ADLİ TIP
SELİM GÜRBÜZER
Adli Tıp çözülmesi imkânsız gibi
görünen birtakım karanlıkta kalan olayları aydınlatmak için vardır. Malumunuz Türkiye’de Adli Tıp her türden adlı
vakaları aydınlatmak yönünden adından söz ettirerek derecede hak ettiği konuma
gelmiş bir kurumdur. Düşünsenize ülkemizde bir zamanlar delil yetersizliğinden
faili meçhul olaylara kurban gitmiş birçok insanın katline ferman okuyanların yanına
kâr kalan bir süreç yaşamıştık. Neyse ki
artık son derece yüksek donanımlı Adli Tıp Kurumu laboratuvarları sayesinde
karanlıkta kalan pek çok hadiseler sır olmaktan çıkıp adalet er geç yerini
bulabiliyor. Mesela bir insanın kahvesine az miktarda arsenik katılaraktan
zehirlenip öldürüldüğü ya da arkada delil kalmasın diye cesedinin yakılıp bir
yerlere atıldığını düşünün, o an sanırsın ki bu mesele asla aydınlanamaz, oysaki
yanmış cesette olsa kemik örneklerinden DNA profili elde edilebileceği gibi bir
takım kimyasal analizlerle zehirlenmiş olup olmadığının tespiti çok rahatlıkla
yapılabiliyor da. Böylece olay bir anda açıklığa kavuşturulmuş olur.
Mesela yine bir çocuk cesedi düşünün ki
üzerinde yara bere halde kesi izleri mevcut, ancak ne var ki bu yara bere
haldeki kesi izlerinin hangi aletle gerçekleştirildiği bilinmemekte, ama bununda mutlaka bir çözüm yolu vardır
elbet. Hem böylesi durumlarda dünyanın geldiği noktada sürekli kendilerini
üstün teknolojik bilgi ve donanımıyla yenileyen Adli Tıp uzmanları ne güne
duruyor, artık eldeki verilerle arka
planda kalan nice hadiseleri gerek otopsi yaparak gerekse kimyasal ve biyolojik
yöntemlerle çözüme kavuşturup neticelendirebiliyorlar da. Nasıl mı? İşte bu
alanda 1978 yılı teknolojik donanıma haiz İngiltere Adli Tıp uzmanlarının Los
Angeles’te 2,5 yaşındaki ceset üzerinde kerpeten izine benzeyen lekelerin
analizi ve elektron mikroskobu (SEM) incelemeleri sonucunda söz konusu aletle
cinayetin işlendiği tespit edilip olay bir çırpıda aydınlanıyor olması bunun
bariz delilidir zaten.
Türkiye’de
de malum Adli Tıp bünyesinde yeni bölümler açıldıkça savcılıklar ve mahkemelerce
gönderilen ağzı usulüne uygun iple bağlanmış mühürlü torba içerisinden çıkan
numuneler üzerinde en küçük bir iz ya da leke örneğinden elde edilecek bulgular
ışığında pek çok davalar rahatlıkla aydınlatılabiliyor. Mesela olay yerinde toplanan herhangi bir
materyal üzerinde kan, sıvı, meni, tükürük vs. gibi lekeleri inceleyen biyologlarımız,
ölüm sebebini ortaya çıkarmaya yönelik canla başla bilgisini ve deneyimini
ortaya koyup otopsisini yapan doktorlarımız,
doku incelemesi yapan patologlarımız, cesetten inceleme için örnek
alınamayacağı durumlarda diş üzerinde radyolojik inceleme, yaş belirleme ve kimliklendirme
çalışması yapan adli odontolojistlerimiz, kemik incelemesi yapan antropologlarımız,
toksikoloji incelemesi yapan kimyagerlerimiz ve işin mutfağında ter döken
tekniker ve laborantlarımız hiç kuşkusuz ki karanlıkta kalan olayların aydınlanmasında
her biri öncü elemanlarımızdır. Nitekim
bir diş numunesinin Adli Tıp uzmanlarınca maktul ve şüpheli arasında mukayesesi
yapıldığında elde ettikleri bulgulara dayanarak birbirinin tıpatıp aynısını
olmadığı tespit edilebiliyor. Derken elde ettikleri verilerle şüphelinin maktulün
üzerinde bıraktığı diş izlerinden şüphelinin kimliği belirlenebileceği gibi tam
tersi maktulün şüphelinin üzerinde bıraktığı diş izlerinden hareketle maktulün kimliği
de belirlenip bir anda görülen dava netlik kazanabiliyor. Bir başka davada mesela kimliği bilinmeyen
şahsa ait bir kafatası kemiğinin çamurla maskelenerek elde edilen yüz modelinden
hareketle fotoğrafına bakılarak ya da birinci ve ikinci derece akraba yakınlarına
görüntüleri yüzleştirerekten de kimlik teşhisi yapılıp dava netlik
kazanabiliyor. İşte bu ve buna benzer pek çok olay yeri inceleme örnekleri
üzerinde yapılan çalışmaların raporlandırılıp netlik kazanması sayesinde nice
karanlıkta sır olarak kalan hadiseler bir bakıyorsun sır olmaktan çıkabiliyor. Hele Türkiye’de Adli Tıp’ın uluslararası
ölçekte teknolojik araç ve donanım bakımdan her geçen gün kendini yeniledikçe daha
nice karanlıkta kalan bir dizi hadiselerin bir bir düğümünün çözüldüğünü
müşahede etmekteyiz. Mesela şimdiye kadar kullanılan aletlerden en çokta akla
hiç şüphesiz ki gaz kromatografi ile spektrofotometre (CC-MS) gelmektedir. İşte
bu ve buna benzer son derece gelişmiş cihazlar sayesinde birbiriyle oldukça yakın
benzerlikte analitlerin ayırımının ve miktarlarının belirleme işlemlerinin
gerçekleştirilebileceğini bir Adli Tıp çalışanı olarak bizatihi yakinen gözlemlediğim
gibi petrolden tutunda uyku ilacı dâhil pek çok maddenin gaz haline dönüştürülen
analitin içeriğinin de belirlendiğini gözlemledim. Nitekim Kimya İhtisas
Dairesi Başkanlığı bünyesinde konuşlanmış laboratuvarlara gönderilen organ
parçalarından mesela bir karaciğer organ parçası üzerinde fiziksel ve kimyasal
özelliklerine göre kokain maddesinin ayırımının yapılıp tespit ediliyor olması
bunun gerçekleştirilebileceğinin bariz bir göstergesidir. Böylece soruşturmaya
konu olan zehir hadisesinde cesed organlarının inceleme işlemlerinin
tamamlanmasının akabinde ölen şahsın ölüm nedeninin kokain zehirlenmesi olup
olmadığı raporlandırılabiliyor artık. Ki,
bu iş sadece kokainle sınırlı değil elbet, alkol ve uyuşturucu gibi daha birçok
zehirlenmeye etken olacak her türden gazın toksikolojik analizlerinin yapılıyor
olması da buna dâhildir.
Peki, kimyasal analizler iyi hoşta bu arada Biyoloji
İhtisas laboratuvarları bu işin neresinde? Malumunuz Biyoloji ihtisas Dairesi
Başkanlığı bünyesinde konuşlanmış DNA laboratuvarları da mühürlü torbayla gelen
her türlü materyalin görünür ve UV ışık
altında incelenmesiyle tespit edilen leke örneklerinin işin ehli uzmanlarca
kodlanaraktan ependorf tüplere alınıp izole edildikten sonra PCR, denatürasyon
ve ardından cihazda okuma işlemlerinin tamamlanmasıyla birlikte nice çözülemez
sanılan bir dizi olayların düğümünü çözen laboratuvarlar olarak dikkat çekmektedir.
Nasıl mı? Mesela leke örneklerinin meni yönünden incelemesinde Prostat Spesifik
Antijen tayini lateral flow immunassay yöntemiyle pozitifliği ya da negatifliği
tespit edilebildiği gibi lekelerin kan yönünden incelemesinde Kastle-Meyer/Lumonal
yöntemiyle de pozitifliği ya da negatifliyi tespit edilebilmekte. Yetmedi
lekenin lateral flow immunassay yöntemlerle hem hemoglobin tayini hem de tükürük
amilazı tayini de yapılabilmektedir. Şayet meni şüphesi içeren lekelerden sperm
aranacaksa alınacak olan leke örneklerin ilk evvela maserasyon işleminden geçirilip
sonrasında ise Hematoksilen-Eosin boyama yöntemleri kullanılaraktan mikroskobik
incelemesinin yapılması gerekir ki spermin var olup olmadığı belirlenebilsin. Keza olay yerinden gönderilen kılların
morfolojik yönden köklü ya da köksüz olduğunun morfolojik olarak belirlemek yetmez
mikroskobik incelemeyle de köklü ya da köksüz olduğunu teyit etmek gerekir ki
kök ihtiva eden kıl numuneleri DNA analiz çalışmalarına alınabilsin. Böylece
kıl örnekleri üzerinde bir yandan morfolojik incelemesi yapılırken diğer yandan
da otozomal, gonozomal ve mitokondrial DNA analizleri tamamlanıp kimliklendirme
işlemleri netlik kazanmış olacaktır. O halde sakın ola ki kıl tüy deyip iş hafife
alınmasın, oysa kıl tüy ne ki denilen bir
şeyden tek adet saç telinin bile olayın aydınlanmasında tek başına kayda değer delil
olduğu bilinen bir gerçekliktir. Hele ki
tek adet saç telinin 20 çeşit özelliği göz önünde bulundurduğumuzda o söz
konusu tek bir adet kıl üzerinde titizlikle çalışmanın çok büyük önem arz ettiği
kendiliğinden anlaşılmış olur. Nasıl mı? Düşünün ki delil niteliğinde laboratuvara
gönderilen elde avuçta sadece biyolojik materyal olarak tek bir adet kıl
numunesi var, elbette ki böyle bir
durumda o tek bir kıl numunenin başına herhangi bir kazara hal gelmemesi için
büyük bir hassasiyet içerisinde koruma altına alınıp incelenmesi gerekecektir. Göz
kulak olunmadığında aksilik bu ya, bir
bakmışsın delil kaybına uğrama riskiyle karşı karşıya kalınması an meselesi
diyebiliriz. Ki, böylesi bir durumda çalışan uzman hakkında delil karartması yönünden
soruşturma açılması kaçınılmaz hal alacağı gibi bundan daha da vahim durum
olayın aydınlatılmasında tüm çabalar boşa gidip akamete uğrayacaktır.
Hiç kuşkusuz kılın
dışında bir başka hassasiyet gerektiren çalışmalardan biride sperm leke ve
vajinal frotti örnekleridir. Nitekim bu söz konusu örneklerin mikroskobik incelemelerinde
sperm-epitel hücrelerin karışık olduğu durumları göz önünde bulundurduğumuzda
mix ayırımında da azami dikkat edilmesinin gerekliliği kendiliğinden ortaya
çıkmış olur. Hiç kuşkusuz spermin epitelden ayırma işlemleri için Differansiyel
Lysis yöntem en ideal yöntem olup böylece bu sayede hem kadına ait hem de
erkeğe ait tek tipte DNA profilleri tespit edilebiliyor. Mesela bazı leke
örnekleri de vardır ki, tek tipte DNA profili tespit edilemeyip ancak mix (karışım)
halde DNA profili tespit
edilebilmekte. Hatta lekeden tespit edilen bu mix DNA profili, şüpheliyle mağdurun birlikte DNA profilini
birlikte içerebileceği gibi birden fazla şüpheli farklı şahıslara ait DNA
profillerini de içerebilir. Şayet tespit edilen mix DNA profilinin gen bölgesinde
4 adedin üzerinde allel tespit edilmişse böylesi bir tabloda herhangi bir
şahsın varlığı yönünde değerlendirme yapmanın bilimsel bir değerlendirmenin
sağlıksız olacağı Uluslararası Adli Genetik Birimlerin içtihadıyla herhangi bir
şahsın varlığı yönünde mukayese yapmak doğru olmayacağı ortaya konmuştur. Madem
ortada böylesi bir bilimsel anlamda uluslararası bilim kurulu içtihadı söz
konusu o halde bir den fazla şahsa ait tespit edilen mix DNA profillerinin içerisinde
en az üç şahsın bir arada bulunduğu mix DNA profilleri için davaya bakan hâkim
ve savcılıklardan CMK 78, 79 ve devamı maddeleri gereğince alınacak mahkeme
kararıyla birlikte şüpheli şahıslara ait DNA örneklerinin gönderilmesi
durumunda ancak karşılaştırma yapılabileceğinin talep edilmesi uygun olacaktır. Ta ki elde edilen mix DNA profilin içerisinde
yer alan en az 3 şahsa ait biyolojik örneğin bir arada bulunmasının imkân
dâhilinde olan şüpheli şahısların DNA profiliyle örtüşmesi tamamlana dek bu talep
devam eder de. Böylece birden fazla şahsa ait mix DNA profili tam tamına
tamamlandığında mixi içeren şahıslardan tek yumurta ikizleri hariç rastgele
seçilen örnekler arasında ve aynı zamanda şüpheliyle akrabalığı bulunmayan bir
şahsa ait DNA profilinin gönderilen örneklerde tespit edilen DNA profili ile birebir
örtüşme ihtimalinin Türkiye popülâsyonunda takriben 1/1019 olduğunu
göz önünde bulundurduğumuzda başka bir şahsın tesadüfen şüphelinin profiliyle
birebir eşleşme ihtimalinin olmadığı görülecektir. Böylece mix içerisinde
örtüşen şahıslar hakkında çok rahatlıkla DNA’sını içerdiği şeklinde rapor
düzenlenmesi uygun olacaktır. Düşünsenize ortada 1/10’luk rakamın ardına 19
tane sıfır eklenmiş bir sayıdan söz ediyoruz,
elbette ki bu sayı bize mixin içerisindeki
şahısların varlığından şüphe etmeyecek derecede örtüştüğünü ortaya koyması
bakımdan raporu sonuçlandırmaya yeter artar da.
Hakeza nesep davalarında da aynı durum söz konusudur. Nitekim çocuklara ait
otozomal DNA profilleri ile baba ve anneye ait otozomal DNA profillerinin
mukayesesi yapılaraktan hem annelik hem de babalık indeksi %99,99 olaraktan hesaplanıp ortadan tüm şüpheleri
kaldıracak derecede çocukların annesi/babası olabilecekleri belirlenerekten
rapor düzenlenebiliyor.
Hatta erkek bireylerin Y-STR DNA profillerinin babadan oğula Y kromozomu
üzerinden aktarıldığı ve Y kromozomunun mutasyona uğraması dışında aynı soy
ağacına dâhil erkek bireylerde (büyükbaba, baba, erkek çocukları vb.) birbirleriyle aynı olduğundan neseb davasına
konu olan şahıslar arasındaki akrabalık ilişkisini Y-STR DNA analiz çalışmalarıyla
da baba tarafından aynı soy ağacının fertlerinin olabileceğinin tespiti yapılaraktan
pekâlâ raporlandırılabiliyor. Keza kız çocukları söz konusu olduğunda ise malum
Gonozomal X-STR DNA analiz çalışmalarıyla tespit edilen X-STR DNA profillerinin
her bir lokusta en az bir allelin ortak olduğu belirlenmesiyle birlikte aynı
babanın kız çocukları olabileceğinin tespiti şeklinde sonuca bağlanıp
raporlandırılmakta da.
Belki bu arada aklımızın ucundan gerek
neseb davaları gerekse olay yeri incelemelerine konu olan davalarda DNA analiz çalışmalarıyla
madem neseb tayini, soy bağı, şüpheli ve mağdurların tespiti çok rahatlıkla
belirlenebiliyor o halde parmak izine ne gerek var şeklinde bir düşünce
geçebilir. Gerek var elbet. Her ne kadar ülkemizde DNA analiz yöntemlerinde çok
gelişmişlik kaydedilmiş olsa da hele bilhassa hırsızlık olaylarının
aydınlatılmasında ve sahte kimlik kullananların açığa çıkarılmasında parmak izi
ve avuç içi izlerinin arşiv taramasıyla mukayesesi yapılaraktan tespitinin dün
olduğu gibi bugünde temel delil niteliği konumunu korumaya devam etmesi gayet
tabii bir durumdur. Bilindiği üzere parmak izi insanın en çok terli veya yağlı
parmağına aminoasitlerin bırakılmasından hareketle o aminoaside özgü bir takım kimyasallardan
faydalanılaraktan da şahsın kimliği çok kolay belirlenebiliyor. Nitekim bu iş
için proteinlerin tanınmasında yararlanılan bu söz konusu kimyasal ayıraçlardan
ninhidrin parmak izindeki serbest amino asitlerle reaksiyona tabi tutulduğunda o
bölgede kırmızı-mavi renk dönüşmesi diyebileceğimiz Ruheman moru renkte organik
maddenin açığa çıkmasıyla da eldiven, cam, plastik vs. gibi materyaller
üzerinde ki parmak izinin varlığı tespit edilebiliyor. Keza pudra temelli
yöntemlerle de gönderilen materyaller üzerinde de kriminal incelemeyle parmak
izi ortaya çıkarılmakta.
Hani öldürülenlerin kanı
yerde kalmaz deriz ya hep, gerçekten de Adli Tıp uygulamalarının hız kazandığı günümüzde
iyide nereye kadar kan davaları gizlenir dedirten şekliyle daha da bir anlam
kazanıp görülen davaların sır olmaktan çıkıp delilleriyle birlikte raporlandığı
görülmekte. Düşünsenize daha 2002 yıl öncesinde kan numuneleri üzerinde grup
faktör yöntemiyle suçluları bulma çalışmaları yürütülürken hele bilhassa 2002
yıl sonrası bir bakmışsın genetik alanında baş döndürücü gelişmelerin ivme
kazanmasıyla birlikte artık Adlı Tıp laboratuvarlarında kullanılan elektroforez
analiz yöntemi en güçlü ve en gözde analitik teknik olarak damgasını vurmuş
durumda. Dahası bu teknik sayesinde izolasyona tabi tutulan herhangi bir
organizmaya ait DNA molekülünün belirlenen bölümü PCR işlemiyle kopyalanıp
çoğaltılaraktan yük taşıyan çözünmüş sıvı parçacıkların elektriksel alanın etkisiyle
göç ettirilmesinin akabinde yürütülen moleküllere özgü boyalarla o bölgeler işaretlenip
pik şeklinde görünür hale gelebiliyor. Böylece DNA sentezinde yol gösterici
olarak kullanılan primerlerin öncülüğünde baz eşleşmesi kapiller elektroforez genetik
analizör okuma cihazlarında karşılık bulan rakamsal allel değerler 3500xl
GeneMapper IDX programıyla tiplendirilip kişilere ait DNA profillerin çıktısı
alınıp raporlandırılmış olmakta. Bu
arada yeri gelmişken söylemekte fayda var, Adli Tıp denince eskiden hep otopsi
yapan Morg İhtisas Dairesi akla gelmekteydi, neyse ki gelinen nokta itibariyle medyada
yayınlanan bir dizi belgesel veya filmlerin izlenmesiyle birlikte bu düşünce
git gide hükmünü yitirip artık ilk akla gelen Biyoloji İhtisas Daireleri
gelmekte. Zira Adli Tıp Kurumu bünyesinde Biyoloji İhtisas Daireleri öyle bir
konuma geldi ki cinayet, tecavüz, neseb davalarının bir bir çözümlendiği
Amerika’da FBI elemanlarını aratmayacak şekilde biyologlarında damgasını
vurduğu bir birim olarak adından söz ettirmektedir. Her ne kadar kimliklendirme
çalışmalarında yoğun emek sarf eden biyologların ülkemizde yeterince ne iş
yaptıkları kavranmasa da altına imza attıkları raporların sayısı çoğaldıkça ne
denli önemli işlere imza atan uzman elemanlar olduğunun kavranacağına inancım
tamdır. Dahası böylesi elemanların çalışmalarını yerinde tetkik edildiğinde
Adli Tıp bünyesinde çalışan biyologların pek çok işi bir arada yürüttükleri
görülecektir. Bir başka ifadeyle olay
yerinden gönderilen suç aletleri, giysi, eşya vs. biyolojik materyaller
üzerinde sperm, kan veya diğer biyolojik lekeler aramak, lekeden orijin tayini
yapmak gibi bir dizi analiz çalışmalarını büyük bir titizlikle yürüten görünmeyen
gizli kahramanlar diyebileceğimiz asıl elemanlar biyologlardır. Ayrıca olay
yerinden gelen mühürlü bez torbanın özellikleri belirtilecek tarzda tutanakla
açılmasından tutunda, bu delil torbasından çıkan biyolojik materyallerin tek
tek incelenip üzerlerinde lekelerin alınması, aynı zamanda bu alınan leke
örneklerinin DNA izolasyon çalışmalarına başlanıp PCR (izolasyondan elde edilen
DNA’nın bazı bölgeleri polimeraz zincir tepkimeleri adı verilen teknik bir
işlemle binlerce kez çoğaltılması) ve denatürasyon işlemini takiben çoğaltılmış
DNA ürünün genetik analizör cihazına yüklenerek kişiye has ya da olay yeri
örneklerine ait DNA profilleri belirlenip, akabinde raporlandırma gibi bir dizi
işlemlerin her safhasında ter dökmektedirler. Her şeye rağmen bunca işi bir
arada yapan bu ekibin mutlaka bir gün hak ettiği bir konuma geleceklerdir
elbet.
İşte elektroforez metoduyla
çalışan lazerli analizör cihazların Adli Tıp Biyoloji İhtisas
Laboratuvarlarında kullanıma girmesi suçluların aydınlığa çıkarılması bakımdan
devrim niteliğinde bir gelişme olsa gerektir. Eskiden bir damla kanın kolloid (kolloidal
çözelti ve asıltı) üzerine konulan bir solüsyonla eritilme işleminin ardından
düz bir kaba konulmak suretiyle kana ait protein moleküllerinin güç kaynağı yardımıyla
ya anoda (artı elektrod) ya da katoda (eksi elektrod) hareket ettirilip taşıdıkları yüke göre
birbirlerinden kesin sınırlarla ayrılan protein bölgelerinin yerleri belirlenerek
iş kotarılmaya çalışılırdı.. Bir başka ifadeyle
agaroz jel elekroforez gibi yöntemlerle belirlenen bu bölgelerin jel kasetinden
çıkarılıp boyama işleminden geçirilerek şerit veya bant halinde görünümleri
sağlanıp protein miktarı direk dansitometre ile yüzde olarak örneğin toplam
protein miktarı mutlak değer olarak verilirdi. Derken belirlenen bu değerler
şüphelilerden alınan kan değerleriyle karşılaştırılıp kimliklendirme
çalışmaları ortaya konurdu. Artık
gelinen nokta itibariyle bu tür klasik ve manüel yöntemlere gerek kalmaksızın
bu yöntemlerin yerini DNA izolasyonu manyetik partikül tekniği kullanılarak
otomatik DNA izolasyon robotları almıştır. İşte bu son derece ileri teknikler sayesinde
bir yandan DNA analiz çalışmaları gerçekleştirilirken, diğer yandan da benimde
2002 yıl sonrasında yaklaşık 15 yıl süreyle Adli Tıpta çalıştığım o dönemde STR
DNA İncelemesi Power Plex Fusion 6C/Power Plex Fusion 6C direct ve Powerplex
CS7 kitleriyle DNA profillerin tespit işlemleri gerçekleştirilmektedir. Nitekim içinde bulunduğum o dönemde ki
çalışılan polimorfik STR DNA bölgelerine baktığımızda izole edilen DNA’dan Identifiler kiti kullanılarak
PCR cihazıyla çoğaltılarak elde edilen Otozomal D8S1179, D21S11, D7S820, CSF1PO, D3S1358, THO1,
D13S317, D16S539, D2S1338, D19S433, VWA, TPOX, D18S51, D5S818, FGA ve cinsiyeti
gösteren Amelogenin genle birlikte değim yerindeyse dört başı mamur
diyebileceğimiz bir eserle karşı karşıya kalınır ki onca yoğun çaba içerisinde
günün yorgunluğunu çalışan uzmanların üzerinden atmasına yeter artar da.
Ki, bu şahika eser tespit edilen DNA
profillerinden başkası değildir elbet.
Velhasıl-ı kelam, Adli
Tıp karanlıkta kalan pek çok olayların aydınlatılmasında adaletin tecellisinde eli
ayağı diyebileceğimiz gözde bir kurumdur.
Vesselam.
https://www.enpolitik.com/yazar/selim-gurbuzer/adli-tip-5066-kose-yazisi

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder