17 Temmuz 2022 Pazar

BU DA ADLİ TIP SAVUNMA HATIRAM


                                   BU DA ADLİ TIP SAVUNMA HATIRAM

         SELİM GÜRBÜZER

           Nasıl ki Agâh Oktay Güner Bayburt’taki tarihi saat kulesi dibinde düzenlenen mitingde hemşerilerine seslenerek;

       -Ey Hemşerilerim! Bir kabak kaç ayda yetişir diye bir soru yönelttiğinde, aldığı cevapta Bayburt halkının;

        - 2 ayda yetişir demesi üzerine,

        -İşte sizde  görüyorsunuz ya, bir kabak iki-üç ayda yetişmezken,  Ecevit iktidarı döneminde kırk beş günde öğretmen yetişebiliyor hitabıyla tam da benim lise yıllarımda sınıfta “Çırpınırdı Karadeniz, Bakıp Türk’ün Bayrağına” şarkısını söylememe karşılık TÖB-DER’li 45 günlük mezun öğretmenlerce disiplin kuruluna sevk edilişimi hatırlatan bir anım olduysa, aynı şekilde meslek hayatımın ilerleyen yıllarda ise 15 Temmuz hain darbe girişimin 2 ay öncesinden ‘ta ucu Pensilvanya'ya kadar uzanan paralel örgüt’ konusunda hassas olunması gerektiğine dair sunduğum dilekçeyi geri çekmememin yansımasının bir neticesi  olarak düşündüğüm Bylock’tan tutuklanan Grup Başkanının yerine vekâleten oturan Grup Başkan vekili tarafından hakkımda verilen uyarı cezası da tamda Adli Tıp’tan Tıbbi İlaç ve Cihaz kurumuna naklen atamama ramak kala bir noktada bana Abdurrahim Karakoç’un ‘akıl karaya vurdu’ isimli kitabının dizelerini hatırlatan bir başka türden anım olmuştur. Aslında her iki anımda da aklı karaya vurduracak derecede akıllara ziyan denen hadisenin arka planında dönen sinsice kurgulanmış dolaplara baktığımızda:

       -İster kırk beş günde mezun olmuş kabak öğretmenlerin zihniyet kodlarında konumlanmış cenahın okul idarecileri tarafından bana verilen kınama cezası olsun,

       -İster eski otoriter sisteme dayalı emri vaki idareci anlayışı kalıplarında yetişmiş cenahın zihniyet kodlarında Grup başkanlık makamına kısa süreliğine vekâleten oturmuş bir idareci tarafından bana verilen uyarı cezası olsun, sonuçta her iki sığ anlayışta aynı kapının birer ürünleri olarak hemen her insanın başına gelebilecek türden zihniyet kodlarının dayatması  olduğu görülecektir.  Sözüm onlara yine de bu iki tip akıl tutulmasına haiz idarecilerin zihniyet kodlarınca verilen cezalandırmayla bana gol attıklarını sana dursunlar, oysaki verilen bu kınama ve uyarı cezaları benim için hayatımın iki aziz şeref madalyası olarak algılayacağım cezalandırmalar olacaktır. Hem nasıl böyle algılamayım ki, bikere lise yıllarımın zihniyet kodları anlayışı içerisinde sınıfta vatan, millet, bayrak temaları içeren söylediğim ‘Çırpınırdı Karadeniz’  şarkısının karşılığı olarak bana reva görülen kınama cezası nasıl ki benim için birinci şeref madalyam hatıram olarak algılamama sebep teşkil ettiyse, hiç kuşkusuz 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesinde Grup Başkanlık makamına sunduğum milli vesika niteliğindeki dilekçemin anlam ruhuyla taban tabana zıt hak arayışımın yansıması olarak yine bana reva görülen  uyarı cezası da benim için  bu kez  ikinci şeref madalyası hatıram olarak algılamama sebep teşkil etmiştir.

          Keza, meseleye birde savunma yönünden baktığımda ise;

          -Hem nasıl ki,  lise yıllarında sınıfta ‘Çırpınırdı Karadeniz’ şarkısını söylememden dolayı yaptığım savunma benim için Mareşal Fevzi Çakmak’ın “Bayburt Kop savunması ikinci Plevne’dir”  sözünü hatırlatan bir savunma olduysa, aynen öyle de 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesi Grup Başkanlığı makamına verdiğim milli vesika niteliğindeki dilekçenin akabinde gelişen süreçte hak arayışlarımın sürdürmenin yansıması olarak yaptığım Adli Tıp savunması da bir başka açıdan bana ikinci Kuvayı milliye ruhunu hatırlatan 15 Temmuz milli direniş  destanı savunma olmuştur.

            Nitekim hayal dünyamda yaşadığım bu milli duygu ve milli düşler içerisinde önüme konulan “kötü niyet, kurnazlık, saldırı, dayatma, bozuk, densiz, haddini aşan taarruz” gibi memuriyet adabına sığmayacak ifadelerle, yani Türk ceza kanununca suç teşkil edecek yaftalar ve suçlamalarla kişilik haklarımı ihlal ederekten hakkımda verilen uyarı cezasının öncesinde verdiğim 27.07.2017 tarihli yazılı savunma beyanımda daha Sağlık Bakanlığına naklen atanmadan az bir zaman kala Adli Tıp sınırları içerisinde yaptığım hattı müdafaamı bakın  nasıl dile getiriyorum:

                                                                         T.C.

                                                         ADLİ TIP KURUMU

                                                    Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığına

          İLGİ: 21.07.2017 tarih ve 9392388-2017/514 sayılı yazınız.

         657 sayılı memurlar kanunu ast üst ayırımı gözetmeyen bir kanundur. Yani emir demir keser kanunu değildir. Amiriyle memuruyla tüm 657 çalışanların kanunlar karşısında eşit haklara sahip olduğunu bildiren kanundur. En son Grup Başkan vekilimizin de katıldığı toplantıda; dosya uzmanlarına yönelik performans kapsamında döner sermayenizi keserim tehdit varı üslup söylemlerinden tutunda daha pek çok konularda uyarılması ve bugüne kadar dosya uzmanlarının hiçbir demokratik hak ve taleplerinin yerine getirilmemesi, yine Birim Sorumlusunca bir dosya uzmanı arkadaşımıza yönelik çirkin sözlü sataşmasına göz yumulması gibi hususlar bundan böyle eşitsizliklere son verilmeyeceğinin bariz göstergesidir. Dolayısıyla 30.01.2017 tarih ve 20170130-162 sayılı dilekçeyle yazdığım dosya uzmanlarının problemlerinin ve müşteki olarak şahsımın mağduriyetimin giderilmesine çözüm getirmek ve cevap vermek yerine müşteki ve mağdur sıfatı konumda bulunan şahsımın söz konusu dilekçenin üzerinden yaklaşık 5 ay geçtikten sonra müştekiyi savunma konuma düşürecek bir soruşturma olarak karşılık bulmuştur. İlgi kayıtlı yazınızla bahse konu olan iddiaların bir iddia olup olmadığını, yine kullanılan ifadelerin uygunsuz olup olmadığını gerek Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu, gerek İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı gerekse savcılık nezdinde yürütülen soruşturmalar belirleyecektir.  30.01.2017 tarih ve 20170130-162 sayılı dilekçenin bir örneğinin ilgili makamların evrak kayıtlarında da olması hasebiyle gerek Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu, gerekse İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı nezdinde yürütülen soruşturmaların neticeleri bağlayıcı olacaktır. İşte bu yüzden 7 gün içerisinde savunmam istenen 28.02.2017 tarih ve 2014/147 soruşturma sayılı yazıyla hakkımda Kimya İhtisas Dairesi Başkanlığınca alınan ifade tutanağına ilaveten ekleyeceğim bir ifade yoktur. İfade tutanağında belirttiğim gibi sadece şahsıma uygulanan haksızlığın giderilmesi yetmez, yıllık izne ayrıldığında izin dönüşü fark dosya alma haksızlığıyla karşı karşıya kalacak durumda olacak olan dosya uzmanlarının da bu durumdan muzdaripe uğramamaları için mağduriyet yaşamamaları gerektiği kanaatindeyim. Yüce adaletin tecelli edeceğine inancım tamdır.             Bilgilerinize saygılarımla arz ederim.”                                                                                                         

              İşte  benden  yedi gün içerisinde  cevaplamam istenen hususlarda  yazılı olarak sunduğum hattı müdafaa  savunmamın  her ne kadar satır aralarında  “…bahse konu olan iddiaların bir iddia olup olmadığını, yine kullanılan ifadelerin uygunsuz olup olmadığını gerek Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu, gerek İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı gerekse savcılık nezdinde yürütülen soruşturmalar belirleyecektir..” şeklinde bir öz güven  bir ifadesi olarak ortaya koysam da, o söz konusu yürütülen soruşturmalar daha çok  15 Temmuz hain darbe girişimin 2 ay öncesinden ‘ta ucu Pensilvanya'ya kadar uzanan paralel örgüt’ konusunda hassas olunması gerektiğine dair dilekçenin besbelli ki  o bölümüne odaklandıkları ve diğer  idari sorunlarla alakadar olunmadığı, yani   diğer kısmın Disiplin makamlarına başvurulacak mevzular olduğu  anlaşılmaktadır. Bu yüzden de Grup Başkanı ve iki genetik uzmanının görüldüğü davalarda ilgili Cumhuriyet savcılıklarının yürüttükleri soruşturmalarda idari hususlarda ki bana yönelik haksız uygulamalar karşısındaki beklentim sadece hüsnü zan boyutunda bir beklentim olarak kala kalmıştır. Kaldı ki şahsıma yönelik haksız uygulamaların giderilmesi noktasında beklentilerimin boşa çıkmasının çokta önemi yoktur, burada önemli olan devletin kılcal damarlarına kadar sızmış 15 Temmuz hain darbe girişimin 2 ay öncesinden ‘ta ucu Pensilvanya'ya kadar uzanan paralel örgüt’ hakkında devletimizin çeşitli kurumlarını vatandaşlık görevi olarak haberdar etmem çok mühimdir.  Öyle ki, yeni naklen atandığım kurumdayken bile devletin güzide kurumları ve emniyet birimleri bu sinsi örgüt hakkında beni çağırdığında hiçbir şekilde tereddüt etmeden seve seve gerekli yerlere gerekli bilgilendirmeler yapmaktan geri durmadım da.  Şöyle ki;

         -Bylock’tan tutuklanan Adli Tıp Ankara Grup Başkanının Ankara Ağır Ceza mahkemesinde ki duruşmasında benim bilgime başvurulmak üzere çağırıldığım davada şahsım görüntülü kamera kayıtları eşliğinde yemin ettikten sonra Ağır Ceza hâkiminin bana 15 Temmuz öncesi yazdığım dilekçemde işaret ettiğim bu örgüt yapısının tüm Adli Tıp Kurum bünyesinde ne zamandan beri var olduğunu sorduğunda,  bende cevaben sanık ve sanık yakınlarının huzurunda Adli Tıp Kurum Başkanı Uzm. Dr. Keramettin Kurt’tan sonra atanan Kurum Başkanının göreve başlamasıyla birlikte böyle bir yapılanmanın olduğu bilgisini paylaşmış oldum.

        -Hakeza benim Adli Tıp Kurumundan Tıbbi İlaç ve Cihaz Kurumuna naklen atanma aşamasında Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’na hitaben 22.06.2017 tarihli yazdığım dilekçemin Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca gereği için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine istinaden savcılığın 18/07/2017 tarih ve 2017/117717 sor. sayılı yazısıyla yürütülmekte olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan yürütülen soruşturmaya esas olmak üzere Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde 06/11/2017 tarih ve saat:12:50’de ifademe başvurulduğunda da Teftiş Kuruluna sunduğum bilgilerin hemen aynısını  ‘Bilgi alma Tutanağı’ başlığı altında paylaştım da. Ancak Cumhuriyet Savcılığının  Terörle Suçları Soruşturma Bürosunda paylaştığım bilgiler  benim  müşteki olarak  altını çizdiğim hususlarda işin daha çok FETÖ/PDY kısmıyla  alakadar olunduğundan  diğer  şahsıma yönelik uygulanan mobbingle ilgili   hususlarda Disiplin makamlarına başvurulacağına dair 04/04/2018 tarih, 2018/72174 soruşturma no’lu  ve  2018/41877 karar no’lu  yazıyla  tarafıma bildirilmiştir. Doğrusu bende artık bir noktadan sonra onca zamandır yürüttüğüm hak arayışı mücadelemde yeni atandığım kurumda huzurlu bir şekilde çalışmak düşüncesiyle daha fazla meselenin mobbing kısmı üzerine gidip de sil baştan mücadele içerisine girmedim. Benim tek arzum bu uzun soluklu hak arayışı mücadelemde bana uygulanan psikolojik mobbing uygulamalarının milyonda bir olası ihtimal dâhilinde de olsa darp ya da bir başka fiziki boyuta varacak türden mobbing uygulamalarına yol açmayacak tedbirlerin alınmasıydı ki, böylesi olası bir durum için zaten CİMER’e arzuhalimi şöyle bildirmiş oldum da:  

         “Ankara Adli Tıp Kurumu Yöneticilerinin hakkımda epey zamandır uyguladıkları mobbing üzere BİMER’e 04/02//2017 tarihli internet başvurumun 06/02/2017 tarih itibariyle Adalet Bakanlığı tarafına sevk edildiğinden dolayı teşekkürlerimi sunarım. Bu hususta Ankara Adli Tıp Kurumunda İzmir’den gelen Disiplin Soruşturma Görevlisi olarak İzmir Grup Başkan vekili, 08/03/2017 günü tarihinde müşteki olarak ifademe başvurup hakkımda yürütülen mobbing uygulamaları belgelendirip tutanak halde kayıtlara geçirmiş oldum. Hatta ifademin bir gün sonrasında unuttuğum konuyu da başvuru dilekçesi olarak kendilerine şu şekilde takdim ettim:

          “Özel nedenlerden dolayı geçmiş yıllara ait kış mevsiminde, hem de kimsenin izne ayrılmadığı bir dönemde izin talebimi reddeden Biyoloji ihtisas Dairesi Başkanı, ilginçtir 15 Temmuz 2016 Darbesi haftası iki Genetik uzmanı ve aralarında bir biyoloğunda bulunduğu aynı anda üç kişiye birden izin verip onaylayabiliyor. Hatta ilginçtir darbe haftası Grup Başkanı da izindeydi. Malum darbe girişimi sonrası Başbakanlık genelgesiyle kuruma gelmek zorunda kalmışlardır Dün verdiğim ifadede bu denli cüretkâr davranış sergilemekten çekinmeyen Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanının güvendiği dayanaklardan eski Grup Başkanından söz etmiştim.  Ne ilginçtir, dün ifade verdikten sonra bugün kurumumuza Kimya İhtisas Dairesi başkanı, Biyoloji İhtisas Dairesi başkanı ve kurumdan birkaç kişiyle birlikte sanki buranın sorumlusuymuş edasıyla kuruma yine ziyarette bulunup, bu arada Biyoloji İhtisas Dairesini gezdirerek kendisine tadilatla alakalı bilgi verilmiştir. Oysa Biyoloji İhtisas Dairesinin tadilatında İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanımızın talimatlarıyla nezih hale getirilmiştir. Ben bunu toplantıda dile getirdiğimde Biyoloji İhtisas Daire Başkanı buna itiraz edercesine bana sen öyle bil diyerek kendisinin katkısı olduğunu söyledi. Zaten bu ifadeleri kullandığında da şaşmadım. Çünkü şimdiye kadar ki uygulamalara baktığımız zaman ben yaptım, benim biyoloğum, benim personelim gibi ifadelerle ben merkezli karakter sergilemesi hasebiyle İstanbul Başkanını bile hafife alabiliyor. Bu konunun doğru olup olmadığını uzmanların bulunduğu toplantıdaki arkadaşlara sorulabilir. Saygılarımla arz ederim. 09/03/2017, saat 15.00” diye arz ettim. İşte yukarıda takdim ettiğim hususlarda Eski Grup Başkanının  (Grup Başkanı Kimyager Esen Kaynak’ın emekliye ayrılmasıyla yerine atanan Başkan) adeta Biyoloji İhtisas Dairesine gelerek gövde gösterisinde bulunması doğrusu bana karşı “ayağını denk al” mesajı olarak algıladım.  Düşünebiliyor musunuz İzmir’den gelen muhakkik İzmir grup Başkan vekiline müşteki olarak ifade veriyorum, hemen ertesi gün eski Grup Başkanı Biyoloji Dairemize heyet halinde geliyor. Bu olay bana yönelik yeni bir mobbing uygulamalarının habercisi bir gövde gösterisi olarak algıladığımdan şimdiden tedbir alınmasını saygılarımla arz ederim.14/03/2017”

          Evet, 14/03/2017 tarihli CİMER’e 1700381383 no’lu başvuru yazımda da görüldüğü üzere şayet satır sonundaki ifademe dikkat ettiyseniz  ‘tedbir alınması’ gerektiğini vurgulayan ifadeyle durumumu arz ettim. Hiç kuşkusuz bu ifadeyi kullanırken bana mobbing uygulayanlardan koktuğumdan değil,  inancım gereği başıma ne hal gelecekse tedbir alıp kaderde yazılı olana razı olmam içindir elbet.  Ki, tedbirsizlik insanın kendi kendini intihara sürüklemesi demektir. (Bkz. Ekler: Daha detaylı diğer BİMER ve CİMER başvurularım). Hadi heyet halinde Biyoloji dairesine gelmesi bir yanaa eski Grup Başkanıyla aramızda hiçbir hukukumuz olmadığı halde, bayram değil seyran değil İzmir muhakkikine ifade verdiğim tarihin ertesi gün bir bakıyorsun üç uzman arkadaşımın birlikte oturduğu uzman odasında bilhassa bana görünerekten formalite icabı tokalaşması,  sormak gerekir bu düpedüz  ‘ayağını denk al’  mesajı değil de ya nedir ?

         Başka ne diyelim, işte görüyorsunuz bir yandan Adli Tıp Kurumundan naklen geçiş yaptığım Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda çalışıp tanık olarak çağrıldığım yerlerde yaptığım bilgilerle vatandaşlık görevimi yerine getirmeye çaba sarf ederken diğer yandan ise Ankara Adli Tıp Grup Başkan vekili de ardımdan boş durmayıp bu kez dört yıldır oturduğum Adli Tıp lojmanı üzerinden vurmaya çalışılacaktır. Nasıl mı?

        Şöyle ki, adıma 5 yıl süre ile sıra tahsisli Ankara il Çankaya İlçesi Cebeci Mahallesi Yargıç sokakta bulunan 10 kapı nolu lojman binasının 12’nolu konutunda yaklaşık 4 yılı aşkındır oturmakla beraber, malum sebeplerle Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna naklen atanmam hasebiyle belli bir kanunu süre içerisinde boşaltmam söz konusuydu ki, bana boşaltmam hususunda 27.10.2017 tarih ve 93929388-2017/560 sayılı tebliği yazısı gönderildiğinde bende posta yoluyla mazeretime binaen makul bir süre daha tanınmasını talep  eden posta yoluyla gönderdiğim bir dilekçeyle eski çalıştığım kurumuma    şöyle  başvuruda bulundum: 

        “İlgi kayıtlı yazınızla tarafıma 06.11.2017 tarih itibariyle posta görevlisi tarafından imza karşılığında teslim edilip, tebliğ edilen hususta lojmanı boşaltmam gerektiği bildirilmiştir. Ancak babamın (Şerif Gürbüzer) ani rahatsızlığı nedeniyle felç olup konuşamaz halde yatalak hasta hale gelmesi hasebiyle lojmanı boşaltmam hususunda makul bir süre tanınması, çünkü 27.10.2017 tarih 23:50 Anadolu jet (PNR Rtuces) uçağıyla Esenboğa havaalanında acilen Erzurum’a indiğimde Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Nöroloji bölümünde yoğun bakıma kaldırılan babamın durumuyla ilgili doktorların “her an her şeye hazır bekleyin” demeleri üzerine bu şartlarda lojmanı boşaltmanın zor olacağının ve bu durumumu anlayışla karşılayacağınızı, biraz zaman tanınmasının, şayet mümkünse bu arada şahsıma ait tapulu 4 yılı aşkındır kentsel proje kapsamında yapımı devam etmekte olan ve Ankara Sincan ilçesi Gökçek Mahallesi Törekent- Fatih semtinde Batıpark sitesi C blok 15 no’lu dairenin yakın bir tarihte teslimi söz konusu olacağından ikinci bir taşınma külfetini yaşamamamın gerektiğini de göz önüne alarak yaklaşık 2 ay bir süre sonrasında dairenin anahtar teslim edileceği güne kadar lojmanda bir süre daha kalmam hususunda gereğinin yapılmasını,  Saygılarımla arz ederim.  13.11.2017.

             Evet,   makul bir süreyle uzatılması yönünde başvuruda bulunmasına bulunduk ama gel gör ki,  bu dilekçeli talebime cevap vermek yerine, kısa yoldan beni hazırlıksız vaziyette yakalayacak şekilde Çankaya Kaymakamlığı İlçe Hukuk İşleri şefliği kanalından polis memuru Mücahit Polat tarafından tarafıma tebliğ tebellüğ belgesini göndermek suretiyle  red cevabımı almış oldum.   Öyle ki 29/12/2017 tarihi itibariyle imzaladığım tebliği tebellüğ belgesinde geçen ifade de 03.01.2018 Çarşamba günü saat 09.30’a tahliye etmeme karar kılındığı yazılıdır. Aynı zamanda imzaladığım belge kurumca çekici, işçi, teknik personel, kamera temin edilmesi ile tahliye işlemleri için kurumu temsilen bir yetkilin görevlendirilmesi ve bu görevinin 02.01.2018 Salı günü saat 14.00’da Kaymakamlıkta yapılacak olan toplantıya katılımının da sağlanmasıyla gerçekleşecek bir tebliğ tebellüğ belgesinin ta kendisi yazılı  bir belgedir bu. Yani bu demektir ki,  şayet 3-4 gün içerisinde evi boşaltamasam kameralar ve çekicilerle eşliğinde seni lojman sakinlerinin gözü önünde mahcup duruma düşürecek bir yöntem uygularız demektir.  Onlar beni elaleme, komşularıma rezil edeceklerini sana dursunlar apar topar kiralık ev ve nakliye işlemlerini ayarlamanın akabinde boşaltmam gereken o günün sabahında taşınmış bir halde evi boşalttığımı gördüklerinde o anı yaşamanın zevkini onlara tattırmayaraktan heveslerini kursaklarında bırakmış oldum. Ne ilginçtir ki,  kolluk kuvvetiyle beni lojmandan çıkarmaya kalkışan Grup Başkan vekilinin bir zamanlar Morgda doktor olarak  çalıştığı dönemlerde lojmanda kalması gereken sürenin üzerinde sık sık beş yılda bir tazeleyerekten bir başkasının oturma hakkının önüne geçecek şekilde mesken tutmuş olmasıdır. Hakeza personel arasında kendine yakın bulduklarının da sık sık beş yılda bir tazeleyerekten bir başkasının lojmanda oturmasının önüne geçildiği de bilinen bir gerçekliktir.  Daha da vahim olan bir durum personellerden bazılarının Adli Tıp’tan emekli olup da halen lojmanda kalmasına göz yumulduğu da bilinen bir gerçekliktir. Maalesef çifte standart uygulamaları lojman için geçerli bir akçedir. Anlaşılan lojman hadisesi de iç ve dış denetimle incelenmeye alınsa kim bilir altından neler çıkacak türden bir tabloyla karşılaşacağımız skandal bir konudur bu.

          Velhasıl-ı kelam,  bu nasıl bir yöneticilik anlayışıysa müşteki konumda bir insanın kanunların kendisine tanıdığı hukuki yollardan sürdürdüğü hak arayışlarını tersinden okuyup her an o kişiyi savunma konumuna düşürecek bir soruşturma manevrasıyla aleyhine dönüştürecek bir yaptırım cezası olarak karşılık bulabiliyor.

         Vesselam. 

       Dip Not:  

          Aşağıda dipnotta geçen Ekler benim aynı zamanda hak arayışlarımı BİMER ve CİMER üzerinden de devam ettirerekten sunmuş olduğum eklerdir:

Ek-1 04/02/2017 tarihli CİMER’e 1700170378 no’lu başvuru yazım.

Ek-2 14/03/2017 tarihli CİMER’e 1700381383 no’lu başvuru yazım.

Ek-3 05/09/2017 tarihli CİMER’e 1701282089 no’lu başvuru yazım.

Ek-4 29/01/2019 tarihli CİMER’e 1900269179 no’lu başvuru yazım.

Ek-5 05/03/2019 tarihli CİMER’e 1900597055 no’lu başvuru yazım.

 https://www.enpolitik.com/yazar/selim-gurbuzer/bu-da-adli-tip-savunma-hatiram-5123-kose-yazisi

16 Temmuz 2022 Cumartesi

BU DA BENİM ADLİ TIP 15 TEMMUZUM


                                                    BU DA BENİM ADLİ TIP 15 TEMMUZUM

        SELİM GÜRBÜZER

        Evet, Adli Tıp Ankara Grup Başkanı makamına 15 Temmuz öncesinden verdiğim dilekçeyle birlikte Grup Başkanının bana olan tavrının neredeyse eskisinden yüz seksen derecede farklı olarak değiştiğini net bir şekilde kendini gösterecektir. Nitekim bir defasında partner uzman arkadaşlarımla birlikte olay yerinden gelen kolileri açma esnasında Grup Başkanının koli odasına girdiğinde bizlere bir isteğiniz var mı diye sorduğunda bende Biyoloji İhtisas Dairesinin alis türünden teknolojik index ölçer programa ihtiyaç olduğunu söylediğimde, bu isteğim partner arkadaşlarımın yanında beni mahcup duruma düşürecek yüksek seste bir tonda “istersen bir dilekçe de bunun için yaz”  şeklinde karşılık bulacaktır. Böylece kendince bana bir tür aba altında sopa gösterir bir gönderme yapmış olur. Belli ki 15 Temmuz öncesi makamına sunduğum milli vesika niteliğindeki dilekçemi geri çekmememin etkisi hafızasından silememiş olsa gerek ki,   bir seferinde de Ankara’da Gar patlamasında (Ekim 2015)  parçalanan cesetlerle ilgili olarak arkadaşlarla birlikte DNA analiz  çalışmasına koyulup daha henüz laboratuvar bulgularını raporlandırılmamışken bu olayla ilgili basında bir takım haberler çıkması üzerine kendisinin bizatihi uzmanların bulunduğu odaya gelerekten bu bilgileri kimin sızdırmış olabileceğini sorar. Bende tüm arkadaşların gözü önünde Grup Başkanının acaba yarı şaka veya yarı ciddi olarak mı sorduğuna bakmaksızın bu söylemini ciddi bulup hiç çekinmeden  “bu tür bilgileri sızdırsa sızdırsa paralel ihanet çetesinden biri olabileceğini” söyledim. Kendisi bana ‘burası siyaset yeri değil’ dediğinde ise bende buna mukabil TÜBİTAK’ta Fen bilimleriyle alakalı teknik bir kurum, ancak oradan da bilgi sızdırılıyor cevabını verdim. Tabii benim bu cevabım üzerine ortam bir an buz gibi kesilse de, ben yine de diyeceği mi demiş oldum. İlginçtir Grup Başkanına diyeceklerimi dedim ama o arada aramızdan bir meslektaşımızın da sözlerimin bitiminin hemen akabinde bu bir alınganlık göstermek midir, bir şeye mi canı sıkıldı neyin nesidir pek bilinmez ama tek bildiğimiz şey yüzü kızarmış bir halde toplantı mahallini terk etmiş olmasıdır.  Dahası benim açımdan benim anlam veremediğim araştırılmaya muhtaç bir husustur bu. Her neyse birileri alınganlık göstermiş veya göstermemiş hiç umurumda olmaz asıl burada önemli olan Grup Başkanının yüzüne karşı söylediğim cevabın anlam karşılığı çok mühimdi ki, hiç kuşkusuz bu da benim için meslek hayatımda yine gurur duyacağım milli refleks, milli duruş ve milli şuur anılarımdan önemli bir kesitini oluşturacak unutamayacağım bir anım olacaktır.  (Bkz. Ek-6)

         Hani bir önceki yazımda  moleküler biyolog bayan meslektaşımın 15 Temmuz Hain darbe girişiminden sonra Grup başkanının yüzüne karşı:

          -Hocam biz bu kadarının da olacağını bilmiyorduk,  bu soruşturmanın yeniden açılması gerekir dediğinde,

          Grup Başkanın cevaben:

         - Sus ağzımızın tadını bozma bu meseleyi kapat deyip, bir türlü kapatamayacağı bir dilekçeden söz etmiştik ya,  işte o uzman arkadaşım da laboratuvarın işleyişinde ve bir takım haksız uygulamalardan artık bir noktadan sonra dayanamayıp durum vaziyeti ifade etmek için çareyi Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına şikâyet dilekçesi yazmakta bulacaktır.  Şikâyetçinin Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına gönderdiği dilekçe ilgi yer tarafından 15/05/2017 sayı ile takdir ve gereğinin ifası için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği kendisine bildirilmiş de.  Bu arada sağ olsunlar yazdığı şikâyet dilekçesinde Adli Tıpta benim başıma gelenleri de ilgili makama duyurmaktan imtina etmemiştir. Nitekim 12/05/2017 tarihli dilekçesinde benimle ilgili kısımda bakın ne diyor: 

          -“…Yukarıda bahsettiğim sorunlar her geçen gün çözülemez hale gelmiş ve kemikleşmiştir. Eleştirilerimiz önerilerimiz dikkate alınmamıştır, toplantı yapılmaz bizlerle hiçbir koşulda görüşülmez olmuştur. Sözlü yollar tıkanması sebebiyle Haziran 2016 bir uzman arkadaşımız tarafından Ankara Grup Başkanlığına dairemizle ilgili bir dilekçe verilmiştir. Dilekçe hem yukarıda bahsettiklerimden hem de muhtemel FETÖ yapılanmasının dairemizde de olabileceği ile ilgili endişeleri içermektedir. Tüm daire çalışanları bu soruşturma kapsamında ifade vermiştir. Soruşturma henüz devam ederken Temmuz’da darbe girişimi gerçekleşmiştir. Darbe girişiminden önce, dilekçe ilk verildiğinde dilekçe yok sayılmaya çalışılmıştı, dilekçe verilen kişi bir şey olmamış gibi davransın dilekçesini geri çeksin diye çaba sarf edilmişti. Ancak bizler sandık ki darbe girişiminden sonra bu dilekçenin önemi anlaşılır ve soruşturmaya önem verilir. Fakat yine hiçbir değişiklik olmadı. Standart  6  dosya dağıtımı 10-12-15 şeklinde olmaya başlandı, hasta olup rapor aldığınızda gelemediğiniz haftanın dosyaları geldiğinizde verilmeye başlandı. İzin alıp gidenlerin (ki yıllık izin aldığınızda veya rapor iş çıkarmadığınız için döner sermayemizden ciddi kesinti olur) döndüğünde gittiği haftanın dosyaları verilmeye başlandı. Bu kararlar dilekçeyi veren kişinin yıllık izin almak istemesi ile doğmuştur. Oysa bu uzman arkadaş 13 yıldır yıllık izine ayrılmayan, yaz tatiline çıkmayan ancak annesinin ölümünden sonra kişisel nedenlerle yıllık izin almak zorunda almasıyla başlamıştır. Soruşturmada her şeyi açıkça anlatan ve yalan ifade vermeyen uzmanlara ise başka türlü ceza verilmiştir. Artık uzmanlar haftada kaç dosya alacağını, ne derece yoğun olacağını kestirememektedir. Bu tarz bir uygulamanın İstanbul başkanlıkta, İzmir ve Trabzon Grup Başkanlıklarında da böyle bir uygulama bulunmamaktadır…”

              Gerçekten de 15 Temmuz darbe girişimi öncesi verdiğim milli vesika niteliğindeki o dilekçem iş bölümünde partner olduğum arkadaşımın da vicdanında o kadar net derin bir tesir bıraktığı besbellidir ki onun da Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına verdiği dilekçeyle tarihe tanıklık etmesini beraberinde getirmiştir. Ancak sen misin olan bitene tanıklık etmek maalesef moleküler biyolog partnerime de çıkardıkları dosyalar üzerinden cezalandırma cihetine gidilmiştir. Üstelik dosya alıp rapor çıkaran uzmanların görüşüne başvurmaksızın partner arkadaşımın dilekçede belirttiği şekliyle İstanbul başkanlıkta, İzmir ve Trabzon Grup Başkanlıklarında bile görülmeyen emri vaki uygulamalar olarak uzmanlara yansımıştır. Emrivaki ve oldubittiyle yürürlüğe konulan bu uygulamalar tamamen Grup Başkanının Bylock’tan çıkıp tutuklandığı günün hemen akabinde birkaç saat sonrasında apar topar yıldırım hızıyla  ‘dosya dağıtım’ metni şeklinde panoya asılıp birer suretlerinin de Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanınca dosya uzmanlarının eline tutuşturulmasıyla start almış uygulamalardan başkası değildir maalesef.  Ben ise bu ‘dosya dağıtım’ metni dokümandan izin dönüşü haberdar olmuştum.  Tabii izin dönüşü böyle bir uygulamayla karşılaşınca doğrusu şaşırmadım, çünkü Grup Başkanı 15 Temmuz darbe girişimin iki ayı aşkın öncesinden Paralel ihanet çetesine dikkat çekerekten verdiğim dilekçeden dolayı bana karşı olumsuz tavırlar içerisine girdiği bilinen bir gerçeklikti zaten. İşte bu bilinen gerçeklikten hareketle muhtemeldir ki geçmiş yıllara ait ara ara kullanmak zorunda kaldığım senelik izinlere kendince önlem almak adına benim yokluğumda giderayak Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanıyla birlikte kafa kafaya verip böyle bir dosya dağıtım metni hazırlanmış gözüküyordu. Asla dosya uzmanlarının ortak kararıyla ortaya konulmuş bir dosya dağıtım metni gibi gözükmüyordu bu,  kaldı ki bu gibi konularda bir başka soruşturma tutanağına verdiğim ifadede dosya uzmanlarının bu uygulamaya destek verip vermediklerini dair yazılı beyanlarının alınması yönündeki talebime de kayıtsız kalınmıştır. İzin dönüşü her bir uzmana ekstradan izin süresi adedince fazladan fark dosya bindirme uygulamasından rahatsızlık duymayacak uzman personellerden olsa olsa sadece dosya almayan uzmanlar olacaktır. Çünkü bu tarz konuşlandırılmış bir kısım uzman personelinin ne de olsa izine ayrılmış olsa da izin dönüşünde eline tutuşturulacak herhangi bir dosya olmayacağından böyle bir derdi olmaması son derece gayet tabiidir.  

          Kelimenin tam anlamıyla Grup Başkanının kurumdan ayrılış haberinin hemen birkaç saat sonrasında apar topar panoya asılarak yürürlüğe girmiş bir uygulamadır bu. Dahası içerik olarak uzmanın yıllık izin dönüşü  izin süresi adedince fark dosya almasına dayalı bir dağıtım  metnini  bir nüshasını  panoya asıp diğer nüshalarını da uzmanların eline tutuşturmakla Bylock’tan çıkan Grup Başkanının giderayak İstanbul başkanlıkta, İzmir ve Trabzon Grup Başkanlıklarında da böylesi bir uygulaması görülmeyen teamüllere aykırı paralel çete  zihniyetinin değirmenine su taşımak olurdu ki, böylesi bir dağıtım metninin dosya alıp rapor çıkaran uzmanlar nezdinde asla içlerine sindirebilecekleri  bir uygulama metni  olarak karşılık bulmayacaktır. Nitekim bu yönde hak arayışına girmeye teşebbüs edecek uzmanların muhtemel hak arayışlarının önüne geçmek babından sarı kart tehdidinde tutunda maaşından para cezasının kesileceğine kadar bir dizi cezai müeyyidelerin uygulanacağına dair söylemlerin havada uçuştuğu  açık hava çadır toplantısında, yani Bylock’tan alınan Grup Başkanının yerine vekâleten oturan Grup başkan vekilinin eşlik ettiği ve tüm Biyoloji İhtisas Dairesi personelini Adli Tıp önünde ki bahçede kurulu çadırda toplayarak gözdağı vermeyi de ihmal etmeyeceklerdir. Oysa Bylock’tan çıkmış bir Grup Başkanının onayından çıkmış ‘dosya dağıtım’ metni bir çadır toplantısında adeta iç tüzük gibi sunulup dosya alıp rapor çıkaran uzmanlara gözdağı vererekten disiplin cezası verilse ne verilmese ne. Zira giderayak Bylock’cu Grup başkanın onayıyla hazırlanmış böylesi bir uygulamanın toplantı gündemine taşınması bile başlı başına felaket bir durumdu zaten. Ben yine de sinir uçlarıma dokunacak böylesi bir meselede görüş beyan etmeyerekten ilerisinde hakkımda düzenleneceğini tahmin ettiğim amire saygısızlıktan açılacak bir soruşturmaya delil teşkil edecek kozu ellerine vermemiş oldum.  Ancak çadır toplantısında sus modunda kalarak kurgulanmış oyunu bozmuş olmasına bozdum ama, yine de Grup Başkan vekili bir kulp bulacak ya, bu kez bahçedeki çadır toplantısının taa en arka taraflarında ayaküstüne ayaklarımı koyaraktan dizlerimi tablet olarak kullanıp toplantıda geçen konuları not defterime not etmeme dikkat kesildiğinde beni konuşturmayı başaramamanın hırçınlığıyla tüm personelin huzurunda bana ayağını ayaküstünden indir ikazı yapmaktan geri durmayacaktır. Kendi kendime ya sabır çekip yine hakkımda düzenlenecek amire saygısızlığa delil teşkil etmesin diye itiraz etmeksizin tablet yaptığım ayağımı ayaküstünden indirerek bir kozu daha elinden almış oldum. Ancak dedik ya, ben tâ arka sandalyelerde kimsenin göremeyeceği bir yerde ayağımı ayaküstünde indirirken bana ayağını ayaküstünden indir diyen Grup Başkan vekiliyse ne ilginçtir ki toplantının başından sonuna kadar herkesin huzurunda ayak ayak üstüne atarak toplantıyı idare ettiği gözlerden kaçmaz da. Balık baştan kokar misali kendince böyle bir tutum sergilemekle güya bana memuriyet adap dersi vermiş olur. Öyle ya amirin tüm hazirunun gözü önünde ayak ayak üstüne atmasında hiçbir sakınca yok, memur olunca da sakınca var muamelesi. Aslında tüm bunlar işin bahanesi,  yani Bylock’u Başkandan boşalan makama oturan Grup Başkan vekilinin bana amirlik veya memuriyet adabı dersi vermekten daha çok hakkımda düzenleneceği bir disiplin cezasına bir kılıf uydurmanın ta kendisi gizli ajanda dersidir bu.  Hadi tüm bunlar neyse de Bylock’tan tutuklanmış Başkanının onayından geçmiş uygulamalar ne zamandan beri kabul edilebilir adabı muaşeret çalışma kuralları şeklinde uzman arkadaşlara dikte olarak sunulur doğrusu şaşmamak elde değildi. Hele ki kendisinin gizli ajandasına malzeme olacak tüm hamlelerini boşa çıkartmama rağmen, yani  eline  amire saygısızlıktan sicili bozmaya yönelik koz vermeme rağmen bir bakıyorsun  hakkımda niyet okuyuculuğu yaparaktan 13 yıldır yıllık izine ayrılmayan, yaz tatiline çıkmayan ancak annemin ölümünden sonra kişisel nedenlerle yıllık izin almak zorunda kalmak durumunda kaldığım süreçte 08/08/2016 tarih ve 93929388-2017/564 sayılı  disiplin kararı yazısıyla  ‘UYARMA’ cezası verebiliyor. Üstelik daha önce Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına 22-06-2017 tarihli ekleriyle birlikte sunduğum (Bkz Eki-16) dilekçede belirttiğim mobbing uygulamalar, maalesef en son Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihazlar Kurumu’na naklen atanma gününe dek hız kesmediği gibi soruşturmayı yürüten Kimya İhtisas Dairesi Başkanına verdiğim ifade tutanağı ve yazılı savunmamın alınmasının ardından (Bkz. Eki-14)  gerçekleşen bir uyarı cezasıdır bu.  Nitekim  uyarı cezası disiplin kararında “...devreden izin bir sonraki yıl içerisinde kullandırılır” denmektedir. Oysa kullandığım izinlerin büyük bölümü geçen yıldan kalan (2015 yılı senelik izni), yani kullanmasam devretmeyip yanacak olan izinlerdi. Üstelik 2015 yılı iznimden devretmeyip de 5 gün yanmış iznimde söz konusudur. Hadi 5 gün yanmış izin neyse de asıl can yakıcı olan disiplin kararı metninde hiçbir kural ve kanun tanımaksızın makam atlayarak ‘dayatma’ yaptığım ithamıyla senelik iznimi kullanmaya kalkıştığım vurgulanmasıdır. Oysa izin talebinde bulunduğumda hiyerarşik basamakların hepsini izleyip sonuç alamayınca, en son Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı aracılığı ile ekleriyle birlikte sunulmak üzere İstanbul Adli Tıp Kurum Başkanlığına’ üst başlıklı dilekçe talebimi makama arz ettim de. Ne var ki bu yazdığım dilekçede Ankara Grup Başkanlığınca İstanbul’a 15 gün içerisinde gönderilmeyip bekletilmesi üzerine bu kez kendi imkânlarımla, yani posta yoluyla İstanbul Adli Tıp Kurum Başkanlığına bir suretlerini göndermek suretiyle hak arayışımı devam ettirmiş oldum (Bkz. Ek-1). Hangi gerekçelerle ve nasıl mı? İsterseniz bunun da nasıl olduğunu 06/11/2017 tarih itibariyle Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına da tüm detayıyla sunduğum şekliyle madde madde izah ederek açıklamaya çalışalım. Şöyle ki teşbihte hata olmaz misali bana bir başka 15 Temmuz darbe girişimine benzer türden;

        -En son Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihazlar Kurumu’na naklen atanma gününe dek soruşturmayı yürüten Kimya İhtisas Dairesi Başkanına verdiğim ifade tutanağı ve yazılı savunmamın alınmasının ardından disiplin kararı metninde hiçbir kural ve kanun tanımaksızın makam atlayarak ‘dayatma’ yaptığım ithamıyla hakkımda uyarı cezası verilmek suretiyle elbet.  Hem bu nasıl izin dayatmaysa yaşadığım onca hak arayışların öncesinde Ankara Adli Tıp Kurumu Başkanlığına çok acil ve özel nedenlere bağlı olarak verdiğim dilekçe metninde 30.01.2017 tarih ve 20170130-163 barkod etiketli gelen–giden evrak kayıtlı dilekçeyle:

            “Çok acil özel nedenlerden dolayı 06/02/2017 yılından itibaren 2016 yılından kalan iznimden 12 gün kullanmak istiyorum. 13 yıldır hiçbir şekilde izin kullanmadığım halde ve de geçen yıla ait izin talebimin Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanlığınca onay verilmemesinden dolayı bu konuda kendimi çaresiz hissediyorum. Geçen yıldan kalan iznimi kullanmam için gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim”  ifadeleriyle adeta yalvarırcasına izin talebinde bulunabiliyorum.

          -Yine hem bu nasıl izin dayatma yapıp istismar etmekse eşi çalışmayan (ev hanımı) bir personel olarak izin süresince döner sermayesi kesileceğini bile bile maddi kayba uğrayacağım bir izne ayrılmayı göze alabiliyorum. Kaldı ki bu benim öyle kolay kolay durduk yere izin almayacağımı kendi kurumumda çalışan hemen herkesin çok iyi bildiği bir husustur..  Değim yerindeyse kırk yılın başında annemin vefatının ardından ara ara izin kullanmaya başladım,  sen misin ara ara izne ayrılan,  aldığım izinlerin en son ki olan kısmın izin dönüşümde her hafta başında eşit sayıda almam gereken dosya sayısına ilaveten birde buna izinde geçirdiğim gün sayısınca fark dosyada bindirilerek benim üzerimden tüm uzmanlara da sirayet edebilecek şekilde mobbing uygulanabiliyor. Bu yüzden 2017 yılı senelik izinler için tarafımdan istenen izne ayrılacağım ay için şerh düştüm de (Bkz.Eki-3). Tabii böylesi bir uygulamayı tüm Adli Tıp Grup Başkanlıklarında şimdiye kadar hiç görmedik. Hele birde benim yaklaşık 13 yıldır izin kullanmadığım yılları da hesaba kattığımızda tüm personel her yıl senelik izne güle oynaya ayrılıp tatilini yaparken ben ise 13 yıldır hiçbir surette izin almaksızın büyük bir görev şuuru ve hassasiyeti içerisinde habire dosya alıp dosya çıkarıyordum. Hiçte o yıllarda hakkımda izne ayrılmadığım için ne fazladan dosya almakla mağdur oluyor denildi ne de dosya muafiyetinden söz edildi.  Söz edilmemesi de gayet tabii bir durumdu. Hiç kuşkusuz senelik izin her çalışanın kullanması gereken en tabii hakkıdır,  dolayısıyla ben 13 yıldır izne ayrılmıyorum diye benim yüzünden arkadaşlarımın da izin kullanacakları zaman şart koşaraktan fark dosya karşılığında izin almaya zorlamak haksızlık olurdu.  Doğru olan da şartsız izin kullanmaktır.  Ne zaman ki, şahsım 13 yıl sonrasında ilk kez ara ara izin kullanmak durumda kaldım  (bilhassa ardı ardına gelen vefat ve özel nedenlere bağlı olarak kullandığım izin), hemen göze batıp Grup Başkan vekilince ‘işten kaytarma’ yaftasıyla onurumla oynanarak disiplin kararı metniyle uyarı cezasına gerekçe delil olarak sunulabiliyor.

       -Hem bu nasıl işten kaytaran biriysem Adli Tıp Kurumuna işe başladığım günden Sağlık Bakanlığına atanmam gününe kadar süreçte ki çalışma hizmet arşiv kayıtlarından tüm senelerin dosyaları çıkarıldığında şimdiye kadar en fazla dosya alıp rapor çıkaran dosya uzmanı olabiliyorum.  Maalesef yönetim kademesi bilerek ya da bilmeyerek de olsa 13 yıldır izne ayrılmayarak canhıraş çalışma azmimi göremediği o kadar net açık ki,  disiplin kararı metninde izne ayrılmakla arkadaşlarımı mağdur ettiğimi gerekçe gösterebiliyor. Oysa her hak arayışımda dosya uzmanların giderek kan kaybına uğradığını, mağdur olduklarını dilekçelerle bildirdiğimde hiçbir yönetici oralı olmadığı gibi kayıtsız kalındı da. Yaklaşık 1,5 yıldır dosya uzmanlarının mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik verdiğim dilekçelere oralı olmayıp (Bkz. Eki: 4) kayıtsız kalan yönetim şimdi benim hassas olduğum konuda dile getirdiğim aynı üslup kavramla arkadaşlarımı mağdur ettiğimden bahsedip  ‘işten kaytarma’ şeklinde disiplin metniyle sicilime leke düşürülebiliyor.

          -Hem bu nasıl arkadaşlarımı mağdur etmekse şimdiye kadar hak arayışlarına yönelik dilekçelere cevap vermek yerine “Grup Başkan vekili-Kimya İhtisas Dairesi Başkanı-Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanı” üçgeninde hazırlandığını düşündüğüm disiplin soruşturma metniyle karara bağlanıp kişilik haklarımı ihlal ve rencide edici ifadelerle; ‘hak arama paranoyası’ olarak karşılık bulmuştur. Hadi disiplin kararı metninde kişilik haklarımı ihlal edici ağır ifadeleri hadi diyelim ki sineme çekip yuttum farz edelim,  peki ya hak arayışımı manipüle ve çarpıtacak ifadelerle dosya uzman arkadaşlarımın omuzuna güya fazladan fark dosya bindirme uygulamasına destek verdiklerini delil olarak sunulmasına ne demeli. Oysa böyle bir destek söz konusu değildir. Tam aksine ortada böylesi net bir delil ve destek olsa Ankara Grup Başkan vekilinin katıldığı son toplantıda fark dosya uygulaması gündem konusu olmazdı. Nitekim Ankara Grup Başkan vekilinin eşlik ettiği açık hava çadır toplantısına katılan tüm biyoloji dairesi çalışanların huzurunda uzmanların gözünün içine baka baka “izin dönüşü fark dosya uygulamasının dosya uzmanlarının ortak kararıyla alındı”  demesi üzerine moleküler biyolog uzmanı arkadaşımızın da söz alarak “Hocam böyle bir ortak kararın olmadığını, yanlış bilgilendirilmişsiniz” dediğinde buna cevap verememesi bunun bariz danışıklı dövüşlü bir yönetim uygulaması olduğu anlaşılmıştır.

       - Hakeza Bylock’tan içeriye alınan Grup Başkanından bir önceki ismiyle müsemma esip gürleyen, gözü kara veya karapirli diyebileceğimiz kişiliğiyle meşhur Ankara Grup Başkanı da (bu Grup Başkanı’da sonradan FETÖ soruşturması geçirenlerden)  kurumdan giderayak yürürlüğe koyduğu biyologların görevi olmadığı halde adeta emanet memurluğu yaptırılarak Biyoloji İhtisas Dairesine gelen biyolojik materyallerin imza karşılığında zimmetle teslim alma uygulaması da dosya uzmanlarının muzdarip olduğu bir uygulamaydı. Üstelik bu konu dosya uzmanlarınca müteaddit defalar toplantılarda bu yanlış uygulamanın kaldırılması yönünde Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanına talep edildiğinde amir üstünlük gücünü kullanıp bu talepleri yerine getirilmemiştir.  Talepleri dikkate alan katılımcı anlayış olsa bu uygulama çoktan rafa kalkmış olurdu.  Maalesef Ankara Grup Başkanlığı yapmış aynı zamanda her ikisi de FETÖ soruşturması geçirmiş Grup Başkanlarının yürürlüğe soktuğu uygulamalara verilen değer kadar dosya uzmanlarına değer verilmediği o kadar net açık ortada ki,   disiplin kararı metninde kendilerinin onayıyla çoğunluğu geçmiş yıllara, yani kullanmadığım takdirde yanacak cinsten kullanmak istediğim yıllık izinler için 5 gün çalışıp 12 gün izin alarak ‘suiistimal’ ettiğim ithamına maruz kalabiliyorum.

         - Hem bu nasıl suiistimal etmekse şimdi sormak gerekir Grup Başkan vekilinin dilekçeyi imzaladığı zaman mı istismardı, yoksa imzaladıktan sonra mı fark etti adı suiistimal oldu. Hem yine bu nasıl istismarsa özel nedenlere bağlı olarak ara ara ayrıldığım tarihlerde (kış ayları) benden başka izne ayrılanda yoktu. Benden başka izin kullanan olmadığı halde izne ayrılmakla arkadaşlarıma haksızlık ettiğimden söz edilebiliyor. Oysa yaz sezonu darbe girişimi haftasında bazı arkadaşların bu bir tesadüfen denk düşen verilmiş bir izin midir o işin yanı bilinmez ama bildiğim tek şey 15 Temmuz darbe girişiminden 2 ay öncesinden şahsımın  bizatihi başkanlık makamına  verdiğim o dilekçede işaret ettiğim iki genetik uzmana ve yine işaret ettiğim DNA analiz ve çalışmalarına fiilen katılmaksızın uzaktan kumandalı pasif laboratuvar sorumluluk faaliyeti yürüttüğünden bahsettiğim o arkadaşa, yani üçüne birden aynı anda izin verildiğinde hiçte suiistimalden söz edilmemiş olmasıdır.  Hadi tüm bunlar neyse de işin daha da vahim tarafı ne ilginçtir ki bu üç arkadaş izne ayrıldıkları hafta Başbakanlık genelgesiyle izinden geri dönüp aramıza katılmaları da bir başka skandal boyutta düşündürücü bir durumun ortaya çıkmasıdır.  Üçüne birden aynı hafta izin verildi de ne oldu,  Başbakanlık genelgesiyle izinden dönmek suretiyle hevesleri kursaklarında kalıp buna Bylocktan çıkan dönemin Grup Başkanı da dâhil bulundukları yerlerde apar topar dönmek zorunda kalmışlardır. Onlar bulundukları yerlerden aramıza yetişe dursunlar bizlerde bu arada dosya alıp rapor çıkaran meslektaşlarımızla birlikte 15 Temmuz şehitlerinin parçalanmış dokularından gece gündüz demeden DNA analiz çalışmalarının çabasına girmenin mutluluğunu yaşıyorduk. Öyle ki her çalıştığımız doku örneği bize 15 Temmuz şehitler katından üzerimize sirayet eden bir nübüvvet gül kokusu dokular gibi geliyordu. Ve üzerimize sirayet eden bu gül kokulu doku örneklerinin tılsımı tüm yorgunluğumuzu almaya ziyadesiyle yetip artıyordu bile.  Hiç unutmam dilekçede işaret ettiğim o iki genetik uzmanı izinden apar topar döndüklerinde bizi çalışır halde bulduklarında içlerinden bir tanesi özellikle benim oturduğum masanın yanı başına gelip “ Selim Abi, görüyor musun bu şerefsizler başımıza gökten bomba yağdırdılar”  şeklinde güya tepkisini ortaya koyar gibi gözüküp kendini kamuflaj ederken bir diğer genetik uzmanı da tam aksine ara sıra basında çıkan haberlere göz attığında bu bir bilgi kirliğidir şeklinde kendince yorumlar getirmekle aslında tamda benim gözümden kaçmayacak türden kendisi hakkında soru işareti oluşturacak gizemliliğini deşifre etmiş oluyordu. Tabii çalışma esnasında yapılan bu tür yorumlara pek kulak kabartılmayıp kimi arkadaşlarımızın gözünden kaçması gayet normal,  o an herkesin derdi davası bir an evvel 15 Temmuz şehitlerinin kimliklendirme işlerini tamamlayıp şehit yakınlarına cenazelerin teslim etmek çok mühimdi. Bu yüzden pek kulak kabartmadık, işimize gücümüze baktık.  Kimliklendirme çalışmaları bitip raporlandırılmasıyla şehit cenazeleri ailelerine teslim edildikten sonraki günlerde benim altıncı hissime güvenen moleküler biyolog uzman arkadaşım bir gün bana:

      “ - Selim Bey,  İstanbul’dan gelen genetik uzmanını İstanbul’da çalışmamız hasebiyle az buçuk tanıyoruz ancak diğer şu mitokondrial çalışmalarla görevli genetik uzmanının nasıl biri olduğunu doğrusu bilmiyoruz, sizce nasıl biridir diye sorduğunda, cevaben:

       - Tamamen kafalarda kocaman soru işareti oluşturacak biridir dedim.”  Gerçekten de ta ki her iki genetik uzmanı da FETÖ soruşturma kapsamında polis ekiplerince Biyoloji İhtisas Dairesinde bilgisayar hard disklerine el konulup her iki genetik uzmanı da kurumumuzdan götürüldüklerinde o kocaman soru işareti lafımın ne anlama geldiğinin düğümü kendiliğinden çözünmüş olur da. 

        -İşin bir başka ilginç olan tarafta yöneticilerin FETÖ soruşturması için delil toplayan ekibe benim 15 Temmuz hain darbe giriminin 2 ay öncesinden Grup Başkanlık makamına vermiş olduğum dilekçe evrakından söz etmeyip sadece kullandıkları bilgisayarların hard diskinin tesliminde yardımcı olmalarıdır. Oysa o dilekçenin bir nüshası ya da fotokopisi arama ekibine verilmiş olsa o dilekçede işaret etiğim o iki genetik uzmanıyla ilgili soru işaretlerinin ortadan kalkması çok daha kolay olacaktı.  Malumunuz bu iki genetik uzmanını tutuklandığı günün aylar sonrasında Grup Başkanının da Bylock’tan tutuklandığında o gün ben izinde olmam hasebiyle dairede polis ekipleri hangi delilleri toplamıştır doğrusu bunu gözleme imkânım olmadı.  Olsaydı da zaten, hiç şüphe yoktur ki bu olayda da gelen ekibe refakat eden yöneticilerden hiçbirinin benim 15 Temmuz öncesinden Grup Başkanlığına sunduğum dilekçeye binaen başlattıkları soruşturma hakkında da arama ekibine gereken bilgilendirmelerin yapmadıklarını gözlemlemiş olacaktım. Oysa sıcağı sıcağı gelen polis ekibi durumdan haberdar edilerek bilgilendirmiş olsalar ona göre icabında evraklar tek tek taranıp karanlıkta kalan pek çok işaretlerin çözülmesi çok daha kolay olacaktı. Bu kanaate nerden varıyorsun denildiğinde, biz bunu iki genetik uzmanın bilgisayarlarına el konulduğunda,  yani arama ekipleri geldiğinde Daire Başkanının talimatıyla uzman odaları boşaltılıp hiçbir meslektaşımız polis ekip elemanlarıyla yüzleşmesine müsaade verilmemesinden biliyoruz da bu kanaate varıyoruz elbet. Meslektaşlarımız sadece polis ekiplerinin gerekli incelemelerini tamamladıktan sonra dışarıya çıktıklarında kurum bahçesinde ekip eşliğinde götürüldüklerini ancak görebilme imkânı bulabilmişlerdir.

         -Yine disiplin karar metninde fark dosya uygulamasının bana has bir uygulama olmadığını diğer uzmanlara da fark dosya verildiğinden söz edilmektedir.  Oysa benim Sağlık Bakanlığına naklen atanana dek izne ayrılan olmadı ki ekstradan fark dosya almış olduklarından söz edilmiş olsun. Şayet ben atandıktan sonra izne ayrılan olduysa buna bakmak gerekir. Bildiğim tek şey yeni kuruma atanana dek her hafta panoya asılan çizelgelerde FUB-SG dışında fark dosya alan herhangi bir uzman çizelgesine denk gelemememdir, yani ortada benim dışımda fark dosya aldığına dair hiçbir uzman ismini belirten bir çizelge yoktur (Bkz: Eki -5). Şu da var ki daha önce de dilekçe ekinde sunduğum FUB–SG kısaltma ibareyle, yani Daire Başkanı ve SG koduyla (yani ben deniz Selim Gürbüzer’in) birlikte partner olduğum çizelgelere bakıldığında benden başka hiçbir dosya uzmana fark dosya uygulanmadığı görülecektir.  İzin dönüşünde ilk uygulaması olan çizelgelere bakıldığında normal almam gereken dosyalar için ET-SG vardır, fark dosyalar için FUB-SG vardır. Yani asıl dosya partnerim ET kodlu moleküler biyolog arkadaşım haklı olarak izinde geçirdiğim günlerin fark dosyalarına partner olmayacağını bildirmesi üzerine FUB-SG olarak fark dosyaları raporlandırılıp çıkarılmıştır. Bu fark dosya uygulamasını benim üzerimde ilk uygulanışını gören dosya uzmanları ister istemez acaba senelik izne ayrılsam mı ayrımsam mı diye tereddüt yaşamışlardır.  Öyle ki, ayrılsalar bir dert, ayrılmasalar ayrı bir dert. Yani, ayrılsalar izin dönüşlerinde fark dosya alacaklar, ayrılmasalar zihnen ve bedenen dinlenemeyeceklerdir. Tüm bu gerçeklere rağmen Disiplin karar metninde benim güya arkadaşlarımı ‘kışkırttığım’ ithamıyla suçlanabiliyorum. Oysa arkadaşlarım İzmir’den soruşturmayı yürütmek üzere gelen muhakkik İzmir Grup Başkan vekiline kendi hür iradeleriyle ifade vermişlerdir, asla ortada ne bir kışkırtma emaresi ne de arkadaşlarıma kötü örnek olduğuma dair en küçük bir karine söz konusudur.  Üstelik dosya çıkaran uzmanların belli performans tutturamama problemi de yoktur,  hem nasıl olsun ki, haftada ortalama 10 dosya, ayda 40 dosya çıkaran bir dosya uzmanın nasıl performans tutturamasın ki. Bu gerçeklere rağmen toplantıda Grup Başkan vekilinin de bulunduğu toplantıda Biyoloji İhtisas Daire Başkanı performans problemi olmayan elinden geldiği kadar tüm enerjisini kullanaraktan canhıraş çalışan dosya uzmanlara yönelik döner sermayenizi keserim tehdidinde bulunabiliyor.

          -Yine disiplin kararı metninde benim dayanağı olmayan (mesnetsiz) şikâyetleri alışkanlık edindiğimden bahsedilmektedir. Oysa 15 Temmuz Hain darbe girişiminin aylar öncesinden (11.05.2016 tarihli dilekçe) o zamanki adıyla Paralel İhanet Çetesi tehlikesine karşı gerekli önlemlerin alınmasına yönelik Ankara Grup Başkanlığına sunduğum dilekçeyle de hiçte ileriye sürdüğüm dayanaklarımın mesnetsiz olmadığı ortaya çıktı (Bkz-Eki-11-12).  Nitekim 15 Temmuz sonrası Ankara Adli Tıpta FETÖ ilişkili tutuklamalar haklılığımı ortaya koyan göstergelerdir. Kaldı ki, her Türk vatandaşının milli hassasiyet göstermesi gereken bu hususta devletimizin kılcal damarlarına kadar sızan söz konusu tehlikenin kurumumuza da sirayet ettiğine dikkat çekip milli sorumluluk ortaya koymakla takdir görmem gerekirken,  tam aksine verdiğim o dilekçeden bugüne yaklaşık 1,5 yıldır dur durak bilmeyen mobbing uygulamalarla psikolojimle oynanmıştır. Yetmedi her mobbing uygulama karşısında mağduriyetimin giderilmesine yönelik sürdürdüğüm her hak arayışlarım amirin yıpratılması,  ‘alışkanlık şikâyet’ ve kötü niyet olarak değerlendirilip hakkımda niyet okuyuculuğu yapılmıştır.  Daha da yetmedi hakkımda verilen disiplin kararı metninde hak arayışlarım “kötü niyet, kurnazlık, saldırı, dayatma, bozuk, densiz, haddini aşan taarruz” gibi memuriyet adabına sığmayacak ve Türk ceza kanununca suç teşkil edecek yaftalar ve suçlamalarla kişilik haklarımı ihlal ederekten hakkımda uyarı cezası verilerek karşılık bulmuştur. Üstelik bunca zamandır her hak arayışımı belgeye dayanarak ve 657 memurlar kanunu amir memur ayırımı gözetmeksizin tüm çalışanların haklarını koruyan ve kollayan kanun olduğunun bilinciyle sürdürdüm. Ancak hak arayışı içerisinde bunca zamandır mobbing uygulamalar artık canıma tak dedirttirecek cinsten dayanılmaz boyutlara gelince tebdili mekânda ferahlık vardır düşüncesiyle Sağlık Bakanlığına naklen atanmak suretiyle yaklaşık 14 yıldır severek çalıştığım kurumumdan ayrılmak zorunda kaldım. Ayrıldım ayrılmasına ama yeni atandığım kurumda bana tebliğ tebellüğ edilen İzmir Grup Başkanı vekilinin yürüttüğü soruşturma raporu yeniden zihnimde bir takım soru işaretleri oluşturmayı beraberinde getirdi dersem yeridir (Bkz. Eki-6-ve 7). Malumunuz Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı makamına tarafımca 15 Temmuz Hain Darbe girişiminden 2 ay öncesinden, yani 11/05/2016 tarihli Adli Tıp Kurumu Gelen–Giden Evrak 20160511-652 barkod no’lu yazılı verdiğim dilekçeyle;

         - Herkesin bildiği hani şu meşhur Bylocktan çıkan Grup Başkanına sunduğum  15 Temmuz öncesinden verdiğim dilekçeyi geri çekmememe kararlılığım karşısında kurum içerisinde Kimya İhtisas Dairesi Başkanı muhakkikliğinde başlattığı soruşturma sürecinin niye İstanbul Adli Tıp Kurum Başkanlığının haberdar edilip edilmediğinin irdelenmediği,  haberdar edildiyse böylesi hassas konuda ihtimal vermiyorum ama neden İstanbul Adli Tıp Kurumu harekete geçip demir tavındayken dövülüp gereken yapılmayıp niye ortada koskoca soru işareti olarak kalınmasına bir şekilde kayıtsız kalındığı,

         -Yine annemin vefatı sonrası ara ara ayrılmak zorunda kaldığım izin sürecinde en son izin talebinde bulunduğum dilekçede onay verilmemesi üzerine bir üst makama iletilmek üzere sunduğum dilekçenin ekine gerekçe olarak Paralel İhanet çetesine dikkat çeken 11.05.2016 tarihli dilekçeyi de eklediğimden dolayı mı İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’na gönderilmeyip bekletildiği hususuna niye açıklık getirilmediği,

           -Ta ki şahsı imkânlarımla kargo yoluyla İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına durum vaziyeti bildirir dilekçemi gönderdim, işte o zaman Grup Başkan vekili İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına sunulmak üzere başlıklı dilekçemi göndermek zorunda kalmıştır,  neden böyle yaptığının mutlaka ilgili makamlarca sorgulanması gerektiği kanaatindeyim.  Zira nasıl ki 15 Temmuz öncesi verdiğim o paralel ihanet çetesine dikkat çeken dilekçeyi kendinden önceki ‘Grup Başkanı -Biyoloji ve Kimya İhtisas Dairesi’ üçgeninde gözden uzak bir şekilde eritmeye çalıştıysalar,  kendisi de Bylock’tan içeriye alınan Grup Başkanının boşalttığı makama Grup Başkan vekili olarak göreve başladığında kendisine takdim ettiğim izin dilekçesini, yani ekine eklediğim bu dilekçeyi İstanbul Adli Tıp Kurum Başkanlığını haberdar etmiyorsa bunun nedenlerinin araştırılması gerekmez miydi?  Hatta buna en son hakkımda Ankara Adli Tıp Kurumu Grup Başkanı vekilince bana verilen disiplin uyarı cezası da buna dâhil, İstanbul Adli Tıp Kurumuna Başkanlığına bu hususta hazırlıkların olduğunun bilgisinin verilip verilmediğinin de araştırılması gerekmez miydi? Ben zaten bağlı olduğumuz İstanbul Kurum Başkanlığına bilgisinin verilmediğini düşünerekten bu hususu Kargo etiketli posta yoluyla İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığını haberdar ederekten bilgilendirdim bile. (Bkz. Eki:8 ve Eki-15).

          -Yine tarafıma yeni naklen atandığım Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunca 23.10.2017 tarih ve 744674109-000-E.211695 sayılı yazıyla tebliğ edilen disiplin kararı metninde soruşturmayı yürüten Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkan vekilinin muhakkik olarak benim yaklaşık 1,5 yılı aşkındır şahsıma yönelik sistematik olarak değişik şekillerde mobbing uygulamaları yeteri derecede ikna edici bulmadığını belirterekten yöneticiler hakkında bir disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar kılınıp raporlandırmış olsa da,  soruşturma safahatında ne tarafımca sunduğum belgelerden, ne de tanık beyanlardan bahsedilmeyerekten raporlandırılması son derece izaha muhtaç bir durumdur (Bkz. Eki: 7).   Dolayısıyla soruşturmaya konu olan tüm evrakların, tanık beyanların ve belgelerin ele alınıp yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Ayrıca 15 Temmuz Hain darbe girişiminden önce evrak kaydından geçirmek suretiyle Bylocktan içeriye alınmış Grup Başkanına sunduğum dilekçede geçen hususlara konu olan, yani kurum içerisinde yürütülen lokal soruşturmaya konu olan tüm tanık beyanların ve tüm belge ve evraklarında İzmir’den gelen muhakkik Grup Başkan Vekili Uz. Doktorun yürüttüğü soruşturma evraklarıyla birleştirilip bir bütün olarak yeniden ele alınıp incelenmesi gerekir ki, bir takım gerçekler gün ışığına çıkabilsin.  Çünkü Muhakkik İzmir Grup Başkan vekili Uz. Doktorun yürüttüğü soruşturmada kendisine sunduğumu kritik hususlara değinilmediği tüm boyutlarıyla ortaya konulmadığı o kadar net açıktır ki,    bilhassa Grup Başkanlık makamına arz ettiğim 11.05.2016 tarihli dilekçemin neden ‘Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı-Biyoloji ve Kimya İhtisas Dairesi’ üçgeninde zaman aşımına uğratılacak derecede üst makamların durumdan haberdar edilmeksizin eritilmeye çalışıldığının rapor edilmediği,  yine ifade verdiğim tarihin ertesi gün kendisine verdiğim dilekçeyle haberdar ettiğim Grup Başkanı Kimyager Esin Kaynak’ın emekli olmasıyla yerine gelen eski Ankara Adli Tıp Grup Başkanının Kuruma gelip üç uzman arkadaşımın birlikte oturduğu uzman odasında bana niçin göründüğü hususunun irdelenmediği, yine verdiğim belgeler ışığında Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanının bizatihi şahsıma mobbing uygulayıcı yöneticiler arasından biri olduğu halde raporda tanık olarak niçin gösterildiğini, Yine raporda tüm dosya uzmanlarının rahatsızlık duyduğu konuda, yani Daire Başkanının yaklaşık iki yıldır Genetik uzmanlarından birine dosya vermeyip niye laborant olarak çalıştırıldığı, diğer Genetik uzmanına da neden bir türlü bitip tükenmek bilmeyen rutinimizde olmayan mitokondrial çalışmalarla eksik dosya verilerek diğer dosya uzmanlarına göre biraz daha yükünün hafifletildiği hususunun niye irdelenmediği ve yine Samsun’dan kurumumuza naklen yeni atanan Biyolog arkadaşımızın daha doğru dürüst dosya yüzü görmeden ve daha tecrübe birikimi kazanmadan laboratuvar sorumlusu olarak niye görevlendirdiği hususuna niye açıklık getirilmediği,  yine 15 Temmuz Hain Darbe girişimi haftası izne ayrılan iki genetik uzmanı ve Samsundan aramıza sonradan dahil olan biyolog arkadaşımızın Başbakanlık genelgesiyle izinde dönmek zorunda kaldıkları hususuna niçin değinilmediğini, hatta Grup Başkanı da buna dahildir (Bkz: Eki:9),  yine mobing uygulamalarla ilgili tanıklığına başvurulan şahısların ifadelerinin niçin raporda yer almaması gibi pek çok can alıcı hususlarda öyledir. Şayet ben muhakkik olarak sadece idari konulara bakarım bu konular mahkemelerin işidir diye değinilmediyse bunun niye raporda belirtilmediğini. Yine 15 Temmuz Darbe girişiminin 2 ay öncesi verdiğim dilekçede işaret ettiğim hususların kendisine verdiğimi ifadelerde gözükeceği üzere 15 Temmuz sonrası gelişmelerle haklılığım ortaya çıkmasına rağmen (15 Temmuz sonrası çalıştığım dairede tutuklamalarla haklılığım çıktıda)   niçin böylesi milli hassasiyet gerektiren hususun ilgili makamlara iletip iletilmediği raporda yer almamıştır.  Milli hassasiyet hususu sadece yönetilenlerin sorumluluğunda bir husus değil elbet, bilakis yöneticilerin daha çok, kat be kat üzerinde hassasiyetle taşın altına ellerini koymaları gereken husustur.  Kaldı ki milli hassasiyet gereği Ankara Anayasal Suçlar Soruşturma Bürosu Savcılığına bu hususlarda ifade verdim de (Bkz. Eki-13). O halde ast üst memur demeden hep birlikte en ufak kuşku uyandırıcı duyuma dayalı bir bilgi kırıntısı da olsa üzerine gitmemiz gerekir ki,  devletimizin kılcal damarlarına kadar sızmış dünyada eşi ve benzeri olmayan bu denli gizemli ihanet çetesi belasından kurtulabilelim. 

          Velhasıl-ı kelam, verilen uyarı cezası bana lise yıllarımda sınıfta  “Çırpınırdı Karadeniz, Bakıp Türk’ün Bayrağına” şarkısını söylediğimde disiplin kuruluna sevk edilip kınama cezası almışlığımı hatırlattı. Tabii onlar ceza vere dursun savunmamda bu şarkıyı söylemekten gurur duyduğumu dile getirmekten çekinmemiştim. Her ne kadar Bayburt ülkücülerin kalesi demiş olsak ta iktidarda CHP vardı,  ellerinden geleni ardına koymuyorlardı.  Nitekim Bayburt Lisesi Tabii Bilimler bölümünden mezun olup Ankara Etimesgut’ta Astsubay imtihanlarına girdiğimde,  hiç unutmam subayın biri bana ‘Türkeşçi misin’ diye sorduğunda politik cevap vermiştim. Yani hayır demiştim ama subay bana “Bizi kandıramazsın bal gibi Türkeş’çisin” deyip koşuda başarılı olmama rağmen imtihanı geçememiştim.   İşte o an anladım ki,  lise yıllarında aldığım o kınama cezası buralarda bana gol olarak dönüş yapmıştı. Aynen öylede 15 Temmuz öncesi verdiğim dilekçeyle de aradan epey geçtikten sonra bana 15 Temmuz yaşatacak şekilde gol olarak dönmüştür. Peki,  Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna naklen atanmakla ardımdan yakamdan düşüp beni rahat bırakacaklar mı, onu da inşallah yazacağım makalede irdelemek dileğiyle.

             Vesselam. 

         DİPNOT:

         Aşağıda dipnotta geçen Ekler benim aynı zamanda gerek Adalet Bakanlı Teftiş Kurulu Başkanlığına posta yoluyla sunduğum 22-06-2017 tarihli dilekçem, gerekse 06.11.2017 tarih itibariyle soruşturma evraklarıyla birlikte yeniden değerlendirilip gereğinin yapılması için Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına posta yoluyla daha yeni naklen atandığım Sağlık Bakanlığı Tıbbi İlaç Cihaz Kurumunda çalışma dönemlerimde sunmuş olduğum eklerdir:

Ek-1 30/01/2017 tarih ve 20170130-163 sayılı çok acil özel nedenlerden dolayı izin dilekçesi.

Ek-2 31/01/2017 tarih ve 20170131-174 sayılı dilekçenin Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığınca İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına sunulmak üzere yazılı dilekçem. Ek-2 08/08/2016 tarih ve 93929388-2017/564 sayılı disiplin karar metni.

Eki-3 2017 yılında izne ayrılacak Biyoloji İhtisas Dairesi personelinin ayrılacağı yılın hangi ayında izne ayrılacağının belirlenmesine yönelik Biyoloji İhtisas Dairesi Personeline Başlıklı 14/04/2017 tarihli formunda kendimle ilgili bölüme  “ dosya uzmanlarına izin dönüşü ekstradan farklı anti demokratik dosya uygulaması kalkmadığı müddetçe izine ayrılmayı düşünmüyorum” şeklinde tarafımca düşülen şerh açıklamam.. 

Ek-4 İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına sunduğum 10.02.2017 tarihli hak arayışı dilekçem.

Ek-5 ET rumuzlu moleküler Biyolog partner arkadaşımın izin dönüşümde fark dosya uygulaması için partner olmaması üzerine FUB rumuzlu Biyoloji İhtisas Daire Başkanının benimle partner olmak zorunda kaldığı çizelgedeki aldığım dosyalar (FUB-SG rumuzuyla)    

Ek-6 Müşteki sıfatıyla 08/03/2017 tarih itibariyle Muhakkik İzmir Grup Başkan Vekili Uz. Doktora Grup Başkanına Ankara Grup Başkanlık kütüphanesinde verdiğim müşteki ifade tutanağı.      

Ek-7 İzmir Grup Başkan Vekili Uz. Doktorun soruşturmayı sonuçlandırdığını bildirdiği tarafıma tebliğ edilen Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun 74674109-000-E.211695 sayılı Tebliğ tebellüğ belgesi.                                                                                       

Ek-8 İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına sunduğum 13.08.2017 tarihli hak arayışı dilekçem.

Eki-9 İzmir Grup Başkan vekili uz. Doktoruna Grup Başkanlığı kütüphanesinde ifademin alındığı müşteki ifade tutanağının bir gün sonrasında Eski Ankara Grup Başkanının Kuruma gelip bana görünmesi üzerine muhakkik İzmir Grup Başkan Vekili Uz. Doktora imzalı verdiğim 09.03.2017 tarihli yazılı dilekçe.      

Eki-10 08.08.2017 tarih ve 9392388-2017/564 sayılı disiplin karar metni.

Eki-11 29.06.2016 tarihli 15 Temmuz Hain Darbe girişimi öncesi verdiğim ifade tutanağı.

Eki-12 06.06.2017 tarihli 15 Temmuz Hain Darbe girişiminden yaklaşık 1 yıl sonra benden tekrar savunma alınan ifade tutanağı.

Eki-13 12.04.2017 tarih ve 2016/110562 soruşturma no’lu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdiğim ifade tutanağı.

Eki-14 Ankara Grup Başkanlığınca benden istenen 27.07.2017 tarih ve 20170727-1261 sayılı savunma yazım.

Eki-15 İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına sunduğum 29.07.2017 tarihli hak arayışı dilekçem.

 Eki-16 Adalet Bakanlı Teftiş Kurulu Başkanlığına posta yoluyla gönderdiğim 22-06-2017 tarihi itibariyle dilekçeme karşılık cevaben 28/06/2017 tarih ve 20261793-667-02/937/25/24 sayılı bilgilendirme evrakı ve yine Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına posta yoluyla gönderdiğim 06/11/2017 tarihi itibariyle dilekçeme karşılık cevaben üzerinde gönderen: Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı Sayı 13.11.17 posta tarihli 1634/4380 sayılı posta zarfıyla dönüş yapılan bilgilendirme evrakı.
 https://www.enpolitik.com/yazar/selim-gurbuzer/bu-da-benim-adli-tip-15-temmuzum-5103-kose-yazisi

 

                                                                                                                   

 

 

          

 

15 Temmuz 2022 Cuma

ADLİ TIP HATIRAMDA 15 TEMMUZ

                                                                

                                  ADLİ TIP HATIRAMDA 15 TEMMUZ

          SELİM GÜRBÜZER

          Şimdiye kadar çocukluk, ilkokul, lise ve üniversite hatıralarımı yazmasına yazdık ama mesleki hayatımızı hiç yazmamıştık. Öyle ya,  ahır ömrümüzde meslek hayatımı da yazmasam olmazdı.  Hele ki Adli Tıp’ta son beş yılında yaşadığım bir takım ilginç anekdot bölümler var ki, hayat öykümün en ilginç nesiller boyu ders alınacak türden en önemli kesitini oluşturmakta dersem yeridir. Bu yüzden  yazmam gerekirdi de zaten. Zira dönemin Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığına 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesi evrak kayıttan geçirerek sunduğum dilekçede Biyoloji İhtisas laboratuvarındaki çalışma işleyişinden ve arkadaşlar arasındaki çalışma barışını ihlal edici problemlerin çözüme kavuşturulmasından tutunda tâ ucu Pensilvanya'ya kadar uzanan paralel ihanet örgüt konusunda hassas olunması gerektiğine kadar bir dizi hususa dikkat çektim de. Sadece dikkat çekmek mi, bu hususta gerekli önlemlerin alınması gerektiğini de vurguladım. Hem nasıl dikkat çekip vurgulamayım ki, Paralel İhanet Çetesinin bulundukları kurumlar da her kabın rengine girebilecek derecede tüm devlet kurumlarında olduğu gibi bizim kurumda da sinsi sinsi bukalemunca sızması söz konusuydu ki,  bu durumu fark ettiğimde duyarsız kalmam elbette ki doğru olmazdı. Ne pahasına olursa olsun durum vaziyeti dilekçeyle derhal Grup Başkanlığımıza bildirmeyi kendime görev addettim de. Kendime görev addetmem, aslında bu topraklarda yaşayan her Türk vatandaşın yapması gereken bir görev addetmektir bu.  Dahası ortaya koyduğum bu görev sorumluğu bilinci aynı zamanda nesiller boyu örnek alınması da gereken sivil inisiyatifin ta kendisi bir milli refleks bilincidir. Derken ortaya koyduğum bu milli refleks ve milli bilinç hassasiyetim sayesinde 15 Temmuz öncesi tanık olduğum bir takım hadiseler eşliğinde savcılığa ifade vermek nasıl bir şeymiş, mahkeme salonunda sanık ve sanık yakınlarının gözü önünde hâkim huzuruna çıkıp tarihe not düşmek nasıl bir şeymiş bunu da bizatihi yaşayarak görmüş oldum.  Hiç kuşkusuz tüm bunları yaşayarak görmüş olmama vesile olan hadiselerin en başında hain alçak 15 Temmuz Darbesi girişiminden 2 ay öncesinden Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığına sunduğum adeta milli vesika niteliğinde diyebileceğim yazılı dilekçeden başkası değildir elbet.  Şayet tarihe not düşülecek nitelikteki bu kayda değer dilekçeyi Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı makamına sunmasaydım hiç kuşkusuz onca senedir aşkla şevkle çalıştığım iş yerimde hedef tahtası olmak bir yana dilekçe sonrasında yaşadığım süreçte onca psikolojik mobbing uygulamaların hiçbirine maruz kalmayacaktım.

           Peki, onca bin bir türlü psikolojik sıkıntılar çektik diye dilekçeyi verdiğine pişman mısın dendiğinde,  asla pişman değilim, hele ki işin içinde cennet vatanımızın bekası söz konusu olunca gerisi teferruattır elbet. Kaldı ki Adli Tıpta son beş yılımda yaşadıklarıma baktığımda Türkiye’de vesayet ve darbe dönemlerinde yaşanan hadiselerin bir başka küçük modelini yaşadık diyebiliriz de. Malumunuz Türkiye’de darbe heveslisi vesayet odaklarıyla milletimizin bağrında çıkmış darbe karşıtı sivil inisiyatif güçler arasında ki dişe diş mücadeleden istifadeyle bu kez kendi lehlerine kullanacak üst aklın en son tahlilde ki aparat gücü FETÖ ihanet çetesi olacaktır. Aynen öyle de Adli Tıpta ’da iç çekişmeleri fırsata çevirip bu işten çıkar sağlayacak olanın yine aynı gizli üst aklın aparat gücünün de Paralel İhanet çetesi olduğunu gördük. Ki, bu aklın ta Pensilvanya'ya kadar uzanan bir akıl olduğunu Grup Başkanlığına verdiğim dilekçede dile getirdim de. Hem dile getirmemek ne mümkün.  Bikere Milli Eğitim personelinin tedavi olduğu Beşevler Sağlık Eğitim Merkezinden Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesinde göreve başlamamın hemen akabinde Grup Başkanı Kimyager Esin Kaynak’ın emekli olmasıyla birlikte son 13 yılda normal bir yöneticide bulunması gereken vasıfların dışında birbirinden farklı anormal yönetici diyebileceğim tipte Grup Başkanı tiplemelerin icraatlarına şahit oldum. Öyle ki dört Grup Başkanıyla da çalıştığım bu süreçte yöneticinin biri gelip diğeri gittiğinde onca bir dizi yaşanan hadiseler eşliğinde yerine gelenin her halde ‘sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer’  diyeceğimiz noktada bir bakıyorsun gelenlerinde gidenlerden hiçbir farkı yoktur türden yönetici tiplerin aramıza dâhil olduklarını müşahede ettim. Besbelli ki F tipi üst akıl her şeyi inceden inceye iyi hesaplamış olsa gerek ki, biri gittiğinde yerine gelecek olanının da yedeğini koyacak şekilde bir sızma eylem planını devreye sokmayı ihmal etmemiş gözüküyor.  Nitekim dönem dönem, ara ara bir baktık ardı ardına yeni simaların aramıza katıldığını gördük. Bu yeni tip simaların yüzlerine baktığımızda sanırsın ki, bir kısmı son derece diyalog abidesi,  güler yüzlü ve son derece mütevazı insanlar, oysaki sonraki gelişmelere baktığımızda kazın ayağı hiçte öyle değilmiş, meğer bir kısmı şeytanın gülen yüzü tiplermiş, yani dilekçede işaret ettiğim şekliyle FETÖ soruşturması geçiren eleman tiplermiş. Her neyse tip mip derken Başkanlık makamına arz ettiğim bu dilekçenin akabinde hedef tahtasına oturtulup sıranın bana geldiğini ilk işaretlerini aldım da. 

            Evet, ilk işaretlerini aldık almasına ama tabii bu arada şahsıma yönelik psikolojik mobbing uygulamalarında git gide hız kazandıkça mesleğe atıldığım ilk yıllardan beri hiç bitip tükenmek bilmeyen ve solmayan çalışma heyecanımın ve azmimim de bir anda solmaya yüz tuttuğunu fark ettim. Hiç kuşkusuz Grup Başkanlığına verdiğim dilekçenin ilk aldığım işaret yansımalarından üzerime sirayet eden olumsuzluklardan kaynaklanan bir solmadır bu.

       Aslında 15 Temmuz Darbe girişimi öncesinden Grup Başkanlığına gereği yapılmak üzere arz ettiğim bu dilekçe:

       -Dilekçeden daha çok tarihe not düşülecek türden milli vesika niteliğinde dilekçedir bu. Çünkü dikkat edin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası değil,   tam aksine çok öncesinden, yani iki ay öncesinde verilen bir dilekçe olma hasebiyle tarihi öneme sahip bir dilekçedir bu.

       -Grup Başkanı tarafından bana istersen dilekçeyi çek denip de benim kararlı duruşumla bana geri çektiremediği dilekçedir bu.

        -Dilekçeyi çekmememde ki kararlılığımı gördüğünde ise kendi kendine acaba soruşturmayı yürütecek olan kişi olarak kime versem şeklinde söylenmesi üzerine benim kendisine Gazi üniversitesinden milliyetçi kişilik yönüyle güven duyduğum Trafik İhtisas Dairesi Başkanına vermenin daha doğru olacağını önerdiğimde yok olmaz deyip Kimya İhtisas Daire Başkanını görevlendirdiği bir dilekçedir bu.

         -Soruşturma yürütüldüğünde de dilekçenin orijinal haliyle değil de değim yerindeyse üzerinde  adeta kırk takla atılaraktan dilekçeyi veren şahıs olarak adımın gizli tutularaktan kurum içi ağır aksak soruşturulması yürütülmeye çalışılan bir dilekçedir bu. (Delil: Grup Başkanlığı bünyesinde soruşturmayı yürüten Kimya İhtisas Dairesi Başkanı tarafından 22/06/2017 gün, saat 10.30’da Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı kütüphanesinde ifademe başvurulan Ek ifade tutanağı.)

         -Dilekçenin milli hassasiyet içerikli önemine binaen sıcağı sıcağına devletin bir üst makamlarının haberdar edilmeyip sümen altı edilmeye çalışılan bir dilekçedir bu.

        -Sümen altı edilmek istenip de kendi şahsı gayretlerimle önce Adalet Bakanlığının müsteşarlık ve Teftiş Kurulu Başkanlığından tutunda kendi bağlı olduğumuz İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı da buna dâhil diğer Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosudur,  Ankara Ağır Ceza mahkemesidir,  Cumhuriyet savcılığıdır, Terörle mücadele şubesidir, BİMER’idir ve CİMER’idir vs. tüm  devletin ilgili makamlarını durumdan haberdar edipte sumen altı edemedikleri bir dilekçedir bu.

      -15 Temmuz Darbe girişiminin akabinde kurum içi soruşturmalarda ifadesi alınan bir arkadaşımızın Grup Başkanımıza ”hocam biz bu kadarının da olacağını bilmiyorduk bu soruşturmanın yeniden açılması gerekir dediğinde, sus ağzımızın tadını bozma bu meseleyi kapat deyip kapatamayacağı bir dilekçedir bu.

       Nasıl mı?

       İşte tarihe not düştüğüm sürüncemeye bırakılmaya çalışılan o meşhur 11/05/2016 tarihli Adli Tıp Kurumu Gelen–Giden Evrak 20160511-652 barkod no’lu dilekçemde geçen ifadeler:

 

                                                               T.C

                                                                         ADLİ TIP KURUMU

                                                                      Ankara Grup Başkanlığı'na

 Biyoloji İhtisas Dairesinde dosya alıp rapor çıkaran uzmanların her geçen gün sayıca azalmasıyla birlikte dosya içeriklerinin özgül ağırlıklı olarak dosya alıp rapor çıkaran uzmanlar üzerine büyük bir yük bindirmektedir. Sadece rapor çıkaran uzmanların sayıca azalması değil bunun yanı sıra laboratuvar sorumlu sayısının bir iken ikiye çıkarılması da güç kaybına yol açmış durumda.  Üstelik laboratuvar sorumluluğu önceki dönemlerde bir kişinin üzerinde iken sırf dosya kontrol etmekle kalmayıp gerektiğinde laboratuvar analiz çalışmalarına da katılıyordu, sarf malzemelerin alımını da üstleniyordu,   yetmedi dosya alıp rapor çıkaran uzmanların omuzlarındaki yükü hafifletmek için dosya alıp raporda çıkarıyordu.   Şimdi ise bu sorumluluk 'Birim sorumlusu' ve 'Laboratuvar Sorumluluğu'  adıyla iki başlık altında ikiye çıktığı halde bir uzman kişinin tek başına yaptığı işi İhtisas Dairesi Başkanını da dahil ettiğimizde üç kişi yapmakta. Çünkü daha önceki dönemlerde İhtisas Dairesi Başkanları fiilen DNA analiz çalışmalarına,  dosya dağıtımı ve rapor kontrollerine dâhil olmayıp sadece kontrolü tamamlanmış raporu imzalayarak sorumluluk yükleniyordu.

Şimdi gelinen noktada her geçen gün güç kaybına uğrayan dosya alıp rapor çıkartan uzmanlar arasından bir kişi kopartılarak iki sorumluluk birimi ihdas edilmiştir.  Üstelik ihdas edilen bu iki sorumluluktan biri aktif halde olduğu halde ikincisi pasif konumda icrasına devam etmekte. Yani, laboratuvar sorumlusu DNA analiz ve çalışmalarına fiilen katılmaksızın uzaktan kumanda laboratuvar sorumlusu faaliyeti yürütmektedir.  Laboratuvarda çalışan Laborant arkadaşlar her sabah mesai saati başlamasıyla birlikte analiz çalışmalarına koyulurken Laboratuvar sorumlusu da analiz çalışmaların kapsam alanı dışında etrafa gülücükler dağıtarak  'Nasılsın, iyi misin ' seanslarıyla geçirmekte,   bu seans turları abla ve abi ifadelerle de pekiştirilerek ileriye dönük konumunun devamlılığını sağlamakta.  Çalışıyor görüntüsü vermek içinde zaman zaman İhtisas Dairemize sarf malzeme alımı ve laboratuvar teknik arıza ve kit tanıtımıyla gelen firma elamanlarıyla görüşmeler uzun zaman dilimine yayaraktan gerçekleştirip hoş geldin ve hoş bulduk muhabbetleriyle günün yarısını konuşmalarla ve diğer oyalanacak işlerle mesaisini doldurabiliyor.  İcabında çalışıyor görüntüsü vermek için yardımcı hizmet elamanların yapması gereken sarf malzemenin ve kit kutularını omuzunda taşıyarak çalışıyor görüntü verebilmektedir. Ne de olsa dosya alıp rapor çıkaran uzmanlar gibi akar, kokar bez torba açıp taşımıyor, fabrikadan çıkmış hafif ağırlıkta malzemeleri mesai saatlerini doldurmak adına kim taşımaz ki. Kendine oyalanacak alan olmasa da önemli değil ara ara bahçeye inip sigara keyfi yaşamakta vaktin geçmesine yarar bir yöntem olsa gerektir.  Tabi bu tür manzaralar dosya uzmanların üzerinde moral bozukluğuna neden olmaktadır.

Laboratuvarımızda Genetik uzmanı bir arkadaşımızın İstanbul'dan naklen atanıp aramıza katılmasına doğrusu dosaya alıp rapor çıkaran uzmanların omuzlarındaki yük hafifleyecek diye çok sevinmiştik,  ama ne var ki genetik uzmanı hala laborant olarak çalışmakta,  aradan 1,5 yıl geçti hala dosya almış değil, böylece her geçen gün daha da özgül ağırlığı artmakta olan (nicelikten çok niteliği artan) dosyaların yükü yine sürekli kan kaybeden uzmanların omuzunda  yürümektedir.

Maalesef dosya alıp rapor çıkaran uzmanlar bunca işin arasında İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığında bile uygulaması olmayan aynı zamanda yönetmenliğe aykırı olarak Morg İhtisas Dairesinden ve Kimya İhtisas Dairesinden gelen biyolojik materyallerin tesliminde sorumluluk altına girmişlerdir. Önceden tek bir laborantın teslim aldığı biyolojik materyalleri, şimdi imza karşılığında artık dosya alıp rapor çıkaran uzmanlar teslim almakla emanet memurluğu görevi de omuzlarına bindirilmiş durumdadır. İlginçtir adı üzerinde sorumlu, yani laboratuvar ve birim sorumlusu diye iki alt başlıkta ihdas edilen sorumlular bile sorumluluk yüklenmeyip birimlerden gelen biyolojik materyalleri teslim almamaktalar sadece bu iş dosya alıp rapor çıkaran uzmanların omuzlarına yüklenmiştir. 

Yine bir başka hususta dosya alıp rapor çıkarmamanın zorluklarından bunalan bir takım kendince birim içinde riski az olan işlerde oyalanarak çözüm yolu ararken bir kısım uzman arkadaşımızda biyologluğun dışında düz memurun yapacağı işleri üstlerek, ya da Biyoloji İhtisas Dairesinin dışında bir başka birime mesela Patolojiye kendini görevlendirmekle kendince çözüm bulabiliyor,  çözüm bulamayanlar ise ileriye yönelik beklenti içerisinde adeta kaderleriyle baş başa aramıza yeni yeni biyologlar katılsa da rahat nefes alsak hayaliyle avunmaktalar.

Ayrıca Devletimizin tüm kurumlarında hangi makam ve mevkide, hangi hizmet alanında çalışıyor olursa olsun sorumluluk sahibi ülkesini seven her kamu görevlisinin de ta ucu Pensilvanya'ya kadar uzanan paralel örgüt konusunda hassas olması gereğinin bilinciyle bu malum örgütün sempatizanlarına yönelik önlem alınmazsa ilerisinde Kurumumuzda Daire Başkanlık makamlarına gelebileceğinin ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiği,  gelemeseler de bu tip insanların her kabın rengine girme özellikleri dolayısıyla Daire Başkanları ile sıkı fıkı münasebetler kurabilecek kabiliyette olabileceklerini göz ardı edilmemesi gerektiğini,

          Yukarıda belirttiğim ve hemen her gün stres içerisinde dosya alıp rapor çıkaran uzmanlar üzerindeki haksız uygulamaların yerinde görülmesinin tespiti, ya da uzmanlar arasındaki dengesiz iş paylaşımının giderilmesi, milli hassasiyetler gibi hususlarda gerektiğin de teftiş kurulu yolunun da açık olması kaydıyla gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.  11/05/2016

               İmza        

   Bio. Selim GÜRBÜZER” 

        İşte görüyorsunuz, dilekçeyi ilginç kılan 15 Temmuz öncesinden bir yönetici tarafından değil de bir sade çalışan eleman olarak kendime görev addetmek olmamdır.  Dahası ülkemi canı gönülden seven bir kişilik yönümün ağır basması hasebiyle dilekçede işaret ettiğim hassas konuları her ortamda belirtmekten çekinmedim de.  Ancak devletin en üst makamlar nezdinde de dillendirdiğim bu konular nedeniyle değim yerindeyse kendi öz yurdunda garipsin, öz vatanında garipsin misali kendi öz güvenle çalıştığım Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı bünyesinde yönetici sıfatıyla oturduğu koltuklara güç katan değil de oturduğu koltuktan güç alan bir kısım yöneticilerin bana yönelik bir dizi psikolojik mobbing uygulamalarına maruz kalmam neticesinde kendimi garip hissettim de.

            Velhasıl-ı kelam,  eğer ki 15 Temmuz darbe girişimi olmasaydı soruşturmayı ilk başta lokal olarak birlikte yürüttükleri “‘Grup Başkanı-Kimya İhtisas Dairesi Başkanı-Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanı" üçgeninde verdiğim dilekçeyi sudan bahane gerekçelerle aleyhime dönüştürebilecekleri dilekçeydi bu.  Yok, eğer 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsa idi hiç kuşkusuz ki ilk ipe gidecek olan kişinin ben olacağım dilekçeydi bu.  Mademki devletin kılcal damarlarına kadar sızmış olan bu ihanet şebekesi başarılı olamadı, o halde şimdi FETÖ’cüler veya FETÖ severler kara kara düşünsün diyebileceğim dilekçeydi bu.

               Şahsımın bu dilekçenin akabinde psikolojik mobbinglere nasıl mı maruz kaldı, onu da haftaya yazmak dileğiyle.

               Vesselam.

                  https://www.enpolitik.com/yazar/selim-gurbuzer/adli-tip-hatiramda-15-temmuz-5089-kose-yazisi