MOĞOL KASIRGASI
SELİM GÜRBÜZER
XII. yüzyılda
Çin dâhil tüm Doğu Türkistan’ın kuzeyi kabileler halinde yaşayan topluluklardı.
Ve bu toplulukların kahır ekseriyeti Moğol’du. Üstelik Uygurlar ve
Karahitaylardan sonra bu coğrafyanın İslam âlemiyle bağlantısını kesmeye
çalışan tek güçte Moğollardı. Zaten Moğol Beyi Timuçin (Cengiz Han) öteden beri
Asya’nın uzak kuzeydoğusunu mesken tutmakla gözünü hep buralara dikmişti, ama o
dönemde Harzemşahlar’ın İslam âleminin içerisinde hatırı sayılır bir rakip
olarak karşısında durması Moğol yayılmasını bir nebze olsun dizginleyebiliyordu.
Her ne kadar görünürde sanki aralarında hiç bir şey yokmuş gibi bir durum gözükse
de bir noktadan sonra ipler koptuğunda kazın ayağı hiçte öyle olmadığı
anlaşılır Nitekim Hârizmşâh valisinin İnalcık’a varmakta olan Moğol ticari
kervana pusu kurmasıyla her şey su yüzüne çıkacaktır. Hele ki Moğollar kurulan bu pusuyla birlikte
kılıçtan geçirildiği hengâmede hamamda banyo eden bir Moğol’un gizlice kaçıp soluğu
Cengiz Han’ın yanında almasıyla iş daha da kızışacaktır. . Cengiz Han ister
istemez sert bir şekilde sırasıyla Otrar (Yesi
civarı) ve Hârizm şehirlerini altını üstüne getirerek karşılık
verecektir. Hatta bundan Buhara ve
Semerkand gibi gözde şehirler de nasibini alıp böylece Moğol kasırgası altında
ezileceklerdir. Düşünsenize Sultan
Muhammed Hârizmşâh bile bu kasırgadan ancak kıl payı kaçarak kurtulur. Fakat amansız
takip yakasını bırakmayacaktır. Her şeye rağmen yinede o ömrünün son demlerine doğru
sığındığı Hazar denizinde geçirdiği adada yakayı ele vermeden vefat edecektir. Şurası
muhakkak bir insan sultan şah olsa da sığınacak dal aramak zorunda kalabiliyor.
Sonuçta bir düşmez kalkmaz Yüce Allah’tır, kul ise her an düşüp kalkmaya meyyaldir. Madem
öyle her yaşadığımız ibretlik olaylar karşısında bize “Ya baki entel baki” demek düşer.
Maalesef, Cengiz Han’ın deyim yerindeyse
sanki dünyayı sil baştan kendisi yaratmış havasıyla hareket eden bir liderdi. Ordusuyla birlikte girdikleri hemen her şehri altını
üstüne getirerekten harabeye çevirmişlerdir. Harabeye çevirdiler de ne oldu, geriye
şöyle dönüp baktıklarında geleceğe yönelik küllenmiş toz dumandan başkada miras
bırakamayacaklardır. Zaten Moğollardan başka bir şeyde beklemek hayal olurdu.
Tabii anti şehir tutum takınırsalar olacağı buydu. Gerçekten de Moğol serdarlarının anti şehir
tutumlarının neticesinde tarih sahnesinde yüzyılı bulmayan kısa bir hâkimiyetleri
söz konusu olur. Nihayetinde asıl
kendileri toz duman olacaklardır. Nitekim
bunun ilk işaretini Cengiz Han’ın, Çin’den gelen bir haber üzerine ordusunu geri
çektiğinde alırız. Bu noktadan sonra Moğol kasırgası büyük ölçüde durulur da. Bu arada hazır Moğol kasırgası durulmuşken Celaleddin
Harzemşah’ta hazır fırsattan istifade İslam âlemi üzerinde büyük yara açan Moğol
tahribatının izlerini silmek için hareket edecektir. Ancak Moğol Kağanı Ögeday bu
hevesine geçit vermeyecektir. Olsun, Celaleddin Harzemşah yine de en azından Moğollara
karşı üst üste kazandığı zaferlerle Moğol belasının daha da vahim boyutlara taşmasının
önüne geçmesini bilmiştir. Bu yüzden
hakkını yememek gerekir, bir şekilde
Moğol kasırgasının hızını kesip oyalamakla tarihte çok mühim bir rol ifa
etmiştir.
Yine tarihin seyrini değiştirecek bir
başka hamle ise Moğolların büyük kağanı Ögeday’ın büyük oğlu Güyük Han’dan
gelecektir. Nasıl mı? Moğol Han’ı Güyük
Han’ın kardeşi Hülagû Han baş komutasında ki orduyu batı cenahına sevk etmekle
elbet. İşte Cengiz Han’ın torunu Hülagu’nun bu çıkışı İslam âlemini içten
çökertecek nitelikte fitne kol başı Bâtınilerin (Haşhaşiler) tarih
sahnesinden çekilmesini beraberinde getirecektir. Hani bizim bazen hayır
gördüğümüz hadiselerin altında şer, bazen
de şer gördüğümüz bir takım hadiselerin altından hayır çıkabiliyor ya, aynen öyle de şer gördüğümüz Moğol kasırgasının
nihayetinde bir bakıyorsun Haşhaşilerin yok edilmesi hadisesi vuku bulabiliyor.
Her ne kadar beş yüzyıllık Abbasi hilafeti son bulmuş olsa da büyük bir fitne
kolun defterinin dürülmesi hadisesi daha çok önem arz eder. Yani, bu demektir
ki uzun bir süredir İslam âlemini kasıp kavuran Moğol tahribatı bu kez işe yarar
gibiydi. Derken Bâtınîlerin (Haşhaşiler) yıllar boyu Müslümanların arasına
ihanetleriyle ektikleri fitne tohumunun bedelini yok olmakla ödeyeceklerdir.
İlginçtir bugünün FETÖ’sü neyse o günün Haşhaşileri de aynı rolü üstlenmiştir. Gerçekten
de tarihi süreç içerisinde tüm sapkın ihanet çeteleri İslam âleminin diriliş
yolunda hep takoz görevi ifa etmişlerdir.
Evet, Bâtınilerin ihanetlerinin
bedeli olarak tarih sahnesinden çekilmesinin akabinde Maverâünnehir’de diriliş ruhu
yeniden canlanmaya yüz tutacaktır. Malum
olduğu üzere Moğol ordusunun önüne katıp Anadolu’ya sürüklediği âlimler,
müderrisler, alperenler, Horasan erenleri hep birlikte Anadolu kilimini tutup ilmik
ilmik örmeye koyulmakla işin rengi değişip yepyeni ümit kalesi olacaklardır. Derken
Bizans sınırlarına dayanacak bir gaza ruhu gerçekleşir de. Hele ki pek çok Türkmen Beyliklerin arasında
bilhassa Kayı boyunun gösterdiği o müthiş diriliş hamlesiyle birlikte Türk’ün nabzı yeniden Osmanlı
Beyliği’nde atmaya yüz tutacaktır. Nitekim bu uğurda Ertuğrul Gazi’nin açtığı sancak
etrafında toplanan Şeyhler, müftüler, müderrisler, eli kılıç kabzasına yapışan tüm alp
yiğitler Moğol tahribatının açtığı yaraları kısa zamanda unutturup
ilerisinde nizam-ı âleme giden yolun kapısını aralarlar bile.
Vesselam.
http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1274/mogol-kasirgasi.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder