ORUÇ HEM
İBADET HEM SIHHATTİR
SELİM GÜRBÜZER
Bir takım aklı evvel adamlar “bütün gün
aç ve susuz kalıpta sağlığımı hiç yoktan yere tehlikeye atamam” diye dursunlar,
oysaki aç susuz kalan bir insanın 3 ila 5 gün dayanacak takati kalabiliyor. Bu demektir
ki oruç vücudu kendi kendini eritecek ve yıpratacak derecede, yani starvasyona
yol açacak derecede total açlık çektiren bir ibadet değildir, bilakis vücudu
yenileyip dinamizm katan ibadettir. Kaldı ki uzmanlar tarafından yetişkin sağlıklı
bir insanın muhtemelen 1 ila 2 ay arasında yemeksiz hayatta kalabileceğini,
sırf susuzluk bakımdan ise 3 güne kadar dayanabilecekleri, hatta nadiren de
olsa bu sürenin uzayacağı noktasında 8-10 günü bulabileceği öngörülmüştür.
Örnek mi? İşte İzmir depreminde yediden yetmişe hemen herkesin malumu 91 saati
aşkın susuz-yemeksiz kalan çocukların sağ kaldıkları bilinen bir vakadır. Hele
bilhassa bunlar arasında 4 yaşındaki Ayda Gezgin yavrumuzun depremin 91.
Saatinde 3 Kasım’da enkaz altında mucizevi bir şekilde sağ salim kurtarılmış
olması bunun en bariz örneğini teşkil eder zaten.
Şu bir gerçek insan rızıksızlıktan
ölmez, ölse ölse sadece açlıktan ölebilir. Nitekim Rabbü’l âlemin bu hususta “Nice hayvanlar vardır ki, rızkını (biriktirip) yanında taşımıyor. Çünkü onların da sizinde rızkınızı Allah veriyor.
O her şeyi işitir ve bilir” (Ankebut,
60) diye beyan buyurduğu ayet-i
kerimeyle bu gerçeğe işaret etmiştir. Malum biz aciz kullar olarak hayatta kalabilmek
için enerjiye ihtiyaç duyarız. Bunun içinde öncelikle gece gündüz demeden yediklerimizden
ve içtiklerimizden enerjimizi karşılamaya çalışırız hep. Öyle ki bu hususta diyetisyen uzmanları bir insanın
ortalama günlük enerji ihtiyacını karşılaması gereken kalorinin 2000 kalori olduğunda
hemfikirdirler de. Her ne kadar bu sayı
kişiden kişiye değişiklik gösterse de normal şartlarda bir insanın ihtiyacını
karşılayacak olan enerji miktarı 2000 kalori iken, şayet gün içerisinde yediği içtiği gıdalarla 3000
kalorilik daha bir enerjik güç vücuduna kattıysa, bu kattığı ile birlikte fazladan aldığı 1000
kalorilik enerji vücudunda yağ olarak depolanacak demektir. Böylece uzmanların
öngörüsüne göre vücutta depolanan enerji sağlayıcı yağ deposu sayesinde bir
insan hiçbir iş yapmadan yetmiş bir gün aç halde yaşayabileceği öngörülmüştür. Bir
başka ifadeyle insan vücuduna aldığı yiyecekleri eğer enerji olarak
kullanılmayıp atıl haldeyse bu durumda enerji birikiminin yağa dönüşümü
sayesinde bu süre zarfında hayatta kalmayı başaracak demektir. Zaten termodinamiğin birinci koruma kanunu
gereği enerji hiçbir zaman yok edilemez gerçeği böyle olmasını gerektirir. Zira
enerji sadece bir formattan başka formata geçiş yapar. O halde böylesi ortada fizik
kanunu varken vadesi dolmuş bir şahıs için rızıksızlıktan öldü demek abesle
iştigal bir tutum olur. Üstelik böylesi bir bu tutumun ne dinle imanla bağdaşı
yanı var ne de bilimle. Düşünsenize bir kilo yağın 7700 kalorilik bir enerjiye karşılık
gelmektedir. Öyle ya bir insan vücudunun
ihtiyacından fazla 7700 fazla kalori alırsa bu demektir ki bir kilo yağ
depolamış olacaktır. Kelimenin tam anlamıyla bir insan vücudunda ne kadar fazla
enerji kullandırmıyorsa o kadar kalori edinmiş olur, vücudunda depoladığı yağı ne kadar yakarsa o
kadar da kalori tüketmiş olur. Öyle anlaşılıyor ki; vücutta fazla enerjiyi
depolamanın metodu yağa dönüştürmekten geçmekte. Şimdi tamda bu noktada ortaya
konan bilimsel veriler insanın rızıksızlıktan ölemeyeceğini gösterirken nasıl
olurda birileri halen bu gerçekleri görmezlikten gelip insanın rızıksızlıktan
ölebileceğinden dem vurur doğrusu şaşmamak elde değil. Aslında bu çokbilmişlikten öte düpedüz
itikadımızla oynamaya yönelik bir tavırdır. Onlar pişkin pişkin tavır sergileye
dursunlar, bizim zaviyemizden meseleye
baktığımızda akıl var mantık var 71 günlük zaman dilimi küçümsenmeyecek
derecede az buz bir zaman dilimi olduğu besbelli, illa ki bu zaman aralığında bir insanın bir
şekilde hayatta kalabilecek gıdaya ulaşması an meselesidir. Yani bu süre
zarfında rızıklanması an be an mümkün gözükmektedir. Dolayısıyla siz siz olun ölüm
nedenini rızıksızlıkta aramak yerine mesela bir deprem anında enkazın altında
nefessizlikten ya da ani kalp krizi gibi bir takım etken unsurlarında ölüme
neden olabileceğini nazar-ı itibara almak en doğru tavır olacaktır. Hem kaldı
ki bırakın deprem gibi doğal felaketlerde yaşananları, normal şartlarda bir
insan kendi kendine nefesini tutmaya kalkıştığında ancak 3 ila 5 dakika arası
tutabildiği bilinen bir gerçekliktir. İşte bu gerçekliğe rağmen bazı aklı
evveller bir insanın nefesini tuttuğunda 3-5 dakikalık nefessizliğe tahammül
edemeyeceğini ya da kalp krizi geçirdiğinde 3 ila 10 dakika arası kalbin durmasıyla
hayatta kalamayacağını bildikleri halde, oldu ya ölen kişi fakir biriyse hemen
fakir oluşuna istinaden hemen rızıksızlıktan öldü deyivereceklerdir. Onlar ölüm
sebebini yoksulluğa ve rızıksızlığa bağlayıversinler, oysaki Atatürk
Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya bölümünde Prof. Dr. Münip Yeğin araştırmacı
kimliğiyle “Oruçlularda hakiki açlığın olmadığı, aksine yağ depolarının harekete
geçerek vücudun ihtiyacını karşıladığını ve bunun da, damar sertliğini önlediği”
şeklinde yayınladığı raporla bu tür hezeyanları boşa çıkartan bir isim
olmuştur. Madem yayınlanan raporla bu tür bahanelerin ardına sığınanların
hevesleri kursaklarında bırakılıp boşa çıkartılmıştır, o halde siz siz olun açlıktan ölme
hadisesini “Rızıksızlıktan öldü”
şeklinde tevil yoluna gitmeyiniz. Kaldı ki açlık başka bir şey rızıksızlık
başka bir şeydir, dolayısıyla sapla samanı birbirine karıştırmamak gerekir. Ki,
bu hususta bilimsel çalışmalar bize 71 günlük açlık zaman diliminde bir şekilde
gıda bulmanın pekâlâ mümkün olabileceğini gösteriyor. İşte bu nedenledir ki
biyolojik açıdan meseleye baktığımızda oruç açlık değil, bilakis vücudu dinlendirerekten
dinamizm kazandıran bir ibadettir. Hele
bir mümin orucu ibadet şuuruyla tutuversin bak o zaman vücuda dinamizm ve
sıhhat katmanın ötesinde manevi moral ve motivasyon yönünden de sıhhat bulacak
demektir. Hem kaldı ki oruç tutmaya mecburuz da. Çünkü Allah-ü Teâlâ; “Ey inananlar! Oruç
sizden öncekilere farz kılındığı gibi Allah’a karşı gelmekten sakınanız diye
size sayılı günlerde farz kılındı... Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için
hayırlıdır” (Bakara suresi ayet 183–184) diye beyan buyurduğu
ayetiyle orucun bundan önceki ümmetlere farz kılındığı gibi son ümmet olarak
bizlere de farz kılınmıştır. Hiç şüphe yoktur ki müminler olarak oruç farzını
layıkıyla yerine getirdiğimizde ibadet sevabının yanı sıra vücudun sağlığı
açısından da sıhhat bulacağımız muhakkak.
Kaldı ki Tıp dünyasında bile artık orucun bilimsel açıdan pek çok faydaları
şimdiden tek tek veri olarak ortaya konuluyor da. İnsanoğlu hem nasıl ki bütün
yıl çalışıp da ardından dinlenmek için yılın bir ayını tatil yaptığında güç tazeliyorsa,
aynen öylede Ramazan ayı geldiğinde de organlarımız tatile çıkıp bu sayede güç
tazelemiş olurlar. Yani bu demektir ki
Ramazanın sonunda tüm vücut azalarının bayramları gerçek anlamda bayram olmuş
olur. Hele ki karaciğer için Ramazan-ı
Şerif tam da bulunmaz bir fırsat zaman diliminin ötesinde çokta büyük bir
nimettir. Düşünsenize karaciğer organı yıl boyunca adeta kimya fabrikası gibi
harıl harıl çalışmasıyla birlikte icabında görevlerini aksatma gibi bir dizi
problemler yaşayabiliyor da. Neyse ki Ramazan aynın gelmesiyle birlikte kimya
fabrikası karaciğerimiz besin depolama işinde rahatladığı gibi oruç süresince istirahate
çekilmeyi fırsat bilip yeniden fabrika ayarlarına dönüş yapmışta olur. Derken
fırsattan istifade karaciğerimiz fabrika ayarlarına döndüğünde vücudumuza
sindirim yoluyla aldığımız gıdalardan her bir organımız için her ne ilaca ihtiyaç
varsa yeniden yenilenmiş üretim tesislerinin devreye girmesiyle birlikte vücut
için gerekli globülinler üretilip
böylece vücudun kimyasal denge ayarı hal yoluna girmiş olur.
Peki, oruç sadece kalbe ya da sadece karaciğere
mi fayda sağlar? Elbette ki kalp ve karaciğerin yanı sıra mide içinde bulunmaz
bir nimettir. Düşünsenize bütün yıl boyunca öğütücü bir değirmen misali çalışıp
bitap düşen midemiz oruç sayesinde bir bakıyorsun mide kasları ve salgı hücreleri
bir süreliğine de olsa dinlenip bayram etmiş olurlar. Hem nasıl bayram
etmesinler ki, baksanıza insan niyet etmeksizin aç kalınca mide içerisinde asit
birikimi gözlemlenirken, oruca niyet ettiğinde
ise tam aksine midedeki asit birikiminin otomatikman durup kendini rölantiye aldığı
gözlemlenmiştir. Belli ki niyetinde tıpkı hormon etkisi gibi vücuttaki
organlara uyarıcı etkisi de söz konusudur. Nitekim oruca niyetle birlikte beyinden
salgılanan hormonlarında niyet hadisesine destek çıkıp tüm vücut organları
üzerinde olumlu yönde etki yaptığı artık bir sır değil elbet. Öyle ki bir insan oruca niyete eder etmez gün boyu
üzerine sinecek olan stres birikimlerinin sinir sistemi üzerindeki oluşturacağı
travmaları bir anda bertaraf edeceği gibi vücut için son derece hayati öneme haiz
hipofiz, thyroid, pankreas salgı bezlerinin faaliyetleri geçicide olsa askıya
alınıp rahat nefes almalarının önü açılmışta olunur. Hiç şüphesiz orucun manevi
yönden faydası ise Resulullah (s.a.v)’in ‘Muhakkak ki bütün ameller niyetlere göre
değerlendirilir ve karşılık görür’ diye beyan buyurduğu hadis-i şerifin sırrınca
tüm azalarımızın sükûnet bulup huzura ermiş olmasıdır. Üstelik bu huzura eriş hem fiziki boyutta hem
de manevi motivasyon boyutunda karşılık bulur da. Nitekim oruçla birlikte bir bakıyorsun bağırsakların
istirahate kavuşmasıyla birlikte hem sindirim salgı akışında ve emiliminde
rahatlama görülür hem de kasılmakta olan mide-barsak düz kas hücrelerinde relaks
bir şekilde gevşeme hali de görülür. Hakeza oruç sayesinde bir bakıyorsun damarlarda
dolaşan kan hacminin azalmasıyla birlikte küçük tansiyonun normal dengesine
oturup kalp ritminin hafiflediği görülür. Bu arada niyet edip gün boyu tutulan oruçla
birlikte sindirilen gıdalar minimum seviyelere düşeceğinden kan üretimi için kemik
iliğinin uyarılmasının da ihmal edilmediği gözlemlenmiştir. İhmal edilmediği
şundan biliyoruz, bikere sağlanan bu kan akışı ve üretimi sayesinde anemi olan pek
çok insanın çok rahatlıkla oruç tutabildiğine şahit olmuşuzdur. Belli ki oruç
ibadeti anemik olanlara daha kolay kan üretir bir uyarımla etki yapmakta. Hatta zayıf veya şişman insanlarda ise bir
başka etki yapıp bir bakıyorsun orucun vücutta oluşturduğu olumlu etkileri sayesinde
zayıf insanlara kilo aldırıcı etki yaptığı, şişmanlara ise kilo verdirici etki
yaptığı gözlemlenmiştir. Nitekim oruç sayesinde damarda biriken yağların hızla yakılması
neticesinde kollesterol ve trigliserid değerleri normal seviyelerde seyredip böylece
damar sertliğini önlemeye karşı koruyucu etki yaptığı gözlemlenmiştir. İşte bu
gerçeklerden hareketle İtalyan asıllı Dr. Victor Pauchet bu hususta kendi
coğrafyasında yaşadığı insanlara bakın ne tavsiyede bulunuyor: “Senenin
belirli günlerinde Müslümanlar gibi aç kalınız. Yirmi saat aç durunuz. Mideyi
dinlendirmiş ve böylece devamlı çalışan mide makinesine istirahat imkânı vermiş
olursunuz. Ayaklarınızı, kollarınızı birkaç defa yıkayınız. Katiyen içki
içmeyiniz ve en iyi ilacında temiz su olduğunu unutmayınız.”
Velhasıl-ı kelam, oruç tutmak tavsiyenin ötesinde hem madden hem
ruhen arınıp güç tazelemektir.
Vesselam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder