18 Mayıs 2026 Pazartesi

İLK KAN VE SA’D B. EBĺ VAKKAS


 

          İLK KAN VE SA’D B. EBĺ VAKKAS

SELİM GÜRBÜZER        

      Müşrikler akşama doğru bir vadide birkaç gencin kıyam, rükû, secde ve tahiyyat halinde gördüklerinde merak bu ya;

     -Bu yaptığınız nedir diye sual eylerler.

 Gençler cevaben:

     -Bu gördüğünüz namaz ibadetidir derler.

      Müşrikler bu kez işi daha da kurcalayaraktan:

     -Peki, o zaman Lat?  Uzza?  Hübel?  Sanem nerede?

     Gençler bu suale karşın şu cevabı verirler:

     -Bir kere her şeyden önce bu saydığınız isimlerin her biri ellerinizle yontup da kendi yaptığınız cansız taş parçalarıdır, dolayısıyla cansız olana ne diye tapıp ibadette bulunalım ki?

     Tabii Ebu Süfyan ve arkadaşları akıl dolusu bu müthiş sözler karşısında:

     -Şimdi derhal burayı terk eyleyin çıkışında bulunup bir anda ortam gerili vermiş olur.  

    Ve bu tür azar işitmenin karşısında onuruna dokunan Sa’d b. Ebî Vakkas, hemen gençlik kanıyla ilerde bulunan çene kemiği parçasını fırlatıverince içlerinden birinin kafasını yarıverir. Öyle ki ağır darbe alan adam kan revan içinde kalıp böylece İslam uğruna ilk kavga, ilk kan,  ilk girişilen cihad ve ilk fisebilillah hadisesi böyle vuku bulmuş olur. Dahası Sa’d b. Ebî Vakkas’ın gençlik ateşiyle başlattığı bu hamleyle birlikte ilerisinde İslam fatihi olabileceğinin ilk işaretini de vermiş olur.

      Malumunuz Sa’d b. Ebî Vakkas’ı bir keresinde ise annesi evde namaz kılarken gördüğünde azar işitip başına iş açacaktır. Nitekim annesinin gözleri fal taşı gibi açılıp oğluna şöyle sitem eder:

     -Oğlum, hani geçenlerde başına iş açıp da kavgaya tutuşmana neden olan yoksa şu gördüğüm yatıp kalkma ibadeti midir?

     Sa’d b. Ebî Vakkas cevaben:

     -Anacığım evet, yanlış görmediniz. Bu yatıp kalk zannettiğin şey namazın ta kendisi bir ibadettir der.

      Tabii Anne oğlunun verdiği bu cevaptan hoşnut olmadığı gibi daha da sinirleri gerilip şöyle karşılık verir:

     -Bak oğlum! Bir an evvel aklını başına al kendine gel. Sen sen ol, sakın böyle şeylere kendini kaptırma. Ya ana sözü dinler atalarımızın dinine dönersin ya da ana katili olursun.

      Belli ki hiçte işin şaka götürür yanı yoktu. Artık söz ağızdan çıkmıştı bir kere. Nitekim anne lafını yemeyip inadında kararlıydı.  inadım inat ölüm orucuna başlar bile. Ve annesi birinci gün,  ikinci gün ve üçüncü gün derken açlıktan baygınlık geçirip sayıklar hale düşüverir. Hatta sayıklar halde bile oğluna atalarının dinine dönmeyi telkin etmeyi de ihmal etmez.  

       Evlat olmak bu ya, ne de olsa annesi, durum vaziyeti birde Allah Resulüne (s.a.v)  bildirme ihtiyacı duyar.  Derken Allah Resulü (s.a.v)    ana baba hakları konusunda sıcağı sıcağına nüzul olan vahyi kendisine şöyle nakleder:

       -“Biz insana ana ve babasına tavsiye ettik ve şu emri verdik: Hem bana, hem de anana ve babana şükret. Dönüş sadece banadır. Sana baskı yapar uğraşırlarsa onlara itaat etme. (Peygamberin) Yolunu tut…” (Lokman,14-15)

      İşte zikrolunan ayeti kerimeden de anlaşılan o ki;  Allah’a iman konusunda anne ve babada olsa engel koymak isteyen her kimse hiç fark etmez itaat edilemeyeceğinin apaçık ilanı bir hükümdür bu.

      Sa’d b. Ebi Vakkas ilan edilen bu hükmün gereğini yapar da zaten. Öyle ki annesi oğlunun bu azmi ve kararlılığı karşısında artık pes edip ölüm orucuna son vermek zorunda kalır.

      Sa’d b. Ebî Vakkas (r.a)  gençlik yaşından olgunluk yaşlarına geldiğinde yine aynı azim ve kararlılıkla Uhud, Hendek gibi büyük çapta çıktığı seferlerde de adından söz ettirecektir. Nitekim Allah Resulünü Uhud’da göğsünü müşrik saldırılarına karşı siper edince:

      -Ey Sa’d! Anam babam sana feda olsun. Hadi ha gayret,  olanca kuvvetinle oklarını atıver övgüsüne mazhar olmuştur.

       O da zaten Allah Resulünün dilinden böylesi bir övgüye mazhar olmanın aşkıyla daha da bir iman dolu göğsünü siper eylemekten zerre miskal olsun geri durmaz da.

        Peki ya Sa’d b. Ebî Vakkas (r.anh), sırf Allah Resulünün döneminde katıldığı gazalarda mı adından söz ettirmiştir hep?  Hiç kuşkusuz Hz. Ömer  (r.a)’ın halifelik döneminde katıldığı her seferlerden mesela Kadisiye ve Kisra ülkelerinin fethinde de adından söz ettirmiş bir kumandandır. Öyle ki o, bu dönemdeki gazalarına önce Irak fethiyle başlayıp sonrasında ise malum üzerlerine gelmekte olan 40 fille konuşlanmış bulunan 80 binlik orduyu hezimete uğratarak yiğitliğini göstermiştir.  Akabinde Kadisiyye’de toplanan Fars ordusunu hezimete uğratıp oradan Kisra’nın sarayına yaptığı baskınla da zafer kazanmış bir kumandan olarak mührünü vurmuştur. Derken kazandığı zaferlerin ardından hem Kisra ganimetlerinin dörtte birini hem de Kisra’nın kızını kendine değil,  Hz. Ömer (r.anh)’ın uhdesine havale eder. Hz. Ömer (r.a) ise bu durumda cariyeyi Hz. Hüseyin’e münasip görüp böylece bu evlilikten dünyaya ehlibeyt neslinin devamını sağlayacak Zeynel Abidin dünyaya doğa gelivermiş olur.

        Evet, Sa’d b. Ebî Vakkas deyince öyle anlaşılıyor ki; ilk akla gelen, İslam uğruna genç yaşta ilk kan akıtan ona ait şeref verici bir nefer nişanesi olduğu gibi kâmil yaşlarda da Kisra Başbuğu olmakta ona ait bir şeref nişanesidir.  Üstelik böylesi şeref nişanesi payesiyle her defasında zaferlerle çıktığı gazaların ardından en küçük bir benlik davası gütmeyecek bir erdemlilikle kazanım elde edecektir.  Nitekim en son çıktığı gazanın hutbesinde benlik davası gütmediğinin bir göstergesi olarak mütevazılığını şu cümleleriyle irad eyler de:

      -Ey İnsanlar! İşte Kisra'nın hali ve babasından kalan Medain mülkü bu.  Hani nerede övündükleri o haşmetli geçirdiği saltanat günleri?  Hani nerede kendisine koruyucu kalkan kıldığı o asker ve yardımcıları?  Allah Teâlâ bakınız bu hususta ne buyuruyor; De ki: dünya metaı azdır. Ahiret ise Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır”  (Nisa, 77)       

        Aslında onun hakkında söylenecek daha çok söz vardır elbet,  amma velakin dil onu anlatmaya ancak bu kadar güç yetirmekte.

        Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazilari/ilk-kan-ve-sad-b-eb-vakkas-8201

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder