NAMAZ GÖZNURUMUZ BOZMAYA GELMEZ
SELİM GÜRBÜZER
Hani derler ya yapmak zor bozmak kolay diye,
aynen öyle de namazı tam hakkıyla kılmak için birtakım kaide ve kurallara uymak
gerekir, uyulmazsa sonunda namazı batıl kılma tehlikesi var. Anlaşılan namaz
bozulmaya gelmez. O halde namazı bozan durumlar neymiş bir göz atalım:
—İki harften ibaret bile olsa namazda dünya
kelamı konuşmak namazın bozulmasına yetiyor. Hatta Semavi kitaplardan ifadeler okumak,
avaz avaz yaygara koparmakta konuşma hükmündedir. İcabında iki harf çıkaracak
şekilde özürsüz öksürmekte öyledir, ama öksürürken burnundan harfsiz ses
çıktığında namaz bozulmaz.
—Namaz kılmakta olan bir kimseye kaç rekât
namaz kıldığına dair sual sorulduğunda parmak işaretleriyle gösterecek olsa, ya
da sorulan soruya üç kelimeden az olmak kaydıyla cevaben yazı yazmış olunsa
namazı bozmaz. Ancak yazı yazma fiili dışarıdan birine namazda olmadığı izlenimini
verecek derecedeyse namazın bozulduğuna işaret teşkil eder.
—Namaz kılarken sual eyleyen bir kişiye
ayetle cevap vermek namazı bozar. Hakeza ismi Yahya veya Musa olan kişiye
hitaben Kur’an’da geçen “Ey Yahya! Kitabı kuvvetle al” veya “Ey Musa! Sağ elindeki nedir” ayetlerini hitap
maksadıyla okunduğunda namaz bozulur.
—Namaz dışında bir kimsenin vereceği talimat
doğrultusunda herhangi bir iş yapılmış olsa namazı bozar.
—Namaz kılana müjde haber ulaştığında
cevaben ‘Elhamdülillah’ dendiğinde; bu mevzu ihtilaflı olsa da, İmam
Yusuf bu konuda “Biriniz namazda iken
başına bir hal gelirse tespih etsin” hadisi şerifinden hareketle
bozulmadığına hükmetmiştir.
—Ölüm bildiren bir haber karşısında ‘İnna
lillâh ve innâ ileyhi râciûn’ ifadesiyle karşılık vermek namazı bozar. Zira
bu ifade cevap verme hükmünde bir kelamdır.
—Bir kimse Allah adını işittiğinde cevap
maksadıyla ‘Celle celâlühu’ dediğinde veya peygamberimizin ismi anıldığında
cevap amaçlı ‘Salâvat’ getirdiğinde namaz bozulur. Şayet övgü maksatlı salâvat
okursa bozulmaz.
Şeytanın ismi anıldığında ‘lanet’
edilirse namaz bozulur. Zira bu tutumda namaz dışından gelen çağrıya cevap
vermek hükmü taşır.
—Ağlamakla namaz bozulur. Hele hele
dünya işleri icabı ağlamak namazın ruhuyla bağdaşmaz. Hakeza ağrı veya sızıdan
dolayı inlemek, ahlamak, uflamak, puflamak ve üflemekte öyledir. Dolayısıyla namazdayken
bir musibete binaen ‘Vay başıma gelenler’ dense namaz bozulur, hatta sesli
ağlansa da öyledir. Ancak cennet ve cehennemi hatırlayaraktan ağlamak bundan
istisnadır. Belli ki bu tür ağlayışta uhrevi hassasiyet söz konusudur.
Namazdayken
imamın kıraatinden etkilenip ağzından ağlamalı ‘Hay, Hay...’ ifadeleri çıktığında namaz bozulmaz. Zira bu durum huşu
hali olarak yorumlanır.
— Kişinin kendi duyacağı şekilde
gülmesi namazı bozar.
—İnsan sözlerine benzer ifadelerle dua etmek veya
namaz içerisinde Kur’an ve sünnette olmayan bir şeyle dua etmek namazı bozar.
—Başkasına teşmitte bulunmak, yani
aksırana ‘Yerhamükellah’ demek namazı bozar, ama aksıran kendine söylerse bozmaz.
—Namazdayken bir başka namaz kılanın ‘Veled’dalin’
dediğini işitir de ‘âmin’ derse namaz bozulmaz. Yine de bu konuda bozulur diyen ulemada
vardır.
—Vesveseyi
gidermek için ‘lahavle vela kuvvete illa billâh’ denildiğinde dünya maksadını
güdüyorsa namaz bozulur, ahret içinse bozulmaz.
—Namaz esnasında terastan bir şey
düştüğünde karşılığında ‘besmele’
çekilirse, ya da dua veya beddua işittiğinde
karşılığında âmin denildiğinde namaz bozulur.
— Bir kimse tabii olduğu imamının dışında başkasının
yanlışını düzeltmeye kalkışması namazı bozar, çünkü bu öğrenme ve öğretme kapsamında
değerlendirilir. Fakat kendi imamına yönelik düzeltme yapsa namaz bozulmaz.
Zira bu durum namazın doğru kılınması içindir.
İmam
kıraat okurken, dili tutulduğunda farz miktarı okumuşsa rükûa gitmesi gerekir ki hatırlatmaya muhatap
kalmasın. Dolayısıyla böyle bir durumda cemaatin ayeti hatırlatması mekruhtur.
Yine namaz kılan kişinin namaz dışındaki birinin telkiniyle okuyuşunu
düzeltmesi namazı bozar, çünkü bunda öğrenme söz konusudur.
—Namazda Kur’an'ın manasını bozacak
şekilde veya teganniyle okumak namazı bozar. Hatta kıraati yanlış okumakta
öyledir.
—Mihrap
üzerine yazılı ayeti okumak, ya da ezberinde olmayan sureyi Kur’an’a bakarak
okumak namazı bozar. Fakat bu hususta İmamı Azam en az bir ayet okuyunca namaz
bozulur şerhi düşmüştür. Belli ki ezberinde olmayan bir sureye bakarak okumak bir
başkasından öğrenmek gibi değerlendiriliyor. Tabii ki ezberindeki bir ayeti
okumak bunun hilafına olup namaz bozulmaz. Zira burada öğrenme söz konusu değildir.
—Dil
sürçmesi (Zelle-i kari) namazı bozar.
Ancak şeddeli bir harfi şeddesiz, şeddesizi şeddeli okumakla namaz
bozulmaz. Ve yine Kuran’ı makamında manayı değiştirmemek kaydıyla sırf sesi
güzelleştirmek ve kıraati zinetlendirmek için okunduğunda zarar etmez, hatta
müstehap olur.
—Az veya çok fark etmez herhangi bir
şey yiyip içmek namazı bozar. Velev ki unutarak bir susam tanesi yemiş olmakta
buna dâhildir. Keza ağzına yağmur damlası düştüğünde yutmakta öyledir. Demek ki
bir buğday tanesi yenilse ya da bir damla su içilse ister kasten, ister yanılarak
olsun namazı bozabiliyor.
—Kusmuk ağız dolusu olursa namazı
bozar, sadece az miktarda yutulan kusmuk bozmaz.
— Diş arasında kalmış nohut tanesi kadar
yemek artığını yemek namazı bozar, ancak
yemiş nohut tanesinden küçükse bozmaz.
—Özürsüz kıbleden göğsü çevirmek namazı
bozar.
—Arada hiçbir mani bulunmayan pislik
üzerine secde etmek namazı bozar.
—Namaz esnasında başkasına selam vermek veya almak
yahut tokalaşmak namazı bozar, ancak selamlama el ve kaş işaretiyle olursa
bozmaz.
—Namaz kılarken bilerek özürsüz abdesti
bozmak namazı bozar.
Namazda iken abdesti
bozacak bir durum meydana gelirse:
—Ya abdest alıp yeniden kılmalı, ya da mescit
içinde abdest almanın akabinde eksik kalan namazını tamamlamak gerekir. Ancak abdest
maksadıyla mescidin dışına çıkılmışsa, ya da gidiş gelişlerde Kur’an okunmuşsa,
hatta o arada avret yeri açılmışsa artık bu namaz kaldığı yerden bina edilemez.
Yine bir insan düşünün ki abdestsiz olduğunun zannıyla namazı terk edip ancak bir
süre sonra abdestli olduğuna kanaat getirip namaz kılmaya kalkıştığında o namaz
bozulur, velev ki mescitten çıkılmasa da öyledir.
İmama abdestsizlik hali gelse cemaat içinde
elverişli bir kimseyi işaret yoluyla elbisesinden tutup mihraba geçirmekle
istihlaf yapmış olur. Şayet yerine adam geçirmeksizin (istihlaf yapmayıp)
mescitten çıkmış olsa cemaatin namazı bozulur.
İstihlaf sözle değil işaretle
gerçekleşir. Şöyle ki;
—Bir
parmakla işaret edildiğinde bir rekât kıldı manasınadır.
—İki parmakla işaret
edildiğinde iki rekât kıldı manasınadır.
—Elle diz kapaklarına
vurulduğunda rükû terk edildi manasınadır.
—Alnıyla işaret edildiğinde secde
terk edildi manasınadır.
—Ağızla işaret edildiğinde
kıraatin terk edildiğine işarettir.
Demek
ki; istihlâf namaz esnasında imamın herhangi özrü sebebiyle yerine cemaatten ehil
birisini birtakım işaretler yardımıyla veya elbisesinden çekmek suretiyle
mihraba geçirme işlemidir. Ama imam isterse istihlafa gitmeksizin özrüne binaen
mescit içerisinde abdest alıp kaldığı yerden namazı bina edilebilir de. Ancak mescit içerisinde abdest alınacak su
yoksa istihlâf cihetine gitmesinde fayda var. Şayet cemaat istihlâf bilincinden
yoksunsa namazı yeniden kıldırması daha uygun düşer.
Şurası
muhakkak imam istihlâf yapmakla tam manasıyla imam olmaktan çıkmış sayılmaz da.
Nitekim imam mescit içerisinde abdest alıp yerine geçirdiği halifesi daha bir rükûun
eda etmeksizin namaza yetiştiğinde tekrar imam konumuna geçebiliyor.
İstihlafın sahih olması için üç şart
gereklidir, bunlar;
—İmam
bulunduğu namazgâhtan veya yerden (evden) dışarı çıkmış olmaması,
— İmamda namazı bozan
hallerin zuhur etmesi lazım gelir,
—Kılınan namaza devam
etme şartlarının ortadan kalkması lazım gelir.
Anlaşılan o ki istihlâf; abdestin bozulması, mesh müddetinin geçmesi,
şiddetli hastalık hali ve kıraatten acizlik gibi durumların vuku bulmasına
istinaden bir uygulamadır. Malum; imam ve cemaat arasında gönül bağına benzer
bir namaz bağı söz konusu ki imamın namazı bozulduğunda cemaatin namazı da
bozulmuş olur. Hatta son oturuşta imam
ölmüş olsa bile aynı hüküm geçerlidir. Dolayısıyla bu tip durumlarda cemaat yeniden
namazı kılması gerekir.
—Teyemmümle namaz kılan bir insanın namaz
esnasında suyu görmesi namazı bozar. Ancak bu namaz cemaatle kılındığında cemaatten
biri namaz esnasında suyu görür de imam görmezse gören kişinin namazı bozulur.
—Mesh müddetinin sona ermesi ya da
mestlerin çıkarılması namazı bozar.
—Rükû ve secde yapmaya gücü
yettiği halde imayla namaz kılmak namazı bozar.
—Delilik
veya baygınlık halinde namaz bozulur. Tabii ki delilik ve baygınlıkta zaman
dilimi esastır. Dolayısıyla delilik ve
baygınlık bir gün ve bir geceden fazla bir süre sürdüğünde namazın kazası lazım
gelmez. Dahası devamlılık gösteren bir delilik halinde ibadetler düşebiliyor. Madem
delilikte zaman dilimi söz konusu, o halde bu durumda eda edilen namazların
hükmü konusunda, İmam Muhammed’e göre bu süre altıncı namaz vaktinin girmesiyle
sınırlıdır. İmamı Azam ve İmam Yusuf’a göre ise bu süre bir gün ve bir geceyle
sınırlıdır. Şayet delilik süreci bir ay
devam ederse sadece namaz değil, bunun yanı sıra oruçta düşer. Bir aydan önce
iyileşirse aradan geçen zamanı kaza eder. Zekâtta ise bu süre bir senedir.
Şu da
bir gerçek, deliler malları telef ettiklerinde tazminle cezalandırılır, fakat
sözlerinden dolayı cezalandırılmazlar. Zira onların akit ve ikrarları sağlıklı
değildir.
Delinin iman etmesi veya dinden dönmesi
ebeveynine veya velisine bağlı olarak muteberlik kazanır. Gayrimüslim bir
delinin hanımı Müslüman olsa, delinin velisine Müslüman olması teklif edilir.
Bu durumda kabul ederse delinin nikâhı devam eder, kabul etmezse ayrılmalarına
karar verilir.
Bu arada delilikten bahsetmişken
bunaklığa da değinmekte fayda var. Malum bunaklık kâh akıllıca, kâh delice
davranış hallerin görüldüğü bir arızi hastalıktır. Bu yüzden bunaklar akıllı
çocuk hükmüne tabi tutulur. Dolayısıyla bunak olan bir kişi mümeyyiz bir çocuk
gibi başkasına veli olabiliyor. Ancak bunlardan kalan akdin hakları kendilerine
değil müvekkillerine ait olur.
Baygınlık uykunun üstünde bir haldir.
Baygınlık ibadetleri iptal etmenin yanı sıra ihtimaldir ki abdesti de bozar.
Ki; baygınlık namaz bakımdan delilik hükmünde değerlendirilir. Ancak oruç ve
zekât bu kapsamda değerlendirilmez.
—Bakmak suretiyle cünüp olmak, ya da
namazda otururken uyuya dalıp ihtilam olmak veya rüya sebebiyle meninin gelmesi
namazı bozar. Ancak namaz içerisinde cinsel manada düşünmek namazı bozmaz, zira
onlardan korunmanın imkânı yoktur.
Namaza durmuş bir erkeği eşi öper veya dokunursa
namaz bozulmaz. Çünkü cinsel yaklaşma konusunda erkek asıldır. Ancak erkeğin
şehveti uyanırsa namaz bozulur. Bir kadın namazdayken erkeği dokunduğunda ya da
şehvetle öptüğünde namazı bozulmaz. Anlaşılan cinsellikte erkeğe itibar
edilmektedir.
Kadınla beraber aynı hizada beraber kılınan
namazın bozulmasının sebebi sanıldığı üzere şehvet değil, bilakis erkeklerin
durmaları farz olan makamı veya duracağı yeri terk etmelerinden dolayıdır.
Hatta aynı hizada ihtiyar nine ve nikâh düşmeyen akrabalar da bulunsalar hüküm
yine aynıdır. Ancak kız çocuğu bundan istisnadır. Yani akıl baliğ olmuş ve
gelişmiş bir kız çocukla aynı hizada kılmak namazı bozar.
Elbette ki kadın erkek aynı hizada namaza
durması namazı bozar bozmasına da, ancak bununda kendine özgü bir takım kural
ve kaideleri vardır. Şöyle ki;
-Bir
kere kılınan namaz başlangıç tekbiri bakımdan ortak bir namaz olmalı ki
bozulmaya sebep teşkil etsin, yani
kılınan namaz aynı namaz değilse batıl olmaz.
-Erkekle kadının saf oldukları alan ve
hizanın aynı olması namazı bozar. Bir hizadan durmaktan maksat elbette ki bir rükün
miktarı kadar durmaktır. O halde bir rükün miktarı kadar aynı hizada durmakla
namaz bozulmuş olur.
Temyiz
parlak oğlan biriyle aynı hizada namaz kılmak namazı bozmazsa da sakalı bıyığı
bitmemiş gencin arkasında namaz kılmak keraheti tenzihiyedir. Çünkü bu fitneye
yol açabilecek bir durumdur.
Deli kadınla aynı hizada bulunmak namazı
bozmaz. Zira delinin kıldığı namaz sahih değildir.
Mahrem kadınlarda olsa aynı safta aynı
hizada namaz kılmak sahih değildir. Anlaşılan o ki, akıl baliğ bir kadının erkeklerle topuk ve
baldırları itibariyle aynı hizada namaz kılması namazı bozan bir husustur.
Ancak cenaze namazında aynı hizada bulunulsa bozulmaz, çünkü cenaze namazında
rükû ve secde yoktur. Zaten cenaze esas itibariyle duadır.
-Erkekle kadının
yönleri bir olduğunda namaz bozulur. Ancak Kâbe’de kıble yönlerinin ayrı olması
hasebiyle erkek kadın yan yana kılsa da namaz bozulmaz. Kaldı ki Kâbe’de
zaruret söz konusu olduğunu da unutmamak gerekir.
Aynı
imam arkasında kadınlar erkeklerin önünde saf tuttuklarında tüm saftaki erkeklerin
namazı bozulmuş olur.
Malum, erkek ve kadının bulunduğu bir mescitte karşıt
cinsiyetten bir kısmının mescidin zemininde, diğer kısmının en az bir adam boyu
yükseklikte bir yerde namaz kılmasında bir beis yoktur. Keza karşıt cinsiyettekilerin
aralarında bir perde, bir direk, ya da bir adam sığacak kadar açıklık bulunması
da öyledir. Aslında tüm bunlara ilaveten en önemli ayrıntı kadınların mescitte
namaz kılmaktansa evlerinde kılması hususudur. Ki, kadın için bu daha bir takva
davranış olacaktır.
Cariye azat olduğunda derhal örtünmeyip
namaza durduğunda o namaz bozulur. Zira örtünme farzı azat edildiği günle
başlamaktadır.
— Namaz içerisinde ardı sıra devam
etmeyen yürüyüş namazı bozmaz. Şöyle ki;
Bir kimse namazdayken kıbleye karşı
yürüdüğünde bakılır; şayet bir saf kadar yürür, sonra bir rükün eda edecek
kadar durur; sonra aynı şekilde tekrar yürür tekrar durursa namaz bozulmaz. Bu bize
yer değiştirmeksizin veya devamlılık arz eden çok yürüyüş olmadı durumlarda namazın
bozulmadığını gösterir. Nitekim bir kimse safa girmek için bir saf miktarı yürüdüğünde
namaz bozulmaz, şayet bir saftan fazla
yürürse bozulur.
Namazını bozan bir kişi şu hükümlere tabi
olur;
—Özürsüz bozmuşsa haramdır.
—Malı zayi olduğu için
bozmuşsa mubahtır.
—İkmal için bozmuşsa müstehaptır.
— Can kurtarmak için
bozmuşsa vacip olur.
Demek ki, tehlikeli durumlarda; mesela bir kimseyi ölümden kurtarmak, ya da
bir malı zayi olmaktan kurtarmak adına yukarda bahsedilen sıralı hükümlerden
birine dâhil olur.
Düşünün ki bir baba ya da anne evladının
nafile namaz kıldığını bildiği halde yanına çağırsa çağrıya icap etmesi
gerekmez. Malum Allah’a masiyet söz
konusu olduğunda anne baba da olsa hiçbir mahlûka itaat edilmez. Tabii ki namaz
kıldığını bilmeksizin çağırdığında iş değişir. Bu durum da evlat ayakta bir
tarafa selam verip icabet etmesi lazım gelir. Namaz kılan her kim olursa olsun
imdat diye bir ses işittiğinde kurtarmaya gücü yetecek iradeyi kendinde
hissettiğinde kıldığı namaz ister nafile, ister farz olsun namazı bozup yardıma
koşması farz olur.
—Namazda setri avret hükmü gereği
örtünmesi gereken yerin üç tespih miktarı kadar açık bulunması namazı bozar. Öyle
ki; çıplak kılan birinin avret yerlerini örtecek elbise bulması, ya da özür
sahibinin özrünün ortadan kalkması durumunda da namaz bozulur.
— Dört veya üç rekâtlı namazlarda iki
rekâtın başında selam vermek, yani dört rekâtlı bir namazı iki rekât sanarak
birinci oturuştan sonra selam veren kimsenin namazı bozulur. Fakat yanılarak selam vermesi namazı bozmaz.
—Sabah namazı kılarken güneşin doğması,
Bayram namazını öğlenin vaktinin girdiğinde kılınması ve Cuma namazının ikindi
vaktinde kılınması namazı bozar.
—Rükünleri imamdan önce eda etmek
namazı bozar.
—Namazda fazla meşguliyet ya da iş yapar gibi
gözükmek ve üç hareketi arka arkaya yapmak namazı bozar. Mesela çokça çiğnemek
veya üç defa çiğnemek bu kapsamda değerlendirilir. Şeker ağza alındığında
çiğnenmezse bir şey lazım gelmez, ama tadı mideye vardığında namazı bozar. Şayet
namazdan önce yenmiş kaydıyla sonradan namaz içinde tadı tükürükle boğaza
gitmişse namaz bozulmaz.
Namaz kılarken yerden bir taş alıp kuş
veya benzeri bir şeyi hedefleyip atılacak olsa namaz bozulur. Ancak bu
meselenin bir istisnası var ki, şayet atılan taş bir elle atılmışsa bu durum az
bir iş olması hasebiyle namaz bozulmaz, ama bunu yapmakla günah işlemiş olur.
Birbiri ardınca üç hareket ameli kesir
(çok iş) olduğundan namaz bozulur. Zira
binek üzerinde namaz kılanın ard arda hayvana üç defa vurması bunun tipik
misalidir. Bu misalden de anlaşıldığı üzere bir veya iki vurulursa namaz bozulmaz.
Hakeza namazda iken hayvandan inmekte kolaylık (az iş) olduğundan namaz
bozulmaz. Demek ki binmekte ki zorluk namazı bozmaya, inmekte ki rahatlık (ferahlık)
namazı kurtarmaya yetiyor.
Yine
namazda kılmakta olan bir kimseye el veya kamçı vasıtasıyla vurmak çok işe
girdiğinden namazı bozar. Ayrıca bir kimse rükûa varırken ya da doğrulurken ellerini kaldırması da ameli kesir
bir fiil olduğu içindir namaz bozulur.
Namazda
iken ayakkabıyı eller kullanılarak giyildiğinde namaz bozulur. Zira giyinmekte
hem zorluk var hem de çok işe muhtaçlık vardır. Ama çıkarmak öyle değildir, yani
ayakkabıyı çıkarmakta kolaylık olduğundan namaz bozulmayacaktır.
Bir kimse gözüne sürme, bedenine yağ
sürse, ya da sakal ve saçını tarasa
ameli kesir (çok iş) fiile gireceğinden
dolayı namaz bozulur. Yine her kim namazdayken eliyle üç defadan az
elbisesiyle, bedeniyle ve sakallarıyla oynasa bu mekruh kapsamında
değerlendirilir. Şayet namazda tekrarlama yapılmaksızın tek bir el yardımıyla
baş sarığını veya takkesini kaldırıp yere koyarsa namaz bozulmaz. Hakeza
bunları yerden kaldırıp başa koymakta öyledir. Ancak tüm bu yapılanlar çok işe
muhtaç olursa namazı bozar.
Bir kimse namazda değişik rekâtlarda iki kere
veya birer kere kaşımış olsa namaz bozulmaz. Ancak bir rekât karşılığında
birbiri ardınca üç defa kaşımak namazı bozar.
Namazda çocuğu alıp emzirmek ameli kesir
bir fiil olması hasebiyle namazı bozar.
Velhasıl, siz siz olun göz nurumuz
namazı bozmayın.
Vesselam.
Faydalanılan kaynaklar: İbn-i
Abidin, İslam Fıkhı ansiklopedisi (Prof.
Dr. Vehbe Zuheyli), İslam İlmihali (Ömer Nasuh’u Bilmen)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder