BİLGİ ÇAĞI VE BİLGİNİN GELECEĞİ
SELİM GÜRBÜZER
Bakın Alvin Toffler adına; “Gelecek Şoku”, “Üçüncü Dalga” ve “Yeni
Güçler Yeni Şoklar” verdiği eserleriyle
ismini duyuran bir aydın olup insanlığın geçirdiği evreleri tarım, sanayi ve
bilgi olmak üzere üç dalga halde tasnif etmiştir. Gerçekten de bilgi, çağımıza
damga vuran en etken unsurdur. Ancak bilgi çağında, elektronik bilgi işlemlerle
bilgi üretip insanlığa katkıda bulunalım derken, bu arada insani değerleri
unutmuş gözüküyoruz. Oysa insan faktörünü ihmal ettikten sonra kat be kat bilgi
üretilse de ne işe yarar ki. Üretilen o
bilginin bir kıymet ifade etmeyeceği muhakkak. Bakın insani değerlerden yoksun
kitleler şimdiden ruhsal problemlerin girdabına düşmüş durumda bile. Madem öyle, Bilgi çağında kültürel aşılar vermeyi ihmal
etmemek gerekir. Ki; insanlık ab-ı hayat bulabilsin.
Artık ideolojilerin uzun ömürlü olmadığını
bilmeyen yok gibi. Her ideolojik
sistemin hâkimiyet süresi taş patlasın 10–15 yılı geçmiyor, eninde sonunda
çöküş kaçınılmazdır. Bu durumu Daniel
Bell 1960’ta yayınlanan; “İdeolojinin
Sonu” adlı eseriyle teyit ediyor. Zaten yaşanan tarihi süreçte bu tespiti
doğruluyor. Misal mi istersiniz, işte Faşizm, Nazizm ve Komünizm bunun en
çarpıcı örnekleri. Hani komünizm son kurtuluş reçetesiydi, böyle bir ideoloji
Rusya'da ancak 70 yıl yaşayabildi ve akabinde tarihin çöplüklerine gömülmüştür.
Hatta bizim şu eski sol tüfekler bir sabahleyin uyandıklarında ideolojilerinin
yıkılıp demir perde ülkelerinin, Türk ve diğer cumhuriyetlerin dağıldığını
gördüklerinde şaşkın leyleğe dönmüşlerdir. Nasıl şok yaşamasınlar ki, her biri tarihe
karışıyorlardı. Gerçekten de ölümüne inandıkları ideolojileri iflas edip,
yerini bilgiye terk etmesi onlar için pekte kolay olmadı. Üstüne üstük birde
tüm bunların üzerine bilgi çağının gereği serbest piyasa ekonomik modelinin
benimsenmesi, sivil toplum olgusunun yerleşmesi ve katılımcı demokratik
anlayışların kitlelerce kabulü statükocuların heveslerini kursaklarında
bırakmaya yetmiştir. İyi ki bilgi, çağımıza damgasını vurmuş, ister istemez bu
değişim Türkiye gibi birçok ülkelerin ideolojik kimlikten çıkıp bilgiye
yönelmesini sağlamıştır. Dahası, Karl Marks’ın hararetle öne sürdüğü;
kapitalizmin son aşamasının komünizmi doğuracağı kehaneti bilgiyle son
bulmuştur. Galiba aynı akıbet kapitalizm içinde geçerli, elbet komünizmin başına gelen onunda başına
gelecektir. Dedik ya hiç bir ideoloji uzun ömürlü olamıyor. Zira bütün izm’ler,
Cemil Meriç’in ifadelerinden yerini bulan; idrakimize
giydirilmiş deli gömleklerdir. Nitekim her bir ideoloji ekonomik buhranlı
dönemlerin ortaya çıkardığı ve konjonktürel şartların tetiklediği ürünlerdir.
Eninde sonunda kapitalizmde bu akıbetten nasibini alacaktır, bunda hiç kimsenin
kuşkusu olmasın. Her ne kadar Francis Fukuyama; sosyalizmin çökmesiyle tarihin sonu tezini ileri sürse de, bilakis
tarih sonlanmadı bu alın yazısına kapitalizmde muhataptır. Anlaşılan o ki; İnsanlığı huzurlu kılan ‘izm’ler değil, objektif ve sübjektif bilgilerin hayata
geçmesidir. Malum bilginin maddi yönü teknoloji, sübjektif yönü ise mukaddes
değerlerimizdir. Bu yüzden günümüzde materyalist öğretilerin bayatlayıp yerini
bilgiye terk etmesi, bu çağın en dikkat çeken hadisesidir. Zaten bilgiye
yönelik akademik çalışmaların hızla çoğalması, sanayi ve ticari hayatın geniş
yelpazede yapılanması bunu teyit ediyor. Artık bu noktadan sonucu ideolojiler
cansız iskeletten başka bir mana taşımayıp fosil kayıtlar olarak tarihe
geçecektir.
Bilgi üretimi sanayi ve teknoloji ilerlemeyi sağladığı gibi, sosyal
tabanlı militarist eğilimleri de bertaraf ettiği bir vaka. Bilgi çağında daha çok düşünen, bilgiye
entegre olmuş ve zihni disipline ulaşabilmiş insana ihtiyaç vardır. Tarım
toplumunun o alışılmış geleneksel kalıplarla yoğrulmuş bilgiden bihaber
insanların bu çağda ülkesine verebileceği pek bir şey yoktur. Dahası; bilgiyle
donatılmış aynı zamanda geleneksel değerlerle yoğrulmuş genç beyinlere ihtiyaç
vardır. Dikkat edin sadece bilgi donanımı demiyoruz geleneksel değerlerimizi de
vurguluyoruz. Zaten işin içine geleneksel değerler katılmasa bir süre sonra
insanları ruhsuz mekanik robot göreceğiz demektir. O halde bilgi çağında
mekanikleşmeksizin, insan ruhunun susuzluğunu giderecek geleneksel değerlere
değer katmak icap eder. Aksi takdirde bilgi üretenler bilim tanklarının içini
maneviyattan yoksun bırakmakla kimlik bunalımına benzer birçok derin krizlerin
doğmasına sebep olacaklardır. Tabir caizse, bilimin kuluçka makinesi maneviyat
ve aşk olmalıdır. Şayet romantizmini yitirmiş batı insanının düştüğü girdaba
düşmemek istiyorsak bir elde bilgisayar, diğer elde İslam’ın engin ruhuyla
çağlara ferman okumakta fayda var. Bakın Vahyin soluğu, insanı makineye köle
yapmamakta, bilgiye mana yükleyip insanı eşrefi mahlûkat kılıyor. Maalesef
Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’dan yoksun toplumlar, bilginin soyut kısmına değil
materyal aksamına esir düşüp adeta robotlaşmaktadırlar. Gerçekten de yapılan
araştırma sonuçları bize gösteriyor ki; maneviyattan yoksun toplumlar
yaşadıkları anla ilgileri yoktur. Tabii durum vaziyet böyle olunca soluk soluğa
hayatlarını heder eden ruhsuz kitleler, ya stresin kucağında intihar etmekte ya
da patlamaya hazır bomba misali asabi topluluklar oluşturmaktadır. O halde,
bilgi ve bilgiyi üreten elektronik bilgisayarların yanına geleneksel
değerlerimizi de ilave etmeli ki, kitleler ‘hayır hah topluluklar’ olabilsin.
Bu bakımdan bilim ordusunu hem madden, hem de manevi bakımdan teçhiz etmek
gerekir.
Bilgi çağında insan makinenin diliyle konuşabildiği gibi, ruhunun sesine
de kulak vermelidir. Bakın Nobel Fizik ödülü kazanmış Pakistanlı Abdus Salam,
bir konferansta şöyle der; “Umarım sizi
bugünün şartlarında, birinci sınıf bir bilim olmadan teknoloji olmayacağına
inandırabildim. Bazılarımız sanırım teknolojinin tarafsız olduğuna bilimin ise
değer yüklü olduğuna inanırız. Çağdaş bilimin akılcılığa götürdüğüne hatta dini
inkâra götürdüğüne (...) inananlarımız vardır.” (Abdus Salam, Bilim
Aktarımı ve Teknoloji Aktarımı, Fizik Mühendisliği, Cilt.3. Sayı 28 Mart 1984).
Pakistanlı Abdus Salam’ın sözlerinden anlaşıldığı üzere bilgi üretmeden
teknolojinin olamayacağını aynı zamanda bilimin değer yüklü olması gerektiğine
işaret edip, son noktayı şöyle bağlar:
“Çağdaş fiziğin hiçbir buluşu Kur’an’a
ters düşmemektedir.” (Bkz. Abdus Salam, idealler ve Gerçekler, Sayfa
40,1992).
Bilgi çağına giden yolu iyi keşfedip ilmi esas alan, iyi yetişmiş bilim
teknokrat kadrolarla birlikte doruklara ulaşabiliriz pekâlâ. Bakın Sovyetler’in Demir Perde ülkeleri
arasında güç olarak ortaya çıkması Deli Petro’nun kurduğu bilim akademileri ve
oluşturduğu bilim ordularının etkisi çok büyüktür. Bu etki nereye kadar
derseniz, malum 1957 yılında Sovyetler’in Sputnik’i uzaya attığı ana kadardır.
Derken SSCB ikinci dünya savaşı sonrası sanayi çağına veda etmiştir.
Şurası muhakkak bilgi çağına ulaşmada bilim akademilerinin sayısının
artırılmasının yanı sıra, bilim kadrolarının (bilim ordusu) yetişmesi de
çok önem arz eder. Türkiye bu noktada diğer ülkelere kıyasla üniversite sıralamasında
çok gerilerdedir. Hakeza bilim kadrosu bakımdan da öyledir. Hatta fazla uzaklara
gitmeye de gerek yok, Pasifik kuşağı ülkelere nispeten durumumuza baktığımızda
içler acısı tabloyla karşılaşırız. Bugün G. Kore’de 256 üniversite ve 21
araştırma enstitüsü var. Dünya ölçeğinde bilgi üretimine katkı bakımdan ise 36.
sırada bulunmamız talihsizliğin ötesinde ihmal edilmişliğin hazin bir
göstergesidir. Neyse ki 27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubatın olumsuz etkilerinden
kurtulan Türkiye hemen hemen her ilde üniversite açabilecek duruma
gelebilmiştir. Böyle de olması gerekirdi zaten. Çünkü biz, hücrelerimizde bir
zaman medeniyet aşılayan ve cümle âleme bilim aşılayan cihanşümul devlet olmuş
neslin genlerini taşıyoruz.
Bilim aynı zamanda doğduğu alanla da sınırlı değildir. Nitekim Süryani
çeviriciler Yunan kaynaklarını Arapçaya tercüme edip bu sayede Grek kültürünü
bizim topraklara kazandırmışlardır. Tabii kazandırmak derken İslâm’la taban
tabana zıt düşmeyecek buluşmayı kastediyoruz. Böylece bilim orta çağda filiz
verir de. Zaten İslâmiyet; “İlim Çin’de
de olsa alınız” beyan buyurur. Onun için hem almaya, hem de vermeye karşı
çıkmamalı. Zira Sabit İbn Kurra ve Rabbi Ben Ezra gibi çeviricilerin iklimimize
taşıdığı bilgi ve kültür kaynaklarını Arapçadan Avrupa dillerine aktarılmasıyla
birlikte, batı kendi Rönesans’ın temellerini atmıştır. Bir başka ifadeyle doğu,
batı âlemine Rönesans’ını gerçekleştirmede rehberlik etmiştir. Şayet batı bilim
ve kültür hazinelerini kendi dillerine aktarmasalardı bugün batı medeniyetinden
söz edemeyecektik. George Sarton haklı olarak; “İslâm olmasaydı Rönesans gerçekleşmezdi” deyip bir gerçeği dile
getirmiştir.
Bilgi aktarımından korkmamalı, bilim nerede olursa olsun talip
olmalı. Bakın Tayvan bilgiye ulaşmak
için ABD’ye öğrenci göndermiş ve oralarda 30 bin civarında ümit kaleleri mevcut
bile. G. Kore’nin ise yetişmiş 250 bin bilim adamı ve mühendis kadrosu ABD'de
araştırma çalışmalarına hız vermiş durumdadır. Böylece bu yetişmiş kadrolar hem
bilgi çağına katkıda bulunuyorlar, hem de ülkelerine döndüğünde teknolojik
gelişmeyi sağlıyorlar. Düşünsenize bir zamanlar ülkemizde, dışarıdan bilgi
almak için öğrenci göndermek yadırganmış, hatta yadırganmakla kalmayıp ‘batıcı’
yaftalamasıyla tezyif edilmiştir. Oysa bilim için seferber olacak bilim
ordusunun oralarda bulunmasında sayısız fayda var. Nasıl faydası olmasın ki,
Türkiye’ye döndüklerinde bilgi teknolojisinin gelişmesinde ve diğer dallarda
itici rol üstleneceklerdir. Ümit edilir ki o eski günlere dönmeyiz. Ancak şu an
ki halimize de pekte sevindirik olmamak gerekir. Zira Milli Şef dönemi ve 27 Mayıs, 12 Eylül,
28 Şubat vs. ihtilal dönemlerinin meydana getirdiği olumsuzluklar artık çok
gerilerde kalsa da, bugün hâlâ bilgi entegrasyonunu sağlayacak öğrenci sayısı
bakımdan yurt dışında istenilen seviyelere çıkmış sayılmayız. Elbette ki, bunda
akademik kariyerini tamamlamış bilim adamlarımıza gerekli imkân ve fırsatları
temin etmede yavaş davranmamız, YÖK’ün bir zamanlar 28 Şubattan palazlanıp
bilgi çağına ulaşmada engelleyici uygulamaları etken unsur olmuştur. Madem ara
dönemler yok, madem kışla zihniyeti tarumar olmuş durumda, o halde gün bizi
çağlar üzerinden sıçratacak bilim ordusu kurma günüdür, gün bilgi toplumu yolunda seferber olma
günüdür deyip yeni ufuklara kanatlanmak esas olmalıdır.
Velhasıl; Bilgi için Hezarfen
Ahmed Çelebi kanatlanmış, madem öyle çağlar üzerinde sıçramak adına
kanatlanmaya değer de.
Vesselam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder