22 Aralık 2016 Perşembe

HALKIN SİVİL İNİSİYATİFİNE AÇIK MEDYA ŞART



   HALKIN SİVİL İNİSİYATİFİNE AÇIK MEDYA ŞART

                                                                       SELİM  GÜRBÜZER

         Her ne kadar medya dördüncü kuvvet diye takdim edilse de uygulamalara baktığımızda ülke gündeminde birinci kuvvet konumdadır. Bazen haber alma kaynağımız, bazen yerine göre yargıç, bazense savcı ve hâkim hükmünde hareket eden bir iletişim ağıdır.
      Medyamız bir türlü halkın sesi olmaya namzet olamadı. Düşünce özgürlüğü adına zihinleri şaşkına çevirecek bir izlenim veriyor. Her nedense yanlış yönlendirmeler, doğru yönlendirmenin önünde seyrediyor. İşte bu yüzden Aldous Huxley; ‘Şimdiye kadar bunca çok, bunca azın elinde kalmamıştı’ derken medyanın (yazılı ve görsel basın) içine düştüğü hazin tabloyu ortaya koymuştur.  Zira serzenişinde haklı da.
         Elbette ki, medya iletişim çağında çok büyük önem arz eder, ama asli görevini yapmak kaydıyla bu böyledir.  Haddini aştığında bazen kartel, bazen yandaş, bazen muhbir,  bazen yoldaş olabiliyor. Düşünsenize insanlar doğru haber almanın hevesiyle medyayı takip ederken, bir sabah uyandığında ansızın hayal kırıklığına uğrayıp iç dünyaları biranda altüst olabiliyor. Bu durum elbette ki güvensizlik doğurmakta. Belli ki medya belirli güç odaklarının kontrolünde olması hasebiyle bir türlü özgür iletişim sunamıyor. Her şey patronun iki dudağı arasında şekillenmektedir. Dolayısıyla bu durum kitlelere doğru haber iletilmesinde engel teşkil eden bir tablo ortaya koyuyor.  Maalesef katılımcı medya anlayışı yerine medyatik sultanın ikame edilmesi yarınlarımızı karartıyor habire. Oysa medya denetimini kendi iç bünyesinde yapmalı ki genel manada objektif medya anlayışı gerçekleşebilsin. Medyatik sultaların cirit atması iç denetimi kendiliğinden ortadan kaldırmaktadır. Zaten hür düşünceden yoksun yazar veya yayın ekibi okuyucusuna ne verebilir ki, kaldı ki sansür mekanizmasının alabildiğine işlediği bir ülkede hür basından bahsetmek abesle iştigal olacaktır.
          Bir kere medya hiçbir etki altında kalmaksızın bağımsız faaliyet gösterebilmeli. Belirli sermaye odaklarının istekleri doğrultusunda faaliyet gösteren medya kuruluşlarıyla nereye kadar gidilebilir ki?  Devlet-sermaye-medya üçgeniyle kamu vicdanı nasıl dindirilebilir ki? Her şeyden önce yanlış yönlendirmelerden kurtuluş yolu var mı diye kafa yormak gerek. 
          Madem insanız, doğup büyüdüğümüz bu topraklarda susmak, ya da nefret etmekle mi oyalanacağız? Hem madem tavır gösterme ihtiyacı duyuyoruz, o halde düşünce dağarcığımızı ve duygularımızı başkalarının emellerine alet etmemek adına biraz da kendimiz gibi olmayı düşünsek fena mı olur? Şöyle bir silkinip önce ev, sonra çevre, daha sonra iş alanları ve bir dizi mekânlar dâhil her şeyi biçimlendirme gücünü kendimizde görebilmeliyiz. Yeter ki bu şuura sahip olmasını bilelim, gerisi gelecektir elbet.
        Anlaşılan o ki, medyayı birkaç patronun tekelinden kurtarmak gerekiyor. Halkın denetim mekanizması bizatihi medyanın patronu olmalı. Taban tarafından yönlendirilen medya anlayışı gerçekleştiğinde, asıl o zaman bağımsız medya ve hür yayıncılıktan söz edebiliriz. O halde masa başı haberler yerine,  olayları yerinde inceleyen ve en üst seviyede teknik imkânlarla donatılmış medya esas alınmalıdır. Gerektiğinde sivil toplum kuruluşları da devreye girmelidir.
           Güç merkezleri halkı koyun gibi gütmek istedikleri için, kamuoyunun düşüncelerine pranga vurmaktan hayâ duymuyorlar. Kendilerini toplum üstü akıllı üyeler gördüklerinden olsa gerek halkın düşüncelerini denetleme hevesine giriyorlar. Üstelik kapılarını halka kapatıp onlar adına ahkâm kesiyorlar. Oysa bir avuç azınlığın çoğulcu halk kitlelerin önünde mevzi belirlemeye hakkı yoktur. Demoklesin kılıcı birkaç patronun keyfince kitleleri hizaya çekilmeye çalışıldığı ve çoğunluğun bunca az elitist tabakanın insafına terk edildiği bir dünyada hak ve hakikatten dem vurmak ne derece etik bir yaklaşım, doğrusu anlamış değiliz.   Maalesef toplumun değer yargılarına yönelik kara propagandalar malum zinde güçlerden destek alarak gerçekleştiriliyor. Totaliter sistemlerde faşizan baskılar ne ise, demokrasilerde de yalan yanlış propagandalarla kitleleri yönlendirmeli yayıncılıkta odur. Şaşkına çevrilen halk, sivil inisiyatif hamlesi köreldiği için ister istemez sultaların hareket manevralarına yem olmakta. Halk ara sıra yerinden doğrulup silkinip kıpırdayacak gibi olsa da,  neye yarar ki, anında bastırılma metotları devreye girmesiyle birlikte uyanmalarına fırsat verilmez de.  Neyse ki zaman içerisinde kitlelerde sivil toplum şuuru geliştikçe sinmişliğini üzerinden atabiliyor. Derken analitik düşünce toplumun tüm katmanlarına yayıldıkça medya patronlarının da keyfi kaçmakta, aba altından güç gösterisi bir bir dökülmeye yüz tutuyor. Sivil toplum gerçeği, insanların inisiyatifi bilincini harekete geçirip, medyaya bağımlı kalmaktan kurtarıyor. Medya olayları çarpıtsa da sivil toplum örgütlerinin ayak sesleri onları bir gün hizaya sokacağı muştusunu veriyor.
        Tabii medya bu gelişmeler karşısında boş durmayıp uyanan kitleleri bir yandan bastırmak için taktik üretme yoluna giderken diğer taraftan birbiri sıra hayali senaryolar servis edilmektedir.  İnsanları ekran başlarında tutmak adına hayali düşmanlar icat etmekten geri kalmıyorlar. Nitekim CNN gibi meşhur televizyon kanalları gündem oluşturmak için önce Saddam’ı şişirmişler, sonra da birinci tehdit unsuru olarak ilan etmişlerdir. Niye ilan etmesinler ki, nasıl olsa ortada bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye sorgulayanda yok. Keza yine Irak için seferber olanlar İsrail’in işlediği sayısız cinayetler karşısında sırra kadem basmışlardır. Aslında bu çifte standart tutumlar medyanın içerisine düştüğü gayya kuyusunu gözler önüne seriyor. İşte bu noktada tüm insanlık, olayları yansıtılış biçimine kapılmadan medyanın yönlendirmelerinden sıyrılıp iyi bir gözlemlemeyle aklını çalıştırabilmeli. Bizim üzerimizden oynanan bu oyuna gelmemek için hür düşünce kanallarının ardına kadar açmak gerekir.
         Türkiye’de gazetecilik yapmak batıda ki kadar hiçte kolay olmadığı muhakkak. Gazete çalışanlarının çoğu kez medya patronlarından bağımsız objektif haber yapamadıkları malum. Belki de medya, patronlarının baskısından bir kurtulabilse objektif habercilik yapma açısından Türkiye cennet olacaktır. Zira her ne ararsan bu topraklarda mevcut.  Zaten her kim ki,  ülkemiz için haber kaynağı bakımdan kıt bir ülke diyorsa, biliniz ki o insanın aklından zoru var demektir. Gerçek şu ki; hem haber alma kaynakları bakımdan zenginiz,  hem de tarihi birikiminin vermiş olduğu avantajla köşe yazısı,  araştırma ve inceleme yazıları yazmaya en elverişli şartlara haiz bir ülkeyiz. Maalesef tüm bu zengin kaynaklara rağmen yalanın bir parçası bin olduğu bir enformasyon ağıyla karşı karşıyayız. Artık yalan makinesinin gırla çalıştığı böylesi bir medya yapılanmasına tahammülümüz kalmadı dersek yeridir. İşte bu yüzden medyanın birkaç güç odağının oyuncağı haline dönüştürülmesine sessiz kalınmasını tasvip etmiyoruz. Pekâlâ, aydınlık yarınlar için sivil inisiyatifimizi seferber edip medyatik baskılara son verebiliriz. Her sağduyulu insan bu olup bitenlere artık dur diyecek feraseti kendi içinde başlatırsa, işte o arzuladığımız halkın denetimine tabii medya anlayışının sökün edeceğine inancımız tamdır. Fakat kendi kabuğumuza çekilip aman boş ver mantığına sarılırsak tüm olup bitenleri seyretmekten başka yapabilecek hiçbir şeyimiz kalmayacaktır.
         Medya deyince asıl zihnimizde canlandırılması gereken husus, her türlü sultaların hâkimiyeti altından sıyrılmış, kendi hür iradesini ortaya koyup halkı aydınlatan ve halkla barışık ideal medya olmalıdır.  Gel gör ki, bir kısım medya birkaç patronun inisiyatifi istikametinde faaliyet göstermektedir. İşte söz konusu medya 3N1K kuralını metot olarak işletmesi gerekirken yalan üzerine kurulu bir enformasyon rol üstlenmişlerdir. Maalesef bu tarz medyanın izlediği metot tümden gelimciliktir. Bir başka ifadeyle olayları kritik ederken birtakım genellemelerden hareket ederler. Oysa özelden genele metot edinmiş bir medyamız olsaydı masa başı haberler olmayacaktı,  tam aksine yerinde inceleme esasına dayalı objektif habercilik doğacaktı. Ne yazık ki zihinlerini medya patronların genel yaklaşımlarına endeksleyenler haber ve yorumlarını kamuoyunu rencide edecek şekilde sunuyorlar. Dahası işimden olurum kaygısı, medya mensuplarını patronların istek ve taleplerinin emrine amade kılıyor. Sivil inisiyatif refleksini yitirmiş medya ister istemez araştırmacı ruhunu yitirip bütünden parçaya metodun parçası olmuşlardır.
           Medyanın kendine çekin düzen vermesi şart. Her şeyden önce eski alışkınlıklarını terk edip özelden genele izlenen bir yol takip etmek gerçek haberciliği, gerçek yorumu ve gerçek medya anlayışını beraberinde getirecektir. Zira böyle bir anlayışta üstünlük medya patronunun iki dudağı arasında gizli kalmayacak, bilakis medya çalışanların hür iradesi ve halkın derin sinesi galip gelecektir. Ayrıca medyatik güç amaç olmayıp, toplumu aydınlatan ve onun hizmetine koşan araç olmalıdır.  İşte böyle bir medya anlayışına ulaşmak için medya sultalarının hegemonyasından kurtulmakla mümkün. Kaldı ki analitik bir bakış, objektif haber yapmak için olayları yerinden izlemek ve kaynağına inmekle gerçekleştirilir.    Madem öyle şimdi sormak zamanıdır; Güneydoğu meselesini Ankara’da masa başında oturarak yorumlamak mı daha sağlıklı bir yol, yoksa bizatihi oralara gidip halkın içerisine karışıp yerinde görüp meseleyi açıklığa kavuşturmak mı? Elbette ki olay mahallinde bulunarak yapılan habercilik daha gerçekçi olacaktır.
         Velhasıl; Türk medyası ne zaman ki halkın sivil inisiyatifini nazarı itibara alıp ona değer verdiği zaman biliniz ki o vakit yarınlarımız aydınlık olacaktır.

            Vesselam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder