EVLATLIK ZEYD
SELİM GÜRBÜZER
Kelb kabilesinden Harise’nin oğludur Zeyd.
Babasının çok sevdiği bu can evlat, yedi
yaşlarında iken annesi ile birlikte Tayy kabilesine misafirliğe giderler. İşte Zeyd
için ne oluyorsa gittiği bu misafirlik kendisi açısından bir başka hayata adım
atmanın başlangıcı olur da. Hem nasıl bir başka başlangıç olmasın ki, düşünsenize
misafir olduğu Tayy kabilesinden kendine oyun oynayacak arkadaşlar bulup o
beldede her şey yolunda giderken, bir şafak
vakti uyanıp baskına uğradıklarında gürültü patırtı içerisinde o an bir yabancı
adamın elleri arasında bulur kendini. Heybelere yerleştirilen çocuklar artık köle
pazarındadır. Ve çokta sevimli olduğu gözlerden kaçmayan bu çocuğa ilkin Hakim
b. Hizam talip olup böylece köle pazarından Mekke yoluna koyulur. Derken uzun bir yolculuğun ardından satın
aldığı köle çocuklarla birlikte Hatice annemizin huzuruna çıktığında çocuklar
arasında Zeyd’de vardır.
Zeyd, Hatice annemizle göz göze
geldiğinde kendi hayal dünyasında; “Mademki baba ocağına dönüşüm yok gibi
gözüküyor, umarım şu güler yüzlü hanım beni seçer” düşünceleri zihninde canlanıverir
o an. İşte zihnini kurcalayan bu düşünceler eşliğinde bir umut ışığıyla
kendisine talip olmasını beklerken, bir anda Hatice annemizin;
-Bu çocuğu alıyorum demesiyle birlikte
Zeyd’i kendinden alıp kendine getirmesine ziyadesiyle yeter artar da.
Hakim b. Hizam bunun üzerine Hatice annemizin
isteğini kırmayıp:
-Bu çocuk sana hediyem olsun deyip o
sırada hava kararmaya başlamıştı ki onları uğurlayıverir de.
Zeyd,
Peygamberimiz (s.a.v) ile buluştuğunda
kendi ruh ikliminde anlam veremediği tuhaf bir değişim iklimi yaşar. Hatta Habib-i Ekrem (s.a.v) şefkatle başını okşayıp
bağrına bastığında Hatice annemize şöyle der:
-Bu çocuğu bana hediye eder misin?
Hatice annemiz gönül hoşnutluğu içerisinde
hiç tereddütsüz cevaben:
-Zeyd her haliyle sana aittir der.
Allah Resulü (s.a.v) bunun üzerine Zeyd’e dönüp:
-Şu andan itibaren köleliğin bitmiştir.
Artık hürsün, bundan böyle benim evladım sayılırsın deyip onu bir kez daha bağrına
basar.
Tabii, Nübüvvet ocağında tüm bunlar
yaşanırken, Baba Harise ise günlerce evladından
ayrı kalmanın acı hüznü ile yanıp tutuşuyordu. Öyle ki onu bu halde görenler, onun hakkında “Gözü
yaşlı Harise” demekten kendini alamayacaklardır. Derken evladından ayrı
kalmanın hüznüyle günler günleri, aylar ayları kovaladığı hac mevsimi gelip
çatmıştı ki; bu yılki hac kafilesinde yer
alan Kelb kabilesinden de Hacca gidenler Zeyd’i orada gördüklerinde biranda
heyecana kapılıp:
-İşte
Zeyd, İşte Zeyd, diye sesleniverirler.
Hemen yanına varıp ona babasının hüzün
halini anlatırlar.
Zeyd bunun üzerine şu karşılığı verir:
-Babama
gidin deyin ki, beni hiç merak etmesin, inanın burada endişeye mahal herhangi
bir durum yoktur. Çünkü bana baba şefkati gösteren El Emin Muhammed’in
evindeyim.
Tabii onlar da Hac dönüşü gözü yaşlı
Harise’ye oğlunu gördüklerinin müjdesini verip ardından evladının söylediklerini
bir bir aktarırlar da. Böylece baba heyecanla hasretle yanıp tutuştuğu oğlu
için Mekke yoluna koyulur. Nihayet baba oğul uzun bir ayrılığın ardından buluşuverirler.
Allah Resulü bu arada baba oğul kucaklaşmasının ardından şöyle der:
-Ey Zeyd! İşte baban, işte biz.
Zeyd cevaben:
-Benim yerim Senin yanındır deyip
tercihini Hane-i saadetten yana kullanır.
Haris’e her ne kadar oğlunun bu
sözlerinden ötürü hayal kırıklığı yaşasa da oğlu çoktan kararını ortaya
koymuştu bile.
Derken
bundan böyle Zeyd “Harise oğlu Zeyd” ismiyle
değil, tam aksine Muhammed’in manevi
evladı anlamında “Evlatlık Zeyd” ismiyle
uzun yıllar anılma şerefine nail olur hep.
Evet, El Emin’in evinde evlatlık olarak hizmet
eden Zeyd, gün gelir Allah Resulüne peygamberlik geldiğinde hiç tereddüt
etmeden iman eden üçüncü sahabe halkasında yerini alır da.
Ne diyelim, bize bu noktada ancak “Ne mutlu O’na evlat olma şerefine nail olana”
demek düşer.
Vesselam.
https://www.enpolitik.com/kose-yazilari/evlatlik-zeyd-8219

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder