26 Mayıs 2026 Salı

REC’İ SUYU VE HALİD B. SÜFYAN


 

    REC’İ SUYU VE HALİD B. SÜFYAN

    SELİM GÜRBÜZER

     Adal ve Kare kabilelerinden oluşan topluluk Resulullah (s.a.v)’in huzuruna geldiklerinde şu isteklerde bulunurlar:

     -Ya Resulullah! Bize Kur’an öğretecek ve bu dini anlatacak birilerini görevlendirmenizi diliyoruz.  

        İşte Allah Resulünün huzuruna gelen bu misafirler bir yandan taleplerini iletirlerken bir yandan da gözler pür dikkat Asım’a takılmıştı ki,   ona öğretici olarak göz diktikleri her hallerinden kendini belli ediyordu zaten.  Allah Resulü (s.a.v)  bu durumun farkında olarak hemen Asım’la birlikte birkaç öğretici kadroyu yanlarına katıp misafirlerini öyle uğurlayıverir. Derken yola revan olan kafile epey uzun bir yol mesafe kat ettikten sonra dinlenmek üzere Rec’i suyunun başında konaklayıverirler.  Ancak ne var ki, konakladıkları yerde uyuduklarından emin olduğuna kanaat getiren pusuya yatmış bir adam durum vaziyeti sinsice kendi kabilesine sızdırıp, böylece Lîhyânoğulları’ndan 100 insan sayısı kadar silahlı birlik, uyumakta olan kafileye ani baskın verir. O an Asım ve üç arkadaş neye uğradıklarının şaşkınlığı içerisinde uykularından uyandıklarında en son çare olarak yüz silahlı adama karşı en azından bir iki kişiyi telef etmiş olsak bile faydadır düşüncesiyle üzerlerine atılıverirler. Ancak bu üzerlerine atılma hamlesi bir yere kadar sürdürülebilirdi ki en nihayetinde yürekleri dağlayıcı hal vaziyette Rec’i suyu yanı başındaki kara toprağın bağrına şehit düşüverirler. Yetmedi gözü dönmüş bu caniler işledikleri cinayeti zafer işaretiyle kutlarcasına o an hepsinin cesetlere dokunma arzusu bürür. Neyse ki o esnada hiç hesap edemedikleri ve nereden geldikleri bilmedikleri bir arı sürüsüyle karşı karşıya kaldıklarında cesetlere dokunamayacaklardır. Hatta bundan daha da öte yine hiç hesap edemedikleri gece yarısı sağanak sağanak yağan yağmurla birlikte sel sularına karışıp kaybolan cesetler büsbütün heveslerini boşa çıkartacaktır. Böylece onlar bir zamanlar Asım’ın ellerini Yaradan’a açıp içten gelen bir yalvarışla niyazda bulunduğu “Allah’ım benim cesedime müşrikleri dokundurma” duasından bihaber olarak yaşadıkları birbirinden bu iki ilginç olayın mana ve ruhunu idrak edemeden sadece rehin aldıkları iki esirle birlikte Mekke yoluna koyulmakla yetinmiş olacaklardır.

         Malumunuz yine bir başka hadisenin fitilini ateşleyecek olan Halid b. Süfyan ise Medine’ye ani bir baskın yapma planını faaliyete geçirmek için hırslanıp kolları sıvayacaktır. O sinsi planlarını devreye sokmak için hareket ede dursun, Allah Resulü (s.a.v), onun bu sinsi planını vazifelendirdiği Abdullah b. Üneys’i onu öldürmesi yönünde verdiği emirle boşa çıkartacaktır. 

      Nitekim Abdullah b. Üneys (r.anh) üzerine vazife aldığı talimat doğrultusunda şöyle der:

      -Ya Resulullah! Emrin başım gözüm üstüne elbet, ancak Halid b. Süfyan’ı şahsen benim hiç görmüşlüğüm yoktur,  en azından şekli şemalı nasıl biridir, bana tarif ediniz ki üstleneceğim vazifeyi hakkıyla yerine getirmiş olabileyim.

      Habib-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) ise cevaben şöyle der;

      -Onu gördüğünde içinde bir ürperti ve şeytanı görmüş gibi bir sıkıntı hali oluşur ki, işte o kişi Halid b. Süfyan’dan başkası değildir.

      Gerçekten de Abdullah b. Üneys emrin gereğini yerine getirmek üzere Medine’den gizlice yola koyulup Ürene vadisine geldiğinde yüzlerce insanın arasında dolaşırken o anda kendinde bir sıkıntı hali hisseder. Derken o an Habib-i Ekrem (s.a.v)’in sözleri aklına geliverip sıkıntı hissettiği o adamla birlikte adım adım, konuşa konuşa yürüye durur.  

      Her ikisi birlikte yolda ilerlerken,  bu arada o adam şu suali sormadan da edemez:

      -Ey yabancı! Hele Sen kendini tanıt bir bakalım. Söyle bakalım, neyin nesi kimin fesisin,  sen necisin?  Diye sorar.

      Üneys cevaben:

       -Duydum ki Müslümanlara karşı buralarda ordu birliği oluşturulmuş, bende ister istemez bunu duyar duymaz buraya gelen bir Huzaa’lıyım der.

      Böylece kendini tanıttıktan sonra ardından çadıra girerler. Ve çadırda artık ikisi baş başadırlar. İşte o an gelip çatmıştı ki;  Üneys’in kılıcını çekmesiyle sıyırması bir olup Allah Resulünün verdiği talimat yerini bulur da. Nitekim Allah Resulü (s.a.v), onun görevini en iyi şekilde yerine getirmesi hasebiyle ona birde asa hediye edip şöyle der;

     -Ey Üneys!  Sana müjdeler olsun ki, Cennette bu asaya dayanarak gezineceksin.

      Tabii ki Allah Resulünün elinde hediye edilen bu asa herkese öyle kola kolay nasip olmaz. Böylece Abdullah b. Üneys (r.anh)  bu duygu ve düşünceler eşliğinde kendisine hediye edilen bu asayı ömrünün sonuna kadar itina ile sakladığı gibi arkadaşlarına vefat ettiğinde mezarına koymalarını da vasiyet etmeyi ihmal etmez.

       Ne diyelim bu noktada bize sadece  “Ne mutlu Peygamberimiz (s.a.v)’in hediyesine mazhar olanlara” demek düşer.

      Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazilari/reci-suyu-ve-halid-b-sufyan-8207

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder