TEMİZLİK İMANIN YARISIDIR
SELİM GÜRBÜZER
Yukarıda beyan olunan ayet ve
hadislerden de anlaşıldığı üzere temizlik hem madden, hem de manen tüm kirlerden
arınmak demektir. Hele Hanefi fıkhı kitaplarına şöyle bir göz attığımızda
temizlikle ilgili çok daha ayrıntılı kurallarla karşılaşırız. Madem öyle,
dilimizin döndüğü kadarıyla dikkat çeken birkaç temizlik kaidesinden bahsetmeye
çalışalım:
İstinca; idrar ve gaita’nın (büyük abdest) tahliye edildiği bölgelerin
temizlenmesi demektir. Ki, bunun için en ideal temizleyici hangi sıvı
denildiğinde elbette su tercih edilir. Şayet kırda bayırda su yoksa zarurete
binaen taş parçacıklarıyla temizlenmek gerekir. Ve böylece istinca işlemi
tamamlanmış olur. Peki, sırada ne var derseniz, istinca’nın hemen akabinde istibra
yapmak gerekir. Malum, istibra
erkeklere has uygulama olup, su ya da taş parçasıyla temizlenmenin sonrası
aşamasında hareket etme, öksürme gibi benzeri yöntemlerle idrar yollarından sızıp
geleni veya eser miktarda kir bulaşığını gidermeye yönelik bir usuldür. Derken
bu aşamadan sonra abdeste geçilir. Zaten abdest veya gusle geçmeli ki, birtakım
ibadetler eda edilebilsin. Mesela öyle durumlar var ki, hayız hali sona ermeden
abdest alınsa bile hem namaz kılmak hem de Kur’an okumak doğru olmaz. Anlaşılan
o ki; özel durumlar hariç şer’i hükümleri yerine getirme öncesinde abdest ya da
gusül almakla hadesten temizlenmiş olunur. Mesela cünüp halden çıkmak için tüm
bedenin iğne ucu kadar kadar kuruluk kalmadan tüm azaların sudan geçirilme
şartı aranır. İşte görüyorsunuz, iğne ucu kadar kuruluk bile affedilmiyor,
geriye kalanı artık siz düşünün. Madem öyle gusül deyip geçmemeli. Kaldı ki
Tıbbi açıdan bakıldığında bile ilginçtir abdestle birlikte tüm vücudun statik elektriği
giderilir de.
Bir kimse namaz kılarken affedilmeyecek kadar
pisliği taşımasıyla namaz batıl olup kazası lazım gelir. Malum, affedilmeyecek
pislikten amaç; elbisenin ¼’üne tekabül eden pislik veya fazlası necasettir.
Yani elbisenin ¼ kadar kısmın necis olması demek tamamının necis olması manasınadır.
Belli ki ¼ sınırı bütünü temsil eden bir
rakamdır. Ancak ¼’ün altında cüzi (az
miktar) bir pislikle namaz kılmak sahih ise de bunda kerahet vardır. Sahih olan
necisi giderip sonra namaza durmak esastır. Peki, necis sadece elbiseye yönelik
hüküm mü, elbette ki hayır, bunun yanı
sıra bedeni temizlik, seccade temizliği ve mekân temizliği içinde aynı hüküm söz
konusudur. Ancak bizim asıl bilmemiz gereken husus var ki; malum, necaset temizliğinin su ile giderildiğini,
hadesten temizliğin ise abdest almakla giderildiğini bilmektir. Hakeza su olmadığı
durumlarda toprakla teyemmüm alınacağını bilmemiz gerekiyor. Zaten bu temel
kaideleri bildikten sonra necasetin azı af edildiği halde, hadesten temizliğin azı af edilmez hükmün ne
demek olduğunu anlamak zor olmayacaktır. Nitekim gusül bunun en tipik örneği. Keza
abdest alırken de öyledir. Bilhassa abdest esnasında ayak ve dirseklerin bitim
noktalarının kuru kalmayacak şekilde ıslak olup olmadığına azami ölçüde dikkat
etmek gerekir ki abdestimiz iptal olmasın.
Sonuç itibariyle necaset denildiğinde aklımıza ilk evvela pislik gelmektedir.
Tabii sadece pislik deyip meseleyi geçiştiremeyiz. Zira necaset ana başlığı
altında hafif necaset ve ağır necaset diye kategorize edildiğini fark ederiz. Madem
öyle fıkıh kitaplarının sayfalarını çevirelim bu kategoriler neymiş bir
görelim:
Hafif necasetler:
—At
ve eti yenen koyun, geyik gibi evcil hayvanların idrarları hafif necasettir.
Fakat bu hayvanların tersleri konusunda farklı görüş vardır; İmamı Azama göre
ağır pisliktir. İmam Yusuf ve İmam Muhammed ise hafif necaset olarak
değerlendirmiştir. Zaten fetva da bu iki imamın görüşü yönündedir. Ancak katır
ve merkeplerin tersleri hakkında net bir hüküm olmadığından bu hususta ihtilaf
vardır.
—Etleri yenmeyen atmaca, çaylak ve kartal
gibi kuşların pislikleri de hafif pislik hükmündedir.
—Hangi hayvan olursa olsun fark etmez öd
kesesi ve işkembesi vs. pislik hükmünde olduğundan bu durum namaza mani de. Malum, koyun tersi öyle değil, yani ağır olmadığından
öd kesesi ve işkembesi hafif pislik hükmüne tabiidir.
Hafif
necasetin pis olduğu konusunda şer’i delil olmakla birlikte bu hususta birçok farklı
görüşlerin ileri sürüldüğü muhakkak. Mesela bir görüşe göre bu tür necasetler
murdar olarak nitelenirken, diğer görüşe göre de murdar addedilmez.
Ağır
necasette pislik miktarı yaklaşık üç gram baz alınırken, sıvı necasette ise el
ayasından büyük olanı baz alınır. İşte
ölçü bu, bundan sonrası bizim uygulamamıza kalır.
Ağır necasetler:
—İdrar
(insan ve eti yenmeyen hayvanların
idrarları) ve gaita (tersler) ağır necasettir. Ancak yarasa’nın idrar ve
tersinden sakınmak pek mümkün olmadığından temiz addedilir.
—Dışkı (kuşlardan başka bütün hayvanların tersleri ve insan tersi) ağır
necasettir.
—Kan (lohusa
kanları ve istihaze kanları), organlardan sızıp gelen kan veya kesilip
düşen et ve deri parçaları ağır necasettir.
—İrin, sarı su, ağız dolusu kusmuk ve
eti yenmeyen hayvanların ağız salyaları ağır necasettir,
—Meni, vedi (kalın akıntı) ve mezi (şehevi
istekten sonra gelen hafif sıvı) ağır necasettir,
—Şarap ve alkollü içecekler ağır
necasettir,
—Leşler veya lâşeler (ölü hayvanlar), hatta boğazlanmaksızın
ölen yahut din’i kurallara uyulmaksızın kesilen kanlı hayvanlar ve bunların
tabaklanmamış derileri de bu kapsamdadır.
Keza kaz, tavuk ve ördeklerin pislikleri ve ölüleri de öyledir.
Şafii ve Hanbelîlere göre meni temiz
sayılır. İnsan ve eti yenmeyen hayvanların idrarları, kuşlardan başka bütün
hayvanların tersleride ağır necaset kapsamındadır. Malum, idrar kuruyup
görülmediğinden ‘Necaset-i gayr-i mer’iyye’ olarak değerlendirilir.
İdrar aslen necis olduğu için bulaştığı elbiseyi de necis (pis) eder. Bu yüzden
ulemamızca ayakta bevl etmenin tahrim-i mekruh olduğunu, aynı zamanda kabir
azabına yol açtığını beyan etmişlerdir. Peki ya dışkı? Tabiî ki bilhassa insan
ve hayvan tersleri ‘Necaset-i Galize’ olarak değerlendirilir. Bu arada unutmamak gerekir ki gerek lohusalık
kanı, gerek adet kanı olsun, gerekse hastalığa bağlı akan kanlar olsun fark
etmez ‘Necaset-i Mer’iyye’ kapsamında değerlendirilir.
Namaz
kılınacak seccade üzerinde ayak, el, diz ve alnımızı koyacağımız yerin
affedilmeyecek derecede necasetten arınmış olması gerekir. İşte affedilmeyecek
nitelikte alana secde edildiğinde elbisenin kenarları pis yere değse zarar
etmez. Ancak esas kavle göre secde edilecek yeri temizlemek bilittifak şarttır.
İmam-ı Azam’dan bir rivayete göre de; secde mahallin temiz olması şart değildir, icabında
böyle durumlarda sadece burun üzere secde etmek kâfidir denilmektedir.
Üzerinde necaset bulunan elbiseden başka temiz
elbise yok, ya da yıkama imkânı yoksa bu durumda namaz oturarak kılınır. Hakeza
necis bir alanda namaz kılmaya mecbur kalındığında ima ile kılmak tercih edilir.
Namaz kılma esnasında altını ıslatmış veya pislemiş bir çocuk oturur ya da
üzerine pis bir güvercin konarsa namaz caizdir. Niye derseniz, mesele gayet
açık, bir kere pislik namaz kılanın iradesi dışında yüklenilmiştir. Hatta bir insan
düşünün ki üzerinde içi kanlanmış çürük bir yumurta taşıyor ve bu halde namaz
kılsa yine caizdir, zira pislik kendi kaynağındadır. Ancak elbisenin cebine
konulmuş içinde idrar bulunan kapalı bir şişe veya başka bir muhafaza kabı bulundurmak
öyle değildir, elbette ki bu durumda namaz kılmak caiz değildir. Çünkü necis kaynağında
değildir, malum idrarın asıl kaynak yeri idrar haznesidir, pet şişe vs.
değildir.
Yıkanmış elbiseler sabun artığından arınmış
olması lazım gelir. Her ne kadar sabun necaset olmasa da sonuçta sabun köpüğünün
elbiseye sirayeti hoş olmaz. Hakeza çamaşır
kabı içinde aynı hassasiyeti göstermek gerekir. Yani, kap kacakları deterjanlı
sularla yıkamak yetmez, bunun yanı sıra temiz suyla tekrar tekrar çalkalayıp durulamalı
da. Şayet kap kacakların içlerinde necaset kalırsa yemeklerin necis olacağı
muhakkak. Tabii sadece kap kacak değil, giysileri yıkadıktan sonra sıkmak
yetmez temiz sudan da geçirmeli, sonrasında
ise alt tarafı üste gelecek şekilde tutup bir kez daha sudan geçirmelidir. Aksi
takdirde eksik temizlik veya yeterince durulanmayan giysilerde her an necaset
kalabiliyor. Madem öyle, şüpheden arınmak için sudan geçirme ve durulama işlemini
üç kez tekrarlamalı da.
Temizleme metotları:
—Suyla
temizleme en iyi temizleme metodudur. Peki ya su bulunmadığı zaman? Malum, bu
durumda abdestsizlik teyemmüm ile giderilir.
—Silerek
temizleme cam bıçak, ayna ve mermer türü materyallerde uygulanan bir yöntemdir.
—Ateş deyince alev akla gelse de aynı zamanda temizleme
aracıdır. Yani usulüne uygun kesilen hayvanların doku parçalarından arta kalan
kanların ateşte pişirilmesiyle bu manada bir temizlik aracıdır. Hakeza laboratuarlarda
kültür ekiminde kullanılan eküvyon çubukları gibi vs. aletlerin ateşten
geçirilerek steril hale gelmesi de öyledir. Nitekim bu sterilize işlemi
sayesinde kontaminasyon riski önlenmiş olur da.
—Kazımakta bir temizleme
yöntemidir. Nitekim emici özelliklere sahip olmayan deri ve mest türü materyallere
bulaşan necaseti kazıyıp temizlemek bu yöntemin en tipik örneğidir.
—Ovalayarak
temizleme bilhassa kurumuş meniyi ovalamakta işe yarayan bir yöntemdir. Ancak yaş
olan meni bulaşığını su ile temizlenmek esastır.
—Boğazlama veya kurallara uygun bir hayvanı
boğazlamak, hayvanı mundar olmaktan kurtarmaya yetiyor, yani bu yöntemle hayvan
temizlenmiş sayılır, tabiî ki domuz bundan istisnadır.
—Tabaklanma yöntemi usulüne uygun
boğazlanmış bir hayvana ait derinin tabaklanması demek olup, böylece bu işlemle
birlikte hayvanın derisi temiz hükmü kazanır.
—Orijinal
halini dönüştürme işlemi de bir başka temizleme metodudur. Şöyle ki; tezeği yakıp
kül haline getirme işlemi bunun en tipik misalini teşkil eder.
Anlaşılan temizlik deyip geçmemek gerekir. Nasıl
geçilebilir ki, “Olmaya devlet cihanda bir
nefes sıhhat için” şart ta. Malumunuz sıcaklık genleşme, soğukluk ise
daralma (büzüşme) yapmakta. İşte bu
yüzden abdest alan bir insan genleşme ve daralma refleksleriyle her gün vücuduna
dinamizm kazandırabiliyor. Nasıl mı? Dedik ya sıcak su damarları genleştirir, soğuk
su ise daraltır. Tıpkı bu gel git hadisesiyle denizin kabarıp çekilmesi
gibidir, aynen öyle de abdest hadisesiyle de genel vücut dolaşımımız adeta
jimnastik etkiden geçip bilhassa etki sayesinde kalbimizden uzak damarlar
direnç kazanabiliyor, bu da yetmez vücudumuzun statik enerjisi alınır da. Aslında
abdestsizlik statik enerji demek olup, bu aynı zamanda kasların durağan
kalmasıyla birlikte gerilip aktivitesini yitirmesi demektir. Hatta dinamizmden yoksunluk
derimizde kırışmalara yol açar da. Bakın
modern dünya istenmeyen kırışıkları gidermek için akupunkturdan tutunda daha
birçok fizik tedavi yöntemlerini seferber etmiş durumda. Modern Tıp bu teknikleri uygulaya dursun biz
zaten Yüce Allah’ın bize lütfettiği abdest mucizesi sayesinde her vakit
diliminde vücudumuza soğuk ve sıcak etkileşim yaptırmak suretiyle kendiliğinden
deri kırışıklığının önüne geçildiği gibi bu arada nur yüzlü olmamız da
sağlanıyor, bilmem daha ne istiyoruz, bu
bize yeter artar da.
Kelimenin tam anlamıyla su sıcak olduğunda
genleşme etkisi gösterir, soğuk olduğunda ise daralma etkisi yapıp uyuşuk olan
vücut uyarılır da. Ve bu sayede refleksimiz zinde tutulmuş olur. Malum, zindelik kazanmak lenf sistemimiz içinde bulunmaz
büyük bir nimet. Şöyle ki, ara sıra kazaen maruz kaldığımız yaralanmalar sonucu
ortaya çıkan sıyrıklarda renksiz sıvının varlığını görürürüz. İşte o renksiz
sıvı lenf sıvısı olup, mikroplara karşı savunma mekanizmamızın en önemli unsurunu
oluşturur. Düşünsenize üşüttüğümüzde ister istemez lenf damarlarımız büzüşüyor.
Böylece damarlarımız büzüştüğünden mikroplara karşı mücadeleci hücreleri salamama
durumunda kalabiliyor. İşte bu noktada abdestin soğuk sıcak etkileşimiyle ortaya
çıkan uyarıcı ısı farklılıkları sayesinde pasif durumdaki mücadeleci hücreler
aktif hale gelip harekete geçmesi problemi çözmeye yetecektir. Derken abdestle
birlikte mikropların hevesi kursağında kalır bile.
Bakın, Allah Teâlâ; “Ey inananlar! Namaza
kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Eğer cünup
iseniz yıkanıp temizlenin..” (Maide
suresi; ayet 6) buyurmakta. Ayette geçen abdestin namaz kılmaya başlamanın
ön şartı olmanın yanı sıra bedenimiz üzerinde yaptığı esneklik ve zindelik
açısından da son derece mucizevî hadisedir. Sadece abdest mi, şüphesiz
teyemmümde vücudumuzdaki statik elektriği alan bir işlev üstlenir. Kimbilir bu
tür temizlik metotlarının daha nice sırları var, ama şu bir gerçek ki; estetiğe harcanan masraflara
gerek kalmaksızın en pratik çözüm abdest sırrında gizli.
Velhasıl; İslam temiz gönüllerde
yükselen bir pınardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder