AHMET ER SEYDA (K.S) İÇİN NE DEDİ?
Araştırmacı Yazar:Selim GÜRBÜZER
''MENZİL DERGÂHI İMAN VE
MUHABBET SOFRASIDIR''
Yılını tam hatırlamıyorum. Bir gün manada bir büyük zat atının arkasına beni
bindirdi. At havada uçuyordu ve mevcut atlardan farklı bir yapıya sahipti.
Büyük zatın elinde kırbaç olarak büyük bir çınar ağacı vardı. Havada bir müddet
seyrettikten sonra yere indik. Atı başıboş bıraktık. Derken yanımızda
yardımcısı zuhur etti. Yardımcıya sordum. Bu at başıboş bırakılırsa kaçmaz mı
dedim. Cevap verdi. O da bizim gibi tayyi mekândır... Yan yana yürüyoruz.
Kendilerine sordum. Türk milletinin kurtuluşunu müjdeleyebilir miyiz? Cevap
verdi. Bu arada tahta bir direğin dibine oturduk. Bana üç sual sordu. Bunlardan
bir tanesi şuydu.. ''Maksadın nedir?..''
Türk İslâm Medeniyetini zamanımızda yeniden inşa etmektir. Cevabı beğendi ve
başını eğerek tasdik etti. Bu manadan bir müddet sonra Menzil'e gittim. Seyda (k.s)
Hazretleri ile ilk defa tanışıyordum. Mana âleminde atın arkasına beni bindiren
O idi. Soru soran da O idi. Tanışmamız böyle oldu. Bilahare zaman zaman
yanlarına uğradım. Vefatından bir hafta önce de Afyon'da görüştük. Sohbetinden
aldığım ilginç satırlar şunlardı.
''Biz
Hıristiyan âleminden korktuğummuz kadar Allah'tan korksaydık bu milletimize yeterdi''.
Vefatından sonra da Seyyid Abdülbaki (k.s) Hazretleri, Seyyid Fevzeddin (k.s) Hazretleri'ne
ve aile-i saadetlerine, kıymetli zatlara başsağlığında bulundum. Kendilerini
mânâ âleminde birkaç defa daha gördüm.
1992 yılı Hac seferinde Mekke'de 13 hacı
ile halifelerinden Molla Yahya Hazretleri başta olarak Seyyid Muhammed bin el
Maliki Hazretleri tarfından kabul olunduk. Sohbetten sonra ''Muhammed Raşid
Hazretlerine selâm söyleyin bana hususi duada bulunsun'' dedi. Kendilerine bu selam sağlığında iletilmiştir.
Bugün çeşitli bölge ve çeşitli gençlik
kesiminde birçok kişi Seyda (k.s) Hazretlerinin sofisi olmuştur. Bu dergâhın
genel vasfı şudur. Büyük bir iman ve muhabbet sofrasıdıdr. Millî ve manevî
değerlerle süslü gençliğe büyük teveccüh ve tasarruf ettiğini manada da,
zahirde de müşahede ettim. Osamanlı'nın çöküşü ile kapanan mana ehlinden
istifade, bugünkü genç kuşak tarafından tekrar başlatılmıştır.
Şu anda vefatından sonra halifelik
makamında bulunan Hakk dostlarının faaliyetleri ile inşallah yeni İslâm
medeniyetlerinin doğmasında, gelişmesinde manevî bir ışık olarak yol
gösterecektir.
MÜRŞİD-İ
KÂMİL
Söze Allah'ın (c.c) adı ile başlarız. Elestü
bi Rabbiküm. Cenab-ı Hakk Kalû Belâ'da kullarına böyle sesleniyordu. Ben
sizin Rabbiniz değil miyim?
Beli, bütün ruhlar bu ilahi hitaba evet
diye cevap verdiler. Bu âdemoğlunun hayatında yaptığı ilk ve en büyük, en
şerefli mukavele idi.
Hani Rabbin âdemoğullarından onların
sırtlarında zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefslerine şahit tutmuştu: ''Ben
sizin Rabbiniz değil miyim?'' demişti. Onlar da evet (Rabbimizsin) şahit olduk
demişlerdi. (İşte bu şahitlendirme) kıyamet günü ''Bizim bundan haberimiz
yoktu'' demememiz içindi.
Ayette ''Daha evvel ancak atalarımız
(Allah'a) şirk koşmuştu. Biz de onların ardından (gelen) bir nesiliz. Şimdi o
batılı kuranların işlediği (günahlar) yüzünden bizi helâk mi edeceksiniz?''
demememiz içindi.
Merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır bu
ilahi mukavele ile ilgili şu beyanda bulunuyor:
''Bu mukavele ve bu misak-ı fitri
beşerin mebde-i dinisi, mebde-i medenisi, mebde-i hukukisi, mebde-i
içtimaisidir.'' Evet, Cenab-ı Hakk bu mukavele ile yetinmemiş kullarını irşad
için bu ilahi mukaveleyi (anlaşmayı) hatırlatan ve rahmetinin müjdelileri,
azabının habercileri olmak üzere dünyamıza yüz yirmi dört bin peygamber
göndermiştir. Bütün peygamberler kavimlerine ilahi mukaveleyi hatırlatmışlar
ve, ''ey kavmim Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur'' diye
seslenerek ortak çağrıda bulunmuşlardır. Ve nihayet Resulü Kibriya, Hatemül
Evliya, Hatemül Mürselin Fahri Kâinat efendimiz bütün insanların ve cümlenin
peygamberi ve son haberci olarak dünyayı ve kâinatı şereflendirdi. Böylece hak
dini Kur'an'ı ile Hak geldi'' batıl gitti. Ahlâk ve din tamamlandı. Sevgili
Peygamberimiz son peygamberdir. Ancak Sevgili Peygamberimizin (S.A.V.)
varisleri olan Veliler, hak dostları kıyamete kadar devam edecektir. İşte aziz
Seydamız merhum Seyyid Muhammed Raşid Erol Hz. sevgili Peygamberimizin
varislerinden biri, Veliyi Kebir, Mürşidi Kâmil, hak dostu bir büyüğümüz idi.
1992 yılında Hac gazasını ifa ederken Mekke-i Mükerreme'de Yahya Molla Efendi
Hz. ile beraber onüç arkadaş (Ömer Özkan da vardı) Seyyid Muhammed bin El Mekki
Hz. ziyaret etmiştik. Kendileri ehl-i sünnet vel cemaatı savunan bir maneviyat
ve cihat ehli idi. Adeta bir İdris-i Bitlisi idi. Bizlere döndü ve dedi:
''Kardeşim Muhammed Raşid'e selam söyleyin benim için hususi dua buyursun'' (Bu
rica ulaştırılmıştır). Seydamız dünyada gerçek hürriyetini tadını, lezzetini
tadanlardan biri idi. Öyle ya insan, imanı ve ahlâkı derecesinde hürdür. İnsan
Allah'a kulluk şuuruna ermedikçe, kula kul olmaktan kurtulmadıkça beşeri
münasebetlerde korku ve menfaat çemberini kırmadıkça, ihlâs ve Allah rızasını
hayatımızın bütününe hâkim kılmadıkça kısacası Allah'ın ipine sarılmadıkça
geçek hürriyete ulaşamaz.
Mahdumu alîleri Fevzettin Hz.leri
naklettiler: Seydamız buyuruyor ki Fevzettin
bir
kağıt kalem getir yaşımı hesap edelim. Hesap ettim. Altmış üç çıkıyordu.
Hissettim ki altmış üçü geçmek istemiyordu. Altmış dört dedim. Yanlış hesap
ettin bir daha hesap et. Altmış üçü geçmemesi lâzım dedi. Şeyh Ahmet Yesevi Hz.
de sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) altmış üç yaşında irtihal buyurdukları için
ömrünün altmış üç yaşından sonraki bölümünü çilehanede geçirmişti. Seydamız da
dünyadan altmış üç yaşında göç etmiştir. Vefatından iki hafta önce Afyon'daki
bir sohbetinde ifade buyurdular ki, ''Eğer hıristiyanlıktan ve yabancı
devletlerden korkulduğu kadar Allah (c.c) 'tan korkulsaydı milletçe ve devletçe
içinde bulunduğumuz sıkıntılara düşmezdik''
Kendileri hayatta iken bir mana âleminde
sordum: ''Kurban, Türk milletinin ve İslamiyetin yükselişini milletimize
müjdeleyebilir miyiz?
Türk-İslam medeniyetinin doğuşunu
milletimize müjdeleyebilir miyiz?
MÜJDELEYEBİLİRSİNİZ'' diye cevap
buyurmuşlardı.
Bir Ramazan ayı içinde de sabaha karşı
fakir haneyi şereflendirdiler ve şunları ifade ettiler:
''Sizler şimdiye kadar Şaban'ın (Büyük bir ihtimalle Şaban Veli Hz.leri
olabilir) tasarrufunda idiniz. Şimdi hepiniz benim tasarrufumdasınız''
müjdesini verdiler.
Dünyada en çok meşakkat çekenler
peygamberler, veliler ve onların yolundan yürüyenlerdir. Veliy-i Kebir,
Mürşid-i Kâmil Seydamız bu gerçekten nasibini almış, sürgünlere, takiplere,
suikastlere muhattap olmuş fakat bütün bunlar irşadı engelleyememiştir. Ne
mutlu o irşatlardan nasibdar olanlara.
Kaynak: Kamer Vakfı Bülteni ve Gündüz Gazetesi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder