MEKRUHTA OLSA NAMAZ LEKE KALDIRMAZ
SELİM GÜRBÜZER
Namazı
tam kılmak varken mekruh kılmak niye derseniz, doğrusu bu bizlerin
eksikliğidir. Zira mekruhta olsa namaz leke kaldırmaz. Malumunuz, mekruh;
dinimizce pek caiz görülmeyen ya da kerih (çirkin)
görülen fiil demektir. Bu yüzden fakihler namazı mekruh kılan bir kimse vakit
varsa yeniden kılması müstehap olur demişlerdir. Unutmayalım ki, mekruhun
harama yakını var, helale yakını var. Şöyle ki; bir vacibin terki nasıl tahrimen
mekruhsa (harama yakın mekruh), bir
sünnetin terki de tenzihen mekruh (helale
yakın mekruh) olarak addedilir. Hakeza bir müekked sünneti (kuvvetli sünnet) terk etmek ise bir
vacibi terk etmek derecesine yakın kerahet içerir. Sonuçta namaz beyaz gelinlik
gibidir, asla leke kaldırmaz, madem öyle namazda leke oluşturabilecek mekruhlar
neymiş bir görelim.
Namazın mekruhları:
—Namazda insanın vücudu ya da
elbisesiyle oynaması (elbiseyi secdeye
giderken kaldırmak gibi) mekruhtur. Şöyle ki;
Rasulullah
(s.a.v) yaz zamanı secdeden kalkınca bud ve kalçaları sıcaktan yapış yapış oluyordu,
bu durumda Efendimiz (s.a.v) mecbur
kalıp azaları belli olmasın diye elbisesinin sağını solunu silkelemiştir.
Bir
kişinin sakallarıyla oynaması, ya da bir yerini kaşıması ameli kesir (çok iş) bir fiil olacağından o namaz
mekruh olur. Ancak ihtiyaç hâsıl olduğunda ameli kesir sınırını aşmamak
kaydıyla caizlik kazanır. Namazdayken ihtiyaca binaen bir kimse gerçekten yediği
zararlı bir şeyden dolayı vücudunu kaşımak zorundaysa, ya da rahatsız edici bir
terleme varsa bu tür unsurları amel-i kesire kaçmadan giderebilir. Örnek mi,
işte Rasulullah (s.a.v) terlediğinde alnını
silivermesi bunun en tipik örneğini teşkil eder. Belli ki silmese ter onu rahatsız
edecekti.
— Namazda herhangi bir özrü olmadığı halde bir
yere yaslanmak mekruhtur.
— Parmak çıtlatmak, sağa sola yalpa yapmak
gibi huşû haline gölge düşürecek hal ve hareketlerde bulunmak mekruhtur.
—Boynu çevirip
sağa sola bakmak, başı yukarı kaldırmak, aşağıya eğmek, ya da tavana bakmak, gözleri
kapamak gibi fiillere tevessül etmek mekruhtur. Hakeza namazda etrafa bakınmakta
öyledir. İlla da bakınmak gerekiyorsa bunu farz olan bir namazda değil, belki nafile
namazda bakınmak yeğdir
—Bir şeyi koklamak, kollar perçinlenmiş veya
sıvanmış halde namaz kılmak mekruhtur.
—Bağdaş kurmak veya dizleri dikip oturmak mekruhtur.
Zira buna köpek oturuşu dendiği malum. Ki; bu tür oturuş mekruhtur. Şayet
oturma ihtiyacı hissediliyorsa namaz dışında oturulması uygun düşer.
—Namazda
palto ya da ceketi omuzlara almak mekruhtur.
—Nohut
tanesinden küçük ekmek veya yemek kırıntısını yutmak mekruhtur.
— Herhangi bir zaruret
olmaksızın kirli ya da gasp edilmiş elbiseyle namaz kılmak mekruhtur. Besbelli ki mekruh olmasının sebebi başkasının
rızası olmaksızın giyinilen bir elbise olması dolayısıyladır.
Bir
kimse başkasına ait olan yerde namaz kılmak mecburiyetinde kaldığında, şayet o
yer gayrimüslime ait bir arazi ya da ekilmiş bir araziyse, yol üzerinde namaz
kılması daha uygun düşer. Kaldı ki gayrimüslim’in namaza razı olmayacağı malum,
dolayısıyla bu hususta ısrarcı davranmaya hiçte gerek yoktur. Zaten zorla güzellik olmaz ki.
— İster
mezarlık olsun, ister hamam gibi yerler olsun fark etmez bu tür yerlerde namaz
kılmak mekruhtur. Ancak bu tip yerlerde namaz için önceden özel bir yer
ayrılmışsa kılınmasında herhangi bir beis yoktur.
—Erkeklerin
zaruret olmaksızın ipek elbiseyle namaz kılması mekruhtur.
—Başına mendil ya da sarık sarıp ortasını açık
bırakmak veya saçı hotuz yapmak mekruhtur.
—Erkeklerin başı açık namaz kılmaları mekruhtur.
Sakın ola ki takke de neymiş demeyin, askerde şapka neyse, ilahi huzurda takke
odur. Kaldı ki ulemadan bir kısım zatlar
namaz dışında bile başı açık birinin şahitliğine itibar edilemeyeceğini
vurgulamıştır. Dolayısıyla başı kapalı olmayı hafife almamak gerekir, görüyorsunuz
şahitlikte kriter olabilecek kadar mühim bir adaptır.
—Üzerinde
canlı resim bulunan bir elbiseyle namaz kılmak mekruhtur. Şayet canlı resim ayakaltında, ya da oturulan yerde bulunursa mekruh
sayılmaz. Belli ki burada resmi hakir görme söz konusudur. Ancak yaygı üzerinde
ki resme secde etmek böyle değildir, yani secde edildiğinde mekruh olur. Demek
ki, resim ayaklarının altında olmalı ki namaz mekruh olmasın. Peki, kese veya
cüzdana konmuş bir resim, ya da resimli pul veya parayla namaz kılındığında ne
olur derseniz elbette ki mekruh değildir. Zira putperestler kendi elleriyle
yaptıkları putları (resimleri) karşısına
dikip öyle tazim ve saygı da bulunurlardı. Kaldı ki cüzdana konmuş bir fotoğraf,
resimli para ve pul bulundurmak tazime
yönelik bir iş değil zarurete binaen bir taşıma işlemidir
—
Namazdayken durduk yerde hiç gereği yokken çocuğu kucağa almak mekruhtur.
—Duvarda
asılı bulunan Mushaf veya kılıç karşısında namaza durmak mekruhtur. Burada
unutmamamız gereken husus; duvarda asılı
bir Kuran’a karşı durmanın mekruh olduğudur, asılı olmayana değil elbet. Hakeza
bir insanın yüzüne doğru namaz kılmakta mekruhtur. Ancak önünde namaza durmuş
birinin arkasında kılmak bundan istisnadır.
—Uyuya kalmış birine karşı namaz kılmak mekruhtur.
—Ateşe veya ateş dolu mangal karşısında namaz
kılmak mekruhtur. Malum, yanan ateşten maksat mum, kandil, lamba gibi
aydınlatıcılar değildir, buradaki maksat
kaynak ateş ve kor ateştir. Dolayısıyla aydınlatıcı aksesuarlar mekruh addedilmez.
—Kalbi
meşgul eden ortamlarda namaz kılmak mekruhtur.
Meyhane
türü cızırtılı, çalgı eğlence gibi yerler insanı meşgul edeceğinden buralarda
namaz kılmak mekruhtur. Hatta ayakkabı gibi eşyaları arka tarafa koymakta
öyledir. Zira namaz kılan her kimse onu çalınma korkusu veya endişesi
saracağından önüne koymasında fayda var. Dahası kalbi meşgul eden her ne varsa
onu gidermek gerekir.
— Def’i hacet ihtiyaç hâsıl
olduğunda, yani abdest sıkışıklığı halde namaz kılmak mekruhtur, malum sıkışıklık
hali kalbi meşgul eden bir arazdır.
—Yemek hazır olduğu halde namaza başlamak mekruhtur.
Ancak vaktin çıkması söz konusu ise o sırada artık yemek düşünülemez, namaz
önceliği esastır. Nitekim Evliyaullahtan büyük bir zat “Başınızı vermeye razı
olun ama bir vakit namazınızı vermeye razı olmayın” demiştir. İşte görüyorsunuz
namaz bu denli mühim bir ibadet, asla boş vermeye gelmez.
—Namazın ikinci rekâtını
birincisinden üç ya da daha fazla ayet okuyarak kıraati uzatmak mekruhtur.
—Ezberinde birçok sure olduğu halde
bile bile diğer rekâtlarda da aynı sureyi okumak mekruhtur.
—Kıraati rükû’a, sücut ve kade-i
ahire (son oturuş) taşımak mekruhtur.
Malum, kıraatten maksat Kur’an ayetleridir.
—Okunan ayet ve tespihleri saymak
mekruhtur. Saymak ancak namaz dışında mekruh değildir.
—Secdeye
varırken elleri dizden önce yere koymak, kalkındığında ise dizleri ellerden
önce kaldırmak mekruhtur.
—Secdede el ve ayak parmaklarını
kıbleden çevirmek mekruhtur.
—Rükû
ve secdeleri alelacele eda etmek mekruhtur.
—Rükû
ve secdeye varırken iftitah tekbirinde olduğu gibi elleri yukarı kaldırmak mekruhtur.
—Acelece davranıp rükû ile birlikte secde
etmek mekruhtur.
İmamdan
önce rükû ve secdeye varmak mekruh olduğu gibi, imamdan önce rükû ve secdeden
baş kaldırmakta öyledir.
—Secde
yerinden herhangi bir şey atmak mekruhtur. Bu hususta secde yerinde ufak
taşları sadece bir defaya mahsus atmaya ruhsat verilmiştir.
—Kıyam dışında diğer rükûlarda Kur’an’dan ayet
okumak mekruhtur.
—Erkeklerin
secdede kollarını yere yamamaları mekruhtur.
—Ön saflarda açık yer bulunduğu
halde arkalarda namaza durmak mekruhtur.
—Rükû
veya secdede tespihleri saymak mekruh olduğu gibi üçten az söylemekte mekruhtur.
Sadece namaz dışında ayet, sure ve tesbihatı el ile saymak mekruh değildir.
Nitekim Yuseyre (Bazı rivayetlerde
Buseyre olarak geçer) bint Yasir Rasulullah’ın muhacir kadınlara sürekli
Allah’ı zikrederek tehlil, tesbih ve takdis getirmelerini ve daha sonra onlara ‘Tespih
ve takdise dikkat edin! Onları parmaklarınızla sayın (parmak uçlarını yumarak sayın)
Çünkü bunlar sorguya çekilecek ve konuşturulacaklardır. (Ne
de kullanıldıkları konuşturulacak) Gafil olmayın ki rahmeti
unutmayasınız’ tavsiye ettiğini nakletmiştir.
Amr
oğlu Abdullah (r.anh.) ise şu gözlemini; ‘Bizatihi kendim gördüm Rasulüllah tesbihatı sağ elin
parmakları ile sayıyordu’ (Taç.
C.5 Sh. 100) nakletmiştir.
—Namazda bit, pire gibi haşere tutmaya
çalışmak ya da öldürmek mekruhtur. Fakat İmam Muhammed’e göre öldürmekte beis
yoktur.
Namaza yılan ve akrebin eziyet vermesinden
korkulmazsa öldürülmesi mekruhtur. Rasulüllah (s.a.v); “Kara çizgili yılanla
engerek yılanın öldürün ama sakın ak yılanı öldürmeyin! Çünkü o cinlerdendir”
buyurmuştur. Dikkat ettiyseniz hadiste geçen öldürmeyin denilen yılandan maksat
cin emaresi belirlenen yılandır. Belli
ki Allah Resulü ümmetini cinlerden gelebilecek zararlardan koruma ihtiyacı hissetmiş
ki, böyle bir uyarıda bulunmuştur.
—Üflemek,
gerinmek, esnemek, elle ağzı kapamak, zaruret olmaksızın öksürmek mekruhtur.
Şayet ağzı
kapamaya güç yetirilemiyorsa; namaz esnasında sağ elin arkasıyla, namaz dışında ise sol elin arka yüzüyle kapamak
uygundur.
— Namaz kılanın önünden geçme durumlarda sütre
koymamak mekruhtur. Ancak namaz kılanın önünde sütre bulunursa önünden geçmek
mekruh olmaz. Bu arada unutmamak lazım gelir ki; imamın sütresi bütün cemaat
içinde geçerlilik kazanır.
Bir kimse
mescide girdiğinde ön saflarda boşluk bulunduğu halde son safta namaza durmuş
birinin önünden geçmesinden beis yoktur. Çünkü bu kişi kendi hürmetini yitirmiş sayılır.
Nitekim Allah Resulü (s.a.v); ‘Bir kimse bir safta boş yer görürse onu
bizzat doldursun. Bunu yapmazda önünden biri geçerse boynunun üzerinden
adımlayıp gitsin. Zira onun hürmeti yoktur’ buyurmuşlardır.
Bir kimse namaz kılanın önünden geçmek durumundaysa
elinde bir sütre vazifesi görecek bir şey koyup geçmeli. Geçtikten sonra koyduğu
o nesneyi alabilir de. İki kişi geçmek isterse biri önünde durur diğeri geçer,
ötekide aynısını yapmalıdır. Yanında hayvan varsa hayvanı sütre edip geçmelidir.
Sütre dikmek aslında menduptur. Kaldı ki dikecek bir şey bulunmasa da çizgi
çizmek bile sütre hükmünde bir sünnettir.
Namaz kılan kişi, önünden geçmek isteyeni
el, baş ve göz işaretiyle uzaklaştırabilir, zaten bundan fazlasına müsaade yok,
yani elbisesinden çekilmez, hatta vurulmaz da. Çünkü bu iş ameli kesir (çok iş yapmak olur) derecesinde bir fiil
olur.
Umum yolda sütreli veya sütresiz olsun
fark etmez namaz kılmak mekruhtur. Zira yol konaklamak için değil, geçmek içindir.
Resulü Kibriya (s.a.v); ‘Biriniz namaz kıldığı vakit bir sütreye karşılık
kılsın. Kimseyi önünden geçirmesin’ buyurmuştur. Ebu Davud hadisinde ise ‘Yanında
bir asa (sopa) yoksa çizgi çizsin’ buyrulmuştur.
—Namaz içinde verilen selamı el veya baş
işaretiyle almak mekruhtur.
—Fasık ve bidat sahibinin imamlığı
tahrimen mekruhtur. Çünkü dini bakımdan o kişi saygınlığını yitirmiş addedilir.
Bidat deyip geçmemek gerekir, bakın İmamı-ı Rabbani (k.s) bu hususta bütün
dünyanın bizim yolumuza geleceğini vaat etseler tek bir bidati yolumuza
bulaştırmayız buyurmuşlardır. Malum bidat, kitap ve sünnette yeri olmayan
sonradan çıkmış uygulamalardır.
—İkindiden sonra nafile kılmak mekruhtur.
—Sabah namazından sonra nafile kılmak
mekruhtur.
—Akşam namazında üç rekât nafile kılmak
mekruhtur, ancak imama uyduğunda o
namazı dört rekât olarak tamamlar.
İmam
farza, cemaat nafileye niyet ederse kerahet yoktur. Zira bu hususta Resulü
Ekrem (s.a.v); “Yüklerinizin yanında namaz kılarda sonra namaz kılarda sonra
namaz kılan bir cemaatin yanına varırsanız onlarla kıldığınız namazınızı sübha (nafile)
yapın buyurmuşlardır. İşte bu suretle cemaat faziletine nail olunmuş olur da.
—Evde cemaat olup camiye gitmemek bidat ve
mekruh addedilir.
—Sakalı bıyığı bitmemiş gencin arkasında
namaz kılmak keraheti tenzihiyedir. Çünkü bu fitneye kapı aralayacak bir husustur.
—Kâbe’nin üzerinde namaz kılmak mekruhtur.
Madem öyle, bu kıstastan hareketle mescid içinde mekruh olması lazım gelir. Ancak
bu hususu ‘Gökyüzüne kadar mescittir’ hükmüyle karıştırmamak gerekir. Dolayısıyla
sapla samanı birbirine karıştırmazsak mescid üzerinde cinsi münasebette bulunmanın
tahrimi mekruh olduğunu fark etmiş oluruz.
Peki, mescit üzeri hüküm buysa, ya mescit altı için hüküm nedir
sorulduğunda, doğrusu bu konuda açıklanmış net bir hüküm yoktur. Mesela şöyle
bir soru sorulsa mescidin altına helâ yapmak caiz midir? Maalesef bu sorunun da karşılığı yoktur
diyebiliriz. Anlaşılan o ki namazın gökyüzüne uzananı mescit olduğu kadar yerin
altına uzananı da mescittir tarzı dile getirilen görüşler her daim açıklanmaya
muhtaç konudur. Sadece şu kadarını diyebiliriz ki; içinde mescit bulunan bir
evin üzerinde cinsi münasebette bulunmak, ya da büyük küçük abdest bozmak
mekruh değildir. Dikkat edin ev diyoruz, adı üzerinde ev. Yani içinde mescit
için bir bölüm ayrılmış bir evde olsa ev evdir, asla mescit sıfatı kazanamaz.
Dahası her seccade serilen yer mutlak manada mescit değildir. İşte görüyorsunuz
ilim ve ibadet dışı fiillerin mescit üzerinde yapılmasına cevaz yok, ama
bünyesinde mescit bulunduran ev üzerine cevaz var. Zaten mescidin üzerinde
bulunan bir kimsenin mescit içindeki imama uyması caizdir hükmü bunu teyit
ediyor. Yeter ki imama uymak üzere durduğu konum imamın hizasından ileriye
geçmesin.
—Cünüp insanların, hayız ve nifaslı kadınların
mescit üzerinde durmaları helal değildir.
—Vakıf heyeti mescit yararına mahzen
yaptırırsa caiz olur.
—Mescide pislik sokmak mekruhtur.
Bedeninde pislik olan da mescide giremez. Kaldı ki mescit yapımında kullanılan
malzemenin bile temiz olması esastır. Nitekim pis çamurla mescidi sıvamak caiz
olmadığı gibi pis suyla karılması da mekruhtur. Fışkı (kurumuş koyun ve inek pisliği vs.) bunun hilafınadır, çünkü çimento
ve izolasyon görevine binaen zaruret söz konusudur. Temizlik o kadar mühim ki, temiz
ayakkabı ve mestle namaz kılmanın yalın ayak kılmaktan efdal olduğu
belirtilmiştir. Tabii buradaki incelik sadece temizlik değildir bunun yanı sıra
Yahudilere muhalif olmakta vardır(Hadis). Zira Rasulullah ve ashabı Medine
sokaklarında ayakkabıyla dolaşır, sonra onlarla namaz kılardı. Ancak şu da bir
gerçek; Peygamberimizin mescidi, o
yıllarda çakılla döşeliydi. Şimdi ihtimaldir ki günümüz şartlarında ayakkabıyla
mescide girmek adapsızlık olarak haml edilir.
—Mescitte pis yağdan kandil yakmak mekruhtur.
—Mescitte
yellenmek caiz değildir, ihtiyaç hâsıl olduğunda mutlaka dışarı çıkmalıdır.
Mescidin kapısını kapamak mekruhtur. Nitekim Allah
(c.c); ‘Allah’ın mescitlerinde isminin anılmasını men eden kimseden daha
zalim kim olabilir’ buyurmuştur. Ancak mescitteki eşyanın çalınacağından
korkulursa mekruh değildir.
—Mescidin mihrabından başka yerleri
nakışlamakta beis yoktur. Yani, mihrabı nakışlamak mekruhtur. Zira namaz kılanı
meşgul edeceği muhakkak. Malum, buradaki mihrab’dan maksat kıble duvarıdır.
Vakıf
bütçesinden (malından) nakış yapmak caiz
değildir, nasıl harcanır ki, bir kere tüyü
bitmemiş yetimin hakkı var, bu yüzden caiz değil denilmiştir. İlla da nakış yapılsın deniliyorsa mütevelli kendi
cebinden masrafını ödemesi lazım gelir. Bakın, Rasulullah (s.a.v); ‘Şüphesiz
kıyamete alametlerinden biride mescitlerin zinetlenmesidir’ diye buyurmuştur. Yine de ulemadan
bazıları bu hadisin alamet vurgusuyla alakalı olduğuna kanaat getirip ziynetin müstehap
olduğunu söylemişlerdir. Dolayısıyla mescidi ziynetlemek tazim (hürmet)
amaçlı olabilir diyorlar. Her ne kadar namaz kılanın huşusu bozulur dense de
namaz da bakılacak yer bellidir, o da secde mahallidir zaten.
Malum; yeryüzünde en faziletli mescitler
sırasıyla:
Mescid-i Haram, Ravza-ı Mutahhara, Beyt-i
Makdis ve Kuba Mescididir.
Resulü Kibriya Efendimiz (s.a.v); ‘Benim
mescidimde bir namaz başka mescitlerde kılınan bin namaza bedeldir. Bundan
yalnız Mescidi Haram müstesnadır’ buyurmuştur.
Yine
Rasulüllah (s.a.v); Birinizin evinde kıldığı namaz benim şu mescidimde ki
namazından efdaldir, ancak farz namaz
müstesnadır buyurdu. Mescidi Aksa’dan sonra mahalle mescitleri, cadde mescitleri
zikr edilmiştir, en son ev içerisinde namaz için özel ayrılmış bölümler (mescitler-odalar) gelir. Cadde mescitlerinden
kasıt tayin edilmiş imamı ve müezzini olmayan mescitlerdir. Malum, kırsal
kesimde tayin edilmiş imam ve müezzinler vardır.
—Mescidin
ahengini bozacak şekilde dilenen kimseye para vermek mekruhtur. Şayet bu
dilenci cemaatin üzerinde adımlamazsa mekruh olmaz.
—Cami içinde kayıp mal arayıp sormak
mekruhtur. Nasıl mekruh olmasın ki, bakın bu hususta Resulü Ekrem (s.av); “Mescitte
birinin kayıp mal aradığını görürseniz Allah Teâlâ onu sana iade etmesin deyin”
ikazında bulunmuş bile.
—Mescitte abdest almak mekruhtur. Zira mescit
alanını abdestten sıçrayan sudan, sümük ve balgam gibi şeylerden arındırmak zor
olacaktır. Bu yüzden mescidi kullanılmış sudan uzak tutmakta fayda vardır.
—Mescitte
yemek yeme, ya da uyumak mekruhtur. Ancak itikâfa giren biri veya yabancıya
mekruh değildir. Hakeza mescitte soğan ve sarımsak türü etrafa koku yayan yiyecekler
yemek mekruhtur, hatta bu tür ağız kokusuyla mescide gelenler men edilir de. Malum,
men edilmesinin sebebi Meleklere ve Müslümanlara bu tür şeylerin eziyet vermesinden
dolayıdır.
—Mescitte nikâh akdi müstehaptır.
—Mescitte
kötü söz söylememek şartıyla konuşulması caizdir. Bir başka ifadeyle hayrı
çağrıştıran her kelam mubahtır. Hatta sohbet etmek için mescitte oturmanın şer’an
hiçbir engeli yoktur. Ehl-i Suffa (Medine mescidinin çıkmasında yaşayanlar)
sürekli mescitte bulunurlardı, hatta orada hasbıhal etmekle kalmamışlar uyumuşlar
da. Yeter ki mescide malayani şeyler yaşanmasın. Bir kere mescitte bulunanlar mescidin adabına
riayet ettikten sonra birileri durduk yerde ayağa kalkıp bu insanları mescitten
yaka paça dışarı atmasına hakkı yoktur. Şu husus iyi bilinmesi gerekir ki, bir
insan padişahın huzuruna girerken ister istemez tazimde bulunur. Aynen öylede
bir mescide girerken de tahiyye-i mescide niyet edip öyle girmeli. Niyet hayır
olduktan sonra akıbet hayır olacağı malum. Dolayısıyla tahiyyetü’l mescitle
Allah’a yaklaşmış oluruz. Zaten tahiyyet’ül mescitten maksat mescidi selamlamak
değil, asıl maksat namaz kılmaktır. Bu kılınan namaz farz ya da nafile olsun
fark etmez tahiyye-i mescit hükmü kazanırda. Gün içinde bir tahiyye namazı kâfi
olduğundan maksat hâsıl olur da. Ulemadan bir kısım, bir kimse Tahiyye-i
mescide girerde, herhangi bir sebeple tahiyye-i mescid namazını kılamazsa ‘Subhanallah
velhamdülillah velailahe illallah hüvallahü ekber’ demesi müstehap olur demişlerdir. Ancak Kâbe bundan istisnadır. Zira Allah’ın
beytim dediği yerin tahiyyesi namaz değil tavaftır. Oldu ya o anda tavaf etmek
istemeyip oturmak isterse bu durumda elbette ki iki rekât tahiyyet’ül mescid namazı
kılıp öyle oturmalıdır.
Velhasıl; mekruhta olsa huzura giden
yolda eda edilen ibadet ve ibadet edilen mekânlar ak ve paktır, asla leke kabul
etmez.
Vesselam.
Faydalanılan kaynaklar: İbn-i
Abidin, İslam Fıkhı ansiklopedisi (Prof.
Dr. Vehbe Zuheyli), İslam İlmihali (Ömer Nasuh’u Bilmen)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder