YARATILIŞI İNKÂR EDEN YALAN MASALLARLA
NEREYE KADAR YÜRÜNÜR Kİ
SELİM GÜRBÜZER
Bilindiği üzere canlı türlerin fenotip veya
genotipinin değişikliğe uğramasında hem olumsuz çevre şartlarının neden olduğu
bir takım etken unsurların hem de türlerin hayatta kalabilme uğruna verdikleri mücadelelerinin
neticesinde ortaya çıkan bir takım yıpranmış illetli yapılar sebebiyet teşkil edebiliyor.
Ancak evrimcilerin dediklerine bakarsak sebebiyet teşkil eden bu tür illetli
yapıların bir şekilde doğal seleksiyona tabii tutularaktan ayıklanıp ileri ki
üreme dönemlerinde bir başka canlı türünün türemesini beraberinde getirecekmiş
güya. Şayet dedikleri gibi illetli yapıların doğal seleksiyon yoluyla ayıklanıp
ayakta kalanlardan ise ilerisinde yeni bir canlı türü ortaya çıkacak olsaydı
mesela genetik altıparmaklılık denen maraz bir illetten bugüne kadar çoktan
altıparmaklı nesillerin ortaya çıkmış olması icab ederdi. Oysaki ortada ne
altıparmaklılık gibi arızi
değişikliklerin nesilden nesile sürdürülebilir yönünde en ufak bir delil
gözükmekte ne de altıparmaklılık geninin baskın gen hale gelmişliği söz
konusudur. Ortada olsa olsa türün kendi içinde çekinik bir gen halde ve mutasyon
sınırları içerisine haps olmuş sadece hastalıklı bir gen yapı oluşumu vardır.
Hem kaldı ki mutasyon denen hadise hücrenin gen yapısında ansızın vuku
bulabilecek değişiklikler olup, bu durum daha çok ultraviyole ışınları, kozmik
ışınları, X ışınları ve kimyasal maddeler gibi etken unsurlardan kaynaklanan
milyonda bir ihtimal dâhilinde olabilecek değişiklikler şeklinde ortaya çıkabilmekte.
Ancak gel gör ki mutasyon hadisesin böyle bakmak varken tam aksine biyolojik
çeşitliliğinin ya da yeni varyasyonların temeli olarak göstererekten başka bir
türe dönüşen bir olaymış gibisine bir bakış tarzı ortaya konmakta maalesef. Ortada
fol yok yumurta yok ama böyle bir bakış tarzı neden ortaya konur, doğrusu
anlamakta zorluk çekiyoruz dersek yeridir. Hatta böylesi sapkın inadım inadım
teori bazında evrimci bakış açılarıyla nereye kadar varılır bilinmez ama şu da
bir gerçek bu tür fikirler ortada dolandıkça zihinler her daim bulandırılacak
gibi gözüküyor.
Hani Sedef Kabaş’ın şu meşhur zihinlere
saldığı “Kitleleri etkilemek için ortaya kocaman basit bir yalan atın” diye tavsiye
babından söylediği nağmeleri vardı ya, oysaki
evrimciler bu tip nağmeleri Sedef Kabaş’tan çok daha yıllar öncesinde
tavsiyenin de ötesine bu işi meslek haline getirerekten yapmaktaydılar zaten. Halen
yapmaya da devam ediyorlar da. Öyle ki bugüne kadar ortaya attıkları aynı yalanı
sürekli olarak bıkmadan usanmadan defalarca tekrarlayaraktan evrim teorisinin
önemli sacayağını oluşturan canlılardaki çeşitliliğin mutasyon kaynaklı
olabileceğini zihinlere kazımakta pekte maharetli çıktılar diyebiliriz. Elbette
ki bizimde mutasyonların DNA ve RNA’nın yapısında değişmelere sebebiyet teşkil
edebileceğine itirazımız olamaz. Hiç kuşkusuz bizim itirazımız ortada fol yok
yumurta yokken mutasyonların yeni bir başka canlı türü oluşturabileceği iddiasınadır.
Oysaki mutasyonlar yeni bir başka canlı türün meydana gelmesini tetiklemeyip
tam aksine kalıtsal bozukluklar olarak sahne almakta. Bu söz konusu mutasyon
oluşumunu tetikleyen mutagenik maddeler laboratuvar ortamında hayvanlar
üzerinde denenmiş bile. Fakat yine de
mutagen maddelerin insan üzerinde doğrudan mutasyona sebep olan tek yegâne
unsur olduğu konusunda kesin bir sonuç elde edilmiş değildir. Belki
10.000, belki 100.000 doğumda ancak ihtimal
sınırlarını zorlayacak şekilde anormal durumlar ortaya çıkabiliyor. Üstelik
ortaya çıkan anormalliğe neden olan binlerce mutagenik maddelerin hangisinden
kaynaklandığını milyonda bir ihtimal dâhilinde hesaplarla da tespit edilmesi
zor bir durumdur. Fakat çağımızda sanayileşmeyle birlikte zehir etkisi yapan
nükleer enerji santrallerinin, otomobillerden
ve fabrika bacalarında etrafa yayılan kimyasal gaz maddelerin hemen her türden
canlının mutasyona maruz kaldığı artık bir sır değil. Hele bilhassa aşağı yapılı canlılardan fare,
solucan, meyve sineği, bakteri ve bir takım bitkiler üzerinde etken unsur
olarak mutasyon görüldüğü konusunda bulgular tespit edilmiştir diyebiliriz. Hatta gerek bitki ve hayvanlara enjekte edilen
bazı ilaçların, gerekse tedavi için kullanılan bazı ilaçların insana aktarıldığında
icabında kusurlu doğumlara ve bir takım organ bozukluklarına yol açtığı da
apayrı bir mesele olarak karşımıza çıkabiliyor. Nitekim güvenli olduğu sanılan Talidomit
(Thalidomit=uyku habı) adlı teskin
edici bir uyku ilacı kısa kolluluk, kolsuz ve bacaksız doğma gibi çarpıklıklara
sebep olması bunun tipik bir misalini teşkil eder. Özellikle uyku ilacı gebeliğin
ilk iki ayında verilirse daha da anormal durumlar meydana getirebiliyor. Bir
zamanlar Batı Almanya’da doğum öncesinde kullanılan bu tür ilaçların
neticesinde 40.000 kusurlu doğum vakası gözlemlenirken diğer ülkelerden
İngiltere’de 1000, Amerika’da ise 200.000 doğumun kusurlu olduğu tespit
edilmiştir. İşte bu tür örnekler bize gösteriyor ki adına Talidomit denen uyku
ilacı çok rahatlıkla hücrelere nüfuz edip genetik zararlar meydana getirebileceği
gibi mutagenik etkisinin de olabileceğini söyleyebiliriz. Hatta hali hazır bu
hususlara değinmişken yine bu hususlarla alakalı bitki ve hayvanlarda mutasyona sebep olan bir takım ingredient maddeleri, yani
aktif bileşen veya etken maddeleri bir iki cümleyle şöyle de tanımlayıp sıralayabiliriz de:
Toksin- Mikroorganizmaların saldıkları zehirli maddeler olup bakteri,
virüs, mantar parazitleri, fare ve insan üzerinde mutasyon etki
yapabilmektedir.
Benzo(a)piren (BaP)- Sigara ve kömür dumanının yanı sıra kışın
hava kirliliği olan yerlerde fareler üzerinde mutasyon etkisi yapmaktadır.
Hatta akciğer plevrasında kansere de neden olmaktadır.
Kafein-
Kahve bitkisinde elde edilip genellikle kafein içerikli maddeler aşırı dozlarda
kullanıldığında bakteri, soğan, meyve sineği ve insan hücresi üzerinde
mutajenik etkinliği söz konusu olabiliyor.
Dimetil Sülfat- Kimya sanayinde
kullanılmakta olup, bilhassa DNA üzerinde mutasyon etkisi yaptığı
belirlenmiştir.
Nitröz
asit (HNO2)- Bakteri, virüs ve mantarlar üzerinde mutasyon
etkisi yaptığı belirlenmiştir.
Ozon
(O3)- Yağmurlu havalarda şimşek çakması sonucu teşekkül edip,
daha çok geniş yapraklı bitki köklerinin hücrelerinde kromozom kırılmasına
neden olmaktadır.
Trimetilamin
(TEM)-Kanser ilaçlarında ve böcek kemosterilizan maddelerde bulunup, ayrıca fare ve meyve sineği üzerinde
mutagenik etki yapabilmektedir
NaNO3
(Sodyum Nitrat)- Bütün gıda maddelerinde bulunup mutagenik etki
yapabiliyor. Nitekim NaNO2 + HCl → NaCl + HNO2
denkleminden de anlaşıldığı üzere mide içerisinde tuz asidi (HCl) yardımıyla
HNO2 mutagenik madde olarak ortaya çıkar. Hatta birçok bilim adamı tarafından HNO2
+ NaCl karışım halinde mide kanserine yol açtığı söylenmektedir.
İşte mutasyona sebebiyet teşkil
olabilecek nitelikte yukarıda kısaca tanımladığımız etken maddelerin haricinde bir
de bir başka arızi değişiklik biçimi daha vardır ki, o da malum kalıtsal
olmayan, yani dölden döle geçmeyen modifikasyon türü değişikliklerdir. Örnek mi, işte yıllardır sünnetli babadan
sünnetli evlatların doğmaması bunun en bariz örneğini teşkil eder zaten. Hatta
sünnet olmuş Müslüman toplumların üzerinde milyarlarca yıl kaç kuşak geçse de
hiç fark etmez, yine Müslüman ailelerden doğacak olan çocuklar her daim
sünnetsiz doğacaktır. Yani bu demektir
ki; sünnetsiz dünyaya gelen çocuğun sünnete tabii tutulup üreme organında modifiye
bir değişikliğe uğrasa da kaç kuşak sonraki dünyaya gelecek çocuklar asla
sünnetli nesil veya sünnetli kuşak oluşturamayacaktır.
Malumunuz
bir organizmanın yapısını oluşturan genlerin tümü genotip (genom) olarak tanımlanır. İşte bu tanımlamadan hareketle çok rahatlıkla
şunu söyleyebiliriz ki genotipi farklı olan bireylerin izdivacından doğacak
olan bireylerin fenotipleri de tıpa tıp aynı olmayıp farklı olacak demektir.
Ancak bu söylemimizden sakın ola ki fenotipleri ve genotipleri farklı
bireylerin birkaç kuşak sonrasında farklı türden bir başka yaratık ortaya çıkaracak
anlaşılmasın. Tam aksine aradan kaç kuşak geçerse geçsin her birey kendi hem cinsinden
zengin çeşitlilik olarak neslini devam ettirecektir. Bir başka ifadeyle bu
zengin çeşitlilikten asla başka cins varlık türemeyecektir. Hatta buna arızi
değişiklikler de dâhildir. Yani sonradan oluşabilecek bir takım arızi değişik
kombinasyonlar hiçbir şekilde türün kendi orijinal asliyetine herhangi bir
halel getiremeyeceği gibi başka türden bir yaratığın oluşumuna da geçit
vermeyecektir. Böylece her tür arızi değişikliklerden etkilenmeksizin kendi soy
ağacı içerisinde neslini korumuş olacaktır.
Evet, ister adına çeşitlik deyin isterse arızi
değişiklik deyin, her iki durumda da her
tür orijinalliğinden uzaklaşıp başka bir canlı ya da başka bir tür
doğurmayacaktır. Tam aksine her türün kendi içinde orijinalliğini koruyaraktan
farklı ırkların ortaya çıkmasında olduğu gibi zenginliğin ifadesi çeşitlilik
doğa gelecektir. Öyle ya, bir insanın siyah olması ya da beyaz olması ne
fark eder ki, sonuçta ortada renk
bakımdan çeşitlik söz konusu olup yine insan insan olarak farklı türden
ırklarla varlığını sürdürüyor olmakta, hayvanlarda
kendi türünde hayvan olarak orijinalliğini koruyarak varlığını sürdürmekteler. Bir
an başımızı öne koyup evrimcilerin iddia ettikleri şekliyle insan genomunda
renk değişikliklerinin de mutasyon kaynaklı bir oluşum olarak düşünür olsak
bile, biliniz ki böylesi bir oluşumla insandan başka bir yaratığı ortaya
koyacak bir değişiklik getirmeyecektir. Hadi diyelim ki mutasyona uğramış
genler kalıtsal olarak dölden döle geçtiğini varsaysak bile asla ve kat’a böylesi
bir geçişle de yine yeni bir tür yaratık ortaya çıkmayacaktır. Kaldı ki
mutasyonlu geçişe bağlı değişiklikler genel itibariyle sadece ya bir iki baz ileri
ya da bir iki baz geri değişiklikler şeklinde karşımıza çıkmakta, yani bir başka
ifadeyle mutasyon sınırlarını aşmayacak bir şekilde değişiklik ortaya çıkmakta.
Zaten bu tür istisnai kabilden değişiklikleri genele şamil hududu aşacak
değişiklikler olarak nitelendirmek akla ziyan bir tutum olur. Mutasyon hadisesiyle karşımıza çıksa çıksa
sadece istisnai türden zararlı değişiklikler olarak çıkıp, ki bu durum mutasyon
denen hadisenin tabiatında var olan bir durumdur. Nitekim canlıların
yaratılışından bugüne hangi yaratılmış canlı türü olursa olsun hiç fark etmez mutasyona
maruz kalıp da o canlının uzun ve sağlıklı ömür yaşadığı görülmüş değildir.
Şurası muhakkak mutasyona uğramış hücreler uzun ömürlü kalsa bile istisnai bir
vaka olarak değerlendirilir. Belli ki atalarımız ”İstisnalar kaideyi bozmaz” sözünü boşa söylenilmemişler.
Her ne kadar Evrimciler bu atasözümüzü görmezden gelerekten mutasyonların çok
az bir kısmının faydalı olduğunu ileri sürüp çok küçücük zerre miskal
değişikliklerden medet umar hale geliyor olmaları bile içine düştükleri garabet
hallerini gözler önüne sergilemeye yeter artar da. İşte bu içine düştükleri
garabet hallerine rağmen halen bugün olmuş gelinen noktada milyonda bir görülen
istisnai birkaç uç örneklerden fayda umma çabasıyla ideoloji haline getirdikleri
ispatlanmamış teori bazında evrim fikriyatını kurtaracaklarını zannetmekteler.
Ne diyelim işte sizde görüyorsunuz ya, evrimcilerin
canlı âlemde cereyan eden harikulade dönüşüm ve çeşitliliği açıklamaktan aciz kalıp
bu işten sıyrılmak adına istisnai olgulara bel bağlamışlıkları ve köşeye sıkışmışlıkları
o kadar net kendini belli ediyor ki milyonda bir ihtimal dâhilinde mutasyona
uğramış olgulardan hareketle işi kotarma peşindelerdir.
Ah ahmakça fikirlere kapılmış evrimciler!
Durum vaziyeti kotarmak adına milyonda bir
rakama tav olacak kadar batak bir duruma düşebiliyorlar, oysaki mutasyona bel
bağlayarak nereye kadar sürüklendikleri evrimcilik bataklığından yakalarını
kurtarabilirler ki. Bir kere gittikleri yol en baştan beri zaten çıkmaz yoldur,
bu gidişle düştükleri bataklıktan asla çıkamayacaklardır.
Velhasıl-ı kelam; mutasyonlarla canlı
organlarında bazı değişiklikler çoğu kez zararlı ve ölümcül olmakla birlikte
yaşama imkânı veren istisna türden mutasyon hadiseleri gerçekleşebiliyor. Fakat
yaşama imkânı veren bu tip mutasyonlar kendi türü içerisinde sınırlı kalıp, cüzü bir değişiklikten öteye geçemeyecektir.
Vesselam.
https://www.enpolitik.com/yazar/selim-gurbuzer/yaratilisi-inkar-eden-yalan-masallarla-nereye-kadar-yurunur-ki-5816-kose-yazisi