Fİ’LEYLETİ’L-KADR
SELİM GÜRBÜZER
Bir gün Rasulüllah (s.a.v); İsrail
oğullarına mensup seksen sene ibadet etmiş ve Allah’a itaatte biran olsun geri kalmamış
dört adamdan söz etti ashabına. Sadece Peygamberimiz mi bahsetmiş, hiç kuşkusuz Eyyub (a.s), Zekeriya (a.s),
Hızkıyl ve Yuşa b. Nuh (a.s) vs. peygamberler de o sadık kullardan bahsetmişler.
Tabii, Rasulüllah (s.a.v) o sadık kullardan övgüyle söz ederken Ashab-ı Kiram
hayretler içerisinde kalmış. Bunun üzerine Cibril Emin şöyle demiş:
—Ya Rasulüllah! Görüyorum ki, Sen ve ashabın onların
seksen senelik ibadetine hayret etmiş durumdasınız. Oysa Allah ondan daha
hayırlısını bildiren bir ayet nüzul etti, bu sure'nin adı Fi’leyleti’l kadr’dır.
İşte nüzul olan vahiyle birlikte Rasulüllah’ın
(s.a.v) yüzü aydınlanıverir.
Hakeza bu hususta Yahya b. Nüceyh’den bir
başka rivayet ise şöyle anlatılır:
İsrail oğullarından bir adam
sadece silah kuşanmakla kalmamış, Allah yolunda tam bin ay fisebilillah savaşmış
bile. Tabii Habib-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)
bu mücahit hakkında da ashabına söz ettiğinde ashab bir kez daha hayretler
içerisinde kalmış. İşte ashabın hayretine mucib olan o mücahit Abid Şem’un’dur
elbet. Bunun üzerine Ashabı Kiram şöyle
der:
—Ya Rasulüllah! Demek ki geçmişte uzun
ömürlü ümmetlerden bir adam Allah için bin ay (Seksen küsur sene) savaş
yapabiliyormuş. Belki de bütün ömrümüzü bu uğurda harcasak bu adamın tüm sevabına
erişemeyiz, bunu gerçekleştirmek
imkânsız gibi bir şeydir.
Evet,
imkânsız dediler demesine ama o an vahiy nüzul olduğunda imkânsızı bertaraf
etmeye yetmişti. Nitekim Allah Resulü ashabının yüreğine soluk olacak o ayeti
şöyle okur: “Şüphesiz, Onu (Kur’an’ı)
indirdik biz.. Kadir gecesinde.. Sana bildirecek var mı, Kadir gecesinin ne
olduğunu? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh o gece Rab’lerinin
izniyle her iş için dururlar. Selamdır, esenliktir. O gece, tâ fecrin doğuşuna
kadar (Kadr,1–5).”
Gerçekten de rahmet eşliğinde
nüzul olan Kadir suresi tüm inananlara umut ışığı olur da. Madem öyle umut
ışığı olan bu ayeti kerimelerin ne anlama geldiğini idrak etmek için bize Abdülkadir
Geylani Hz.lerinin Günyetü’t Talibin adlı eserine bakmak düşer. Zira o müthiş
eserin sayfalarını çevirdikçe nüzul ayetin mana ve ruhuna vakıf olmak mümkün.
Şöyle ki;
“Allah Teâlâ: “İnna enzelnahü fi’leyleti’l kadr (Kur’anı kadir gecesinde indirdik)” ayetiyle Kur’an’ın levh-i mahfuzda yazıcı
meleklere yazdırıp yirmi üç senede Rasulüllah (s.a.v) vasıtasıyla Ümmet-i
Muhammed’e parça parça duyurulduğunu idrak ederiz.
-Allah Teâlâ: “Ve ma edrake ma leyleti’l kadr (Kadir gecesinin nasıl olduğunu sana nasıl anlatmalı ki?)”
ayetiyle bu gecenin hayırlara vesile bir uğurlu gece olmanın yanı sıra bir
hüküm gecesi olduğunu idrak ederiz.
-Allah Teâlâ: “Leyletül kadr hayrün min elfi şehr (Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır)”
ayetiyle Kadir gecesinde yapılan bir amelin bin aylık amelden hayırlı olduğunu
idrak ederiz.
-Allah Teâlâ: “Tenezzelül melaiketü verruhu fiha (o gece melekler ve ruh iner)”
ayetiyle meleklerin gün batışından başlayıp tân yeri ağarıncaya kadar şereflendirdiğini
idrak ederiz.
-Allah Teâlâ: “Bi izni rabbihim
minkülli emr (Rabb'lerinin emri
ile ve her türlü hayırla)” ayetiyle her türlü hayrı
ve iyiliği getirdiklerini idrak ederiz.,
-Allah Teâlâ: “Selam” ayetiyle de meleklerin yeryüzündekilere
selam verdiklerini” idrak etmiş oluruz.
Evet, gönüllerimize ferahlık veren bu kitapta izah
edilen manalar fi’leyleti’l-kadr
gecesinin önemini ortaya koymaya yeter artarda.
Tabii gönül yanması
bunlarla sınırlı değil, dahası var elbet. Zira Rasulüllah
(s.a.v) müjde dolu sözlerini şöyle bağlayıp; Allah kullarına beş gece
ihsan eylediğini ve bunları şöyle sıralar:
-Mucize ve kudret gecesi,
-Davet ve kabul gecesi,
- Berat gecesi,
-Miraç gecesi,
- Kadir gecesi.
İşte Allah Resulünce sıralanan bu geceler hakkıyla ihya edildiğinde Allah
Teâlâ’nın;
-Rızasını ibadet ve taatler de
gizlediğini,
- Gazabını
masiyetlerde gizlediğini,
- Orta namazı kılınan namazlarda
gizlediğini,
- Kadir gecesini Ramazanın
son on gününde gizlediğini idrak ederiz.
İşte gizliliğine binaen bu hususta ehlisünnet
âlimleri hadis-i şeriflerden hareketle Kadir gecesinin alametlerini şöyle
özetlerler;
“ -Kadir
gecesi ne soğuk, ne de sıcaktır,
-Köpek uluması bu gecede duyulmaz,
- Bu gecede Evliya-i kiramda bile
hayret verici şeyler sadır olur,
- Sema açık, son derece ferah ve rahat gecedir.”
Evet, Kadir
gecesinin en belirgin alametleri budur. Düşünsenize alametleri buysa kim bilir
aslı nedir? Anlaşılan o ki alametleri bile
önemini ortaya koymaya yetiyor. Böylece bunca alamete şahit olunduğunda bu gecenin
bin aydan daha hayırlı bir gece olduğu inancımız daha da tam olur. Kaldı ki
alamet olmasa da hakkında özel ayet inen tek gece olması her şeyi izah etmeye
yetiyor. Bize düşen alamet aramaktan
ziyade Ramazanın son on gününü iyi değerlendirebilmek çok mühimdir.
Şu da bir gerçek Müminler sadece kutsi
olan geceler değildir, başbuğ velilerden
tutunda, mübarek üç aylar, kutsi
mekânlar ve Miraca yolculuk gibi daha pek çok değerler kutsiyet arz eder. Ki;
bu kutsiyet izafe edilen değerleri Allah’ın kullarına bahşedilmiş ikramı olarak
görürüz. Hiç kuşkusuz Yüce Allah’ın kutsal addettiği her ne varsa hikmetinden
sual edinmeden bağrımıza basarız. Şayet Yüce Allah kutsiyet addettiği mekânlar
için ziyaret edilecek diye bir kelam buyurmuşsa ziyaret ederiz, yâd edilecek beyan
buyurmuşsa yâd ederiz, Rasulüllah’ın izini iz sürüp sünnet icra edilecekse sünnetine
sımsıkı sarılıp ittiba ederiz, Kuran hatmedilecekse hatmederiz. Değim
yerindeyse bunun lemi cimi olmaz, bunlar Müslüman’ım diyen her ferdin gücü
ölçüsünce yapması gereken vecibelerdir. İşte bu yüzden başta Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan
olmak üzere Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v)’in sözlü ve fiili sünnetini baş
tacımız olarak biliriz. İşte bu yüzden Resulullah’ın izini iz sürdükçe Arafat,
Müzdelife, Hacer annemizin Safa ile Merve arasında say yaptığı tepeler, Mescidi
Aksa, Mescid-i Haram, Ravza-i Mutahhara gibi mekânları kutsal mekânlar olarak
bilir ve yâd ederiz de. Ancak bu yâd ediş asla mekânlara tapma manasına
değildir, bilakis bu kutsi hatıraları Allah’a giden yolda vasıtalar olarak addedip
öyle yâd ederiz. İşte bu duygu ve düşünceler eşliğinde Kadir gecesini hakkiyle yâd
ettiğimizde varlığımızı, kulluğumuzu idrak etmiş olunruz. Nasıl idrak etmeyelim
ki, bikere Arifler ‘Her geceyi Kadir bil, her gördüğünüzü Hızır bil’ demişler, bunu
yapmaya mecburuz da.
Hiç kuşkusuz; Kadir gecesi, Cuma, Ramazan ve
Kurban Bayramı, Duha (kuşluk) gibi
diğer kutsiyet izafe edilen her ne yâd edilecek vasıta varsa biliniz ki Yüce Mevla’mızın
biz aciz kullarına her biri bulunmaz fırsat değerinde sunduğu birer ikram
sofralarıdır. Madem öyle bize bu kutsal değerlerimizi gayeleştirmeden Allah’a
vuslatta vesile edinmek düşer. Dedik ya bu kutsiyetler asla tapınmak için verilmiş
ikramlar değildir, bilakis ebedi kurtuluşumuza
vesile olacak ikramlardır.
Velhasıl bu yolda Yüce Allah’ın sevdiği şeyi Allah
için sevmek, sevmediği şeyi Allah için buğz etmek ve Sünnet-i Seniyye'den (Selametli
yoldan) zerre miskal şaşmamak esastır.
Vesselam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder