SÜNNET ODUR Kİ, NAMAZ NOKSANLIĞINI GİDERE
SELİM GÜRBÜZER
Sünnet
kılınan namaz noksanlığını giderir. Bu yüzden sünneti terk etmekle namaz bozulmaz.
Ancak sünneti kasten terk etmek nankörlükle eşdeğer bir cürümdür. Hele birde
bunun üstüne sünnetle alay edilirse maazallah o insanın küfre girmesi an
meselesi diyebiliriz. Sünnet esas itibariyle; Sünnet-i Hüda ve Sünnet-i
Zevaid olma üzere iki ana başlık altında tasnif edilir. Ama konumuz gereği bizi
asıl ilgilendiren namaz sünnetidir. Malum,
namazın sünnetleri yirmiüçtür. Hatta bundan fazla olduğunu belirten âlimler
de var. Madem öyle bir bakalım namazın belli başlı sünnetleri nelermiş bir
görelim.
Namazın
Sünnetleri:
—İftitah tekbirinde erkeklerin ellerini
kulak hizasına kaldırması, kadınların ise omuz hizasına kaldırması sünnettir.
—Erkeklerin başparmağını kulak yumuşak
kısımlarına değdirmesi, kadınlarında parmak uçlarını omuzlarına ulaşacak ya da elleri
omuz hizasına kaldıracak vaziyette iftitah tekbiri getirmesi sünnettir. Ancak
ellerin kaldırılması tekbirden önceliklidir, hatta bu arada parmakların vasat (orta) halde, yani biraz ayrılmış olması
gerekir. Bir başka ifadeyle parmaklar ne bitişik ne de tamamen ayrık olmalı,
kendi haline bırakmak esastır. Kelimenin tam anlamıyla hafif açık olması
sünnettir. Keza her iki elin iç ayası kıbleye yönelik ya da duruş itibariyle birbirini
karşılıklı görür konumda olmalıdır.
— Namaz başlangıcında niyet ve tekbir arasını
açmamak sünnettir. Hatta tekbir alma anında
baş eğmemeli, aksi takdirde bidat olur.
—İmamın tekbirine yakın tekbir almak sünnettir.
Alır almaz değil elbet, arayı fazla
açmayacak bir yakınlıkta tekbir alınması sünnettir.
—Kıyamda
erkeklerin göbek altında sağ elin sol el üzerini kavrayacak şekilde bağlaması
sünnetken, kadınlarında göğüs üzerine koymaları sünnettir. Tabii el bağlanmasında
bir başka incelik de söz konusu. Şöyle ki;
erkeklerde halka biçiminde sağ elin başparmağı sol üst bileği
kancalaması, sağ serçe parmağının da sol elin alt bileğini kavraması yeterli
değildir ayrıca diğer üç parmağında bilek üzerinde bulundurması gerekir, kadınlarda
ise halka olmaksızın göğüs hizasında sağ elin sol kol üzeri boyunca koyması lazım
gelir.
—Namazın başında gizlice subhaneke’yi okumak sünnettir,
—Fatiha’dan
önce gizlice ‘euzu besmele’ çekmek
sünnettir. Ancak, ulemadan besmelenin bütünüyle Kur’an’dan bir ayet olduğu ve
aynı zamanda surelerin arasını ayırma görev ifa ettiğini beyan edenler olduğu
gibi Neml suresindeki besmelenin ayetin bir cüzü olduğunu dile getirenlerde var.
Hakeza bir kısım ulema da Fatiha’nın evvelinde teberrüken yazılmış olduğundan
hareketle hiçbir surenin ayeti değildir demişlerdir. Fakat İmam Şafii buna
muhaliftir. Hatta İmam Malik ve ekser Hanefi uleması da ayet değil görüşündedir.
Anlaşılan bu hususta ihtilaf var. Madem ihtilaf var, o halde besmeleyi inkâr eden
bir kişi tekfir edilmemesi lazım gelir. Aslında bizi ilgilendiren esas temel kaide
besmelenin hangi şartlarda sünnet olup olmadığıdır. Malum, İmam Muhammed bu
konuda; besmele gizli okunursa sünnet, aşikâr okunursa sünnet değildir hükmünü
vermiştir. Buna ilaveten Ebu Hanife ise Fatiha’nın akabinde zammı sureye
başlamadan besmele çekilirse “iyi olur” demiştir. İşte Ebu Hanife’nin “iyi olur”
demesi besmele hususunda birçok soru işaretini silmeye yetmiştir.
—Fatiha’nın sonunda gizlice ‘âmin’ demek sünnettir.
Fatiha
bitince imam gizlice ‘âmin’ der. Rasulullah (s.a.v); “İmam âmin deyince
sizde âmin deyin. Çünkü bir kimsenin âmini Meleklerin âminine denk gelince
geçmiş günahları afv olunur” beyan buyurmuştur. Dikkat edin hadiste geçen ‘âmin’
ibaresi emir kipinde telaffuz edilmiş. Dolayısıyla emir olduğu için âmin demek sünnettir.
Kaldı ki, Kur’an’da böyle bir emir hüküm yoktur, olsaydı farz olurdu zaten.
Fatiha’dan
sonra okunacak zammı surelerin başlarında besmele okunmaz. Ancak İmam Muhammed
okunur görüşündedir. Malum, diğer üç ve dört rekâtlı farzların üçüncü ve
dördüncü rekâtlarda ise zaten zammı sure okunmaz, dolayısıyla bu rekâtlarda sadece
Fatiha okunması sünnettir, diğer bir görüşe göre de vaciptir.
—Kıyamda
ayak arasını dört parmak açık tutmak sünnettir.
Rükû ve
secdeye giderken veya doğrulurken ‘Allahü Ekber’ demek sünnet olduğu
gibi rükûdan doğrulduktan sonra ‘Semiallahü
limen hamideh’ ve akabinde ‘Rabbena leke’l hamd’ demekte sünnettir. Şayet
namaz imamla kılınıyorsa imamın “Semiallahu limen hamideh” demesi karşısında cemaatin
sadece Rabbena leke’l hamd demesi kâfidir.
—Rükû ve secdede üçer defa ‘Subhane Rabbiyel
Azim - Subhane Rabbiyel Ala’ demek sünnettir.
—Erkekler rükûa vardıklarında ellerini diz
kapakları üzerine koyup parmak aralarını açık tutması sünnettir. Tabii kadınlar
öyle değildir parmak aralarını ayırmadıkları gibi dizlerini dik tutmazlar da. Anlaşılan
erkeklerin inciklerini dik tutması, kadınların da bükük tutması sünnettir. Değim
yerindeyse erkeklerin rükûda sıratı müstakimi hatırlatırcasına sırtını dosdoğru
tutması sünnettir.
—Secdeye varırken önce diz, sonra eller, en son alnı secdeye koymak sünnettir, doğrulurken
de tam aksi istikamette sıralamayı takip etmek sünnettir.
—Tahiyyat
ve celse (secde araları)
oturuşlarında erkeklerin sol ayağı yere yatırıp sağ ayağını dik tutmanın yanı sıra
ayak parmaklarını kıble istikameti üzere olması sünnettir. İki secde arasında ‘Subhanallah’ diyecek kadar oturmak
sünnettir. Peygamberimizin çantı üzerine oturarak ayaklarını sağ taraftan
çıkardığı rivayet edilmişse de bu durum ihtiyarlık ve zayıflık haline
yorumlanmıştır. Esası otururken sol ayağını yere döşeyip sağ ayağını dik tutmak
şeklindedir. Nafile namazın sadece teşehhüdünde değil, her rekâtında oturarak
kılmak caizdir, hatta o kişi oturmak, bağdaş kurmak ve diz çöküp ellerini bir
araya getirmek arasında serbest olur da.
—Şahadet getirirken işaret parmağı tevhidi
işaret etmek sünnettir. Yani; ‘Lailahe’ denildiğinde kaldırılır, ‘illallah’
da ise indirilir. Yani şahadet parmağı
nefi ederken Lailahe deyip işaret edilir, İllallah denildiğinde işaret parmağı
indirilip isbât edilmiş olur. Nefi ve isbât yapmakta zorluk yaşayacağını
düşünen terk etmesi daha uygundur.
—Tahiyyatı
sessizce okumak sünnettir.
—Son oturuşta salât
ve selam okumak sünnettir.
— Namazda dua okumak; yani “Rabbena atina ve rabbenağfirli” dualarını
okumak sünnettir. Ancak dualara ‘seyyid’ kelimesini katmak mekruhtur.
—Selam verirken önce sağa ‘esselamu
aleyküm ve rahmetullah’, sonra sola dönüp ‘esselamu aleyküm ve
rahmetullah’ denmesi sünnettir.
Tek başına kılan
kişinin sadece hafaza meleklere niyet ederek selam vermeli, çünkü yanında başkaları yoktur, cemaatle
kılan ise cemaat ve hafaza meleklerinin yanı sıra cinlerin iyi olanlarına selam
vermesi sünnettir. Bu arada İmama uyan kişinin selamı imamın selamına yakın
olmalıdır. Selama sağdan başlamak sünnettir, keza imamın ikinci selamı birinci
selamdaki sesten daha alçak seste tutması sünnettir.
Mesbuk (Namaza
sonradan yetişen) olan imamın ikinci selamını bitirmesini beklemesi sünnettir.
Ki; böyle yapmakla sehiv secdesi var mı yok mu bu şekilde anlaşılmış olsun.
—Beş vakit namaz, Cuma namazı ve kazaya
kalan namaz için ezan okumak ve kamet getirmek sünnettir. Kadınlar malum, onlar
için ezan ve kamet okumak sünnet değildir.
—Sütre edinilmesi sünnettir. Açık
yerlerde secde önüne kalın bir ağaç dikmek gerek, dikmekte güçlük varsa ağacı
boylu boyunca uzatmak ya da uzunlamasına bir çizgi çizip öyle kılmak lazım
gelir. Kaldı ki direk ve sandalye türü şeyler de sütre işini görmekte. Şayet
cemaatle namaz kılınıyorsa sadece imamın önüne sütre bulunması yeterlidir. Namaz
esnasında önümüzden geçeni engellemek için ‘Subhanallah’ denmesinde
mahzur yoktur.
Bu
arada şunu belirtmekte fayda var her sünnet nafile hükmündedir. Malum nafileler;
—Namaz
bağlı olan nafileler,
—Namaza bağlı olmayan nafileler olmak üzere
iki kısımda incelenir.
İlginçtir Vitir nafile namaz gibi gözükse
bu namaz aslen amelen farz, itikaden vacip, subuten sünnet bir namazdır. Sünnet
açısından bakıldığında Kur’an yoluyla değil sünnet cihetiyledir. Resulü Ekrem (s.a.v); “Vitir haktır. Vitir namazını
kılmayan benden değildir” buyurduğu gibi
“Sabahlamadan vitir kılın” da demiş, hatta “Her
kim vitir namazını kılmadan uyuyor veya unutursa hatırladığı zaman onu kılsın”
buyurmuştur.
—Kunut
duası okumak sünnettir. Ancak vitir namazı dışında okunması tartışmalıdır. Nitekim
Hanefilere göre sadece musibet durumlarında sabah namazında kunut okunması uygun
denmiştir. Anlaşılan bir fitne veya musibet gelirse bunu okumakta beis yoktur.
Ki; bunu Rasulüllah (s.a.v) uygulamıştır.
Sünneti
Müekkede kuvvetli sünnet demektir. Zira Sünneti müekkedeyi terk etmek harama
yakın bir durumdur. Yani Sünnet-i Müekkede’nin terkiyle sanki vacibi terk etmiş
gibi bir fiil işlenmiş olur.
Teravih hariç diğer nafileleri evde kılmak
daha efdaldir. Zira İmamlarımız teravih namazının sünnet olduğunda hemfikirdir.
Öyle ki, Hz. Ömer halife olur olmaz onu
kendiliğinden ortaya çıkarmış değildir. Hatta bu hususta bidat işlemişte değil.
Belli ki onu Rasulüllah’tan bellediği bir bilgiye istinaden emir etmiştir. Kaldı
ki; Resulü Kibriya Efendimizin(s.a.v); “Benim sünnetimle Raşidin’in
sünnetine sarılın bunun üzerine parmak basın” buyurduğu sabit olmuştur. O
halde Hz Ömer (r.anh)’ın uygulamasını hafife almamalıdır.
Malum; Teravih on selamla eda edilip
yirmi rekâta tamamlanan bir namazdır. Şayet yirmi rekâtı bir selamla kılınmak
istenildiğinde her iki rekâtta oturulduğu takdirde kerahetle sahih olur, oturulmazsa
iki rekât yerine geçer. Zaten fetvada buna göredir. Teravihi cemaatle kılmak esas
kavle göre sünnet-i kifâyedir (başkalarının
kılmasıyla diğerlerinden düşen-satık olan). Bu hüküm teravihin sünnet
olduğunu ortaya koyar. Zira sevabı kılana aittir. Dolayısıyla terk etmekle mekruh
işlenmiş sayılır. Evinde kılarsa cemaat faziletini terketmiş olacaktır. Şayet
evinde cemaatle kılarsa bu seferde mescitteki cemaat sevabına nail olamamak
durumu tahakkuk edecektir.
Bir görüşe göre bir kimse teravihi özürsüz
oturarak kılsa caiz değildir. Hatta sabah namazının sünnetide öyledir. Zira her
ikisi de sünnet-i müekkededir.
Resulü
Ekrem (s.a.v) öğleden önce dört, sonrasında iki, akşamdan sonra iki, yatsıdan
sonra iki ve sabahtan önce iki rekât namaz kılardı. Peygamberimiz (s.a.v); “Sizden
kim cumadan sonra namaz kılarsa dört rekât kılsın” buyurmaktadır. Kaldı ki
farzlardan sonra kılınan sünnetler namazın noksanlığını giderir. Farz olan
namaz, zekât ve başkaları tamam olmazsa nafile ile tamamlar (Hadis).
İkindi namazının müekked sünneti yoktur.
Hakeza yatsı da öyledir. Yatsıdan önce dört rekât namaz kılmak müstehaptır. Ayrıca
dört rekâtlı sünneti müekkedelerin ilk oturuşlarında salâvat okunmaz.
Akşam
namazının ardından kılının evvabin’in çok büyük fazileti var. Resulü Ekrem (s.a.v)
bu hususta ; “Evvabin namazı deve yavruları çöktüğü zaman kılınır” buyurmuştur.
. Çok büyük fazilet sadece evvabin
değil elbet. Bakın; “Sabah namazının
iki rekât sünneti dünya ve mafihadan daha hayırlıdır” ve “Sizi atlar kovalasa sabah namazının iki rekât
sünnetini bırakmayın” hadisi şerifleri seher vaktine de vurgu yapıyor. Hatta
öyle mühim bur vurgu ki, Hz. Ayşe (r.anh); “Peygamber nafilelerden sabah
namazının iki rekât sünnetine gösterdiği titizliği başka hiçbirinde göstermezdi”
buyurmuştur.
Sabah namazının sünnetini hiç ortada özür
yokken oturarak veya hayvan üzerinde kılmak caiz değildir. Niye derseniz, gayet açık; kuvvetli sünnet
olduğu içindir elbet. Demek ki; sünnetlerin en kuvvetlisi sabah namazının
sünnetidir, sonra öğle namazının ilk dört rekât sünneti evladır. Hatta Allah Resulü
bu hususta, “Bu sünneti (öğlenin
ilk dört rekâtını) terk eden benim şefaatıma nail olamaz” buyurmuştur.
Bir kimse sabah namazını kaçıracağından emin olduğunda sünneti terk edebilir. Zira
cemaat sevabı daha kuvvetlidir. Burada sünneti terk etmekten maksat sünnete
başlamamak manasınadır, asla başlanılanı
bozmak manasına değildir.
Şeyhayn’ce rivayet edilen bir
hadiste: Peygamber (s.a.v); sabah
namazının iki rekât sünnetini kılınca sağ tarafına yatardı. Dolayısıyla bu
rivayetten hareketle sabah namazının sünnet ve farzı arasında yatmak sünnettir.
Ancak fukahanın bazıları yatmanın sadece evde mendup olduğunu beyan
etmişlerdir.
Gündüz nafilelerinde dört, gece
nafilelerinde sekiz rekâttan fazla kılmak mekruhtur. Her iki durumda da efdal
olan dört rekâtta bir selam vermektir. Ancak İmameyne göre gece nafilelerin her
iki rekâtta bir selam verilmesi efdaldir. Zaten fetva da buna göredir.
Şu bir gerçek gecenin nafilesi
gündüzün nafilesinden daha faziletlidir. Nasıl faziletli olmasın ki, farz namazlardan sonra en efdal gece
namazıdır, yani teheccüddür. Zira Peygamberimizin taviz vermeksizin tek devamlı
kıldığı teheccüd namazıdır. Teheccüd namazının en asgarisi iki rekât, ortası
dört, en azamisi sekiz rekâttır. İlginçtir vitir ve teheccüd namazı cemaatsiz
namazlar hükmü taşımasına rağmen Ramazan bundan istisnadır. Bu demektir ki
Ramazan haricinde vitir ve nafile namazlar cemaatle kılınmaz.
Bir kimse yatsıdan önce uyurda,
yatsıyı kılmadan nafile namaz kılarsa sünnet yerine geçmez. Zira farzı terk
etmiştir. Hakeza bir kimse yatsı namazını
kılıp yattığında gecenin bir vaktinde kalkıp ardı sıra kaza namazları kılmaya koyulursa
teheccüd yapmış sayılmaz. Zira kaza başka, teheccüd başkadır. Kaldı ki teheccüd
namazı en fazla sekiz rekâtla sınırlı tutulmuştur. Peygamberimiz (s.a.v); “Her kim geceleyin
uyanırda ailesini uyandırır ve iki rekât namaz kılarlarsa ikiside Allah’ı çok
zikreden erkek ve kadınlardan yazılırlar” buyurmuştur. Yine Rasulüllah (s.a.v); “Amellerin Allah’a en
makbul olanı devamlı yapılanıdır, velev ki; az olsun” buyurmuştur. Bir
kimse başladığı sahih bir nafile namazı devam ettirmesi gerekir. Zira o namaz
süreklilik kazandığından adeta vird haline gelmiş olur. Dolayısıyla süreklilik
kesintiye uğradığında iki rekât kazası lazım gelir. Ancak anlık bozduğunda
kazası lazım gelmez. Yani, devam etmek isterde bozarsa kazası gerekir. Mesela bir
kadın nafile namaza başlarda sonradan hayız kanını görürse o namaz kaza
özelliği kazanır. Yine bir başka hususta şudur ki bir kimse mekruh vakitlerden
birinde başlamış olduğu nafile namazı terk etmemeli, tamamlaması lazım gelir. Hani
derler ya bir işe başlamak bitirmenin yarısıdır diye, aynen onun gibi mekruh
vakitlerde kılınan namazı bozmak bile haram addedilir. Zira Allahü Teâlâ; “Amellerinizi bozmayın” buyurmaktadır.
Malum
olduğu üzere riyaya kaçma tehlikesine binaen nafile namazların evde kılınması
daha uygundur. Nitekim Yüce Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuş; “Size evlerinizde namaz kılmayı tavsiye
ederim. Zira kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır. Sadece farz
namazı bundan müstesnadır” (Hadis).
Ama öyle olağan üstü durumlar var ki cemaatle kılınmasında hiçbir mahsur
yoktur. Güneş tutulduğunda ezansız ve kametsiz
cemaatle namaz kılınması bunun tipik misalidir. Tabii bu misalin tam tersi durumda söz
konusudur. Mesela, İhrama giriş namazı
ve tavaf namazı cemaatsiz kılınır. Malum,
ihrama mikâpta (mescitte) giyildikten sonra kılınır, tavaf namazı da makamı
İbrahim’i görünce kılınır. Demek ki cemaatle
nafile namaz kılmak sadece Ramazana özgü bir sünnettir. Nitekim Hulefa-i
Raşidin döneminde Ramazanın haricinde cemaatle kılındığı görülmemiştir. Hakeza Vitir
namazı da bir cihetten nafile olduğu o kadar bariz açık bin husus ki, ezan ve
kamet okumaksızın eda edilebiliyor.
Vesselam.
Faydalanılan kaynaklar: İbn-i
Abidin, İslam Fıkhı ansiklobedisi (Prof.Dr.
Vehbe Zuheyli), İslam İlmihali (Ömer Nasuh’u Bilmen)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder