ADLİ TIP HATIRAMDA 15 TEMMUZ
SELİM GÜRBÜZER
Şimdiye kadar çocukluk, ilkokul, lise ve üniversite hatıralarımı yazmasına
yazdık ama mesleki hayatımızı hiç yazmamıştık. Öyle ya, ahır ömrümüzde meslek hayatımı da yazmasam
olmazdı. Hele ki Adli Tıp’ta son beş
yılında yaşadığım bir takım ilginç anekdot bölümler var ki, hayat öykümün en
ilginç nesiller boyu ders alınacak türden en önemli kesitini oluşturmakta
dersem yeridir. Bu yüzden yazmam
gerekirdi de zaten. Zira dönemin Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığına 15 Temmuz
hain darbe girişimi öncesi evrak kayıttan geçirerek sunduğum dilekçede Biyoloji
İhtisas laboratuvarındaki çalışma işleyişinden ve arkadaşlar arasındaki çalışma
barışını ihlal edici problemlerin çözüme kavuşturulmasından tutunda tâ
ucu Pensilvanya'ya kadar uzanan paralel ihanet örgüt konusunda hassas olunması
gerektiğine kadar bir dizi hususa dikkat
çektim de. Sadece dikkat çekmek mi, bu hususta gerekli önlemlerin alınması
gerektiğini de vurguladım. Hem nasıl dikkat çekip vurgulamayım ki, Paralel
İhanet Çetesinin bulundukları kurumlar da her kabın rengine girebilecek
derecede tüm devlet kurumlarında olduğu gibi bizim kurumda da sinsi sinsi bukalemunca
sızması söz konusuydu ki, bu durumu fark
ettiğimde duyarsız kalmam elbette ki doğru olmazdı. Ne pahasına olursa olsun
durum vaziyeti dilekçeyle derhal Grup Başkanlığımıza bildirmeyi kendime görev
addettim de. Kendime görev addetmem, aslında bu topraklarda yaşayan her Türk
vatandaşın yapması gereken bir görev addetmektir bu. Dahası ortaya koyduğum bu görev sorumluğu
bilinci aynı zamanda nesiller boyu örnek alınması da gereken sivil inisiyatifin
ta kendisi bir milli refleks bilincidir. Derken ortaya koyduğum bu milli refleks
ve milli bilinç hassasiyetim sayesinde 15 Temmuz öncesi tanık olduğum bir takım
hadiseler eşliğinde savcılığa ifade vermek nasıl bir şeymiş, mahkeme salonunda
sanık ve sanık yakınlarının gözü önünde hâkim huzuruna çıkıp tarihe not düşmek nasıl
bir şeymiş bunu da bizatihi yaşayarak görmüş oldum. Hiç kuşkusuz tüm bunları yaşayarak görmüş
olmama vesile olan hadiselerin en başında hain alçak 15 Temmuz Darbesi girişiminden
2 ay öncesinden Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığına sunduğum adeta milli vesika niteliğinde
diyebileceğim yazılı dilekçeden başkası değildir elbet. Şayet tarihe not düşülecek nitelikteki bu
kayda değer dilekçeyi Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı makamına sunmasaydım hiç
kuşkusuz onca senedir aşkla şevkle çalıştığım iş yerimde hedef tahtası olmak
bir yana dilekçe sonrasında yaşadığım süreçte onca psikolojik mobbing
uygulamaların hiçbirine maruz kalmayacaktım.
Peki, onca bin bir türlü psikolojik sıkıntılar çektik diye dilekçeyi
verdiğine pişman mısın dendiğinde, asla
pişman değilim, hele ki işin içinde cennet vatanımızın bekası söz konusu olunca
gerisi teferruattır elbet. Kaldı ki Adli Tıpta son beş yılımda
yaşadıklarıma baktığımda Türkiye’de vesayet ve darbe dönemlerinde yaşanan
hadiselerin bir başka küçük modelini yaşadık diyebiliriz de. Malumunuz
Türkiye’de darbe heveslisi vesayet odaklarıyla milletimizin bağrında çıkmış darbe
karşıtı sivil inisiyatif güçler arasında ki dişe diş mücadeleden istifadeyle bu
kez kendi lehlerine kullanacak üst aklın en son tahlilde ki aparat gücü FETÖ
ihanet çetesi olacaktır. Aynen öyle de Adli Tıpta ’da iç çekişmeleri fırsata
çevirip bu işten çıkar sağlayacak olanın yine aynı gizli üst aklın aparat gücünün
de Paralel İhanet çetesi olduğunu gördük. Ki, bu aklın ta Pensilvanya'ya kadar
uzanan bir akıl olduğunu Grup Başkanlığına verdiğim dilekçede dile getirdim de.
Hem dile getirmemek ne mümkün. Bikere Milli
Eğitim personelinin tedavi olduğu Beşevler Sağlık Eğitim Merkezinden Ankara
Adli Tıp Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesinde göreve başlamamın hemen akabinde
Grup Başkanı Kimyager Esin Kaynak’ın emekli olmasıyla birlikte son 13 yılda normal
bir yöneticide bulunması gereken vasıfların dışında birbirinden farklı anormal
yönetici diyebileceğim tipte Grup Başkanı tiplemelerin icraatlarına şahit
oldum. Öyle ki dört Grup Başkanıyla da çalıştığım bu süreçte yöneticinin biri
gelip diğeri gittiğinde onca bir dizi yaşanan hadiseler eşliğinde yerine
gelenin her halde ‘sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer’ diyeceğimiz noktada bir bakıyorsun
gelenlerinde gidenlerden hiçbir farkı yoktur türden yönetici tiplerin aramıza
dâhil olduklarını müşahede ettim. Besbelli ki F tipi üst akıl her şeyi inceden inceye
iyi hesaplamış olsa gerek ki, biri gittiğinde yerine gelecek olanının da
yedeğini koyacak şekilde bir sızma eylem planını devreye sokmayı ihmal etmemiş
gözüküyor. Nitekim dönem dönem, ara ara
bir baktık ardı ardına yeni simaların aramıza katıldığını gördük. Bu yeni tip simaların
yüzlerine baktığımızda sanırsın ki, bir kısmı son derece diyalog abidesi, güler yüzlü ve son derece mütevazı insanlar,
oysaki sonraki gelişmelere baktığımızda kazın ayağı hiçte öyle değilmiş, meğer bir
kısmı şeytanın gülen yüzü tiplermiş, yani dilekçede işaret ettiğim şekliyle FETÖ
soruşturması geçiren eleman tiplermiş. Her neyse tip mip derken Başkanlık
makamına arz ettiğim bu dilekçenin akabinde hedef tahtasına oturtulup sıranın
bana geldiğini ilk işaretlerini aldım da.
Evet, ilk işaretlerini aldık
almasına ama tabii bu arada şahsıma
yönelik psikolojik mobbing uygulamalarında git gide hız kazandıkça mesleğe
atıldığım ilk yıllardan beri hiç bitip tükenmek bilmeyen ve solmayan çalışma
heyecanımın ve azmimim de bir anda solmaya yüz tuttuğunu fark ettim. Hiç
kuşkusuz Grup Başkanlığına verdiğim dilekçenin ilk aldığım işaret yansımalarından
üzerime sirayet eden olumsuzluklardan kaynaklanan bir solmadır bu.
Aslında 15 Temmuz Darbe girişimi öncesinden Grup
Başkanlığına gereği yapılmak üzere arz ettiğim bu dilekçe:
-Dilekçeden
daha çok tarihe not düşülecek türden milli vesika niteliğinde dilekçedir bu. Çünkü
dikkat edin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası değil, tam aksine çok öncesinden, yani iki ay
öncesinde verilen bir dilekçe olma hasebiyle tarihi öneme sahip bir dilekçedir
bu.
-Grup
Başkanı tarafından bana istersen dilekçeyi çek denip de benim kararlı duruşumla
bana geri çektiremediği dilekçedir bu.
-Dilekçeyi çekmememde ki kararlılığımı gördüğünde ise kendi kendine
acaba soruşturmayı yürütecek olan kişi olarak kime versem şeklinde söylenmesi
üzerine benim kendisine Gazi üniversitesinden milliyetçi kişilik yönüyle güven
duyduğum Trafik İhtisas Dairesi Başkanına vermenin daha doğru olacağını
önerdiğimde yok olmaz deyip Kimya İhtisas Daire Başkanını görevlendirdiği bir
dilekçedir bu.
-Soruşturma yürütüldüğünde de dilekçenin orijinal haliyle değil de değim
yerindeyse üzerinde adeta kırk takla
atılaraktan dilekçeyi veren şahıs olarak adımın gizli tutularaktan kurum içi ağır
aksak soruşturulması yürütülmeye çalışılan bir dilekçedir bu. (Delil: Grup
Başkanlığı bünyesinde soruşturmayı yürüten Kimya İhtisas Dairesi Başkanı
tarafından 22/06/2017 gün, saat 10.30’da Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı
kütüphanesinde ifademe başvurulan Ek ifade tutanağı.)
-Dilekçenin
milli hassasiyet içerikli önemine binaen sıcağı sıcağına devletin bir üst
makamlarının haberdar edilmeyip sümen altı edilmeye çalışılan bir dilekçedir
bu.
-Sümen altı edilmek istenip de kendi şahsı gayretlerimle önce Adalet
Bakanlığının müsteşarlık ve Teftiş Kurulu Başkanlığından tutunda kendi bağlı
olduğumuz İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı da buna dâhil diğer Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosudur, Ankara Ağır Ceza mahkemesidir, Cumhuriyet savcılığıdır, Terörle mücadele
şubesidir, BİMER’idir ve CİMER’idir vs. tüm devletin ilgili makamlarını durumdan haberdar
edipte sumen altı edemedikleri bir dilekçedir bu.
-15
Temmuz Darbe girişiminin akabinde kurum içi soruşturmalarda ifadesi alınan bir arkadaşımızın
Grup Başkanımıza ”hocam biz bu kadarının da olacağını bilmiyorduk bu
soruşturmanın yeniden açılması gerekir dediğinde, sus ağzımızın tadını bozma bu
meseleyi kapat deyip kapatamayacağı bir dilekçedir bu.
Nasıl mı?
İşte
tarihe not düştüğüm sürüncemeye bırakılmaya çalışılan o meşhur 11/05/2016
tarihli Adli Tıp Kurumu Gelen–Giden Evrak 20160511-652 barkod no’lu dilekçemde
geçen ifadeler:
“T.C
ADLİ
TIP KURUMU
Ankara Grup Başkanlığı'na
Biyoloji İhtisas Dairesinde dosya alıp rapor çıkaran
uzmanların her geçen gün sayıca azalmasıyla birlikte dosya içeriklerinin özgül
ağırlıklı olarak dosya alıp rapor çıkaran uzmanlar üzerine büyük bir yük
bindirmektedir. Sadece rapor çıkaran uzmanların sayıca azalması değil bunun yanı
sıra laboratuvar sorumlu sayısının bir iken ikiye çıkarılması da güç kaybına
yol açmış durumda. Üstelik laboratuvar
sorumluluğu önceki dönemlerde bir kişinin üzerinde iken sırf dosya kontrol
etmekle kalmayıp gerektiğinde laboratuvar analiz çalışmalarına da katılıyordu,
sarf malzemelerin alımını da üstleniyordu,
yetmedi dosya alıp rapor çıkaran uzmanların omuzlarındaki yükü
hafifletmek için dosya alıp raporda çıkarıyordu. Şimdi ise bu sorumluluk 'Birim sorumlusu' ve 'Laboratuvar Sorumluluğu' adıyla iki başlık altında ikiye çıktığı halde
bir uzman kişinin tek başına yaptığı işi İhtisas Dairesi Başkanını da dahil
ettiğimizde üç kişi yapmakta. Çünkü daha önceki dönemlerde İhtisas Dairesi
Başkanları fiilen DNA analiz çalışmalarına,
dosya dağıtımı ve rapor kontrollerine dâhil olmayıp sadece kontrolü tamamlanmış
raporu imzalayarak sorumluluk yükleniyordu.
Şimdi
gelinen noktada her geçen gün güç kaybına uğrayan dosya alıp rapor çıkartan
uzmanlar arasından bir kişi kopartılarak iki sorumluluk birimi ihdas
edilmiştir. Üstelik ihdas edilen bu iki
sorumluluktan biri aktif halde olduğu halde ikincisi pasif konumda icrasına
devam etmekte. Yani, laboratuvar sorumlusu DNA analiz ve çalışmalarına fiilen katılmaksızın
uzaktan kumanda laboratuvar sorumlusu faaliyeti yürütmektedir. Laboratuvarda çalışan Laborant arkadaşlar her
sabah mesai saati başlamasıyla birlikte analiz çalışmalarına koyulurken
Laboratuvar sorumlusu da analiz çalışmaların kapsam alanı dışında etrafa
gülücükler dağıtarak 'Nasılsın, iyi misin
' seanslarıyla geçirmekte, bu seans turları
abla ve abi ifadelerle de pekiştirilerek ileriye dönük konumunun devamlılığını
sağlamakta. Çalışıyor görüntüsü vermek
içinde zaman zaman İhtisas Dairemize sarf malzeme alımı ve laboratuvar teknik
arıza ve kit tanıtımıyla gelen firma elamanlarıyla görüşmeler uzun zaman dilimine
yayaraktan gerçekleştirip hoş geldin ve hoş bulduk muhabbetleriyle günün
yarısını konuşmalarla ve diğer oyalanacak işlerle mesaisini doldurabiliyor. İcabında çalışıyor görüntüsü vermek için
yardımcı hizmet elamanların yapması gereken sarf malzemenin ve kit kutularını omuzunda
taşıyarak çalışıyor görüntü verebilmektedir. Ne de olsa dosya alıp rapor
çıkaran uzmanlar gibi akar, kokar bez torba açıp taşımıyor, fabrikadan çıkmış
hafif ağırlıkta malzemeleri mesai saatlerini doldurmak adına kim taşımaz ki. Kendine
oyalanacak alan olmasa da önemli değil ara ara bahçeye inip sigara keyfi
yaşamakta vaktin geçmesine yarar bir yöntem olsa gerektir. Tabi bu tür manzaralar dosya uzmanların üzerinde
moral bozukluğuna neden olmaktadır.
Laboratuvarımızda
Genetik uzmanı bir arkadaşımızın İstanbul'dan naklen atanıp aramıza katılmasına
doğrusu dosaya alıp rapor çıkaran uzmanların omuzlarındaki yük hafifleyecek diye
çok sevinmiştik, ama ne var ki genetik uzmanı
hala laborant olarak çalışmakta, aradan
1,5 yıl geçti hala dosya almış değil, böylece her geçen gün daha da özgül
ağırlığı artmakta olan (nicelikten çok niteliği artan) dosyaların yükü yine
sürekli kan kaybeden uzmanların omuzunda
yürümektedir.
Maalesef
dosya alıp rapor çıkaran uzmanlar bunca işin arasında İstanbul Adli Tıp Kurumu
Başkanlığında bile uygulaması olmayan aynı zamanda yönetmenliğe aykırı olarak
Morg İhtisas Dairesinden ve Kimya İhtisas Dairesinden gelen biyolojik materyallerin
tesliminde sorumluluk altına girmişlerdir. Önceden tek bir laborantın teslim aldığı
biyolojik materyalleri, şimdi imza karşılığında artık dosya alıp rapor çıkaran
uzmanlar teslim almakla emanet memurluğu görevi de omuzlarına bindirilmiş
durumdadır. İlginçtir adı üzerinde sorumlu, yani laboratuvar ve birim sorumlusu
diye iki alt başlıkta ihdas edilen sorumlular bile sorumluluk yüklenmeyip
birimlerden gelen biyolojik materyalleri teslim almamaktalar sadece bu iş dosya
alıp rapor çıkaran uzmanların omuzlarına yüklenmiştir.
Yine bir
başka hususta dosya alıp rapor çıkarmamanın zorluklarından bunalan bir takım
kendince birim içinde riski az olan işlerde oyalanarak çözüm yolu ararken bir
kısım uzman arkadaşımızda biyologluğun dışında düz memurun yapacağı işleri
üstlerek, ya da Biyoloji İhtisas Dairesinin dışında bir başka birime mesela Patolojiye
kendini görevlendirmekle kendince çözüm bulabiliyor, çözüm bulamayanlar ise ileriye yönelik beklenti
içerisinde adeta kaderleriyle baş başa aramıza yeni yeni biyologlar katılsa da
rahat nefes alsak hayaliyle avunmaktalar.
Ayrıca
Devletimizin tüm kurumlarında hangi makam ve mevkide, hangi hizmet alanında
çalışıyor olursa olsun sorumluluk sahibi ülkesini seven her kamu görevlisinin de
ta ucu Pensilvanya'ya kadar uzanan
paralel örgüt konusunda hassas olması gereğinin bilinciyle bu malum örgütün
sempatizanlarına yönelik önlem alınmazsa ilerisinde Kurumumuzda Daire Başkanlık
makamlarına gelebileceğinin ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiği, gelemeseler de bu tip insanların her kabın
rengine girme özellikleri dolayısıyla Daire Başkanları ile sıkı fıkı münasebetler
kurabilecek kabiliyette olabileceklerini göz ardı edilmemesi gerektiğini,
Yukarıda belirttiğim ve hemen her gün
stres içerisinde dosya alıp rapor çıkaran uzmanlar üzerindeki haksız uygulamaların
yerinde görülmesinin tespiti, ya da uzmanlar arasındaki dengesiz iş
paylaşımının giderilmesi, milli hassasiyetler gibi hususlarda gerektiğin de teftiş kurulu yolunun da açık olması kaydıyla
gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.
11/05/2016
İmza
Bio. Selim GÜRBÜZER”
İşte görüyorsunuz, dilekçeyi ilginç
kılan 15 Temmuz öncesinden bir yönetici tarafından değil de bir sade çalışan
eleman olarak kendime görev addetmek olmamdır.
Dahası ülkemi canı gönülden seven bir kişilik yönümün ağır basması hasebiyle
dilekçede işaret ettiğim hassas konuları her ortamda belirtmekten çekinmedim
de. Ancak devletin en üst makamlar
nezdinde de dillendirdiğim bu konular nedeniyle değim yerindeyse kendi öz
yurdunda garipsin, öz vatanında garipsin misali kendi öz güvenle çalıştığım Ankara
Adli Tıp Grup Başkanlığı bünyesinde yönetici sıfatıyla oturduğu koltuklara güç
katan değil de oturduğu koltuktan güç alan bir kısım yöneticilerin bana yönelik
bir dizi psikolojik mobbing uygulamalarına maruz kalmam neticesinde kendimi garip
hissettim de.
Velhasıl-ı kelam, eğer ki 15 Temmuz darbe girişimi olmasaydı soruşturmayı
ilk başta lokal olarak birlikte yürüttükleri “‘Grup Başkanı-Kimya İhtisas
Dairesi Başkanı-Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanı" üçgeninde verdiğim dilekçeyi
sudan bahane gerekçelerle aleyhime dönüştürebilecekleri dilekçeydi bu. Yok, eğer 15 Temmuz darbe girişimi başarılı
olsa idi hiç kuşkusuz ki ilk ipe gidecek olan kişinin ben olacağım dilekçeydi
bu. Mademki devletin kılcal damarlarına
kadar sızmış olan bu ihanet şebekesi başarılı olamadı, o halde şimdi FETÖ’cüler
veya FETÖ severler kara kara düşünsün diyebileceğim dilekçeydi bu.
Şahsımın bu dilekçenin akabinde
psikolojik mobbinglere nasıl mı maruz kaldı, onu da haftaya yazmak dileğiyle.
Vesselam.
https://www.enpolitik.com/yazar/selim-gurbuzer/adli-tip-hatiramda-15-temmuz-5089-kose-yazisi

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder