İSLÂM’DA HAYVAN HAKLARI
SELİM GÜRBÜZER
Hayvan deyip geçmeyelim, sonuçta o da
bir yaratık. Bu yüzden Yunus'un; “Yaratılanı sev yaratandan ötürü” sözü her
canlı için geçerli bir akçe olduğu kuşku götürmez. Ki, bu iş sadece sevmekle
sınırlı değil, uygulamada gerektirir. Nitekim İslam'da bir kimse iaşe ve geçim
derdiyle sahip olduğu hayvanını haddinden fazla sağması hayvanı bitap
düşüreceğinden mekruh addedilir. Keza
hayvana ağır yük yüklemek, fazla yol kat ettirmekte öyledir. Bakın bu hususta
Abdullah İbn Amr’dan naklen rivayet edilen bir hadiste Resulullah (s.a.v)’in
bir keçiyi sağmakta olan bir adama uğradığında
“Keçiyi sağdığında yavrusu için
de süt bırak” (N. El Heysemi; M.
Zevaid 8/196) tembihinde bulunması bunu teyit ediyor. Kaldı ki, yine bu
hususta Peygamberimiz (s.a.v); “Hayvan
sağanlar, tırnaklarını kessinler, sağım sırasında uzun tırnaklarla hayvanların
memelerini kanatmasınlar” (Sindi,
H.Ala İ. Mac’e Sayd.12) diye öğüt
vermişte.
Şu bir gerçek; evcil hayvan sahibinin
bakımını üstlendiği hayvana her türlü maddi ve manevi desteği sağlaması
bihakkın teslimi mahiyetinde dini bir görevdir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v)
açlıktan karnı sırtına yapışan hayvan sahibine; “Allah'tan korkmuyor musun” uyarısında bulunmuş ta.. Tabi bu arada
şunu hatırlatmakta fayda var; hak hukuk denildiğinde sadece insan ve hayvan
hukuku anlaşılmasın, bu hak bitki türünden otta olsa, cemadattan dağ, taş,
toprakta olsa hüküm aynıdır. Düşünsenize bir insan şu dünyada dikili bir ağaç
dikmiş olsa o ağaç insanlığa hizmet ettiği süre içerisinde amel defterine
sadaka-i cariye hükmünde sevap yazılır da. Demek oluyor ki ağaç deyip geçmemek
gerekir, onun altında gölgelenmek bile büyük bir nimettir. Yeter ki; Allah’ın yarattığı her ne nimet
varsa, o nimetin hukuku çiğnenmesin bak o zaman merhamet iklimi tüm dünyayı
sarar da. Peygamberimiz (s.a.v) bu yüzden; “Merhamet edene Allah’ta merhamet eder, siz yerdekilere merhamet edin ki
göktekilerde size merhamet etsin” buyurmuştur.
Tabii bitmedi, Allah Resulü (s.a.v)
hayvan hakları hususunda şu beyanları da zikretmiştir:
“Atlar yok mu onların
alınlarında hayır bağlıdır. At sahipleri de onları beslemeleri sebebiyle ilahi
yardıma ererler. Atlara harcamada bulunan kimse ise sadaka vermek için ellerini
açmış bir zat gibidir” (Sahihi Buhari).
“Kıyamet
gününde bütün hakları sahiplerine ödemeye elbette mecbur olacaksınız. Hatta
boynuzsuz koyun için ona boynuzuyla vurmuş olan boynuzlu koyundan intikam
alınacak, onun hakkında kısas yapılacaktır” (Sahihi Buhari ve Müslim).
“Her kim, bir serçe
kuşunun boğazlanmasında olsun,
merhametli davranırsa, Allah Teâlâ da kendisine kıyamet gününde merhamet
eder” (Camiüs-sağir).
Bu arada Habib-i Kibriya Efendimiz
hayvan hakları hususlarda mukayeseli iki misalde ortaya koymuştur. Şöyle ki, ortaya koyduğu birinci misal kıssada; “Bir
kadın, bir kedi yüzünden azaba uğramıştır. O kediyi açlıktan ölünceye kadar
hapsetmiş, bu sebeple ateşe girmiş,
kendisine; sen kediyi hapsettiğin zaman ne ona yiyecek verdin, ne su, ne
de onun yemini otlarından yiyebilmesi için salıverdin” örneğini vermiştir. İkinci kıssa misalde
ise “Bir günahkâr kadın, kuyu başında
susuzluktan dolayı kendini öldürecek derecede dilini çıkarıp soluyan bir köpeğe
rastladığında acımış, ayağında pabucunu çıkarıp, onu başörtüsü ile bağlayarak
kuyudan o hayvan için su çektiğinde bu yüzden mağfirete ermiştir” örneğini
vermiştir (Sahihi Buhari). İşte birinci örnekte anlaşılan gerçek şu
ki; hayvan haklarını ihlal etmenin ahret
azabına yol açabileceğini, ikincisinde ise hayvana gösterilen hürmetle
bir anda kurtuluşa erişilebileceği müjdesi vardır. Hani her kıssada bir hisse vardır derler ya, aynen
öyle de bizim için örnek teşkil edecek ibretlik ders hiç kuşkusuz ikinci
kıssada gizlidir. Dahası bunca hadis-i şeriflerden bizim çıkarmamız gereken
derste şu kriterler esaslar olmalı:
- Hayvanlara iyi davranılması
gerektiği,
-Hayvanların aç susuz bırakılmaması
gerektiği,
-Hayvanların dövülmemesi gerektiği,
-Yavruların
yuvadan koparılmaması ve avlanılmaması gerektiği,
- Hayvanların korkutulmaması, yarış amaçlıda olsa tıpkı batıda olduğu gibi
hayvanların kazıklı voyvoda türü arenalara kurban edilmemesi gerektiği. Hatta
bizde alışılagelmiş yöresel horoz dövüşleri de buna dâhildir.
- Hayvanın taşımayacağı yükün üstünde
yük yükletilmemesi gerektiğidir.
Şayet
bu sıralanan temel kurallardan ders alabildiysek dönüp kendimize baktığımızda
köpeğe zor şartlarda su veren kadının affedilmesi, kediyi hapsedip açlıktan
ölmesine sebep olan kadının cehennem azabıyla cezalandıracağı bilgisi, Efendimizce
deveye aşırı yükleyen ve hayvanını aç bırakan kimselerin ikaz edilmesi gibi hususlar
iç dünyamıza tesir edip ruh iklimimizde merhamet tohumlarının yeşerebileceğini görebiliriz.
Nasıl merhamet iklimi oluşmasın ki, âlemlere rahmet olarak vazifelendirilen
Peygamberimiz (s.a.v) kuşu ölen çocuğun kapısını çalıp üzüntüsünü
paylaşmış bile. Kaldı ki bu hususta Rasulullah (s.a.v); ‘Her kim, bir serçe kuşunun boğazlanmasında olsun merhametli
davranırsa, Allah Teâlâ da kendisine kıyamet gününde merhamet eder’
(Cami’üs-sagir) buyurmakta.
Yine Peygamberimiz (s.a.v); “Her ciğer sahibine acımak ve yardım etmek,
sadaka vermek gibidir” buyurdu. Hakeza Peygamberimizin; “Haksız olarak bir
serçeyi öldürenden Allah kıyamet gününde hesap soracaktır” (Darimi:2/11) beyanı şerifi de bir başka
kayda değer hassasiyet örneğidir. Öyle ki Enes (r.anh.) bu konunun
hassasiyetine binaen bir hadisi şöyle naklediyor: Bir yerde mola verince,
hayvanlarınızın istirahatını sağlayıncaya kadar ibadet etmezdik (E. Davut; Cihad:48). Ayrıca Allah Resulü
kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yuvalarının alınmamasını da
emretmiştir (E. Davudi, Cenaiz:1, Buhari:
Edebul müfred:139).
Tabii bitmedi, devamı var. Bakın Allah
Resulü bu hususlarla en can alıcı birçok beyanı daha var:
-“Atlar yok mu onların
alınlarında hayır bağlıdır. At sahipleri de onları beslemeleri sebebiyle ilahi
yardıma ererler. Atlara harcamada bulunan kimse ise sadaka vermek için ellerini
açmış bir zat gibidir” (Sahihi Buharı).
-“Kıyamet gününde bütün hakları sahiplerine ödemeye elbette mecbur
olacaksınız. Hatta boynuzsuz koyun için ona boynuzuyla vurmuş olan boynuzlu
koyundan intikam alınacak, onun hakkında kısas yapılacaktır”(Sahihi
Buharı ve Müslim).
- “Kendisinden hayat bulunan bir şeyi mesela bir koyunu silah eğitimi için
hedef edinmeyiniz, onu bir nişangâh tutarak kendisine silah atmayınız.’ İşte
görüyorsunuz bu ve buna benzer hadis-i şerifler meramımızı ziyadesiyle
meramımızı anlatmaya yeter artar da. Hatta
hayvan hakları hususunda sadece hadisler değil bu arada fıkıh kitaplarına da
bir göz attığımızda ister istemez ilginç diyebileceğimiz bir takım hayvan
hakları kuralları dikkatimizi çekmektedir. Şöyle ki;
-Kırda bayırda otlayan bir hayvan
sahibinin iradesi dışında ansızın parlayıp başkasının mülküne girip orada
bulunan bir kimseyi tepmek veya çarpmak suretiyle öldürürse sahibine diyet
gerekmez. Ancak bu fiil kendi mülkünde vuku bulduğunda duruma müdahale etmeyip
engellemezse hayvan sahibine diyet lazım gelir. Hakeza kendiliğinden parlayıp
kaçan bir hayvanın ardından koşup tutmak isteyen bir adamı hayvan tepip
öldürdüğünde hayvan sahibine diyet lazım gelmez.
-Bir hayvanın hızlı koşturulmasından
dolayı ayaklarından sıçrayan büyük bir taş parçasıyla yoldan geçen birinin
ölümüne veya gözünün çıkmasına sebebiyet verdiğinde diyeti hayvan binicisi
öder. Çünkü binici sakınılması mümkün olan hareketi ihmal etmiştir. Şayet
binicinin düşmesi üzerine boşalan bir hayvan yolda geçen bir insanı öldürürse
biniciye diyet gerekmez.
-Bir insan umuma açık yolda
bağladığı hayvanı yoldan geçen bir şahsı öldürdüğünde hayvan sahibi diyetini
ödemek zorundadır. Çünkü herkesin kullandığı umum yolda hayvan bağlanılmaz.
-Yürümekte olan bir hayvan dürtme veya
kamçılamaktan dolayı şahsı öldürürse ne binene, ne dürtene, ne de vurana diyet
gerekir. Çünkü hayvanın yürümesi için kamçılamaya izin vardır. Ancak önde giden
veya sürücüsü bulunan bir hayvanı yolda rastgele birinin izinsiz kamçılaması
bundan istisnadır. Aksi takdirde ölen şahsın diyetini sadece kamçılayan tazmin
eder, isterse kamçılayan çocuk olsun bu
böyledir.
-Bir köpeği kışkırtmak suretiyle bir
şahsı öldürdüğünde diyetini o kışkırtan şahıs öder. Yine bir şahıs düşünün ki yola attığı bir
akrep veya yılanın bir şahsı ısırıp öldürdüğünde de hüküm aynıdır. Madem köpekten söz etmişken şu kıssaya bakmakta
fayda var:
Beyazıd-ı Bestami (k.s), bir gün yolda
gidiyormuş, daracık yolmuş ve karşısında bir köpek geliyormuş. Ve köpek silkinmiş.
Tabii Bayezîd-ı Bistâmî (k.s) eteklerini toplamış, üzerine pislik sıçramasın
diye. Derken köpek hal lisanıyla dile gelmiş;
"-Ya Bayezîd-ı Bistâmî! Benim
üzerimden sıçrayan kiri bir tutam suyla temizleyebilirdin. Peki, kendini benden
üstün görmekle, gönlüne düşen kiri nasıl temizleyeceksin?". Tabii bu
kıssadan anlaşılan o ki, hayvanda olsa Allah’ın yarattığı mahlûk olduğu
gerçeğini unutmamaktır.
-Halktan birileri bir adama; “hayvanına
sahip ol” diye tembih etmesine rağmen,
hayvan sahibi oralı olmayıp hayvanını salıvermekle bir şahsı öldürecek
olursa diyetini ödemek zorundadır. Fakat salıverilen hayvan tembih edilen
yerden başka bir yere gidip orada birinin ölümüne neden olduysa bu durumda
diyet gerekmez.
Anlaşılan o ki; Peygamberimiz (s.a.v)’in “Koyun sağıcıların, koyunların memelerine zarar vermemesi için
tırnaklarını kesmeleri gerektiği” buyruğundan tutunda, yuvasından
koparılmış yavru kuşların yuvasına kavuşturma çabası, canlı hayvanı korkutmak
amacıyla hedef alan her kim olursa şiddetle kınaması, bindiği hayvana beddua
eden kadını ikaz etmesi gibi daha birçok örneklerden hareketle hayvan haklarına
riayet etmek lazım gelir. Zaten hayvanların damgalanmaması, kulaklarının
yırtılıp kesilmemesi, hayvanda olsa hakaret edilmemesi, hayvanların birbirleriyle karşılıklı kavgaya
tutuşturulmaması, bir takım kişisel egoları tatmin uğruna hobi olsun türünden
avlanılmaması, hayvana gücünün üzerinde yük yüklenilmemesi gibi hususlar
dinimizin ön gördüğü temel düsturlardır. Hatta İslam tarihine baktığımızda bu
saydığımız temel düsturların aksi davranış sergileyenlerin cezalandırıldığı
görülmüştür.
Velhasıl; İslam ordusu bir savaşa giderken köpek ve
yavrularının rahatsız olmaması için başına nöbetçiler dikip ordunun gidiş
yolunu değiştiren bir Peygamberin ümmetindeniz. Dolayısıyla hayvan hakları
hususunda biz batıdan değil, vahşi batı bizden ders almalıdır.
Vesselam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder