BU DA ADLİ TIP SAVUNMA HATIRAM
SELİM
GÜRBÜZER
Nasıl ki Agâh Oktay Güner
Bayburt’taki tarihi saat kulesi dibinde düzenlenen mitingde hemşerilerine
seslenerek;
-Ey Hemşerilerim! Bir kabak kaç ayda yetişir
diye bir soru yönelttiğinde, aldığı cevapta Bayburt halkının;
- 2 ayda yetişir demesi üzerine,
-İşte
sizde görüyorsunuz ya, bir kabak iki-üç
ayda yetişmezken, Ecevit iktidarı
döneminde kırk beş günde öğretmen yetişebiliyor hitabıyla tam da benim lise yıllarımda
sınıfta “Çırpınırdı Karadeniz, Bakıp
Türk’ün Bayrağına” şarkısını söylememe karşılık TÖB-DER’li 45 günlük mezun
öğretmenlerce disiplin kuruluna sevk edilişimi hatırlatan bir anım olduysa, aynı
şekilde meslek hayatımın ilerleyen yıllarda ise 15 Temmuz hain darbe girişimin
2 ay öncesinden ‘ta ucu Pensilvanya'ya
kadar uzanan paralel örgüt’ konusunda hassas olunması gerektiğine dair
sunduğum dilekçeyi geri çekmememin yansımasının bir neticesi olarak düşündüğüm Bylock’tan tutuklanan Grup Başkanının
yerine vekâleten oturan Grup Başkan vekili tarafından hakkımda verilen uyarı
cezası da tamda Adli Tıp’tan Tıbbi İlaç ve Cihaz kurumuna naklen atamama ramak
kala bir noktada bana Abdurrahim Karakoç’un ‘akıl karaya vurdu’ isimli
kitabının dizelerini hatırlatan bir başka türden anım olmuştur. Aslında her iki
anımda da aklı karaya vurduracak derecede akıllara ziyan denen hadisenin arka planında
dönen sinsice kurgulanmış dolaplara baktığımızda:
-İster
kırk beş günde mezun olmuş kabak öğretmenlerin zihniyet kodlarında konumlanmış cenahın
okul idarecileri tarafından bana verilen kınama cezası olsun,
-İster eski otoriter sisteme dayalı emri
vaki idareci anlayışı kalıplarında yetişmiş cenahın zihniyet kodlarında Grup
başkanlık makamına kısa süreliğine vekâleten oturmuş bir idareci tarafından bana
verilen uyarı cezası olsun, sonuçta her iki sığ anlayışta aynı kapının birer
ürünleri olarak hemen her insanın başına gelebilecek türden zihniyet kodlarının
dayatması olduğu görülecektir. Sözüm onlara yine de bu iki tip akıl
tutulmasına haiz idarecilerin zihniyet kodlarınca verilen cezalandırmayla bana
gol attıklarını sana dursunlar, oysaki verilen bu kınama ve uyarı cezaları
benim için hayatımın iki aziz şeref madalyası olarak algılayacağım cezalandırmalar
olacaktır. Hem nasıl böyle algılamayım ki, bikere lise yıllarımın zihniyet
kodları anlayışı içerisinde sınıfta vatan, millet, bayrak temaları içeren söylediğim
‘Çırpınırdı Karadeniz’ şarkısının
karşılığı olarak bana reva görülen kınama cezası nasıl ki benim için birinci
şeref madalyam hatıram olarak algılamama sebep teşkil ettiyse, hiç kuşkusuz 15
Temmuz hain darbe girişimi öncesinde Grup Başkanlık makamına sunduğum milli
vesika niteliğindeki dilekçemin anlam ruhuyla taban tabana zıt hak arayışımın yansıması
olarak yine bana reva görülen uyarı
cezası da benim için bu kez ikinci şeref madalyası hatıram olarak algılamama
sebep teşkil etmiştir.
Keza, meseleye birde savunma yönünden
baktığımda ise;
-Hem nasıl ki, lise yıllarında sınıfta
‘Çırpınırdı Karadeniz’ şarkısını söylememden dolayı yaptığım savunma benim için
Mareşal Fevzi Çakmak’ın “Bayburt Kop savunması ikinci Plevne’dir” sözünü hatırlatan bir savunma olduysa, aynen
öyle de 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesi Grup Başkanlığı makamına verdiğim
milli vesika niteliğindeki dilekçenin akabinde gelişen süreçte hak arayışlarımın
sürdürmenin yansıması olarak yaptığım Adli Tıp savunması da bir başka açıdan bana
ikinci Kuvayı milliye ruhunu hatırlatan 15 Temmuz milli direniş destanı savunma olmuştur.
Nitekim hayal dünyamda yaşadığım bu milli
duygu ve milli düşler içerisinde önüme konulan “kötü niyet, kurnazlık, saldırı, dayatma, bozuk, densiz,
haddini aşan taarruz” gibi memuriyet adabına sığmayacak ifadelerle, yani
Türk ceza kanununca suç teşkil edecek yaftalar ve suçlamalarla kişilik
haklarımı ihlal ederekten hakkımda verilen uyarı cezasının öncesinde verdiğim 27.07.2017 tarihli yazılı savunma beyanımda
daha Sağlık Bakanlığına naklen atanmadan az bir zaman kala Adli Tıp sınırları
içerisinde yaptığım hattı müdafaamı bakın nasıl dile getiriyorum:
T.C.
ADLİ TIP KURUMU
Ankara
Adli Tıp Grup Başkanlığına
İLGİ: 21.07.2017
tarih ve 9392388-2017/514 sayılı yazınız.
657 sayılı memurlar kanunu ast üst
ayırımı gözetmeyen bir kanundur. Yani emir demir keser kanunu değildir.
Amiriyle memuruyla tüm 657 çalışanların kanunlar karşısında eşit haklara sahip
olduğunu bildiren kanundur. En son Grup Başkan vekilimizin de katıldığı
toplantıda; dosya uzmanlarına yönelik performans kapsamında döner sermayenizi
keserim tehdit varı üslup söylemlerinden tutunda daha pek çok konularda
uyarılması ve bugüne kadar dosya uzmanlarının hiçbir demokratik hak ve
taleplerinin yerine getirilmemesi, yine Birim Sorumlusunca bir dosya uzmanı
arkadaşımıza yönelik çirkin sözlü sataşmasına göz yumulması gibi hususlar
bundan böyle eşitsizliklere son verilmeyeceğinin bariz göstergesidir.
Dolayısıyla 30.01.2017 tarih ve 20170130-162 sayılı dilekçeyle yazdığım dosya
uzmanlarının problemlerinin ve müşteki olarak şahsımın mağduriyetimin
giderilmesine çözüm getirmek ve cevap vermek yerine müşteki ve mağdur sıfatı
konumda bulunan şahsımın söz konusu dilekçenin üzerinden yaklaşık 5 ay
geçtikten sonra müştekiyi savunma konuma düşürecek bir soruşturma olarak
karşılık bulmuştur. İlgi kayıtlı yazınızla bahse konu olan iddiaların bir iddia
olup olmadığını, yine kullanılan ifadelerin uygunsuz olup olmadığını gerek
Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu, gerek İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı
gerekse savcılık nezdinde yürütülen soruşturmalar belirleyecektir. 30.01.2017 tarih ve 20170130-162 sayılı
dilekçenin bir örneğinin ilgili makamların evrak kayıtlarında da olması
hasebiyle gerek Adalet Bakanlığı
Teftiş Kurulu, gerekse İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı nezdinde yürütülen
soruşturmaların neticeleri bağlayıcı olacaktır. İşte bu yüzden 7 gün içerisinde
savunmam istenen 28.02.2017 tarih ve 2014/147 soruşturma sayılı yazıyla
hakkımda Kimya İhtisas Dairesi Başkanlığınca alınan ifade tutanağına ilaveten
ekleyeceğim bir ifade yoktur. İfade tutanağında belirttiğim gibi sadece şahsıma
uygulanan haksızlığın giderilmesi yetmez, yıllık izne ayrıldığında izin dönüşü
fark dosya alma haksızlığıyla karşı karşıya kalacak durumda olacak olan dosya
uzmanlarının da bu durumdan muzdaripe uğramamaları için mağduriyet yaşamamaları
gerektiği kanaatindeyim. Yüce adaletin tecelli edeceğine inancım tamdır. Bilgilerinize saygılarımla arz
ederim.”
İşte
benden yedi gün içerisinde cevaplamam istenen hususlarda yazılı olarak sunduğum hattı müdafaa savunmamın
her ne kadar satır aralarında
“…bahse konu olan iddiaların bir iddia olup olmadığını, yine kullanılan
ifadelerin uygunsuz olup olmadığını gerek Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu, gerek
İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı gerekse savcılık nezdinde yürütülen
soruşturmalar belirleyecektir..” şeklinde bir öz güven bir ifadesi olarak ortaya koysam da, o söz
konusu yürütülen soruşturmalar daha çok
15 Temmuz hain darbe girişimin 2 ay öncesinden ‘ta ucu Pensilvanya'ya kadar uzanan paralel örgüt’ konusunda hassas
olunması gerektiğine dair dilekçenin besbelli ki o bölümüne odaklandıkları ve diğer idari sorunlarla alakadar olunmadığı, yani diğer kısmın Disiplin makamlarına başvurulacak
mevzular olduğu anlaşılmaktadır. Bu
yüzden de Grup Başkanı ve iki genetik uzmanının görüldüğü davalarda ilgili Cumhuriyet
savcılıklarının yürüttükleri soruşturmalarda idari hususlarda ki bana yönelik
haksız uygulamalar karşısındaki beklentim sadece hüsnü zan boyutunda bir
beklentim olarak kala kalmıştır. Kaldı ki şahsıma yönelik haksız uygulamaların
giderilmesi noktasında beklentilerimin boşa çıkmasının çokta önemi yoktur,
burada önemli olan devletin kılcal damarlarına kadar sızmış 15 Temmuz hain darbe
girişimin 2 ay öncesinden ‘ta ucu
Pensilvanya'ya kadar uzanan paralel örgüt’ hakkında devletimizin çeşitli
kurumlarını vatandaşlık görevi
olarak haberdar etmem çok mühimdir. Öyle ki,
yeni naklen atandığım kurumdayken bile devletin güzide kurumları ve emniyet
birimleri bu sinsi örgüt hakkında beni çağırdığında hiçbir şekilde tereddüt
etmeden seve seve gerekli yerlere gerekli bilgilendirmeler yapmaktan geri
durmadım da. Şöyle ki;
-Bylock’tan tutuklanan Adli Tıp Ankara
Grup Başkanının Ankara Ağır Ceza mahkemesinde ki duruşmasında benim bilgime
başvurulmak üzere çağırıldığım davada şahsım görüntülü kamera kayıtları
eşliğinde yemin ettikten sonra Ağır Ceza hâkiminin bana 15 Temmuz öncesi
yazdığım dilekçemde işaret ettiğim bu örgüt yapısının tüm Adli Tıp Kurum
bünyesinde ne zamandan beri var olduğunu sorduğunda, bende cevaben sanık ve sanık yakınlarının
huzurunda Adli Tıp Kurum Başkanı Uzm. Dr. Keramettin Kurt’tan sonra atanan
Kurum Başkanının göreve başlamasıyla birlikte böyle bir yapılanmanın olduğu
bilgisini paylaşmış oldum.
-Hakeza benim Adli Tıp Kurumundan Tıbbi
İlaç ve Cihaz Kurumuna naklen atanma aşamasında Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu
Başkanlığı’na hitaben 22.06.2017 tarihli yazdığım dilekçemin Adalet Bakanlığı
Teftiş Kurulu Başkanlığınca gereği için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına
gönderilmesine istinaden savcılığın 18/07/2017 tarih ve 2017/117717 sor. sayılı
yazısıyla yürütülmekte olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan
yürütülen soruşturmaya esas olmak üzere Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde 06/11/2017
tarih ve saat:12:50’de ifademe başvurulduğunda da Teftiş Kuruluna sunduğum bilgilerin
hemen aynısını ‘Bilgi alma Tutanağı’
başlığı altında paylaştım da. Ancak Cumhuriyet Savcılığının Terörle Suçları Soruşturma Bürosunda
paylaştığım bilgiler benim müşteki olarak altını çizdiğim hususlarda işin daha çok FETÖ/PDY
kısmıyla alakadar olunduğundan diğer şahsıma
yönelik uygulanan mobbingle ilgili
hususlarda Disiplin makamlarına başvurulacağına dair 04/04/2018 tarih, 2018/72174
soruşturma no’lu ve 2018/41877 karar no’lu yazıyla
tarafıma bildirilmiştir. Doğrusu bende artık bir noktadan sonra onca
zamandır yürüttüğüm hak arayışı mücadelemde yeni atandığım kurumda huzurlu bir
şekilde çalışmak düşüncesiyle daha fazla meselenin mobbing kısmı üzerine gidip
de sil baştan mücadele içerisine girmedim. Benim tek arzum bu uzun soluklu hak
arayışı mücadelemde bana uygulanan psikolojik mobbing uygulamalarının milyonda
bir olası ihtimal dâhilinde de olsa darp ya da bir başka fiziki boyuta varacak
türden mobbing uygulamalarına yol açmayacak tedbirlerin alınmasıydı ki, böylesi
olası bir durum için zaten CİMER’e arzuhalimi şöyle bildirmiş oldum da:
“Ankara Adli Tıp Kurumu
Yöneticilerinin hakkımda epey zamandır uyguladıkları mobbing üzere BİMER’e
04/02//2017 tarihli internet başvurumun 06/02/2017 tarih itibariyle Adalet
Bakanlığı tarafına sevk edildiğinden dolayı teşekkürlerimi sunarım. Bu hususta
Ankara Adli Tıp Kurumunda İzmir’den gelen Disiplin Soruşturma Görevlisi olarak
İzmir Grup Başkan vekili, 08/03/2017 günü tarihinde müşteki olarak ifademe
başvurup hakkımda yürütülen mobbing uygulamaları belgelendirip tutanak halde
kayıtlara geçirmiş oldum. Hatta ifademin bir gün sonrasında unuttuğum konuyu da
başvuru dilekçesi olarak kendilerine şu şekilde takdim ettim:
“Özel
nedenlerden dolayı geçmiş yıllara ait kış mevsiminde, hem de kimsenin izne
ayrılmadığı bir dönemde izin talebimi reddeden Biyoloji ihtisas Dairesi
Başkanı, ilginçtir 15 Temmuz 2016 Darbesi haftası iki Genetik uzmanı ve
aralarında bir biyoloğunda bulunduğu aynı anda üç kişiye birden izin verip
onaylayabiliyor. Hatta ilginçtir darbe haftası Grup Başkanı da izindeydi. Malum
darbe girişimi sonrası Başbakanlık genelgesiyle kuruma gelmek zorunda
kalmışlardır Dün verdiğim ifadede bu denli cüretkâr davranış sergilemekten
çekinmeyen Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanının güvendiği dayanaklardan eski
Grup Başkanından söz etmiştim. Ne
ilginçtir, dün ifade verdikten sonra bugün kurumumuza Kimya İhtisas Dairesi
başkanı, Biyoloji İhtisas Dairesi başkanı ve kurumdan birkaç kişiyle birlikte
sanki buranın sorumlusuymuş edasıyla kuruma yine ziyarette bulunup, bu arada
Biyoloji İhtisas Dairesini gezdirerek kendisine tadilatla alakalı bilgi
verilmiştir. Oysa Biyoloji İhtisas Dairesinin tadilatında İstanbul Adli Tıp
Kurumu Başkanımızın talimatlarıyla nezih hale getirilmiştir. Ben bunu
toplantıda dile getirdiğimde Biyoloji İhtisas Daire Başkanı buna itiraz
edercesine bana sen öyle bil diyerek kendisinin katkısı olduğunu söyledi. Zaten
bu ifadeleri kullandığında da şaşmadım. Çünkü şimdiye kadar ki uygulamalara
baktığımız zaman ben yaptım, benim biyoloğum, benim personelim gibi ifadelerle
ben merkezli karakter sergilemesi hasebiyle İstanbul Başkanını bile hafife
alabiliyor. Bu konunun doğru olup olmadığını uzmanların bulunduğu toplantıdaki
arkadaşlara sorulabilir. Saygılarımla arz ederim. 09/03/2017, saat 15.00” diye
arz ettim. İşte yukarıda takdim ettiğim hususlarda Eski Grup Başkanının (Grup Başkanı Kimyager Esen Kaynak’ın emekliye
ayrılmasıyla yerine atanan Başkan) adeta Biyoloji İhtisas Dairesine gelerek
gövde gösterisinde bulunması doğrusu bana karşı “ayağını denk al” mesajı olarak algıladım. Düşünebiliyor musunuz İzmir’den gelen muhakkik
İzmir grup Başkan vekiline müşteki olarak ifade veriyorum, hemen ertesi gün
eski Grup Başkanı Biyoloji Dairemize heyet halinde geliyor. Bu olay bana
yönelik yeni bir mobbing uygulamalarının habercisi bir gövde gösterisi olarak
algıladığımdan şimdiden tedbir
alınmasını saygılarımla arz ederim.14/03/2017”
Evet, 14/03/2017 tarihli CİMER’e 1700381383
no’lu başvuru yazımda da görüldüğü üzere şayet satır sonundaki ifademe dikkat ettiyseniz ‘tedbir alınması’ gerektiğini vurgulayan ifadeyle
durumumu arz ettim. Hiç kuşkusuz bu ifadeyi kullanırken bana mobbing
uygulayanlardan koktuğumdan değil,
inancım gereği başıma ne hal gelecekse tedbir alıp kaderde yazılı olana
razı olmam içindir elbet. Ki,
tedbirsizlik insanın kendi kendini intihara sürüklemesi demektir. (Bkz. Ekler: Daha
detaylı diğer BİMER ve CİMER başvurularım). Hadi heyet halinde Biyoloji
dairesine gelmesi bir yanaa eski Grup Başkanıyla aramızda hiçbir hukukumuz
olmadığı halde, bayram değil seyran değil İzmir muhakkikine ifade verdiğim
tarihin ertesi gün bir bakıyorsun üç uzman arkadaşımın birlikte oturduğu uzman
odasında bilhassa bana görünerekten formalite icabı tokalaşması, sormak gerekir bu düpedüz ‘ayağını denk al’ mesajı değil de ya nedir ?
Başka ne diyelim, işte görüyorsunuz
bir yandan Adli Tıp Kurumundan naklen geçiş yaptığım Türkiye İlaç ve Tıbbi
Cihaz Kurumunda çalışıp tanık olarak çağrıldığım yerlerde yaptığım bilgilerle
vatandaşlık görevimi yerine getirmeye çaba sarf ederken diğer yandan ise Ankara
Adli Tıp Grup Başkan vekili de ardımdan boş durmayıp bu kez dört yıldır
oturduğum Adli Tıp lojmanı üzerinden vurmaya çalışılacaktır. Nasıl mı?
Şöyle ki, adıma 5 yıl süre ile sıra
tahsisli Ankara il Çankaya İlçesi Cebeci Mahallesi Yargıç sokakta bulunan 10
kapı nolu lojman binasının 12’nolu konutunda yaklaşık 4 yılı aşkındır oturmakla
beraber, malum sebeplerle Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna naklen atanmam
hasebiyle belli bir kanunu süre içerisinde boşaltmam söz konusuydu ki, bana
boşaltmam hususunda 27.10.2017 tarih ve 93929388-2017/560 sayılı tebliği yazısı
gönderildiğinde bende posta yoluyla mazeretime binaen makul bir süre daha tanınmasını
talep eden posta yoluyla gönderdiğim bir
dilekçeyle eski çalıştığım kurumuma
şöyle başvuruda bulundum:
“İlgi kayıtlı yazınızla tarafıma
06.11.2017 tarih itibariyle posta görevlisi tarafından imza karşılığında teslim
edilip, tebliğ edilen hususta lojmanı boşaltmam gerektiği bildirilmiştir. Ancak
babamın (Şerif Gürbüzer) ani rahatsızlığı nedeniyle felç olup konuşamaz halde
yatalak hasta hale gelmesi hasebiyle lojmanı boşaltmam hususunda makul bir süre
tanınması, çünkü 27.10.2017 tarih 23:50 Anadolu jet (PNR Rtuces) uçağıyla
Esenboğa havaalanında acilen Erzurum’a indiğimde Atatürk Üniversitesi Araştırma
Hastanesi Nöroloji bölümünde yoğun bakıma kaldırılan babamın durumuyla ilgili
doktorların “her an her şeye hazır bekleyin” demeleri üzerine bu şartlarda
lojmanı boşaltmanın zor olacağının ve bu durumumu anlayışla karşılayacağınızı,
biraz zaman tanınmasının, şayet mümkünse bu arada şahsıma ait tapulu 4 yılı aşkındır
kentsel proje kapsamında yapımı devam etmekte olan ve Ankara Sincan ilçesi
Gökçek Mahallesi Törekent- Fatih semtinde Batıpark sitesi C blok 15 no’lu
dairenin yakın bir tarihte teslimi söz konusu olacağından ikinci bir taşınma
külfetini yaşamamamın gerektiğini de göz önüne alarak yaklaşık 2 ay bir süre
sonrasında dairenin anahtar teslim edileceği güne kadar lojmanda bir süre daha
kalmam hususunda gereğinin yapılmasını, Saygılarımla
arz ederim. 13.11.2017.”
Evet, makul bir süreyle uzatılması yönünde
başvuruda bulunmasına bulunduk ama gel gör ki, bu dilekçeli talebime cevap vermek yerine, kısa yoldan beni hazırlıksız
vaziyette yakalayacak şekilde Çankaya Kaymakamlığı İlçe Hukuk İşleri şefliği kanalından
polis memuru Mücahit Polat tarafından tarafıma tebliğ tebellüğ belgesini
göndermek suretiyle red cevabımı almış
oldum. Öyle ki 29/12/2017 tarihi itibariyle
imzaladığım tebliği tebellüğ belgesinde geçen ifade de 03.01.2018 Çarşamba günü
saat 09.30’a tahliye etmeme karar kılındığı yazılıdır. Aynı zamanda imzaladığım
belge kurumca çekici, işçi, teknik personel, kamera temin edilmesi ile tahliye
işlemleri için kurumu temsilen bir yetkilin görevlendirilmesi ve bu görevinin
02.01.2018 Salı günü saat 14.00’da Kaymakamlıkta yapılacak olan toplantıya katılımının
da sağlanmasıyla gerçekleşecek bir tebliğ tebellüğ belgesinin ta kendisi yazılı
bir belgedir bu. Yani bu demektir ki, şayet 3-4 gün içerisinde evi boşaltamasam
kameralar ve çekicilerle eşliğinde seni lojman sakinlerinin gözü önünde mahcup duruma
düşürecek bir yöntem uygularız demektir. Onlar beni elaleme, komşularıma rezil
edeceklerini sana dursunlar apar topar kiralık ev ve nakliye işlemlerini
ayarlamanın akabinde boşaltmam gereken o günün sabahında taşınmış bir halde evi
boşalttığımı gördüklerinde o anı yaşamanın zevkini onlara tattırmayaraktan
heveslerini kursaklarında bırakmış oldum. Ne ilginçtir ki, kolluk kuvvetiyle beni lojmandan çıkarmaya
kalkışan Grup Başkan vekilinin bir zamanlar Morgda doktor olarak çalıştığı dönemlerde lojmanda kalması gereken
sürenin üzerinde sık sık beş yılda bir tazeleyerekten bir başkasının oturma
hakkının önüne geçecek şekilde mesken tutmuş olmasıdır. Hakeza personel
arasında kendine yakın bulduklarının da sık sık beş yılda bir tazeleyerekten
bir başkasının lojmanda oturmasının önüne geçildiği de bilinen bir
gerçekliktir. Daha da vahim olan bir durum
personellerden bazılarının Adli Tıp’tan emekli olup da halen lojmanda kalmasına
göz yumulduğu da bilinen bir gerçekliktir. Maalesef çifte standart uygulamaları
lojman için geçerli bir akçedir. Anlaşılan lojman hadisesi de iç ve dış
denetimle incelenmeye alınsa kim bilir altından neler çıkacak türden bir
tabloyla karşılaşacağımız skandal bir konudur bu.
Velhasıl-ı kelam, bu nasıl bir yöneticilik anlayışıysa müşteki
konumda bir insanın kanunların kendisine tanıdığı hukuki yollardan sürdürdüğü hak
arayışlarını tersinden okuyup her an o kişiyi savunma konumuna düşürecek bir
soruşturma manevrasıyla aleyhine dönüştürecek bir yaptırım cezası olarak karşılık
bulabiliyor.
Vesselam.
Dip Not:
Aşağıda dipnotta geçen Ekler benim
aynı zamanda hak arayışlarımı BİMER ve CİMER üzerinden de devam ettirerekten
sunmuş olduğum eklerdir:
Ek-1 04/02/2017 tarihli CİMER’e 1700170378 no’lu başvuru yazım.
Ek-2 14/03/2017 tarihli CİMER’e 1700381383 no’lu başvuru yazım.
Ek-3 05/09/2017 tarihli CİMER’e 1701282089 no’lu başvuru yazım.
Ek-4 29/01/2019 tarihli CİMER’e 1900269179 no’lu başvuru yazım.
Ek-5 05/03/2019 tarihli CİMER’e 1900597055 no’lu başvuru yazım.
https://www.enpolitik.com/yazar/selim-gurbuzer/bu-da-adli-tip-savunma-hatiram-5123-kose-yazisi

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder