbaki (k.s)
Hazretleri, Seyyid Fevzeddin (k.s) Hazretleri'ne ve aile-i saadetlerine,
kıymetli zatlara başsağlığında bulundum. Kendilerini mânâ âleminde birkaç defa
daha gördüm.
1992 yılı Hac seferinde Mekke'de
13 hacı ile halifelerinden Molla Yahya Hazretleri başta olarak Seyyid Muhammed
bin el Maliki Hazretleri tarafından kabul olunduk. Sohbetten sonra ''Muhammed
Raşid Hazretlerine selâm söyleyin bana hususi duada bulunsun'' dedi. Kendilerine bu selam sağlığında iletilmiştir.
Bugün çeşitli bölge ve çeşitli
gençlik kesiminde birçok kişi Seyda (k.s) Hazretlerinin sofisi olmuştur. Bu
dergâhın genel vasfı şudur. Büyük bir iman ve muhabbet sofrasıdıdr. Millî ve
manevî değerlerle süslü gençliğe büyük teveccüh ve tasarruf ettiğini manada da,
zahirde de müşahede ettim. Osmanlı'nın çöküşü ile kapanan mana ehlinden
istifade, bugünkü genç kuşak tarafından tekrar başlatılmıştır.
Şu anda vefatından sonra
halifelik makamında bulunan Hakk dostlarının faaliyetleri ile inşallah yeni
İslâm medeniyetlerinin doğmasında, gelişmesinde manevî bir ışık olarak yol
gösterecektir.
MÜRŞİD-İ KÂMİL
Söze Allah'ın (c.c) adı ile başlarız. Elestü bi Rabbiküm. Cenab-ı Hakk Kalû Belâ'da kullarına böyle
sesleniyordu. Ben sizin Rabbiniz değil miyim?
Beli, bütün ruhlar bu ilahi
hitaba evet diye cevap verdiler. Bu âdemoğlunun hayatında yaptığı ilk ve en
büyük, en şerefli mukavele idi.
Hani Rabbin âdemoğullarından
onların sırtlarında zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefslerine şahit
tutmuştu: ''Ben sizin Rabbiniz değil miyim?'' demişti. Onlar da evet
(Rabbimizsin) şahit olduk demişlerdi. (İşte bu şahitlendirme) kıyamet günü
''Bizim bundan haberimiz yoktu'' demememiz içindi.
Ayette ''Daha evvel ancak
atalarımız (Allah'a) şirk koşmuştu. Biz de onların ardından (gelen) bir
nesiliz. Şimdi o batılı kuranların işlediği (günahlar) yüzünden bizi helâk mi
edeceksiniz?'' demememiz içindi.
Merhum Elmalılı Muhammed Hamdi
Yazır bu ilahi mukavele ile ilgili şu beyanda bulunuyor:
''Bu mukavele ve bu misak-ı fıtri
beşerin mebde-i dinisi, mebde-i medenisi, mebde-i hukukisi, mebde-i
içtimaisidir.'' Evet, Cenab-ı Hakk bu mukavele ile yetinmemiş kullarını irşad
için bu ilahi mukaveleyi (anlaşmayı) hatırlatan ve rahmetinin müjdelileri,
azabının habercileri olmak üzere dünyamıza yüz yirmi dört bin peygamber
göndermiştir. Bütün peygamberler kavimlerine ilahi mukaveleyi hatırlatmışlar
ve, ''Ey kavmim Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur'' diye
seslenerek ortak çağrıda bulunmuşlardır. Ve nihayet Resulü Kibriya, Hatemül
Evliya, Hatemül Mürselin Fahri Kâinat efendimiz bütün insanların ve cümlenin
peygamberi ve son haberci olarak dünyayı ve kâinatı şereflendirdi. Böylece hak
dini Kur'an'ı ile Hak geldi'' batıl gitti. Ahlâk ve din tamamlandı. Sevgili
Peygamberimiz son peygamberdir. Ancak Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.)
varisleri olan Veliler, hak dostları kıyamete kadar devam edecektir. İşte aziz
Seydamız merhum Seyyid Muhammed Raşid Erol Hz. sevgili Peygamberimizin
varislerinden biri, Veliyi Kebir, Mürşidi Kâmil, hak dostu bir büyüğümüz idi.
1992 yılında Hac gazasını ifa ederken Mekke-i Mükerreme'de Yahya Molla Efendi
Hz. ile beraber onüç arkadaş (Ömer Özkan da vardı) Seyyid Muhammed bin El Mekki
Hz. ziyaret etmiştik. Kendileri ehl-i sünnet vel cemaati savunan bir maneviyat
ve cihat ehli idi. Adeta bir İdris-i Bitlisi idi. Bizlere döndü ve dedi:
''Kardeşim Muhammed Raşid'e selam söyleyin benim için hususi dua buyursun'' (Bu
rica ulaştırılmıştır). Seyda’mız dünyada gerçek hürriyetini tadını, lezzetini
tadanlardan biri idi. Öyle ya insan, imanı ve ahlâkı derecesinde hürdür. İnsan
Allah'a kulluk şuuruna ermedikçe, kula kul olmaktan kurtulmadıkça beşeri münasebetlerde
korku ve menfaat çemberini kırmadıkça, ihlâs ve Allah rızasını hayatımızın
bütününe hâkim kılmadıkça kısacası Allah'ın ipine sarılmadıkça geçek hürriyete
ulaşamaz.
Mahdumu alîleri Fevzeddin
Hz.leri naklettiler: Seyda’mız buyuruyor ki Fevzeddin bir kâğıt kalem getir
yaşımı hesap edelim. Hesap ettim. Altmış üç çıkıyordu. Hissettim ki altmış üçü
geçmek istemiyordu. Altmış dört dedim. Yanlış hesap ettin bir daha hesap et.
Altmış üçü geçmemesi lâzım dedi. Şeyh Ahmet Yesevi Hz. de sevgili Peygamberimiz
(s.a.v.) altmış üç yaşında irtihal buyurdukları için ömrünün altmış üç yaşından
sonraki bölümünü çilehanede geçirmişti. Seyda’mız da dünyadan altmış üç yaşında
göç etmiştir. Vefatından iki hafta önce Afyon'daki bir sohbetinde ifade
buyurdular ki, ''Eğer Hıristiyanlıktan ve yabancı devletlerden korkulduğu kadar
Allah (c.c) 'tan korkulsaydı milletçe ve devletçe içinde bulunduğumuz
sıkıntılara düşmezdik''
Kendileri hayatta iken bir mana
âleminde sordum: ''Kurban, Türk milletinin ve İslamiyet’in yükselişini
milletimize müjdeleyebilir miyiz?
Türk-İslam medeniyetinin
doğuşunu milletimize müjdeleyebilir miyiz?
MÜJDELEYEBİLİRSİNİZ'' diye
cevap buyurmuşlardı.
Bir Ramazan ayı içinde de
sabaha karşı fakir haneyi şereflendirdiler ve şunları ifade ettiler:
''Sizler şimdiye kadar Şaban'ın (Büyük bir ihtimalle Şaban Veli Hz.leri
olabilir) tasarrufunda idiniz. Şimdi hepiniz benim tasarrufumdasınız''
müjdesini verdiler.
Dünyada en çok meşakkat
çekenler peygamberler, veliler ve onların yolundan yürüyenlerdir. Veliy-i
Kebir, Mürşid-i Kâmil Seyda’mız bu gerçekten nasibini almış, sürgünlere,
takiplere, suikastlara muhatap olmuş fakat bütün bunlar irşadı
engelleyememiştir. Ne mutlu o irşatlardan nasibdar olanlara.”
Kaynak: Kamer Vakfı Bülteni ve Gündüz Gazetesi.




