ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
SELİM GÜRBÜZER
Ramad,
yanmış taş demek, Ramazan sıcak mevsimde zuhur ettiği için bu adı almış. Öyle
ki, bu ayın doğuşuyla birlikte hararetten taşlar kızgınlaşırmış. Taşlar
kızgınlaşa dursun insanlar bu bunaltıcı sıcaklara rağmen oruç tutup günahlarını
yakmışlar bile. Tabii ki Ramazanı sadece tabiat olayıyla değerlendiremeyiz, bizim için manevi ecri çok daha önem arz eder.
Nitekim Hz. Enes (r.a.) bir hadis-i şerifi şöyle nakleder,
Allah
Resulü Ashabına:
"- Ramazana niye Ramazan denildiğini biliyor
musunuz?"
Ashap
cevaben;
"-Allah ve Resulü bilir, biz
bilmeyiz" der.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu:
"-
Allah (c.c) kişinin günahını yaktığı için Ramazan
denmiştir."
Keza,
Ebu Zer’den (r.a.) nakledilen bir
hadis-i şerifte; "İbrahim’in (a.s.)
suhufu Ramazanın üçüncü gecesi, İncil
İsa'ya (a.s.) Ramazanın on üçüncü gecesinde, Kur'an-ı Azimüşşan Muhammed
Mustafa'ya (s.a.v.) Ramazanın yirmi dördüncü gecesinde nazil oldu"
diye beyan buyrulmuştur.
Ebû
Hureyre'den (r.a.) rivayet edilen bir hadiste ise şöyle buyrulmuştur; "Ramazan'ın ilk gecesi olunca melekler
şeytanı ve cinleri bağlarlar, cehennem kapısını kaparlar, cennet kapısını
açarlar. Bir melek hayır yapan gelsin, kötülük yapan gitsin diye çağırır.
Allah'ın (c.c.) bu ayda ateşten kurtulmuş kulları vardır. Ramazan ayı çıkıncaya
kadar her gece böyle derler."
İşte
yukarıda zikredilen hadis-i şeriflerden hareketle Ramazan ayı için hem günahları
temizleyen, hem de manen arınmaya vesile bir Şehr-i Hilâl ay diyebiliriz. Belli
ki Ramazan ayını bereketli kılan husus on bir ayın toplamına bedel olmasıdır. Nasıl
bedel olmasın ki, bir kere ferman Yücelerden böyle yazılmış, bu yüzden on bir
ayın bütününe hükmetmesi gayet tabiidir. Nitekim bu hususta Resûlullah (s.a.v.), “Allah (c.c.) Ramazan ayını muhteşem
yarattı. Kim o ayda bir lira sadaka verse, Allah (c.c.) o kişiye bütün halka
sadaka vermişçesine sevap verir. Kim Ramazan'da bir rekât namaz kılsa, diğer
aylarda yüz bin rekât namaz kılmış gibi sevap verir. Kim bir çıplağa elbise
giydirirse, Allah (c.c.) o kişiye yedi yüz cennet elbisesi giydirir. O günde ki
bütün halk orada çıplak olacaktır. Kim Ramazanda bir kul azad etse, yedi yüz
kul azad etmiş gibidir. Ramazan'ın evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu
cehennemden azad olmaktır" beyan buyurmuştur. Kelimenin tam anlamıyla Şehr-i
Ramazan on bir ayın baş tacı sultan aydır. Yetmedi bağrında taşıdığı mübarek üç
ayların sonuncusu olmasına rağmen tek önder aydır. İşte Sultanlık böyle bir
şeydir, sonun başlangıcı olması hasebiyle adından Şehr-i Hilâl diye söz ettirir
de. Bakın Osmanlı bu ayların mana ve ruhunu bildiği içindir; sancağını üç tuğlu hilâlle taçlandırmış bile.
Hatta “Recep-Şaban-Ramazan” diye andıkları bu üç bereketli hilâle sadık
kalmanın semeresini üç kıtada cihangir bir devlet olmakla tatmışlardır. Düşünün ki devlet bazında üç hilâlin semeresi
buysa, kim bilir kul bazında meyvesi nedir? Bu sorunun cevabı için şöyle kaynakları
taradığımızda Şehr-i Ramazan'ın kullar üzerinde:
-Rahmet,
-Mağfiret,
-Azad olmak üzere üç meyvesi
(ecri) olduğunu görürüz. Gerçekten de bahşedilen bu üç lütuf müminleri her bakımdan
bereketlendirmeye yetmiş artmışta. İşte
bu nedenle bu üç ecre üç hilalli bereket ay dersek yeridir. Elbette ki üç
ayların hakkını yerine getiren her mümin ay yüzlü olur da. Nasıl ay yüzlü
olmasın ki, bakın Resûlullah (s.a.v.) bu
üç bereketli hilâl aylar için ne buyuruyor. Allah Resulü der ki;"Recep ayı Allah'ındır. Şaban ayı benim
ayımdır. Ramazan ümmetimin ayıdır." Hakeza yine bir hadisi şerifte;
"Recep yel gibi, Şaban bulut gibi,
Ramazan yağmur gibidir. Recep ayında olan hasenat bire ondur. Şaban ayında bire
seksendir. Ramazan'da bire bindir. Recep kişinin bedenini temizler. Şaban
gönlünü temizler. Ramazan ruhunu temizler. Şaban’ın üstünlüğü diğer aylara
üstünlüğü benim diğer peygamberlere üstünlüğüm gibidir. Ramazan ayının diğer
aylara üstünlüğü Allah'ın (c.c.) halka üstünlüğü gibidir.” Böylece zikredilen hadis-i şeriflerle Şehr-i Hilâlin
gerçek veçhesi ortaya çıkmış olur.
Şurası muhakkak insan mizacını ortaya koyan
beden, gönül ve ruh üçlüsü bir birinden ayrılmaz üç arkadaş gibidirler. Nitekim
beden sıhhat bulmazsa gönül huzur bulmaz. Tabii gönül huzur bulmayınca ruhta
huzur bulamaz. Dahası gönülsüz bir ruh kafese
kapanmış bir kuş gibidir, ister istemez kendini tutsak hissedecektir, bu
kaçınılmaz. Anlaşılan, huzurlu bir hayat için beden, gönül ve ruh dünyamızı
dengede tutmak gerekir. Maazallah bir insan muvazeneyi (dengeyi) yitirmeye dursun, bir anda iç ve dış dünyası karanlığa
bürünmesi an meselesi. Neyse ki bu noktada imdadımıza üç hilâlin bereket remzi “Recep,
Şaban ve Ramazan” aylar yetişmekte. Hem de ne yetişme, icabında bu üç aylar Hızır gibi yetişir de. O
halde fırsat bu fırsat deyip beden, gönül ve ruh dünyamızı temizlemeye bakalım.
Ruhunu temizleyen bir insan düşünün ki, hakiki kul olmanın idrakine ermiş olmaz
mı, elbette ki olur. Zaten üç hilâl aylar yel, bulut ve yağmur misali beden,
gönül ve ruh üçlüsünden oluşan dünyamızı temizlemek için vardır.
Hele
hele Ramazan ayının içinde gizli bir gece var ki, Allah-u Teâlâ o gece hakkında
bakın ne buyuruyor; "(O
sayılı günler) Ramazan ayıdır ki,
Kur'an onda (kadir gecesinde levh-i mahfuzdan semâ-i dünya'ya) inmiştir” (Bakara 185). Evet, ayette geçen Kadir gecesi, bizi ötelere
kanatlandıran bir müjdedir. Hakeza yine Allah-u Teâlâ bir başka ayet-i celile
de, “Gerçek biz onu (Kur'an’ı) kadir gecesinde indirdik” (Kadir/1) beyanıyla bu gecenin önemine dikkat
çekmiştir. İyi ki dikkatimize sunulmuş, Kur’an-ı Mucizül Beyanla muştulanırız da. Öyle
bir muştu ki, tüm meşayıhı kiram ve âlimler
Kadir gecesini Ramazanın kalbi mesabesinde gördüklerinden diğer gecelerin Şah-ı
olarak ilan etmişler bile. İşte bu yüzden Hâce Ali Râmitenî (k.s) “Her gördüğünü Hızır bil, her geceyi Kadir
bil” demiştir.
Her kim ki Şehr-i Ramazanı hakkıyla yâd eder ve geçmiş günahlarına pişmanlık
duyup tövbe ederse annesinden yeni doğmuş çocuk gibi hiç günah işlememiş saf
bir hüviyet kazanır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmuş:
"Ramazanın ilk gecesi olunca Allah
(c.c.), kim beni severse, bende onu severim. Kim beni isterse ben de onu
isterim. Kim istiğfar ederse, bağışlarım."
Yine nakledildiğine göre, Ramazan hilâli
gözüktüğü zaman arş, kürsi ve melekler kendi hal lisanıyla şöyle dile gelirler;
"-
Ne mutlu Muhammed ümmetine, Allah katında kerametleri çoktur. Güneş, ay,
yıldızlar, gece, gündüz, denizlerdeki balıklar, karalardaki canlılar, şeytandan
başka her şey Âdemoğulları için istiğfar ederler."
İşte
onların bu dile gelişi karşısında Yüce Allah (c.c.) meleklere:
"-
Namazınızı ve tespihinizi Muhammed ümmetine bağışlayın" buyurur. Onlar da
bağışlarlar (Bkz. Envârül aşıkın. S. 320).
Evet! Ramazan müminlere rahmet olmakla kalmaz, bu
ara da şeytan ve cinlerde etkisizleştirilip adeta zincire bağlanır da. Zira Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.); "Ramazanın ilk gecesinde şeytanları ve
cinnileri bağlarlar. Cehennemin kapısını kaparlar, Cennet kapılarını açarlar"
buyurmuşlardır.
Şehr-i
Ramazanın adını sıcak taşlardan aldığını belirtmiştik. Bu konuyla ilgili
Begavi, tefsirinde şöyle der: "Şüphesiz
Ramazan, bir ayın adıdır. O zaman oruç çok sıcak bir aya gelmişti. Halk o ayda
oruç tutuyordu. Taşların hararetinden o ayın adı "Ramazan" oldu.
Kur'an'a, sureleri, ayetleri, kıssaları emir ve nehyi, vâdi ve vahidi
topladığından dolayı "Kur'an" dediler. Çünkü asıl manası toplamaktır."
Yine Ramazana şan katan bir diğer husussa hiç kuşkusuz
Kuran’ın bu ayda inmesidir. Malum, Kur'an Allah'ın sıfatı olması hasebiyle insanlık
ona koşmaktadır. Çağlara ferman okuyan tek kaynaktır Kur’an-ı Mu'ciz'ül Beyan. Bir
başka ifadeyle Ramazan'a yücelik veren Kelam-ı kadimdir. Bir kere Allah kelamının
geçtiği yerde tüm mahlûkatın başı eğiktir. İşte bu yüzden Ramazan'ı Kur’an’ın
kalbi olarak biliriz. Madem öyle, bu ayda Kur’an’ı hatmetmek gerek, çokça ibadet etmek gerek, orucu halis niyetle tutmak gerek, ana ve babanın gönlünü hoş etmek gerek, müminlere karşı alçak gönüllü olmak gerek, iftar sofralarını fakirlere ve dostlara açmak
gerek. Tüm bu gereklilikler içerisinde Ramazan’ı hakkıyla yâd etmek gerek ki
Mevla’ya layık kul olabilelim.
Anlaşılan,
Müminlerin gözünde üç aylar bir bambaşka duygu selidir. Öyle bir duygu seli ki,
üç bereketli hilâlin manevi ışığıyla hem gönüller şadan olur, hem cümle âlem bu
büyük nimetten nasiplenir de. Zaten üç hilâle adını veren Recep, Şaban ve
Ramazan bunun için vardır. İyi ki de varlar, bu sayede inananlar üç ayların
gelmesiyle birlikte bir başka nurlanırlar. Ne kadar birikmiş günah kiri varsa
temizlenir de. İşte bu yüzden başta Peygamberimiz olmak üzere Sahabe ve
Evliya-i İzam bu ayların bereketini öve öve bitirememişlerdir.
Şehr-i
Ramazan mağfiretimize kapı aralayan ümit kalemizdir. Hele şafakta Ramazan hilâli
görünmeye dursun hemen rahmete kavuşuruz da. Hatta hilal göründüğünde “Allah'ım bu ne güzel Şehr-i Hilâl ay” demekten
kendimizi alamayız da. Kim bilir ‘Şehr-i Hilâl’ olmasa halimiz nice olurdu.
Beşer olmamız hasebiyle her an bir ayağımız çukurda olabilirdi. İşte bu noktada Ramazan ayının bizim için ne
denli bulunmaz büyük bir nimet olduğunu fark ederiz. Malum, bir düşüp kalkmayan
Rabbül Âlemindir. Kul, düşer kalkar da. Sonuçta kul’uz, düşsek te, kalksak ta
amacımız Allah'ın rızasını kazanmak ve istikamet üzerine yaşamak olmalıdır.
İstikameti yakalamak için de, mutlaka Recep, Şaban ve Ramazan aylarını üç
bereket hilalle taçlandırmak gerekir. Ki; diriliş muştusu gerçekleşebilsin. Zaten
diriliş gereği cümle âlem Recep, Şaban ve Ramazandan mümkün mertebe nasıl istifade
ederim diye kendini zorunlu hisseder de. Işıl
ışıl yedi kat göklerden süzülen o üç bereketli hilâl’ler kalbimizi
aydınlattıkça kendimize geliriz de. Yetmedi üç ayların son on gününe gelindiğinde
Şehr-i Hilâl Ramazan’ın nübüvvet gülüyle buluşuruz da. Elbette ki bu gül Leyle-i Kadir gülünden
başkası değildir. Derken beden, gönül ve ruh üçlüsü bu üç ay boyunca huzura
erer de. Yeter ki, "abd" olmasını bilelim, Allah (c.c) rahmetiyle affedeceğine inancımız tamdır.
Velhasıl; bereketli üç aylar bizim
üç hilâlimizdir.
Vesselam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder